Yapay Zekâ ve Solow Paradoksunun Dönüşü

 

Yapay Zekâ ve Solow Paradoksunun Dönüşü[1]

Ercan Eren

Yapay zekânın verimliliği artırdığına dair firma düzeyinde kanıtlar birikiyor, ama ulusal istatistikler henüz aynı hikâyeyi anlatmıyor. Bu tablo iktisatçılara tanıdık geliyor: kırk yıl önce bilgisayar için de aynı bilmeceyi konuşuyorduk.

Bugünkü bilmecenin çerçevesi şöyle. ABD'de istihdam artışı durma noktasına gelmişken büyüme sürüyor; bu, çalışan başına çıktının arttığını düşündürüyor. Öte yandan pek çok ölçüte göre verimlilik artışı kıpırdamadı, hatta 2026'nın ilk çeyreğinde yavaşladı. Firma düzeyinde ise durum daha net: 12 binden fazla Avrupa firmasını kapsayan bir çalışma, YZ benimsemesinin emeğin verimliliğini ortalama %4 artırdığını ve kısa vadede istihdamı azaltmadığını gösteriyor.

Mikroda görünen kazanım makroda neden kayıp? Bu yazıda sorunun tarihçesine, üç olası açıklamaya ve işin politik iktisadına bakacağım.

Kırk yıllık bir bilmece

Robert Solow 1987'de, bir kitap değerlendirmesinin içine sıkıştırdığı tek bir cümleyle bir literatür başlattı. Bilgisayar çağını her yerde görebildiğimizi, bir tek verimlilik istatistiklerinde göremediğimizi söylüyordu. Ofisler bilgisayarlarla dolmuştu ama emek verimliliğinin artış hızı 1970'lerden beri düşüktü.

Paradoks boşa çıkmadı, ama gecikmeyle cevap buldu. ABD'de 1995–2004 arasında bilgi teknolojilerinin üretimi ve kullanımına bağlı belirgin bir verimlilik canlanması yaşandı. Sonra 2004'ten itibaren hız yeniden kesildi. Yani ilk paradoks çözülmekten çok ertelendi; canlanma on yıl sürdü ve kalıcı bir rejim değişikliği yaratmadı.

Bu gecikmenin en iyi açıklamasını bir iktisat tarihçisi yaptı. Paul David 1990'daki "Dinamo ve Bilgisayar" makalesinde, elektrik motorunun fabrikalarda verimliliğe yansımasının yaklaşık kırk yıl sürdüğünü gösterdi. Sorun motorda değildi. Buhar çağının fabrikaları tek bir merkezi mil ve kayış sistemine göre tasarlanmıştı; buhar makinesini elektrik motoruyla değiştirmek tek başına pek bir şey kazandırmadı. Kazanım, fabrikalar her makineye kendi motorunu veren, tek katlı, iş akışına göre düzenlenmiş yapılara dönüştüğünde geldi. Bu da bir kuşak sürdü.

Bresnahan ve Trajtenberg bu sezgiyi "genel amaçlı teknoloji" kavramıyla biçimsel hale getirdi. Buhar, elektrik, bilgisayar gibi teknolojiler tek başlarına değil, onları kullanan sektörlerdeki tamamlayıcı yeniliklerle değer üretir. Yapay zekâ bu ailenin en yeni üyesi sayılıyorsa, aynı gecikmeyi beklememiz için iyi bir nedenimiz var.

J-eğrisi: ölçemediğimiz yatırım

Bugün iktisatçıların en sık başvurduğu açıklama "verimlilik J-eğrisi". Brynjolfsson, Rock ve Syverson'ın 2021'de yayımladığı bu fikir genellikle "kazanımlar sonra gelecek" diye özetlenir. Oysa argüman bundan daha keskin.

Bir firma yeni bir genel amaçlı teknolojiyi benimserken yalnızca yazılım ya da sunucu satın almaz. Süreçlerini yeniden tasarlar, çalışanlarını eğitir, verisini düzenler, iş tanımlarını değiştirir. Bunların hepsi bir tür sermaye biriktirir, ama milli gelir hesapları bu soyut sermayenin çoğunu yatırım olarak değil, cari gider olarak kaydeder.

Sonuç ilginç bir istatistik yanılsamasıdır. Erken dönemde emeğin ve yönetim dikkatinin bir kısmı görünmez bir varlık üretmeye gider; çıktı bu varlığı içermediği için ölçülen verimlilik gerçeğinden düşük görünür. Sonra bu görünmez sermaye hizmet vermeye başlar ve ölçülen verimlilik bu kez gerçeğinden yüksek çıkar. Önce çöküş, sonra yükseliş: J harfinin şekli buradan geliyor.

Yani J-eğrisi "sabırlı olun" demekle kalmıyor, "şu anki durgunluğun bir kısmı ölçüm hatası" diyor. Bu da test edilebilir bir öngörü: eğer doğruysa, YZ'ye en yoğun yatırım yapan sektörlerde ölçülen verimlilik önce düşmeli, sonra ortalamanın üzerine çıkmalı. Veri merkezlerine, yazılıma ve örgütsel yeniden yapılanmaya bugün akıtılan paranın büyüklüğü, eğrinin aşağı inen kolunda olduğumuzu düşündürüyor.

Yine de temkinli olmakta fayda var. 2004 sonrası yavaşlamayı ölçüm hatasıyla açıklama girişimleri, örneğin ücretsiz dijital hizmetlerin yarattığı refahın hesaplara girmediği iddiası, açığın ancak küçük bir kısmını kapatabilmişti. Ölçüm argümanı ne kadar zarif olursa olsun, her şeyi açıklamaya yetmeyebilir.

Masadaki kazanç, ekonomideki kayıp

Mikro kanıtlar gerçekten etkileyici. Bir çağrı merkezinde yapılan çalışmada üretken YZ desteği, saatte çözülen vaka sayısını ortalama %14, en az deneyimli çalışanlarda ise %34 civarında artırdı. Profesyonel yazı görevlerinde yapılan deneyler sürenin kabaca %40 kısaldığını gösterdi. Danışmanlık firmalarında yapılan bir başka deney ise daha ince bir tablo çizdi: YZ'nin iyi olduğu işlerde performans sıçraması, onun yetkinliğinin dışında kalan işlerde ise hata oranında artış.

Peki bu kazanımlar neden toplamına(makro) yansımıyor? Dört neden öne çıkıyor.

Görev, iş değildir. Deneyler tek bir görevdeki hızlanmayı ölçer. Oysa bir çalışanın zamanının yalnızca bir kısmı YZ'ye uygun görevlerden oluşur ve kazanılan zaman her zaman ek çıktıya dönüşmez. Danimarka'nın idari verileriyle yapılan bir çalışma, sohbet botları yaygınlaşmasına rağmen kazançlar ve çalışma saatleri üzerinde sıfıra çok yakın etkiler buldu.

Küçük pay çarpı küçük tasarruf. Daron Acemoğlu’nun hesabı basit bir mantığa dayanıyor: toplam etki, YZ'nin etkilediği görevlerin ekonomideki payı ile bu görevlerdeki maliyet tasarrufunun çarpımıdır. Kârlı biçimde otomatikleştirilebilecek görevlerin payını gerçekçi varsayınca, on yıllık toplam verimlilik etkisi %1'in altında çıkıyor. Yıllık 1–1,5 puanlık iyimser tahminlerle aradaki uçurum, esasen bu varsayımlardan kaynaklanıyor.

Baumol'ün intikamı. Bence en ilginç kanal bu. William Baumol 1967'de, verimliliği hızla artan sektörlerin fiyatları düştükçe ekonomideki paylarının küçüldüğünü, sonunda ekonominin verimliliği yavaş artan sektörlerin hızına mahkûm olduğunu göstermişti. Bakım, eğitim, sağlık, inşaat gibi. YZ için de aynı mantık işleyebilir: YZ ne kadar başarılı olursa, hızlandırdığı sektörlerin ekonomik ağırlığını o kadar aşındırabilir.

Kazananlar zaten öndeydi. Firma düzeyindeki %4'lük kazanım bir ortalama. YZ'yi benimseyen firmalar zaten daha iyi yönetilen, daha verimli firmalarsa, bu kazanımın ekonominin geri kalanına yayılması ayrı bir soru. Avrupa bulgularının eğitim gibi tamamlayıcı yatırımları öne çıkarması da tesadüf değil.

"İstihdamsız büyüme" okumasının tuzakları

İstihdam dururken büyümenin sürmesi, ilk bakışta YZ'nin çalışan başına verimliliği artırdığına işaret ediyor gibi. Ama aynı tabloyu üretebilecek üç başka mekanizma var ve bunlar birbirini dışlamıyor.

Birincisi, emek verimliliği ile teknolojik ilerleme aynı şey değil. Veri merkezlerine ve çiplere yapılan devasa yatırım, çalışan başına düşen sermayeyi artırır. Bu, emek verimliliğini mekanik olarak yükseltir; ama iktisatçıların toplam faktör verimliliği dediği şey, yani aynı girdilerle daha fazla üretme becerisi, hiç değişmemiş olabilir.

İkincisi, bu yatırım dalgası GSYH'yi harcama tarafından da büyütür. Bir veri merkezi inşa etmek, o veri merkezi üretimde tek bir verimlilik kazanımı yaratmadan önce de büyüme rakamlarına girer. Bu bir arz etkisi değil, talep etkisidir. İthal edilen çiplerin payı ise net etkiyi azaltır.

Üçüncüsü, istihdam artışını YZ'den bağımsız nedenler de frenleyebilir: göç politikasındaki değişiklikler, nüfusun yaşlanması, işgücüne katılım oranları. Bu üç kanal ayrıştırılmadan "büyüme var, istihdam yok, demek ki YZ" çıkarımı zayıf kalır.

İstihdam tarafındaki bulgular da temkinli bir tablo çiziyor. ABD'de çalışanların yaklaşık üçte biri üretken YZ kullanıyor; ücret etkileri küçük ama pozitif, maruz kalan mesleklerde belirgin bir istihdam düşüşü yok. Bu iki şekilde okunabilir: ya YZ şimdilik emeğin yerini almaktan çok onu tamamlıyor, ya da ikame etkileri henüz verilere yansıyacak ölçekte değil. Bazı yeni çalışmalar etkinin önce işten çıkarmalarda değil, gençler için yeni pozisyonların açılmamasında görülebileceğini ileri sürüyor. Toplam istihdam serilerinde kolay fark edilmeyecek sessiz bir kanal bu.

Yeni bir Büyük Ayrışma mı?

Tartışmanın bir de politik yüzü var. ABD Ekonomik Danışmanlar Konseyi, YZ'nin önceki sanayi geçişlerine benzer bir uluslararası büyüme ayrışması yaratabileceğini savunuyor. Tarihsel analoji güçlü: Sanayi Devrimi Batı Avrupa ile Asya arasında iki yüzyıl sürecek bir gelir uçurumu açmıştı. Elektrifikasyon döneminde de ABD, yeni teknolojiyi fabrikalarına daha hızlı uyarlayarak Avrupa'yı geride bırakmıştı.

Eleştirmenlerin itirazı da yerinde. Son yıllarda ABD ile Avrupa arasında açılan büyüme farkı enerji fiyatları, maliye politikası, göç ve demografiyle de açıklanabiliyor. Bu farkın ne kadarının YZ'den kaynaklandığını ayırmak şimdilik mümkün görünmüyor.

Ama ayrışma tezinin bir retorik gücü de var. "YZ yarışı" söylemi sanayi politikasına, ihracat kısıtlamalarına ve enerji altyapısına verilen devlet desteğine meşruiyet üretiyor. Ampirik dayanağı zayıf olsa bile, tez kendini gerçekleştiren bir kehanete dönüşebilir: sermaye ve yetenek, ayrışmanın yaşanacağına inanılan yerlere akar.

Türkiye gibi orta gelirli ülkeler için asıl soru teknolojiye erişim değil. Modeller görece ucuz ve her yerden erişilebilir. Erişilmesi zor olan, David'in dinamo hikayesindeki "fabrikayı yeniden tasarlama" kapasitesi: yönetim kalitesi, beşerî sermaye, güvenilir veri altyapısı ve kurumsal öngörülebilirlik. Bu tamamlayıcı varlıklar ülkeler arasında motorlardan çok daha eşitsiz dağılmış durumda. Bir ayrışma gerçekleşecekse, muhtemelen bu kanaldan gerçekleşecek.

Sonuç: makine değil, fabrika

Mevcut tablo ne "paradoks çözüldü" demeye izin veriyor ne de "YZ abartılıyor" demeye. J-eğrisinin aşağı inen kolunda olabiliriz; Baumol'ün öngördüğü gibi kazanımların küçük sektörlerde sıkışıp kalacağı bir dünyaya da gidiyor olabiliriz.

Önümüzdeki birkaç yılda izlenecek işaretler belli. YZ'ye yoğun yatırım yapan sektörlerde verimlilik önce düşüp sonra sıçrıyor mu? Benimseme büyük firmalardan küçük işletmelere yayılıyor mu? Gençler için giriş seviyesi işe alımlar ne yönde? Ve sağlık, eğitim, bakım gibi "durgun" sektörlerde herhangi bir kırılma görülüyor mu?

Solow paradoksunun ilk versiyonundan kalan en değerli ders şu: belirleyici olan teknolojinin kendisi değil, onu çevreleyen örgütsel dönüşümdür. Elektrik motoru fabrikaya girdiğinde değil, fabrika motora göre yeniden kurulduğunda verimliliğe dönüştü. Yapay zekâ tartışmasını mühendislikten alıp iktisada, hatta iktisat tarihine geri taşıyan şey de bu.

Kaynaklar

•       Solow, R. (1987). "We'd Better Watch Out." New York Times Book Review.

•       Baumol, W. (1967). "Macroeconomics of Unbalanced Growth." American Economic Review.

•       David, P. (1990). "The Dynamo and the Computer." American Economic Review P&P.

•       Bresnahan, T. ve Trajtenberg, M. (1995). "General Purpose Technologies: Engines of Growth?" Journal of Econometrics.

•       Brynjolfsson, E., Rock, D. ve Syverson, C. (2021). "The Productivity J-Curve." AEJ: Macroeconomics.

•       Brynjolfsson, E., Li, D. ve Raymond, L. (2025). "Generative AI at Work." Quarterly Journal of Economics.

•       Noy, S. ve Zhang, W. (2023). "Experimental Evidence on the Productivity Effects of Generative AI." Science.

•       Dell'Acqua, F. vd. (2023). "Navigating the Jagged Technological Frontier." HBS Working Paper.

•       Humlum, A. ve Vestergaard, E. (2025). "Large Language Models, Small Labor Market Effects." NBER Working Paper.

•       Acemoglu, D. (2024). "The Simple Macroeconomics of AI." Economic Policy.

•       Aghion, P., Jones, B. ve Jones, C. (2019). "Artificial Intelligence and Economic Growth." NBER.

•       International Center for Law & Economics, "AI, Productivity, and Labor Markets: A Review of the Empirical Evidence".



[1] Claude AI ile birlikte yazılmıştır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cambridge'in Kışkırtıcı (Provocative) Dehası: Joan Robinson'ın Entelektüel ve Duygusal Öyküsü

TÜRKİYE'NİN ÖNCÜ KADIN AKADEMİSYENLERİ: İKTİSAT VE SOSYAL BİLİMLER ANALİZİ

Küresel Akademinin Doğuşu ve Eksen Değişimi: Humboldt İdealinden Atlantik Ötesi Sürgüne (1810-1945)