Neden Bazı İşler Devletindir? İki Gerekçe Çizgisi
Neden Bazı
İşler Devletindir? İki Gerekçe Çizgisi[1]
Ercan Eren
Giriş:
Özelleştirmenin sınırı nerede?
Bir işin devlete ait olması gerektiğini savunmanın birbirinden bağımsız iki
yolu vardır: ya özel sektörün o işi daha kötü yapacağını gösterirsiniz, ya da
kim yaparsa yapsın o işin ancak kamu adına yapıldığında meşru olacağını.
Birincisine araçsal gerekçe, ikincisine içsel ya da meşruiyet gerekçesi
diyebiliriz.
Özelleştirme dalgasının zirvede olduğu 1980 ve 1990'larda bile bazı alanlar
tartışmalı kaldı. Kâr amaçlı şirketlerin işlettiği cezaevleri, Irak'ta
sivilleri öldüren özel askeri şirket Blackwater, vergi toplama işinin
şirketlere ihale edilmesi bunların en bilinen örnekleri. Tarihçi için bu
tartışma yeni de değildir: Osmanlı'nın iltizam ve malikâne sistemi ile Eski
Rejim Fransası'nın Ferme générale'i, devletin en temel işlevlerinden birini
özel müteşebbislere devretmenin sonuçlarını yüzyıllarca yaşatmıştır.
Bu yazıda iki gerekçe çizgisini ayrı ayrı ele alıp nerede örtüştüklerini,
nerede ayrıştıklarını göstermeye çalışacağım. Ayrım önemlidir; çünkü politika
tartışmalarında çoğu zaman birinin argümanı ötekinin kanıtıyla savunulur.
Araçsal
gerekçe: Sözleşme neyi yazamaz?
Araçsal gerekçenin özü şudur: bir hizmetin kalitesi sözleşmeye tam olarak
yazılamıyorsa, maliyeti düşürmeye güdülenmiş özel işletmeci kaliteyi aşındırır.
Bu argüman piyasaya karşı değil, sözleşmenin sınırlarına dikkat çeken bir
argümandır.
En bilinen formülasyonu Oliver Hart, Andrei Shleifer ve Robert Vishny'nin
1997'de Quarterly Journal of Economics'te
yayımlanan "The Proper Scope of Government" makalesidir. Model,
Hart'ın eksik sözleşmeler ve kalıntı kontrol hakları teorisini kamu hizmetine
uygular ve uygulama alanı olarak doğrudan cezaevlerini seçer. Özel işletmecinin
maliyet düşürme güdüsü kamu yöneticisininkinden güçlüdür; bu güçlü güdü,
kalitenin ölçülebildiği yerde iyi, ölçülemediği yerde kötü sonuç verir.
Cezaevinde ölçülemeyen kalite nedir? Gardiyanların eğitimi ve sayısı,
şiddetin gizlice tolere edilmesi, sağlık hizmetinin geciktirilmesi, mahkûma
insanca davranılması. Personel maliyetini düşürmek, sözleşmeyi ihlal etmeden
bütün bunları kötüleştirebilir. Yazarların vardığı sonuç ilginçtir: çöp toplama
ya da silah üretimi gibi kalitesi kolay ölçülen işlerde özel sektör üstündür,
cezaevi gibi işlerde ise kamu.
Oliver Williamson aynı soruyu işlem maliyetleri iktisadı açısından ele
aldı. 1999'da Journal of Law, Economics,
and Organization'da yayımlanan "Public and Private Bureaucracies"
makalesinde "probity" kavramını öne çıkardı: kurala sadakat ve
dürüstlüğün kritik olduğu işlemler. Dış ilişkiler bunun tipik örneğidir.
Williamson'a göre kamu bürokrasisi verimsiz olduğu için değil, bu tür
işlemlerde düşük güdü yoğunluğu bir erdem olduğu için seçilir.
Üçüncü bir araçsal kaygı hesap verebilirliktir. Kamu kurumları bilgi edinme
hakkına, idari denetime ve seçmene karşı sorumluluğa tabidir; sözleşmeli bir
şirket büyük ölçüde değildir. Blackwater olayından sonra şirket çalışanlarının
hangi hukuka tabi olduğu yıllarca tartışıldı.
Araçsal gerekçenin belirgin bir özelliği vardır: ilke olarak ampiriktir.
Daha iyi izleme teknolojisi, daha iyi sözleşme tasarımı ya da rekabetçi
ihaleler sorunu çözerse, argüman da ortadan kalkar.
İçsel
gerekçe: Kimin adına?
İçsel gerekçe sonuçlara bakmaz; bir eylemin kimin adına yapıldığını sorar.
Aynı kalitede hizmet veren özel bir cezaevi bile, bu görüşe göre, yanlış bir
şey yapmaktadır.
Başlangıç noktası Max Weber'in 1919 tarihli "Politika Bir Meslek
Olarak" konferansındaki ünlü tanımdır: devlet, belirli bir toprak üzerinde
meşru fiziksel şiddet tekelini başarıyla talep eden insan topluluğudur.
Weber'in vurgusu "meşru" sözcüğündedir. Şiddet yetkisi
devredilebilir; ama devredildiğinde meşruiyetin kaynağı belirsizleşir.
Hukuk felsefesinde bu sezgiyi en sistematik biçimde geliştirenlerden biri
Sharon Dolovich'tir. 2005'te Duke Law
Journal'da yayımlanan "State Punishment and Private Prisons"
makalesinde, liberal bir devlette cezalandırmanın meşruiyetinin ancak kamusal
sorumlulukla sağlanabileceğini savunur. Avishai Dorfman ve Alon Harel ise
2013'te Philosophy & Public Affairs'te
yayımlanan "The Case Against Privatization" makalesinde bir adım daha
ileri gider: bazı kararlar ancak kamu görevlisinin kendi yargısını bir kenara bırakıp
kamunun iradesine "boyun eğmesiyle" alındığında o kamunun eylemi
sayılır. Özel bir aktör ne kadar özenli olursa olsun, kendi hesabına hareket
eder.
Bu yaklaşımın en somut yargısal ifadesi İsrail'dendir. İsrail Yüksek
Mahkemesi 2009'da Academic Center of Law
and Business v. Minister of Finance davasında, özel cezaevi kuran yasa
değişikliğini iptal etti. Mahkeme, ampirik koşulların ne olacağını beklemeden,
kâr amaçlı bir şirketin özgürlüğü kısıtlama yetkisini kullanmasının kendi
başına insan onuru ve özgürlüğü temel yasasını ihlal ettiğine hükmetti.
Michael Sandel'in What Money Can't
Buy (2012) kitabındaki "yozlaşma" argümanı da bu ailedendir.
Sandel'e göre bazı malların piyasada alınıp satılması onların anlamını
değiştirir; ceza, piyasa ilişkisine dönüştüğünde toplumun kendi adına verdiği
bir yargı olmaktan çıkıp ticari bir hizmete dönüşür.
İki çizgi
nerede ayrışır?
İki gerekçe çoğu zaman aynı sonuca varır, ama farklı sorulara cevap verir;
bu yüzden aynı kanıt birini güçlendirirken ötekine dokunmayabilir.
|
|
Araçsal gerekçe |
İçsel (meşruiyet) gerekçesi |
|
Temel soru |
Hizmet iyi yapılır mı? |
Kimin adına yapılıyor? |
|
Kanıt türü |
Ampirik: maliyet, kalite, olay sayıları |
Normatif: egemenlik, onur, kamusal irade |
|
Yanlışlanabilir mi? |
Evet; iyi sözleşme sorunu çözerse argüman düşer |
Hayır; performans verisi argümanı etkilemez |
|
Sınırı nereye çizer? |
Kalitenin ölçülemediği yere |
Zor kullanma yetkisinin başladığı yere |
|
Temsilciler |
Hart, Shleifer ve Vishny; Williamson |
Weber; Dolovich; Dorfman ve Harel; Sandel |
Ayrışmayı üç kurgusal durumla görmek mümkün.
1.
Kusursuz işleyen özel cezaevi. Ölçülebilen her göstergede kamu cezaevinden iyi
olsun. Araçsal gerekçe için itiraz kalmaz; içsel gerekçe için asıl sorun hiç
değişmemiştir.
2.
Kötü işleyen kamu cezaevi. İçsel gerekçe burada yalnızca mülkiyetin doğru
olduğunu söyler, kalite sorununa bir cevap vermez. Araçsal gerekçe ise reform
ya da kısmi özelleştirme için kapıyı açık tutar.
3.
Karma model. Binanın inşası, yemek ve temizlik özel şirkette; gözetim, disiplin ve güç
kullanımı kamuda kalsın. İçsel gerekçe bunu büyük ölçüde kabul edilebilir
bulur, çünkü zor kullanma kamudadır. Araçsal gerekçe ise sağlık hizmeti gibi
kalitesi ölçülemeyen kalemlerin özel tarafta kalmasından kaygılanır. Fransa'nın
"gestion déléguée" modeli bu ayrımın kurumsal bir örneğidir.
Politika tartışmasındaki en sık hata, bir çizginin sonucunu ötekinin
kanıtıyla savunmaktır. Özel cezaevlerine meşruiyet gerekçesiyle karşı çıkan
biri, "özel cezaevlerinde şiddet daha yüksek" verisine dayandığında,
verinin değiştiği gün argümanını kaybeder. Tersine, verimlilik argümanıyla
özelleştirmeyi savunan biri, karşı tarafın asıl itirazına hiç değinmemiş olur.
Sonuç
Özelleştirmenin sınırı tek bir ölçütle çizilemez; ama hangi ölçütü
kullandığımızı açıkça söylemek tartışmayı netleştirir. Araçsal gerekçe bize
"hangi koşullarda" sorusunu, içsel gerekçe ise "hangi koşulda
olursa olsun" sorusunu sordurur.
İktisatçılar doğal olarak birinci çizgide rahattır, çünkü orada modeller ve
veriler konuşur. Ancak iltizamdan Blackwater'a uzanan tarih, ikinci çizginin de
bir duygu değil, devletin ne olduğuna dair bir iddia olduğunu hatırlatır. Bir
sonraki yazıda bu iki çizgiyi, en somut sınandıkları alan olan özel cezaevleri
üzerinden, farklı ülkelerin deneyimleriyle tartışacağım.
Kaynakça
•
Dolovich, S.
(2005). "State Punishment and Private Prisons." Duke Law Journal, 55(3), 437–546.
•
Dorfman, A.
ve Harel, A. (2013). "The Case Against Privatization." Philosophy & Public Affairs, 41(1),
67–102.
•
Hart, O.,
Shleifer, A. ve Vishny, R. W. (1997). "The Proper Scope of Government:
Theory and an Application to Prisons." Quarterly
Journal of Economics, 112(4), 1127–1161.
•
Sandel, M. J.
(2012). What Money Can't Buy: The Moral
Limits of Markets. New York: Farrar, Straus and Giroux.
•
Weber, M.
(1919). Politik als Beruf. München:
Duncker & Humblot.
•
Williamson,
O. E. (1999). "Public and Private Bureaucracies: A Transaction Cost
Economics Perspective." Journal of
Law, Economics, and Organization, 15(1), 306–342.
Yorumlar
Yorum Gönder