İnançların İktisadı: Anlatılar, Beklentiler ve İktisatta Yeni Bir Alan
İnançların
İktisadı: Anlatılar, Beklentiler ve İktisatta Yeni Bir Alan[1]
Ercan Eren
Giriş: İnançlar
neden yeniden iktisadın gündeminde?
Son
on beş yılın üç olayı, iktisatçıların uzun süre kenarda bıraktığı bir soruyu
yeniden merkeze taşıdı: İnsanlar ekonomiyi nasıl algılıyor, bu algılar nasıl
oluşuyor ve hangi hikâyeler onları harekete geçiriyor?
Birincisi
2008 küresel finansal krizidir. Krizin teknik ayrıntıları, yani menkul
kıymetleştirme, kaldıraç ve vade uyumsuzluğu, iyi biliniyor. Ama bu yapıların
neden bu kadar büyüyebildiği sorusu, yatırımcıların, bankacıların ve
düzenleyicilerin konut fiyatlarının ülke çapında düşmeyeceğine dair yaygın
inancına dokunmadan yanıtlanamıyor.
İkincisi,
2021’in başındaki GameStop olayıdır. Bir internet forumunda yayılan ve küçük
yatırımcıları büyük açığa satış fonlarına karşı kolektif bir mücadeleye çağıran
bir hikâye, birkaç hafta içinde bir perakende şirketinin hisse fiyatını temel
değerinden bağımsız olarak katlarca yükseltti.
Üçüncüsü,
2021–2022 küresel enflasyon dalgasıdır. Onlarca yıl sonra ilk kez yüksek
enflasyonla karşılaşan gelişmiş ülke toplumları, olanları iktisatçılardan çok
farklı biçimde açıkladı ve bu açıklamalar beklentileri, siyasi tercihleri ve
politika tartışmalarını doğrudan etkiledi.
Üç
olayın ortak paydası şudur: Her biri standart iktisadın araçlarıyla kısmen
açıklanabilir, ama açıklanamayan bir artık kalır. İnsanlar neye inandı, bu
inançlar nereden geldi ve hangi hikâyeler davranışlarını yönlendirdi?
Bu
sorular, iktisatta "inançlar" ve "anlatılar" etrafında
oluşan yeni araştırma alanının tam merkezinde duruyor. Robert Shiller'in anlatı
iktisadı ve Stefanie Stantcheva'nın öncülük ettiği yeni anket iktisadı,
rasyonel beklentiler devriminden bu yana ilk kez inançları modelden türetilen
bir varsayım olmaktan çıkarıp doğrudan ölçülen bir nesneye dönüştürüyor.
Bu
yazı üç şey yapmayı amaçlıyor. Birincisi, bu yeni alanın düşünsel kökenlerini
ve yöntemlerini iktisadi düşünce tarihi içinde konumlandırmak. İkincisi, alanı
finansal kırılganlık üzerine çok daha eski bir düşünce geleneğiyle
ilişkilendirmek ve neyi gerçekten yeni getirdiğini göstermek. Üçüncüsü, alanın
yöntemsel ve normatif sınırlarını ve büyük dil modellerinin ortaya çıkardığı
yeni ölçüm sorununu tartışmak.
Rasyonel
beklentilerden ölçülen beklentilere
İktisatta
inançların doğrudan ölçülmesine karşı uzun süre güçlü bir direnç vardı. Bu
direncin kökleri, iktisadın bilimsel kimliğini davranışın gözlemlenmesi üzerine
kurma çabasında yatar.
Açıklanmış
tercih ve "söylenene değil yapılana bak" ilkesi
Samuelson'un
1938'de geliştirdiği açıklanmış tercih kuramı, iktisatçıya bir kolaylık ve bir
yasak birlikte verdi. Kolaylık şuydu: Fayda ya da niyet gibi gözlemlenemeyen
içsel durumlara başvurmadan, yalnızca seçimlerden yola çıkarak tercihleri
çıkarsamak mümkündü. Yasak ise bunun doğal sonucuydu: İnsanlara ne
düşündüklerini sormak, bilimsel olarak şüpheli bir uğraştı.
Friedman'ın
1953 tarihli "Pozitif İktisadın Metodolojisi" makalesi bu tutumu
pekiştirdi. Varsayımların gerçekçiliği önemli değildi; önemli olan öngörü
başarısıydı. Ajanlar "sanki" maksimizasyon yapıyormuş gibi
davranıyorsa, kafalarının içinde ne olduğu iktisatçıyı ilgilendirmezdi.
Unutulmuş bir öncü:
George Katona
Bu ana
akımın kenarında, bugünkü alanın gerçek öncüsü sayılabilecek bir isim vardı.
Macar asıllı psikolog-iktisatçı George Katona, 1940'ların sonunda Michigan
Üniversitesi'nde Tüketici Anketleri'ni kurdu. Katona'nın "psikolojik
iktisat" programı, tüketicilerin beklenti ve tutumlarının harcama
kararlarını bağımsız biçimde etkilediğini savunuyordu.
Michigan
Tüketici Güven Endeksi bugün hâlâ yayımlanıyor. Ancak Katona'nın kuramsal
programı, savaş sonrası iktisadın matematikleşmesi ve ardından rasyonel
beklentiler devrimiyle büyük ölçüde unutuldu. Anket verisi var olmaya devam
etti, ama kuramın değil öngörünün malzemesi olarak.
Muth ve Lucas:
Beklentiler modelin içine gömülüyor
John
Muth'un 1961'de ortaya attığı rasyonel beklentiler hipotezi, sorunu zarif bir
biçimde ortadan kaldırdı. Ajanların beklentileri, modelin kendisinin öngördüğü
değerlerle sistematik olarak örtüşüyordu. Beklentiler artık ölçülecek bir şey
değil, modelden türetilecek bir şeydi.
Lucas'ın
1976 tarihli eleştirisi bu fikri makroekonominin merkezine yerleştirdi.
Politika değişikliklerinin etkisini anlamak için beklentilerin nasıl oluştuğunu
modellemek gerekiyordu; ama bu modelleme, ajanların modeli bildiği varsayımıyla
yapılıyordu. Sonuç paradoksaldı: Beklentiler kuramın merkezine geçtikçe, onları
doğrudan ölçmeye duyulan ihtiyaç azaldı.
Manski'nin
çağrısı ve ölçümün geri dönüşü
Kırılma
2000'lerde geldi. Charles Manski'nin 2004'te Econometrica'da yayımlanan
"Measuring Expectations" makalesi, iktisatçıların anket verisine
karşı tutumunu açıkça sorguladı. Manski'ye göre seçim verisi tek başına
tercihler ile beklentileri birbirinden ayıramıyordu. Aynı davranış, farklı
tercih ve inanç bileşimleriyle tutarlı olabilirdi; bu tanımlama sorunu ancak
beklentileri doğrudan ölçerek aşılabilirdi.
Manski
ayrıca nasıl ölçüleceğine dair bir öneri getirdi. Nitel ölçekler yerine
olasılık soruları kullanılmalıydı: "Önümüzdeki yıl işinizi kaybetme
olasılığınız yüzde kaçtır?" gibi. Bu yaklaşım, anket verisini kuramsal
modellerle doğrudan ilişkilendirilebilir hâle getirdi.
Veri devrimi
Sonraki on beş yılda
beklenti verisi patlama yaşadı. New York Fed 2013'te Tüketici Beklentileri
Anketi'ni başlattı. Coibion ve Gorodnichenko, profesyonel tahmincilerin bile
bilgiye ağır ve gecikmeli tepki verdiğini gösterdi. Coibion, Gorodnichenko ve
Kumar, Yeni Zelanda'da firma yöneticilerinin enflasyon beklentilerinin merkez
bankası hedefinden çok uzak ve oldukça dağınık olduğunu ortaya koydu.
Bordalo, Gennaioli, Ma ve
Shleifer'in 2020 tarihli çalışması ise bireysel tahmincilerin haberlere
sistematik olarak aşırı tepki verdiğini buldu. Bu bulgular birlikte
değerlendirildiğinde ortaya çıkan tablo açıktır: Beklentiler ne rasyonel
beklentiler hipotezinin öngördüğü kadar homojen, ne de onun varsaydığı kadar
modele uygundur.
Bu, inançların iktisatta
ikinci kez keşfi anlamına geliyordu. Ama bu kez ölçüm araçlarıyla birlikte. Bir
sonraki adım, sayısal beklentilerin ardındaki hikâyeleri, yani anlatıları
sorgulamak olacaktı.
Hayvansal
güdülerden anlatı iktisadına
Anlatı
kavramının iktisada girişi, ölçümün geri dönüşünden daha eski bir damarı
canlandırdı: Keynes'in belirsizlik altında karar verme üzerine düşünceleri.
Keynes:
Belirsizlik, uzlaşımlar ve güzellik yarışması
Keynes,
Genel Teori'nin on ikinci bölümünde uzun dönemli beklentilerin
hesaplanabilir olasılıklara dayanmadığını vurguladı. Yatırım kararlarının
önemli bir kısmı, hesaptan çok kendiliğinden bir eyleme dürtüsünden, ünlü
deyişiyle "hayvansal güdüler"den kaynaklanıyordu.
Keynes'in
bu bölümdeki ikinci büyük fikri uzlaşım (convention) kavramıdır. Gerçek
belirsizlik karşısında insanlar, mevcut durumun sürüp gideceğini varsayan ve
başkalarının yargısına yaslanan uzlaşımlara sığınırlar. Ünlü güzellik yarışması
benzetmesi de buradan çıkar: Borsada başarılı olmak için en güzel yüzü değil,
başkalarının en güzel bulacağını düşündüğü yüzü seçmek gerekir.
Bu
fikirler, Keynesyen iktisadın neoklasik sentez içinde formelleştirilmesi
sırasında büyük ölçüde budandı. IS-LM modelinde hayvansal güdülere yer yoktu;
belirsizlik, ölçülebilir riske indirgendi.
Akerlof ve
Shiller: Hayvansal güdülerin geri dönüşü
2008
finansal krizinin hemen ardından, 2009'da George Akerlof ve Robert Shiller Animal
Spirits adlı kitabı yayımladı. Kitap, Keynes'in budanan sezgisini beş
bileşen etrafında yeniden kurdu: güven, adalet, yolsuzluk ve kötü niyet, para
yanılsaması ve hikâyeler.
Bu
beşinci bileşen, Shiller'in sonraki on yılını belirleyecekti. Akerlof ise
anlatılar üzerine Dennis Snower ile ayrı bir çizgi geliştirdi; Sovyet deneyimi
üzerine yazdıkları "Bread and Bullets" makalesi, anlatıların hem
bireysel kimlikleri hem de kolektif eylemi nasıl biçimlendirdiğini inceliyordu.
Shiller'in anlatı iktisadı
Shiller, Ocak
2017'deki Amerikan İktisat Derneği başkanlık konuşmasında anlatı iktisadını
açıkça bir araştırma programı olarak önerdi; bu konuşmayı 2019'da Narrative
Economics kitabı izledi.
Shiller'in
tanımında ekonomik anlatı, insanların ekonomik kararlarını etkileyen, bulaşıcı
nitelikte, çoğunlukla insan ilgisi taşıyan basit hikâyelerdir. Bu hikâyelerin
doğruluğu ikincil önemdedir; belirleyici olan yayılma güçleridir.
Shiller'in en
özgün metodolojik önerisi, anlatıların yayılmasını salgın modelleriyle
incelemektir. Kermack ve McKendrick'in 1927 tarihli SIR modelinde olduğu gibi,
bir anlatı "duyarlı" nüfusa bulaşır, bir süre yayılır ve sonra
unutulma ile söner. Bulaşma hızının unutulma hızını aştığı dönemlerde anlatı
viral hâle gelir.
Shiller bu
çerçeveyi bir dizi tarihsel örnek üzerinden uygular: Büyük Buhran'ı
derinleştiren tutumluluk ve "gösterişli tüketimden utanma"
anlatıları, makinelerin işleri yok edeceği korkusunun yüzyıl boyunca dönüp
dolaşan versiyonları, konut fiyatlarının hiç düşmeyeceği inancı ve Bitcoin
etrafında örülen hikâyeler.
Kalıcı anlatılar ve mutasyon
Shiller'in
önemli bir gözlemi, bazı anlatıların kalıcı (perennial) olduğu ve her yeni
dönemde mutasyona uğrayarak geri döndüğüdür. "Bu sefer farklı"
anlatısı ya da "yeni çağ" anlatısı, 1920'lerin elektriklenmesinden
1990'ların internet coşkusuna kadar farklı kılıklarda yeniden ortaya çıkar.
Shiller'in
daha önceki Irrational Exuberance (2000) kitabı, hisse senedi
balonlarını tam da bu tür "yeni çağ" hikâyeleri üzerinden okumuştu.
Anlatı iktisadı, bu sezgiyi genel bir kurama dönüştürme girişimidir.
Bir ilk eleştiri
Shiller'in programı
güçlü bir sezgiye dayanır, ama ölçüm araçları başlangıçta sınırlıydı. Shiller
ağırlıklı olarak gazete arşivlerinde ve Google Ngram gibi veri tabanlarında
kelime sıklıklarını izledi. Bu yöntem bir anlatının ne kadar konuşulduğunu
gösterir, ama insanların ona inanıp inanmadığını ve davranışlarını değiştirip
değiştirmediğini göstermez.
Bu boşluğu doldurmak,
alanın bir sonraki aşamasının görevi oldu. Bu aşamanın en önemli ismi Stefanie
Stantcheva'dır.
Stantcheva ve yeni
anket iktisadı
Stefanie
Stantcheva'nın Harvard'daki Social Economics Lab bünyesinde geliştirdiği
program, Manski'nin ölçüm çağrısını ve Shiller'in anlatı sezgisini tek bir
yöntemde birleştirdi. Bu programın sorusu, insanların ne beklediğinden çok,
ekonomiyi nasıl düşündükleridir: Hangi nedensellik ilişkilerine inanıyorlar,
hangi bilgilere sahipler, adalet ve sorumluluk konusunda ne düşünüyorlar?
Yöntem: Kendi
tanımlayıcı varyasyonunu yaratmak
Stantcheva'nın
2023'te Annual Review of Economics'te yayımlanan "How to Run
Surveys" makalesi, alanın yöntem kılavuzu niteliğindedir. Makalenin alt
başlığı programın iddiasını özetler: Anketler, araştırmacının kendi tanımlayıcı
varyasyonunu yaratmasına ve görünmeyeni görünür kılmasına imkân verir.
Bu iddia, birinci
eksendeki güvenilirlik devrimiyle doğrudan bağlantılıdır. Doğal deney arayan
araştırmacı, tarihin kendisine sunduğu dışsal şoklarla yetinmek zorundadır.
Anket araştırmacısı ise rastgele atanmış bilgi müdahaleleri (information
treatments) aracılığıyla bu şoku kendisi yaratabilir. Katılımcıların bir
kısmına belirli bir bilgi verilir, diğerlerine verilmez ve bu bilginin
inançları ve politika tercihlerini nasıl değiştirdiği ölçülür.
Programın ikinci
yöntemsel yeniliği açık uçlu sorulardır. Katılımcılara önceden belirlenmiş
seçenekler sunmak yerine, örneğin "Bu politikayı düşündüğünüzde aklınıza
ilk ne geliyor?" diye sorulur. Yanıtlar metin analizi yöntemleriyle
sınıflandırılır. Böylece araştırmacının kendi kategorilerini katılımcılara
dayatması önlenir ve insanların zihninde gerçekte neyin öne çıktığı görülür.
Üçüncü yenilik
ölçektir. Çevrimiçi anket platformları, temsilî örneklemlerle on binlerce
katılımcıya ve birden çok ülkeye ulaşmayı mümkün kıldı. Bu da hem
karşılaştırmalı çalışmalara hem de alt grup analizlerine olanak sağlıyor.
Başlıca bulgular
Vergi politikası. Stantcheva'nın 2021'de Quarterly Journal of Economics'te
yayımlanan çalışması, insanların vergi politikası hakkında nasıl akıl
yürüttüğünü inceledi. Bulgulara göre katılımcıların tutumlarını, vergilerin
verimlilik etkileri hakkındaki bilgilerinden çok, hükümete duydukları güven ve
dağılımsal adalet kaygıları belirliyordu.
Sosyal hareketlilik. Alesina, Stantcheva ve Teso'nun 2018'de American Economic Review'da
yayımlanan çalışması, ABD ve Avrupa'da insanların sınıflar arası hareketlilik
algılarının gerçekle sistematik olarak örtüşmediğini gösterdi. Amerikalılar
hareketliliği abartma, Avrupalılar ise küçümseme eğilimindeydi. Daha da
önemlisi, hareketliliğin düşük olduğu bilgisi verilen katılımcılar, özellikle
siyasal sol eğilimliler, yeniden dağıtıma daha fazla destek verdi.
Göç. Alesina,
Miano ve Stantcheva'nın altı ülkeyi kapsayan çalışması, yerli halkın
göçmenlerin sayısını, dinî bileşimini ve kamu yardımlarından yararlanma
düzeyini sistematik olarak abarttığını buldu.
Enflasyon:
Shiller'in sorusuna geri dönüş
Bu çerçeve açısından
en doğrudan önemi olan çalışmalardan biri, 2024 tarihli "Why Do We Dislike
Inflation?" makalesidir. Stantcheva bu makalede, Shiller'in 1997'de
sorduğu soruyu yeni anket yöntemleriyle yeniden ele aldı (NBER; Brookings).
Ana bulgu yalındır:
İnsanlar enflasyonu sevmezler, çünkü ücretlerin fiyatlara yetişmediğine ve
dolayısıyla alım güçlerinin aşındığına inanırlar. Katılımcıların yüzde 80'i
fiyatların ücretlerden sistematik olarak daha hızlı arttığını düşünüyordu.
Ücret artışı aldıklarında da bunu enflasyon ayarlamasına değil, kendi
performanslarına ya da kariyer ilerlemelerine bağlıyorlardı.
Bulguların ikinci
katmanı duygusaldır. Enflasyon stres, öfke ve bir adaletsizlik duygusu
yaratıyordu; katılımcılar yüksek gelirlilerin ücretlerinin enflasyon döneminde
daha hızlı arttığını düşünüyordu. Firmaların ücretleri piyasa zorunluluğuyla
değil, kâr artırmak için bilerek düşük tuttuğuna dair yaygın bir inanç vardı.
Üçüncü katman,
iktisatçıların modelleri ile halkın zihin modelleri arasındaki uçurumdur.
Katılımcılar enflasyonun olası olumlu çağrışımlarını, örneğin daha düşük
işsizlik ya da canlı ekonomik faaliyet ile ilişkisini, büyük ölçüde
tanımıyordu. Phillips eğrisi, halkın zihin haritasında neredeyse yoktu;
enflasyon tek yönlü olarak kötü bir şeydi.
Neden önemli?
Bu bulgular iki nedenle kritik. Birincisi,
politika tasarımı açısından: Halkın enflasyonun maliyetlerini nasıl algıladığı,
enflasyonla mücadele politikalarına verilen siyasi desteği belirler. İkincisi,
kuramsal açıdan: Eğer insanlar enflasyonu bir ölçü birimi değişikliği olarak
değil, bir bölüşüm kaybı olarak yaşıyorsa, enflasyonun refah maliyetini
hesaplayan standart modeller bu maliyeti sistematik olarak küçümsüyor olabilir.
Bu sonuç, uzun süreli yüksek enflasyon yaşamış
toplumlar için daha da büyük bir anlam taşır. Böyle toplumlarda enflasyona dair
inançlar yalnızca tüketim kararlarını değil, tasarruf ve yatırım kararlarını da
derinden biçimlendirir. Parayı boşta tutmanın kesin bir kayıp anlamına geldiği
bir ortamda, yüksek nominal getiri vaat eden araçlar, düşük enflasyonlu bir
ekonomide uyandıracakları şüpheyi uyandırmayabilir. Akerlof ve Shiller'in
hayvansal güdüler arasında saydığı para yanılsaması, yani nominal ve reel değerleri
karıştırma eğilimi, burada özel bir önem kazanır.
Anlatıları ölçmek ve
modellemek
Shiller'in
anlatı kavramını ölçülebilir ve kuramsal olarak işlenebilir kılmak için son
yıllarda üç yaklaşım geliştirildi: anlatıları nedensellik modelleri olarak
tanımlamak, onları anket verisiyle doğrudan elde etmek ve büyük metin
derlemlerinden çıkarmak.
Anlatı bir nedensellik
modelidir
Kavramsal açıdan en önemli
adım, anlatının belirsiz bir "hikâye" olmaktan çıkarılıp bir
nedensellik modeli olarak tanımlanmasıdır. Kfir Eliaz ve Ran Spiegler'in
2020'de American Economic Review'da yayımlanan "A Model of
Competing Narratives" makalesi bunu biçimsel olarak yaptı.
Eliaz ve Spiegler'e göre bir
anlatı, değişkenler arasındaki nedensellik ilişkilerini gösteren yönlü bir
çizgedir. "Hükümet harcamaları arttı, bu yüzden enflasyon yükseldi"
bir anlatıdır; "şirketler açgözlü davrandı, bu yüzden fiyatlar arttı"
başka bir anlatıdır. Her iki anlatı da aynı veriyle kısmen tutarlı olabilir,
ama farklı politika sonuçlarına götürür.
Modelin en çarpıcı sonucu
şudur: İnsanlar anlatıları yalnızca doğruluklarına göre değil, kendilerine
verdikleri umut ya da güven duygusuna göre de benimserler. Bu nedenle siyasi
rekabette, gerçeği en iyi açıklayan anlatı değil, en çekici beklentiyi vaat eden
anlatı kazanabilir. Bu sonuç, finansal krizlerin ardından ortaya çıkan rakip
açıklamaları anlamak açısından da önemlidir: Kayıp yaşamış bir yatırımcı için
sorunun geçici bir dış şoktan kaynaklandığını söyleyen bir anlatı, yapısal bir
hataya işaret eden bir anlatıdan çok daha umut vericidir.
Anlatıları anketle elde
etmek
Peter Andre, Ingar Haaland,
Christopher Roth, Mirko Wiederholt ve Johannes Wohlfart'ın 2026'da Review of
Economic Studies'te yayımlanan "Narratives about the
Macroeconomy" çalışması bu kuramsal tanımı ampirik bir araca dönüştürdü (NHH).
Çalışmanın ilk sürümü 2021'den itibaren çalışma tebliği olarak dolaşımdaydı.
Yazarlar, tarihî bir enflasyon
artışı bağlamında 10 binden fazla ABD'li hane halkına ve 100 akademik uzmana
açık uçlu sorular sordu: Enflasyon neden yükseldi? Yanıtları yönlü döngüsüz
çizgeler olarak kodladılar. Böylece her katılımcının zihnindeki küçük "model"
görünür hâle geldi.
Bulgular, aynı olgu için
birbirinden çok farklı anlatıların dolaşımda olduğunu gösterdi. Hane
halklarının anlatıları güçlü biçimde heterojendi; uzmanlarınkinden daha kaba ve
daha az ayrıntılıydı, talep yönünden çok arz yönüne odaklanıyordu ve sıklıkla
siyasi yüklü açıklamalar içeriyordu. Yazarlar bir dizi deneyle anlatıların hane
halklarının enflasyon beklentilerini oluşturma ve yeni bilgiyi yorumlama
biçimini etkilediğini gösterdi. Ardından anlatıları standart bir Yeni Keynesyen
modele ekleyerek, beklentiler üzerindeki etkileri aracılığıyla toplam sonuçlar
için de önemli olduklarını ortaya koydular. Bu, anlatıların yalnızca
beklentilerin bir yan ürünü değil, onların belirleyicilerinden biri
olabileceğini gösteriyor.
Aynı araştırma grubu bu
yaklaşımı başka alanlara da taşıdı. Andre, Pizzinelli, Roth ve Wohlfart halkın
ve uzmanların makroekonominin işleyişine dair "öznel modellerini"
karşılaştırdı. Andre, Schirmer ve Wohlfart ise doğrudan borsanın işleyişine
dair zihinsel modelleri inceledi. Bu ikinci çalışma finansal piyasalar
açısından özellikle önemlidir, çünkü getiriyi bir risk primi olarak gören
yatırımcı ile onu yöneticinin becerisinin kanıtı olarak gören yatırımcı, aynı
veriyle tamamen farklı kararlar verir.
Açık uçlu veri ve metin
analizi
Haaland, Roth, Stantcheva ve
Wohlfart'ın 2025 tarihli çalışması, açık uçlu anket verisinin iktisatta nasıl
kullanılabileceğine dair kapsamlı bir değerlendirme sunar. Açık uçlu sorular,
kapalı uçlu sorulardan farklı olarak araştırmacının öngörmediği düşünceleri
yakalayabilir.
Bu yaklaşım, metni veri
olarak kullanan daha geniş bir yöntemsel hareketin parçasıdır. Gentzkow, Kelly
ve Taddy'nin 2019'da Journal of Economic Literature'da yayımlanan
değerlendirmesi bu hareketin çerçevesini çizdi. Baker, Bloom ve Davis'in gazete
metinlerinden türetilen Ekonomik Politika Belirsizliği Endeksi ise alanın en
yaygın kullanılan ürünlerinden biri oldu.
Büyük dil modelleri bu
yöntemleri dönüştürüyor. Binlerce açık uçlu yanıtı kodlamak eskiden aylar süren
bir emek gerektiriyordu; bugün bu iş büyük ölçüde otomatikleştirilebiliyor. Bu
gelişmenin bir bedeli de var, ama ona yazının sonunda döneceğim.
Üç yaklaşımın birleşimi
Bu üç yaklaşım birlikte
düşünüldüğünde, anlatı iktisadının artık yalnızca sezgiye dayanmadığı görülür.
Kuramsal olarak anlatı bir nedensellik modelidir; ampirik olarak anketle elde
edilebilir ve deneysel olarak değiştirilebilir; makro düzeyde metin derlemlerinden
izlenebilir.
Bu araç seti, özellikle finansal
krizleri anlamak için güçlü bir potansiyel taşıyor. Çünkü finansal krizler,
belki de inançların ve anlatıların en hızlı ve en yıkıcı biçimde değiştiği
anlardır.
İnançların
krizi: Finansal kırılganlığın düşünce tarihi
Finansal
krizleri inançlar üzerinden okuma geleneği, anlatı iktisadından çok daha
eskidir. Bu geleneği bilmek, yeni alanın neyi gerçekten yeni getirdiğini ayırt
etmeyi kolaylaştırır.
Minsky: İstikrar
istikrarsızlığı doğurur
Hyman
Minsky'nin finansal istikrarsızlık hipotezi, krizleri dışsal şoklara değil,
sistemin kendi iç dinamiğine bağlar. İstikrarlı dönemler, iyimser beklentiler
aracılığıyla giderek daha riskli finansman yapılarını teşvik eder.
Minsky
üç finansman yapısı ayırır. Korunmalı (hedge) finansmanda borçlu hem faizi hem
anaparayı nakit akışlarıyla öder. Spekülatif finansmanda yalnızca faizi
karşılayabilir ve anaparayı sürekli yeniden borçlanarak çevirir. Ponzi
finansmanında ise faizi bile karşılayamaz; ödemelerini ancak varlık
fiyatlarının artmaya devam etmesine ya da yeni fon girişine bağlı olarak
yapabilir.
Minsky'nin
çerçevesinde krizin tohumu, Ponzi finansmanının payının sessizce arttığı
dönemde atılır. Bu yapı, varlık fiyatlarının artacağı inancı sürdükçe ayakta
kalır. İnanç sarsıldığında ise çöküş hızlı ve doğrusal olmayan biçimde
gerçekleşir.
Kindleberger: Mani, panik,
çöküş
Charles
Kindleberger'in 1978 tarihli Manias, Panics, and Crashes (Çılgınlık, Panik
ve Çöküş) kitabı, Minsky'nin çerçevesini yüzyıllara yayılan tarihsel
vakalarla sınadı. Kindleberger'in şeması beş aşamalıdır: yer değiştirme
(displacement), patlama, coşku, sıkıntı ve tiksinti.
Kindleberger'in
tarihsel gözlemlerinden biri özellikle dikkat çekicidir: Dolandırıcılık ve
sahtekârlık, coşku dönemlerinde artar ve çoğunlukla ancak çöküşten sonra açığa
çıkar. Mani dönemi, şüpheciliğin askıya alındığı dönemdir.
Galbraith'in "bezzle"ı
John Kenneth
Galbraith, 1929 krizini anlattığı The Great Crash kitabında bu gözlemi
akılda kalıcı bir kavramla ifade etti. "Bezzle", henüz ortaya
çıkmamış zimmete geçirmenin oluşturduğu servet stokudur. Dolandırılan kişi
henüz kaybını bilmediği için kendini zengin hisseder; dolandıran da
zenginleşmiştir. Sonuç olarak ekonomide psikolojik servet geçici olarak artar.
Galbraith'e göre
bezzle, iyi zamanlarda büyür, çünkü para bol ve denetim gevşektir. Kötü
zamanlarda ise hızla küçülür, çünkü herkes hesapları dikkatle incelemeye
başlar. Bu kavram, inançların finansal servetin bir bileşeni olduğunu kabul
eden belki de en keskin formülasyondur.
Diamond ve
Dybvig: Kendi kendini gerçekleştiren hücumlar
Douglas
Diamond ve Philip Dybvig'in 1983 tarihli modeli, banka hücumlarını inançların
koordinasyonu üzerinden açıkladı. Vadesi uyumsuz varlık ve yükümlülükleri olan
bir kurumda iki denge vardır. Herkes diğerlerinin parasını çekmeyeceğine
inanırsa kurum ayakta kalır. Herkes diğerlerinin çekeceğine inanırsa, sağlam
bir kurum bile çöker.
Bu
modelin fonlar açısından önemi açıktır. Günlük likidite vaat eden ama likit
olmayan varlıklar tutan bir fon, yapısı itibarıyla bir bankaya benzer ve aynı
kırılganlığı taşır. 2008'de ABD'de Reserve Primary Fund adlı para piyasası
fonunun birim değerinin bir doların altına düşmesi, tüm para piyasası fonu
sektöründe hücuma yol açmıştı.
Gennaioli ve
Shleifer: Teşhis edici beklentiler
Nicola
Gennaioli ve Andrei Shleifer'in 2018 tarihli A Crisis of Beliefs kitabı,
bu geleneği davranışsal iktisatla birleştirdi. Kitabın ana tezi, 2008 krizinin
temelde bir inanç krizi olduğudur: Yatırımcılar ve düzenleyiciler, konut
piyasasındaki riskleri sistematik olarak küçümsemiştir.
Yazarlar
bu küçümsemeyi "teşhis edici beklentiler" (diagnostic expectations)
kavramıyla açıklar. Kavram, Kahneman ve Tversky'nin temsiliyet sezgisinden
türetilmiştir. İnsanlar, son verilerin en belirgin biçimde işaret ettiği
sonuçlara orantısız ağırlık verirler. İyi haberler art arda geldiğinde, iyi
sonuçların olasılığını abartırlar ve kötü sonuçları neredeyse göz ardı ederler.
Bu
çerçeve, Minsky'nin sezgisine biçimsel bir mikro temel sağlar. İstikrar
dönemleri iyimser beklentileri besler, iyimser beklentiler riskli finansmanı
mümkün kılar ve küçük bir olumsuz haber bile beklentilerin hızlı ve sert
biçimde düzeltilmesine yol açabilir.
Yeni alanın katkısı
Bu geleneğin tamamı
inançların krizlerdeki rolünü vurgular. Anlatı iktisadı ve yeni anket
iktisadının katkısı, bu inançları doğrudan gözlemleme ve onların içeriğini,
yani hangi hikâyelerin hangi davranışlara yol açtığını ölçme imkânı sunmasıdır.
Kindleberger tarihsel vakalardan genelleme yapmak zorundaydı; bugün bir krizin
ortasında yatırımcılara ne düşündüklerini sorabiliyoruz.
Bu imkânın değeri,
giriş bölümünde değindiğim GameStop olayında açıkça görüldü. Olay, Shiller'in
salgın modelinin neredeyse laboratuvar koşullarında gözlemlenebildiği bir
vakaydı: Anlatının yayılımı forum gönderileri üzerinden gün gün
izlenebiliyordu. Aynı zamanda Keynes'in güzellik yarışmasının çağdaş bir
versiyonuydu; belirleyici olan şirketin değeri değil, diğer katılımcıların neye
inanacağına dair beklentilerdi. Kindleberger'in mani aşaması için tarihsel
kayıtlara başvurmak zorunda kalan araştırmacının aksine, bugünün araştırmacısı
bir maninin anlatı altyapısını gerçek zamanlı olarak kaydedebiliyor.
Ama doğrudan ölçüm
imkânı, kendi sorunlarını da beraberinde getiriyor.
Sınırlar ve eleştiriler
İnançlar ve
anlatılar üzerine kurulan alan güçlü bir açıklama potansiyeli taşıyor, ama hem
yöntemsel hem de normatif sınırları var.
Söylenen ile
yapılan arasındaki mesafe
Açıklanmış tercih geleneğinin anket verisine yönelttiği eski şüphe
tamamen haksız değildir. Anket yanıtları maliyetsizdir; katılımcılar
yanıtlarının sonucuna katlanmazlar. İnsanlar, gerçekte nasıl davrandıklarını
değil, nasıl görünmek istediklerini de söyleyebilirler.
Deneysel çalışmalar bu sorunun farkındadır. De Quidt, Haushofer ve
Roth'un 2018'de American Economic Review'da yayımlanan çalışması,
katılımcıların araştırmacının beklentisine uygun yanıt verme eğiliminin, yani
deneyci talebi etkisinin, nasıl ölçülüp sınırlandırılabileceğini gösterdi. Ama
bu tür düzeltmeler sorunu ancak kısmen çözer.
Tercih çarpıtması ve
ifade ortamı
Timur Kuran'ın Private Truths, Public Lies kitabında
geliştirdiği tercih çarpıtması (preference falsification) kavramı, anket
temelli inanç ölçümü için ciddi bir sorun oluşturur. İnsanlar, toplumsal ya da
siyasal baskı altında, gerçek görüşlerinden farklı görüşleri kamusal olarak
ifade edebilirler.
Bu sorun özellikle kamusal ifadenin maliyetli olduğu ortamlarda,
yani otoriter ya da derin biçimde kutuplaşmış toplumlarda ve yetkililerin panik
yaratacağı gerekçesiyle bilgi akışını sınırlayabildiği kriz dönemlerinde
belirginleşir. Böyle bir ortamda yapılan bir ankette katılımcıların, örneğin
bir krizin sorumluluğu konusundaki görüşlerini açıkça ifade edip etmeyeceği
belirsizdir. Anlatıları ölçmeye çalışan araştırmacı, aslında kamusal olarak
ifade edilmesi güvenli görülen anlatıları ölçüyor olabilir.
Bu sorun sosyal medya ve haber metinlerinden anlatı çıkaran
yöntemler için de geçerlidir. Metin derlemi, toplumda dolaşan anlatıların
değil, dolaşmasına izin verilen anlatıların bir örneklemi olabilir.
Kavramın esnekliği
Anlatı kavramının gücü genişliğindedir; zayıflığı da. Eğer her
ekonomik olay bir anlatıyla açıklanabiliyorsa, kavram yanlışlanamaz hâle gelme
riski taşır. Shiller'in tarihsel örneklerinin önemli bir kısmı, sonradan
bakıldığında çekici olan, ama olay sırasında hangi anlatının baskın çıkacağını
öngörmeye pek yardımcı olmayan anlatılardır.
Eliaz ve Spiegler'in nedensellik çizgesi tanımı ve Andre ve
arkadaşlarının ampirik yöntemi bu sorunu önemli ölçüde azaltıyor. Ama yine de
bir anlatının ne zaman viral olacağını önceden kestirmek, alanın en zayıf
halkası olmayı sürdürüyor.
Ters nedensellik
Anlatılar davranışı mı biçimlendirir, yoksa davranışı ve sonuçları
sonradan mı rasyonelleştirir? Finansal krizlerin ardından ortaya çıkan
anlatılar çoğunlukla ikinci türdendir. 2008 krizinden sonra dolaşıma giren
açıklamalar, yani açgözlü bankacılar, devletin konut politikası ya da gevşek
para politikası, büyük ölçüde farklı siyasi ve mesleki konumları savunan
nedensellik hikâyeleriydi. Bireysel düzeyde de benzer bir mekanizma işler:
Kaybeden bir yatırımcının sorunu dış etkenlere bağlayan bir anlatıya inanması,
kendi kararının sorgulanmasını gereksiz kılar.
Bu nedenle kriz sonrası toplanan anket verileri, krizden önceki
inançları ölçmek için güvenilir değildir. İnsanlar kriz öncesindeki
beklentilerini hatırlarken, sonradan öğrendiklerini geriye doğru yansıtırlar
(geriye dönük yanlılık).
Kurumsal zeminin gölgede
kalması
Belki de en önemli eleştiri normatiftir. Bir krizi yatırımcıların
inançları ve bilişsel yanlılıkları üzerinden açıklamak, sorumluluğu fark
edilmeden mağdurlara kaydırma riski taşır. "Yatırımcılar yüksek getiriye
kandı" cümlesi doğru olabilir, ama bu yapının nasıl bu ölçüde
büyüyebildiği, denetimin neden geç kaldığı ve kimlerin bundan yararlandığı
sorularını geri plana itebilir.
2008 krizinde bu sorular, kredi derecelendirme kuruluşlarının çıkar
çatışmaları, tezgâhüstü türev piyasalarının denetim dışında kalması ve
düzenleyicilerin risk birikimini neden geç fark ettiği etrafında döndü. Bu
soruların yanıtları davranışsal iktisadın değil, siyasal iktisadın ve düzenleme
kuramının alanına girer. Anlatı iktisadı, kurumsal analizin yerini değil,
yanını alabilir.
Bir araştırma gündemi
Bu sınırlar, alanın gelişimi için aynı zamanda bir araştırma gündemi
de tanımlıyor. Somut olarak dört yön öne çıkıyor.
1.
Kriz öncesi ve sonrası panel
anketleri. Geriye dönük yanlılık sorununu aşmanın
en iyi yolu, aynı yatırımcılara kriz öncesinde ve sonrasında düzenli
aralıklarla ulaşan, ön kaydı yapılmış panel anketleridir. Böylece inançların
kriz sırasında nasıl değiştiği, sonradan kurulan anlatılardan bağımsız olarak
gözlemlenebilir.
2.
Getiri algısı üzerine bilgi
müdahalesi deneyleri. Katılımcıların bir kısmına
benzer ürünler arasındaki getiri farklarının olağan dağılımı hakkında bilgi
verilerek, bu bilginin olağan dışı yüksek getiriyi bir risk işareti olarak
algılama olasılığını değiştirip değiştirmediğinin ölçülmesi.
3.
İfade ortamına duyarlı metin
analizi. Anlatı yayılımını haber ve sosyal medya
metinlerinden izleyen çalışmaların, hangi metinlerin derleme girmediğini, yani
silinen, engellenen ya da hiç yazılmayan anlatıları da hesaba katan yöntemler
geliştirmesi.
4.
Nedensel çıkarım araçlarıyla
inanç ölçümünün birleştirilmesi. Düzenleyici bir
değişikliğin farklı zamanlarda farklı kurumları etkilediği durumlarda
farklar-içinde-farklar tasarımlarını anket verileriyle birleştirmek, inanç
kanalıyla gerçekleşen etkileri mekanik kanallardan ayırmaya yardımcı olabilir.
Son öneri, bugün iktisatta yöntem tartışmasının iki ana eksenini
birbirine bağlıyor: Güvenilirlik devriminin nedensel çıkarım araçları ile
inançlar alanının ölçüm araçları, aynı olayın farklı yüzlerini aydınlatmak için
birlikte kullanılabilir.
Yeni bir ölçüm
sorunu: Homo silicus ve simüle edilmiş inançlar
İnançlar
alanı tam da ölçüm araçlarını olgunlaştırdığı bir anda, beklenmedik bir
yöntemsel meydan okumayla karşılaştı: büyük dil modelleri. Bu modeller hem
anket verisini analiz etmenin hem de, daha tartışmalı biçimde, anket
katılımcılarını simüle etmenin bir aracı olarak önerilmeye başlandı.
Horton'un önerisi
John Horton'un 2023
tarihli "Large Language Models as Simulated Economic Agents: What Can We
Learn from Homo Silicus?" makalesi, büyük dil modellerinin iktisadi
ajanların hesaplamalı modelleri olarak kullanılabileceğini öne sürdü. Horton,
klasik davranışsal iktisat deneylerini dil modelleriyle yeniden üreterek
modellerin insan davranışına benzer örüntüler sergilediğini gösterdi.
Siyaset biliminde Argyle
ve arkadaşları benzer bir öneriyi "silikon örneklem" kavramıyla
geliştirdi. Fikir şuydu: Bir dil modeline belirli demografik özelliklere sahip
bir kişi gibi yanıt vermesi söylendiğinde, model o grubun tutumlarını makul bir
doğrulukla yansıtabilir.
Bu öneri, anket iktisadı
için hem cazip hem tehlikelidir. Cazip, çünkü gerçek bir anket aylar ve ciddi
bütçeler gerektirirken simülasyon dakikalar sürer. Tehlikeli, çünkü alanın
bütün iddiası, insanların zihninde gerçekte ne olduğunu, araştırmacının ya da
modelin varsaydığından farklı olarak, ölçmektir.
Simülasyon neyi simüle eder?
Bu noktada
önceki bölümdeki tercih çarpıtması sorunu yeni bir biçim alır. Eğer bir
toplumda belirli anlatıların kamusal olarak ifade edilmesi baskılanıyorsa, o
toplum hakkındaki metin derlemi de bu baskıyı yansıtır. Engellenen haberler,
kapatılan hesaplar ve hiç yazılmayan görüşler, gelecekte eğitilecek modellerin
göreceği metinlerin de dışında kalır. Simüle edilmiş yatırımcı, gerçek
yatırımcının değil, kamusal alanda konuşabilen yatırımcının bir yansıması olur.
İkinci bir
sorun temsiliyettir. Dil modellerinin eğitim verileri İngilizce ve Batılı
kaynaklar ağırlıklıdır. Uzun süreli yüksek enflasyon deneyimi yaşamış ve
İngilizce dışında dillerde konuşan toplumların zihin modellerinin, örneğin
enflasyon karşısında nominal getiriye verilen tepkinin, bu modellerde ne ölçüde
doğru temsil edildiği açık bir sorudur. Bu, Stantcheva'nın bulgularının ABD
bağlamına özgü olup olmadığı sorusunun yeni bir versiyonudur.
Kodlayıcı olarak dil modeli
Daha az
tartışmalı kullanım, dil modellerinin açık uçlu anket yanıtlarını kodlamak için
kullanılmasıdır. Andre ve arkadaşlarının anlatıları nedensellik çizgelerine
dönüştürme işi, artık büyük ölçüde otomatikleştirilebiliyor.
Ama burada da
bir bedel var. Kodlama, yorumlamadır. Bir modelin "fon yöneticisi bizi
kandırdı" yanıtını "dolandırıcılık anlatısı" olarak mı,
"güven kaybı anlatısı" olarak mı sınıflandıracağı, modelin kendi
örtük kategorilerine bağlıdır. Açık uçlu soruların asıl amacı araştırmacının
kategorilerini dayatmamaktı; dil modeli kodlayıcı ise yeni ve daha görünmez bir
kategori setini dayatma riski taşır.
Anlatı taşıyıcısı
olarak dil modeli
Son
olarak, dil modelleri artık yalnızca bir ölçüm aracı değil, kendileri birer
anlatı taşıyıcısıdır. Milyonlarca insan finansal kararlarına dair sorularını
sohbet tabanlı yapay zekâ araçlarına soruyor. Bir sonraki finansal krizde
yatırımcıların başvuracağı açıklamaların bir kısmı, bu modellerin ürettiği
metinler olacak.
Shiller'in
salgın modeli açısından bu, yeni ve güçlü bir bulaşma kanalının ortaya çıkması
demektir. Bu kanalın özelliği, aynı anlatıyı çok sayıda insana,
kişiselleştirilmiş bir dille ve bir uzman otoritesi edasıyla iletebilmesidir.
Homo silicus, homo economicus'un zihnini yalnızca simüle etmekle kalmıyor, onu
biçimlendirmeye de başlıyor.
Bu
gelişme, iktisadi düşünce tarihi açısından ironik bir döngüyü tamamlıyor.
Rasyonel beklentiler devrimi, ajanların modeli bildiğini varsaymıştı. Şimdi ise
ajanlar, giderek artan ölçüde, kendilerine bir modelin anlattığını biliyor.
Sonuç: İnançlar
kurumların içinde yaşar
İnançlar
ve anlatılar üzerine kurulan yeni alan, Katona'dan Shiller'e, Manski'den
Stantcheva'ya uzanan bir çizginin ürünü. Bu çizginin temel iddiası şudur:
İnsanların ekonomiyi nasıl düşündüğü, ekonominin nasıl işlediğinin ayrılmaz bir
parçasıdır. Rasyonel beklentiler devriminin inançları modelden türetme kararı
kuramsal zarafet kazandırmıştı; ama krizlerin tam da modelden sapan inançlardan
doğduğu gerçeğini görünmez kılmıştı.
Alanın
katkısı, bu inançları doğrudan ölçülebilir, deneysel olarak değiştirilebilir ve
kuramsal olarak modellenebilir kılmasıdır. Anlatının bir nedensellik modeli
olarak tanımlanması, açık uçlu anketler ve bilgi müdahalesi deneyleri,
Keynes'in ve Shiller'in sezgilerini sınanabilir hipotezlere dönüştürdü.
Ama
alanın sınırları da en az katkısı kadar önemlidir. İnançlar boşlukta oluşmaz.
Onları sömürülebilir kılan finansal yapılar, bu yapıların büyümesine izin veren
denetim boşlukları ve anlatıların dolaşımını biçimlendiren bilgi ortamları
vardır. Kindleberger'in gözlemi burada da geçerlidir: Mani dönemleri,
şüpheciliğin askıya alındığı dönemlerdir. Ama şüpheciliği askıya alan yalnızca
yatırımcılar değildir.
Bu
nedenle bu yazının vardığı sonuç, anlatı iktisadının kurumsal ve siyasal
iktisadın yerini alamayacağı, ama onu zorunlu olarak tamamlaması gerektiğidir.
Bir krizi yalnızca kurumlar üzerinden okumak, neden insanların bu kurumlara
inandığını açıklayamaz. Yalnızca inançlar üzerinden okumak ise, bu inançların
hangi kurumsal koşullarda oluştuğunu ve kimin işine yaradığını gözden kaçırır.
İktisadi
düşünce tarihi açısından belki de en ilginç nokta şudur. Keynes'in Genel
Teori'nin on ikinci bölümünde dile getirdiği sezgiler, yani belirsizlik
altında uzlaşımlara yaslanma, başkalarının yargısını tahmin etme ve hayvansal
güdüler, neoklasik sentezle budandıktan neredeyse bir yüzyıl sonra, ölçüm
araçlarıyla donanmış olarak geri döndü. Büyük dil modellerinin hem ölçüm aracı
hem de anlatı taşıyıcısı olarak sahneye çıkması ise bu geri dönüşün henüz
tamamlanmadığını, aksine yeni bir aşamaya girdiğini gösteriyor.
Kaynakça
•
Akerlof, G. A. ve Shiller, R.
J. (2009). Animal Spirits: How Human Psychology Drives the Economy.
Princeton University Press.
•
Akerlof, G. A. ve Snower, D. J.
(2016). "Bread and Bullets." Journal
of Economic Behavior & Organization, 126.
•
Alesina, A., Miano, A. ve
Stantcheva, S. (2023). "Immigration and Redistribution." Review of
Economic Studies, 90(1).
•
Alesina, A., Stantcheva, S. ve
Teso, E. (2018). "Intergenerational Mobility and Preferences for
Redistribution." American Economic Review, 108(2).
•
Andre, P., Haaland, I., Roth,
C., Wiederholt, M. ve Wohlfart, J. (2026). "Narratives about the
Macroeconomy." Review of Economic Studies (NHH duyurusu; ilk sürüm: ECONtribute
Discussion Paper 127, 2021).
•
Andre, P., Pizzinelli, C.,
Roth, C. ve Wohlfart, J. (2022). "Subjective Models of the Macroeconomy:
Evidence from Experts and Representative Samples." Review of Economic
Studies, 89(6).
•
Andre, P., Schirmer, P. ve
Wohlfart, J. (2023). "Mental Models of the Stock Market." Discussion
Paper.
•
Argyle, L. P. vd. (2023).
"Out of One, Many: Using Language Models to Simulate Human Samples." Political
Analysis, 31(3).
•
Baker, S. R., Bloom, N. ve
Davis, S. J. (2016). "Measuring Economic Policy Uncertainty." Quarterly
Journal of Economics, 131(4).
•
Bordalo, P., Gennaioli, N., Ma,
Y. ve Shleifer, A. (2020). "Overreaction in Macroeconomic
Expectations." American Economic Review, 110(9).
•
Coibion, O. ve Gorodnichenko,
Y. (2015). "Information Rigidity and the Expectations Formation
Process." American Economic Review, 105(8).
•
Coibion, O., Gorodnichenko, Y.
ve Kumar, S. (2018). "How Do Firms Form Their Expectations? New Survey
Evidence." American Economic Review, 108(9).
•
de Quidt, J., Haushofer, J. ve
Roth, C. (2018). "Measuring and Bounding Experimenter Demand." American
Economic Review, 108(11).
•
Diamond, D. W. ve Dybvig, P. H.
(1983). "Bank Runs, Deposit Insurance, and Liquidity." Journal of
Political Economy, 91(3).
•
Eliaz, K. ve Spiegler, R.
(2020). "A Model of Competing Narratives." American Economic
Review, 110(12).
•
Friedman, M. (1953). "The
Methodology of Positive Economics." Essays in Positive Economics
içinde. University of Chicago Press.
•
Galbraith, J. K. (1955). The
Great Crash, 1929. Houghton Mifflin.
•
Gennaioli, N. ve Shleifer, A.
(2018). A Crisis of Beliefs: Investor Psychology and Financial Fragility.
Princeton University Press.
•
Gentzkow, M., Kelly, B. ve
Taddy, M. (2019). "Text as Data." Journal of Economic Literature,
57(3).
•
Haaland, I., Roth, C.,
Stantcheva, S. ve Wohlfart, J. (2025). "Understanding Economic Behavior
Using Open-Ended Survey Data." Çalışma tebliği.
•
Horton, J. J. (2023).
"Large Language Models as Simulated Economic Agents: What Can We Learn
from Homo Silicus?" NBER Working Paper 31122.
•
Katona, G. (1951). Psychological
Analysis of Economic Behavior. McGraw-Hill.
•
Kermack, W. O. ve McKendrick,
A. G. (1927). "A Contribution to the Mathematical Theory of
Epidemics." Proceedings of the Royal Society A, 115.
•
Keynes, J. M. (1936). The
General Theory of Employment, Interest and Money. Macmillan.
•
Kindleberger, C. P. (1978). Manias,
Panics, and Crashes: A History of Financial Crises. Basic Books.
•
Kuran, T. (1995). Private
Truths, Public Lies: The Social Consequences of Preference Falsification.
Harvard University Press.
•
Lucas, R. E. (1976).
"Econometric Policy Evaluation: A Critique." Carnegie-Rochester
Conference Series on Public Policy, 1.
•
Manski, C. F. (2004).
"Measuring Expectations." Econometrica, 72(5).
•
Minsky, H. P. (1986). Stabilizing
an Unstable Economy. Yale University Press.
•
Muth, J. F. (1961).
"Rational Expectations and the Theory of Price Movements." Econometrica,
29(3).
•
Samuelson, P. A. (1938).
"A Note on the Pure Theory of Consumer's Behaviour." Economica,
5(17).
•
Shiller, R. J. (1997).
"Why Do People Dislike Inflation?" C. Romer ve D. Romer (ed.), Reducing
Inflation içinde. University of Chicago Press.
•
Shiller, R. J. (2000). Irrational
Exuberance. Princeton University Press.
•
Shiller, R. J. (2017).
"Narrative Economics." American Economic Review, 107(4).
•
Shiller, R. J. (2019). Narrative
Economics: How Stories Go Viral and Drive Major Economic Events. Princeton
University Press.
•
Shleifer, A. ve Vishny, R.
(2011). "Fire Sales in Finance and Macroeconomics." Journal of
Economic Perspectives, 25(1).
•
Stantcheva, S. (2021).
"Understanding Tax Policy: How Do People Reason?" Quarterly
Journal of Economics, 136(4).
•
Stantcheva, S. (2023).
"How to Run Surveys: A Guide to Creating Your Own Identifying Variation
and Revealing the Invisible." Annual Review of Economics, 15.
•
Stantcheva, S. (2024).
"Why Do We Dislike Inflation?" Brookings Papers on Economic
Activity, Bahar 2024 (NBER WP 32300; Brookings).
Yorumlar
Yorum Gönder