Mısır Laboratuvarı: Devlet Kapitalizmi, Saint-Simoncular ve Bağımlılık Sarmalı (1805-1956)
Mısır
Laboratuvarı: Devlet Kapitalizmi, Saint-Simoncular ve Bağımlılık Sarmalı (1805-1956)
Ercan Eren
Giriş: Doğu'nun
Entelektüel ve İktisadi Laboratuvarı
Mısır, iktisadi düşünce tarihi ve siyasal düşünce
yazınında adeta açık havada kurulmuş eşsiz bir laboratuvardır. Nil Nehri’nin
binlerce yıllık hidrolojik zorunluluğundan beslenen bu coğrafya, merkeziyetçi
devlet geleneği ile küresel kapitalizmin merkez-çevre dinamiklerinin en keskin
çarpışmalarına sahne olmuştur. 19. yüzyılın başından 1956 Süveyş Krizi’ne
uzanan yaklaşık bir buçuk asırlık kesit; geleneksel bir imparatorluk
eyaletinden otokratik merkantilizme, oradan Batı sermayesinin mali vesayetine
ve nihayetinde anti-kolonyal radikal bir cumhuriyet devrimine evrilen sarp bir
modernleşme sancısının hikayesidir.
Bu süreç, Adam Smithçi klasik iktisadın
"görünmez el" dogmasının Doğu coğrafyasındaki sınırlarını
sorgulatmakla kalmamış; kalkınmacı devlet, zorunlu sermaye birikimi, ütopik
sosyalist mühendislik ve bağımlılık teorisinin ampirik temellerini de gözler
önüne sermiştir. İstanbul payitahtından Kahire’nin tozlu sokaklarına uzanan bu
entelektüel ve iktisadi rota, Doğu'nun Batı ile temasındaki özgün çelişkilerini
ve iktisadi düşünce tarihinin en sıra dışı pratiklerini barındırmaktadır.
Kavalalı Mehmet
Ali Paşa ve Otokratik Merkantilizm (İhtikar Modeli)
19.Yüzyılın başlarında, Batı’da Adam Smith ve
David Ricardo’nun öncülüğündeki klasik iktisat ekolü serbest piyasa, serbest
ticaret ve devletin iktisadi alandan çekilmesi (laissez-faire)
ilkelerini savunurken, Mısır’da Kavalalı Mehmet Ali Paşa tam zıt yönde radikal
bir pratik inşa etti. Klasik iktisadın "görünmez el" dogmasına karşı
Paşa, devletin kadiri mutlak gücüne dayanan otokratik bir merkantilizm
modelini hayata geçirdi. Bu modelin merkezinde, Mısır iktisat tarihinde ihtikar
(tekel) olarak bilinen ve tarımsal üretimden dış ticarete kadar her kalanı
merkeze bağlayan katı bir devlet kontrolü yer alıyordu.
Paşa, modern ve Batı disiplinli bir ordu
kurabilmek için devasa bir mali kaynağa ihtiyaç duyuyordu. Bu amaca ulaşmak
adına Mısır'daki geleneksel mülkiyet ilişkilerini ortadan kaldırarak
toprakların mülkiyetini fiilen kendi şahsında ve merkezi devlette topladı.
Köylüler (fellahlar) kendi topraklarında özgür birer üretici olmaktan
çıkarılıp, devletin belirlediği ürünleri üretmek zorunda kalan zorunlu birer
amele statüsüne indirgendi. Küresel tekstil pazarının artan talebine yanıt
vermek üzere uzun elyaflı pamuk üretimi zorunlu kılındı. Bu stratejik
ürünün iç alımı ve dış ihracatı tamamen devlet tekelindeydi; üretici köylüye
rayiç bedelin çok altında ödemeler yapılırken, elde edilen büyük tarımsal artı
değer doğrudan Kahire'nin askeri-sanayi kompleksine aktarıldı.
Bu yönüyle Mehmet Ali Paşa’nın ihtikar modeli,
piyasa ekonomisinden ziyade, 20. yüzyılda görülecek olan merkezi planlama ve
tarımsal artı değerin sanayileşmeye aktarılması süreçlerinin 19. yüzyıldaki
erken bir proto-kolektivizasyon ve kalkınmacı devlet örneği olarak
okunmalıdır. Paşa, köylülüğün sırtından sağlanan bu zorunlu sermaye birikimiyle
tekstil fabrikaları, tersaneler ve döküm atölyeleri kurarak Doğu coğrafyasında
ender görülen bir devlet kapitalizmi laboratuvarı yarattı. Ancak piyasa
rasyonelliğinden yoksun, tamamen baskı ve zor aletlerine dayanan bu sistem,
uzun vadede iç pazarı tüketmiş ve Mısır'ı dış pazarların ve sermayenin baskısı
karşısında savunmasız bırakmıştır.
2. İstanbul'dan
Kahire'ye Bir Sanayi Havariliği: Saint-Simoncuların Rotası
1832’de Fransa’da kamu ahlakına aykırılık
suçlamasıyla yargılanan ve dağılma noktasına gelen Saint-Simoncu ütopik
sosyalist hareketi, “Baba” Prosper Enfantin önderliğinde kendine Doğu’da yeni
bir sahne aradı. Hareketin bir kanadı, kayıp addedilen dişil Mesih’i (La Mère)
aramak üzere Balkanlar üzerinden Osmanlı topraklarına geçerek 1833’te İstanbul
payitahtına ulaşırken, Enfantin’in başını çektiği asıl mühendis-teknokrat kadro
deniz yoluyla doğrudan Kahire’ye yöneldi. Fransa’da siyasi iktidara taşıyamadığı
ütopyasını, Mehmet Ali Paşa’nın modernleşme iştahında somut bir uygulama sahası
olarak yeniden kurmayı umuyordu.
Paşa’nın askeri-sınai kalkınma pragmatizmi ile
Saint-Simoncuların teknik-mühendislik vizyonunun Kahire’deki kesişimi,
1833-1836 arasında somut projelere dönüştü: Nil üzerinde bent ve sulama
kanalları inşasına girişildi; Dimyat’ta piyade, Tur’a’da topçu ve Gize’de
süvari okulları kuruldu. Kadronun Mehmet Ali’ye sunduğu en cüretkâr öneri ise
bir Süveyş Kanalı projesiydi; Paşa bu fikri reddederek kaynaklarını Nil
bentlerine yönlendirse de, saflarında kalan mühendis Linant de Bellefonds gibi
isimler sayesinde kanal fikri Mısır bürokrasisinde canlı kaldı ve yıllar sonra
Saint-Simoncu çevrelerle yakın ilişkili Ferdinand de Lesseps tarafından yeniden
gündeme taşınarak 1869’da hayata geçti. Misyon, 1835’teki büyük veba salgınının
kadroyu dağıtmasıyla 1836’da fiilen sona erdi; Enfantin Fransa’ya dönerken bir
kısım Saint-Simoncu — İsmail Urbain başta olmak üzere — Mısır’da kalarak devlet
hizmetine girdi.
Bu kısa ama yoğun kesişim, sosyalist bir
ütopyanın otokratik bir rejim altında nasıl katı bir bürokratik rasyonelliğe ve
teknokratik kalkınmacılığa evrildiğinin çarpıcı bir örneğidir. Fransa’da
özgürlükçü bir toplumsal dönüşüm projesi olarak doğan Saint-Simonculuk,
Kahire’de tanınmaz hale gelerek Mehmet Ali’nin merkeziyetçi devlet aygıtının
mühendislik kolu işlevini görmüş; bu da Doğu’nun Batılı fikirleri özgün
bağlamından koparıp kendi iktidar mantığına eklemleme kapasitesinin erken bir
kanıtı olmuştur.
3. İngiliz
Vesayeti, Monokültür ve Bağımlılık Sarmalı
Mehmet Ali Paşa’nın kurduğu otokratik sanayi
hamlesinin dış borçlar ve serbest ticaret baskısıyla çöküşü, Mısır’ı 1882’deki
İngiliz askeri işgaliyle sonuçlanan kaçınılmaz bir mali sarmala sürükledi.
İşgalle birlikte kurulan ve Lord Evelyn Baring’in (Lord Cromer) yirmi dört yıl
boyunca mutlak bir otoriteyle yönettiği "örtülü protektora" rejimi,
Mısır ekonomisini küresel kapitalist merkezin (Londra) hammadde tedarikçisi
konumuna indirgedi. Bu dönemde mali disiplin bahanesiyle yerli sanayi girişimleri
tamamen tasfiye edilirken, devlet bütçesinin öncelikli hedefi Avrupalı
alacaklıların borç faizlerini düzenli olarak tahsil etmek oldu.
Cromer yönetimi altında Mısır iktisadi yapısı, monokültür
(tek ürün) ekonomisine mahkûm edildi. Lancashire tekstil endüstrisinin acil
hammadde ihtiyacını karşılamak üzere tarımsal kapasitenin neredeyse tamamı uzun
elyaflı pamuk üretimine endekslendi. Gıda güvenliği ve yerli çeşitlilik ikinci
plana atılırken, ülke ekonomisi tamamen dış pazardaki fiyat dalgalanmalarına ve
tek bir tarımsal ürüne bağımlı hale getirildi. Pamuk ihracatından elde edilen
gelirler iç kalkınmaya veya eğitime aktarılmak yerine dış borç servisine ve
İngiliz imalat mallarının ithalatına akıtıldı.
Bu tarihsel konjonktür, 20. yüzyılda Raul
Prebisch, Celso Furtado ve Immanuel Wallerstein gibi isimler tarafından formüle
edilen Bağımlılık Okulu (Dependency Theory) argümanlarının 19.
yüzyıldaki en somut ve trajik ampirik teyidini oluşturur. Mısır, uluslararası
iş bölümünde "çevre" (periferi) konumuna sabitlenmiş; dış ticaret
hadlerinin merkez aleyhine bozulmasıyla birlikte sürekli dışa bağımlı, kendi
kendine yetemeyen ve yapısal olarak kırılgan bir iktisadi çembere
hapsedilmiştir.
4. 1952 Devrimi ve Süveyş'le Gelen Egemenlik
19.Yüzyılın ortalarından itibaren otokratik
merkantilizm ile başlayan, ardından 1882 işgaliyle derinleşen mali vesayet ve
monokültür sarmalı, 20. yüzyılın ortalarına gelindiğinde Mısır’da sürdürülemez
bir meşruiyet ve yapısal kriz yarattı. 1923 Anayasası’na dayanan parlamenter
monarşi; saray entrikaları, İngiliz Yüksek Komiserliği’nin açık müdahaleleri ve
yaygın yolsuzluklar nedeniyle halkın refah taleplerine yanıt veremez hale
geldi. Bu siyasi ve iktisadi yozlaşma ortamı, geleneksel elite karşı iki radikal
kitlesel muhalefet odağını güçlendirdi: Toplumsal alanda ördüğü geniş ağlarla
yoksulların sığınağı haline gelen Müslüman Kardeşler (İhvân-ı Müslimin)
ve işçi sendikaları ile entelektüel çevrelerde kök salan sol/komünist
hareketler.
Rejimin krizini ve ülkenin boyunduruk altındaki
statüsünü tescilleyen dönüm noktası ise 1948 Arap-İsrail Savaşı oldu.
Sarayın ve iktidardaki partilerin kifayetsizliği yüzünden cephede yaşanan ağır
askeri yenilgi, Mısır ordusu içindeki genç subaylarda derin bir infial yarattı.
23 Temmuz 1952 sabaha karşı Cemal Abdülnasır liderliğindeki Hür Subaylar
Cuntası, kansız bir darbeyle Kral Faruk’u tahttan indirerek monarşiye son
verdi; 1953’te cumhuriyet ilan edildi. Yeni iktidarın temel hedefi, kâğıt
üzerindeki bağımlılığı gerçek bir ekonomik ve siyasi egemenliğe dönüştürmekti.
Bu stratejik kopuşun en sert pratik sınavı 1956
Süveyş Krizi oldu. Ülkenin kalkınması için hayati önem taşıyan Asvan
Barajı’nın finansmanı için Batılı devletlerden destek bulamayan Abdülnasır,
Temmuz 1956’da Süveyş Kanalı’nı millileştirdiğini açıkladı. Bu hamle,
İngiltere, Fransa ve İsrail’in ortak askeri müdahalesine yol açsa da Soğuk
Savaş dinamiklerinde ABD ve Sovyetler Birliği’nin ortak baskısı işgal güçlerini
geri çekilmeye mecbur bıraktı. Kanal bölgesindeki son yabancı askerlerin de ayrılmasıyla
Mısır, Kavalalı Mehmet Ali Paşa’dan o yana ilk kez topraklarında yabancı
postalların olmadığı, tam egemen ve ulusal kalkınmacı bir dönemin kapılarını
araladı.
Sonuç: Tarihin
Teoriyle İmtihanı
Mısır’ın 19. yüzyılın başından 1956 Süveyş
Krizi’ne uzanan bu çalkantılı asrından geriye kalan, iktisadi düşünce tarihi
açısından teori ile pratiğin sert çatışmasından doğan kalıcı bir mirastır.
Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın otokratik merkantilizmi ile başlattığı zorunlu
sermaye birikimi ve devlet tekeli deneyi, klasik iktisadın "görünmez
el" varsayımının Doğu coğrafyasındaki sınırlarını gözler önüne sermiş;
devletin kalkınmadaki kurucu ama bir o kadar da baskıcı rolünün erken bir
örneğini sunmuştur.
Hemen ardından gelen İngiliz mali vesayeti ve
monokültür sarmalı ise çevre ekonomilerin küresel kapitalizmin merkezine nasıl
bağımlı kılındığını, Bağımlılık Okulu’nun argümanlarını yıllar öncesinden
doğrulayan trajik bir ampirik tabloyla tescillemiştir. Saint-Simoncuların
İstanbul’dan Kahire’ye uzanan teknokratik ütopyalarından, Hür Subaylar
Cuntası’nın Süveyş’i millileştiren anti-kolonyal iradesine kadar Mısır,
coğrafyanın ve iktisadi yapıların siyasi kademeler üstü zorunluluklarını her
daim hatırlatan canlı bir laboratuvar olmuştur. Bu topraklar ne saf bir piyasa
rasyonelliğinin ne de tamamen dışarıdan dayatılan modellerin tek başına kalıcı
bir refah üretebileceğini, kalkınmanın ancak ulusal egemenlik ve toplumsal
adalet dengesiyle mümkün olabileceğini iktisat tarihine kanıtlamıştır.
Kaynakça
·
Baer, Gabriel. A History of Landownership in
Modern Egypt, 1800-1950. London: Oxford University Press, 1962.
·
Landes, David S. Bankers and Pashas:
International Finance and Economic Imperialism in Egypt. London: Heinemann,
1958.
·
Owen, Roger. The Middle East in the World
Economy 1800-1914. London: I.B. Tauris, 1993.
·
Owen, Roger. Cotton and the Egyptian Economy
1820-1914: A Study in Trade and Development. Oxford: Clarendon Press, 1969.
·
Régnier, Philippe. Les Saint-Simoniens en
Égypte 1833-1851. Giza: Amin Fakhry Abdel-Nour, 1989.
·
Vatikiotis, P. J. The History of Modern
Egypt: From Muhammad Ali to Mubarak. Baltimore: Johns Hopkins University
Press, 1991.
Yorumlar
Yorum Gönder