İKTİSAT VE AHLAKIN ÇİFTE YOLCULUĞU: ANTİK ÇAĞDAN 2026'YA AHLAKİ EKONOMİ VE ETİK İKTİSAT PERSPEKTİFLERİ
İKTİSAT VE AHLAKIN ÇİFTE YOLCULUĞU: ANTİK ÇAĞDAN
2026'YA AHLAKİ EKONOMİ VE ETİK İKTİSAT PERSPEKTİFLERİ
Ercan
Eren
GİRİŞ:
İktisat Biliminin Çatallanan Yolları
İktisat tarihinin ve sosyal bilimlerin gelişim sürecinde "ahlaki
ekonomi" (moral economy) ve "etik iktisat" kavramları,
tek tip ve monolitik bir tanıma hiçbir zaman sahip olmamıştır. Aksine bu
kavramlar, kökenleri, epistemolojik yöntemleri ve hedefleri bakımından belirgin
şekilde farklılaşan iki ana aks etrafında şekillenmiştir. Bu çatallanma,
iktisat “biliminin” bir yandan bireyin felsefi doğasını, erdemi ve içsel
motivasyonlarını merkeze alan normatif bir ahlak bilimi olarak konumlanması,
diğer yandan ise piyasa mekanizmalarının toplumsal dokuyu, geleneksel hakları
ve geçim koşullarını tehdit etmesine karşı doğan tarihsel ve sosyopolitik bir
direniş alanı olarak gelişmesiyle doğrudan ilgilidir.
Bu iki aksın birbirinden bağımsız değil, sürekli etkileşim içinde
geliştiğini vurgulamak gerekir. Birinci aks, iktisadi öznenin içsel dünyasına
-erdem, vicdan, adalet duygusu- eğilirken; ikinci aks, iktisadi ilişkilerin
dışsal-kurumsal çerçevesine -sınıf, iktidar, gelenek, direniş- odaklanır. Bu
çalışmanın temel amacı, Antik Yunan'dan 2026'ya uzanan geniş zaman diliminde,
bu iki farklı geleneğin -birinci aks olan Etik-Normatif Gelenek ile ikinci aks
olan Tarihsel-Sosyopolitik Gelenek- evrimini, dönüşüm süreçlerini,
birbirleriyle kesiştikleri uğrakları ve günümüzdeki akademik ile pratik
karşılıklarını bütünlüklü bir harita halinde ortaya koymaktır. Bu haritanın
kapsamına, standart anlatılarda genellikle ihmal edilen iki unsur da bilinçli
olarak dahil edilmiştir: (i) Batı-merkezli olmayan bir ahlaki-iktisadi gelenek
olarak Orta çağ İslam düşüncesi ve (ii) iki aksı yöntembilimsel olarak
birbirine yaklaştıran bir köprü konumundaki Amerikan kurumsalcı iktisadı.
BİRİNCİ
AKS: Normatif ve Etik Temelli İktisat Geleneği (Ahlak Bilimi Olarak İktisat)
Bu aks; bireyin doğasını, erdemi, adil fiyatı, toplumsal sorumluluğu ve
içsel motivasyonları iktisadın merkezine alan, Antik çağdan günümüze
(Aristoteles'ten Sen ve Bowles çizgisine) uzanan entelektüel hattan beslenir.
Bu gelenek, iktisadi eylemi salt mekanik yasaların veya piyasa dengelerinin bir
sonucu olarak değil, insan karakterinin, adalet duygusunun ve toplumsal
kuralların ayrılmaz bir parçası olarak ele alır.
1. Antik Çağ ve
Klasik Öncesi Ahlaki-İktisadi Düşünce
Aristoteles, Politika ve Nikomakhos'a Etik adlı eserlerinde
iktisadi faaliyeti ahlaki bir çerçeveye oturtan ilk sistematik ayrımlardan
birini kurar: hane yönetimi anlamına gelen oikonomia ile salt kazanç ve
mübadele sanatı anlamına gelen chrematistike arasındaki ayrım.
Aristoteles'e göre oikonomia, hanenin ve kentin (polis) iyi yaşamına (eudaimonia)
hizmet eden, doğal sınırları olan bir faaliyettir; buna karşılık paranın para
doğurması yoluyla sınırsız zenginlik biriktirme çabası (özellikle faizcilik, tokos)
doğaya aykırı (para physin) görülür ve ahlaki bakımdan kınanır.
Platon'un Devlet'inde de mülkiyetin ve ortaklaşa yaşamın adalet
kavramıyla ilişkisi tartışılır. Bu erken dönem katkının önemi, iktisadın hiçbir
zaman "değerden bağımsız" bir teknik alan olarak tasarlanmamış
olmasıdır; tam tersine, iktisadi faaliyet baştan itibaren erdem, ölçülülük (sophrosyne)
ve adalet kavramlarının sınadığı bir alan olarak kurgulanmıştır.
2. Orta Çağ Skolastik
Düşüncesi ve Paralel Bir Gelenek: İslam İktisadi Ahlakı
Orta Çağ Skolastik düşüncesi (özellikle Thomas Aquinas çizgisi)
Aristotelesçi mirası devralarak piyasa eylemlerini teolojik ve etik bir
süzgeçten geçirmiştir. Aquinas'ın Summa Theologica'sında mübadelenin meşruiyeti
"adil fiyat" (justum pretium) ilkesine bağlanmış; tekelcilik, haksız
kazanç ve aşırı faiz (usura) hem ahlaki hem de hukuki olarak
sınırlandırılmıştır. İktisat, bu evrede doğrudan bir ahlak teolojisinin alt
dalı konumundadır.
Standart iktisadi düşünce tarihi anlatılarında genellikle göz ardı edilen
bir husus, bu döneme paralel olarak İslam düşünce dünyasında da güçlü bir
ahlaki-iktisadi geleneğin geliştiğidir. İbn Haldun'un 14. yüzyılda kaleme
aldığı Mukaddime'sinde emeğin değerin kaynağı olduğuna, iş bölümünün
toplumsal dayanışmayla (asabiyet) ilişkisine ve devletin aşırı
vergilendirme yoluyla üretimi nasıl boğabileceğine dair gözlemler, modern
iktisadın "bilimsel öncülleri" arasında sayılır. Gazali ve İbn
Teymiyye gibi düşünürler ise adil fiyat, ihtisab (piyasa denetimi kurumu) ve
stokçuluğun (ihtikâr) ahlaki-hukuki yasaklanması üzerine yazmışlardır. Bu
paralel gelenek, birinci aksın Batı-merkezli bir anlatıya indirgenmemesi
gerektiğini hatırlatması bakımından önemlidir: adil fiyat ve faiz karşıtlığı,
aynı dönemde birbirinden bağımsız iki büyük teolojik-hukuki gelenekte eşzamanlı
olarak gelişmiştir.
3. Rönesans'tan
Klasik İktisada Geçiş: Merkantilizm ve Fizyokrasi Arakesiti
Skolastik dönem ile Klasik Politik İktisat arasındaki geçiş, sıklıkla
atlanan fakat ahlaki-iktisadi düşüncenin laikleşme sürecini anlamak bakımından
kritik bir arakesittir. Merkantilist yazarlar için iktisadi faaliyetin nihai
ölçütü artık bireysel erdem değil, ulusun zenginliği ve gücüdür; ahlaki kaygı,
devlet çıkarına (raison d'état) tabi kılınır. Fizyokratlar (Quesnay, Turgot)
ise buna karşı "doğal düzen" (ordre naturel) fikrini geliştirerek
iktisadi süreçlerin, tıpkı fizik yasaları gibi, insan iradesinden bağımsız
fakat yine de ahlaki bir zemine -tabii hukuka- dayanan bir düzenlilik
taşıdığını savunmuşlardır. Bu iki akım, iktisadın teolojik çerçeveden çıkıp
laik-doğal hukuk çerçevesine geçişinin köprüsünü kurar ve Adam Smith'in
sentezine zemin hazırlar.
4. Klasik Politik
İktisat ve Adam Smith Sentezi
Adam Smith'in düşünce dünyası, genellikle indirgendiği gibi yalnızca
piyasanın görünmez eline değil, insan doğasının ahlaki temellerine dayanır.
Smith'in Ahlaki Duygular Kuramı (The Theory of Moral Sentiments,
1759) ile Milletlerin Zenginliği (The Wealth of Nations, 1776)
eserleri arasındaki organik bağ, "sempati" (sympathy), adalet,
vicdan ve toplumsal düzen anlayışının iktisadi teorinin omurgasını
oluşturduğunu gösterir. 19. yüzyıl sonunda Alman akademik çevrelerinde ortaya
atılan ve iki eser arasında bir çelişki bulunduğunu ileri süren "Adam
Smith Problemi" (das Adam Smith Problem) tezi, bugün büyük ölçüde
terk edilmiş durumdadır; Amartya Sen'in de vurguladığı gibi, Smith'te sempati
ve öz-çıkar birbirini dışlayan değil, farklı toplumsal ilişki alanlarında
(aile/yakın çevre karşısında piyasa) farklı ağırlıklarla işleyen tamamlayıcı
motivasyonlardır. Smith'e göre ekonomik birey, bencil olduğu kadar başkalarının
kaderine duyarlı bir ahlaki öznedir; piyasa düzeni ancak bu etik ve kurumsal
zemin üzerinde işlevsellik kazanabilir.
5. Mill, Walras ve J.
N. Keynes: Bilimcilik Çağında Ahlaki Sorunun Sürekliliği
19. yüzyılın ikinci yarısında iktisat, marjinalist devrimle birlikte
giderek matematikleşen, "bilimcilik" (scientism) iddiası
taşıyan bir disipline dönüşür. Ancak bu dönüşüm, çoğu zaman varsayıldığının
aksine, ahlaki sorgulamanın tamamen terk edilmesi anlamına gelmez; klasik ve
erken neoklasik iktisadın en önde gelen isimleri bile normatif boyutu, sistemin
dışına atmak yerine, onun içinde ayrı fakat meşru bir katman olarak
korumuşlardır.
John Stuart Mill, 1848 tarihli Principles of Political Economy
adlı eserinde üretim yasaları (laws of production) ile bölüşüm yasaları
(laws of distribution) arasında temel bir ayrım yapar: üretim yasaları
doğa yasaları gibi değişmezdir, ama bölüşüm yasaları toplumsal kurumların,
hukukun ve insan iradesinin ürünüdür ve dolayısıyla ahlaki-siyasi müdahaleye
açıktır. Bu ayrım, bilimcilik yükselişteyken bile bölüşüm sorununun -kimin ne
kadar pay alacağının- teknik bir hesap değil, temelde bir adalet meselesi olarak
kaldığını gösterir; Mill'in kâr-ortaklığı düzenlemelerine, kooperatifçiliğe ve
toprak reformuna duyduğu ilgi bu ahlaki kaygının pratik uzantılarıdır.
Léon Walras, saf matematiksel genel denge kuramının kurucusu olmasına
rağmen iktisadı üçe ayırır: saf iktisat (économie politique pure),
uygulamalı iktisat (économie appliquée) ve sosyal iktisat (économie
sociale). Sosyal iktisat, servetin mülkiyetini ve bölüşümünü, adalet
ilkelerini ele alan açıkça normatif bir alandır; Walras bu yazılarını Études
d'économie sociale (1896) derlemesinde toplamıştır. Yani döneminin en
matematikçi iktisatçısı bile saf teoriyi ahlaki-toplumsal analizden tamamen
ayırmamış, onu sistemin üçüncü bir bileşeni olarak korumuştur.
Bu sentezi en açık biçimde formüle eden isim, J. M. Keynes'in babası John
Neville Keynes'tir. 1891 tarihli The Scope and Method of Political Economy
adlı eserinde iktisadı üç katmana ayırır: (i) pozitif bilim-"olan"ı
inceleyen sistemli bilgi; (ii) normatif/regülatif bilim-"olması
gereken"e dair ölçütleri tartışan sistemli bilgi; (iii) sanat (art)
-belirli bir amaca ulaşmak için kurallar bütünü. J. N. Keynes'in bu üçlü
ayrımı, hem Alman Tarihçi Okulu ile Avusturya Okulu arasındaki Methodenstreit'a
bir uzlaşma önerisi sunar, hem de -kritik biçimde- normatif bilimi pozitif
bilimden ayrı ama eşit meşruiyette bir kategori olarak korur. Milton
Friedman'ın 1953 tarihli "Pozitif İktisadın Metodolojisi" makalesi bu
üçlü ayrımı alıntılamış fakat pratikte pozitif/normatif ikilisine indirgeyerek
"sanat" katmanını geri plana itmiştir; bu da 20. yüzyıl ana akım
iktisadının J. N. Keynes'in dengeli sentezinden zamanla nasıl uzaklaştığının
bir göstergesidir.
Bu üç örnek -Mill'in bölüşüm sorunu, Walras'ın sosyal iktisadı, J. N.
Keynes'in üçlü ayrımı- 19. yüzyıl klasik ve neoklasik iktisatçılarının,
iktisadı matematikleştirme ve pozitivize etme çabası içinde bile
ahlaki-normatif boyutu tamamen terk etmediklerini; onu ya ayrı bir alt-disiplin
(Walras) ya da ayrı bir katman (Mill, J. N. Keynes) olarak sistemin içinde
tuttuklarını gösterir.
6. Alman Tarihçi
Okulu ve Yöntem Tartışması (Methodenstreit)
19. yüzyılda Wilhelm Roscher (Grundriss zu Vorlesungen über die
Staatswirthschaft, 1843), Bruno Hildebrand ve Karl Knies gibi figürlerin
öncülük ettiği Alman Tarihçi Okulu, klasik ve erken neoklasik iktisadın
evrensel, soyut ve matematiksel yasalar iddialarına kökten karşı çıkmıştır. Bu
okul, iktisadı doğa bilimlerinden ayırarak bir Geisteswissenschaft (tarih ve
tinsel/ahlak bilimleri) olarak konumlandırmıştır; iktisadi olaylar ve kurumlar,
tarihin, ulusal kültürün, hukukun ve etiğin süzgecinden bağımsız düşünülemezdi.
Genç Tarihçi Okul'un lideri Gustav von Schmoller ile Avusturya Okulu'nun
kurucusu Carl Menger arasında 1880'lerde patlak veren Methodenstreit (yöntem
kavgası), bu geleneğin en görünür kırılma noktasıdır: Schmoller iktisadın
tümevarımsal, tarihsel-tasviri bir bilim olması gerektiğini, Menger ise
tümdengelimsel, soyut-teorik ilkelerin evrensel geçerliliğini savunmuştur. Bu
tartışma, aslında birinci aksın merkezi sorusunu -iktisadın bir "ahlak
bilimi" mi yoksa fizik benzeri bir "doğa bilimi" mi olduğu
sorusunu- en keskin biçimde sahneye taşımıştır. Onlara göre iktisat politikası,
ahlaki birer amaca (ulusal kalkınma, toplumsal uyum ve refah) hizmet etmek
zorundaydı.
7. Amerikan
Kurumsalcı İktisadı: Veblen ve Commons
Alman Tarihçi Okulu'nun tarihselci-eleştirel duruşu, Atlantik'in öte
yakasında Amerikan kurumsalcı iktisadına da ilham vermiştir. Thorstein Veblen, Aylak
Sınıfın Teorisi (The Theory of the Leisure Class, 1899) adlı
eserinde gösterişçi tüketimi (conspicuous consumption) ve iktisadi
davranışın rasyonel hesaptan çok kurumsal alışkanlıklar ve statü arayışından
türediğini göstererek neoklasik homo economicus varsayımına ilk köklü
darbelerden birini indirmiştir. John R. Commons ise Institutional Economics
(1934) adlı eserinde iktisadi analizin temel biriminin bireysel mübadele değil,
hukuki-kolektif bir kategori olan "işlem" (transaction) olması
gerektiğini savunmuştur. Bu okul, birinci aksın normatif-felsefi kaygısı ile
ikinci aksın kurumsal-tarihsel bakışını buluşturan bir köprü işlevi görür:
iktisat, ona göre, hukuk ve alışkanlıkların biçimlendirdiği kolektif eylemin
bir ürünüdür.
8. Keynesyen Vizyon
ve Kapitalizmin Etik Sınırları
John Maynard Keynes, kapitalizmin işleyiş mekanizmalarını teknik olarak
çözmeye çalışırken, sistemin uzun vadede salt maddi çıkarlarla ve bireysel
açgözlülükle sürdürülebilirliğine derin bir kuşkuyla yaklaşmıştır. Essays in
Persuasion (1930) derlemesindeki "Torunlarımız İçin İktisadi
Olanaklar" gibi denemelerinde Keynes, iktisadi büyümenin nihai amacının
maddi bolluğun ötesinde "iyi yaşama sanatı"na ulaşmak olduğunu ileri
sürer. Keynesyen vizyon, toplumsal eşitsizliklerin giderilmesini, tam
istihdamın sağlanmasını ve kamusal müdahaleyi yalnızca iktisadi istikrarın
değil, aynı zamanda medeni bir toplumun ahlaki ve kurumsal
sürdürülebilirliğinin ön koşulu olarak görmüştür. Kapitalizmin krizleri, ona
göre aynı zamanda birer ahlak ve medeniyet krizidir.
9. Keynes'in Robbins
Eleştirisi: "İktisat Özünde Bir Ahlak Bilimidir" (Harrod Mektupları,
1938)
Lionel Robbins, 1932 tarihli An Essay on the Nature and Significance
of Economic Science adlı etkili eserinde iktisadı "sınırlı
kaynaklarla, alternatif kullanım alanları olan amaçlar arasındaki ilişkiyi
inceleyen bilim" olarak tanımlayarak disiplini araç-amaç mantığına,
dolayısıyla değerden bağımsız (value-free), biçimsel bir "seçim
bilimi"ne indirger. Bu tanım, 20. yüzyıl ortasında iktisadın kendini bir
ahlak biliminden çıkarıp mantık ve matematiğe yakın, araçsal bir disipline
dönüştürmesinde belirleyici olmuştur.
John Maynard Keynes, bu Robbinscı tanıma açık bir itirazı, Roy Harrod'a 4
Temmuz 1938 tarihinde yazdığı mektupta dile getirir, Harrod'un "İktisadın
Kapsamı ve Yöntemi" başlıklı konuşma taslağını değerlendiren Keynes,
iktisadın doğa bilimleri gibi değil, "modeller içinde düşünme bilimi"
ile "çağdaş dünyayla ilgili modelleri seçme sanatı"nın birleşimi
olduğunu savunduktan sonra doğrudan şunu yazar: "Robbins'e karşı,
iktisat özünde bir ahlak bilimidir, doğa bilimi değildir; yani içgözlemi
(introspection) ve değer yargılarını kullanır." Keynes'e göre iktisadi
malzeme -insan davranışı, beklentiler, güven, gelenekler- zaman içinde homojen
olmadığından, iktisatçının işi fizikteki gibi sabit parametreleri deneyle
doldurmak değil, "uyanık gözlem" (vigilant observation)
yoluyla hangi modelin hangi bağlamda geçerli olduğuna dair bir yargı
yürütmektir; bu yargı, tanımı gereği değerden bağımsız olamaz.
Bu mektup, birinci aksın 20. yüzyıldaki en keskin iç çatışmasını özetler:
Robbins'in "seçim bilimi" tanımı iktisadı ahlaktan arındırmaya
çalışırken, disiplinin en etkili ismi Keynes bunun tam tersini -iktisadın
içgözlem ve değer yargısından asla bağımsızlaşamayacağını- savunur. Bu tartışma
günümüzde de refah iktisadı, davranışsal iktisat ve Sen'in yetenekler yaklaşımı
üzerinden sürmektedir; bu bakımdan Keynes-Robbins çekişmesi, birinci aksın
"bilimcilik" ile "ahlak bilimi" arasındaki gerilimini en
yalın haliyle temsil eder.
10. Amartya Sen ve
Yetenekler Yaklaşımı
Amartya Sen, On Ethics and Economics (1987) adlı eserinde, iktisat
biliminin tarihsel olarak iki ayrı kökten -Aristotelesçi "etik"
kökten ve mühendislik/lojistik kaygılardan türeyen "mühendislik"
kökten- beslendiğini, ancak 20. yüzyıl refah iktisadının giderek etik kökten
uzaklaşarak salt biçimsel-araçsal bir rasyonalite anlayışına indirgendiğini
savunur. Development as Freedom (1999) adlı eserinde geliştirdiği
yetenekler (capabilities) yaklaşımı, kalkınmayı salt gelir artışı değil,
bireylerin değer verdikleri yaşamı sürebilme özgürlüğü olarak yeniden
tanımlayarak birinci aksın normatif damarını 20. yüzyıl sonu iktisadına
taşımıştır. Sen'in yaklaşımı, aynı zamanda Adam Smith'in ahlaki felsefesiyle
doğrudan bir süreklilik kurar ve bu bakımdan birinci aksın en güçlü çağdaş
temsilcilerinden biri sayılır.
11. Modern Dönem ve
Davranışsal İktisat (2010’lar- 2026)
21. yüzyılda Samuel Bowles'un The Moral Economy: Why Good Incentives
Are No Substitute for Good Citizens (2016) eseriyle somutlaşan modern
yaklaşım, neoklasik iktisadın varsaydığı bencil ve yalıtılmış homo economicus
insan modeline karşı güçlü bir entelektüel eleştiri sunar. Bowles ve çağdaş
davranışsal iktisatçılar, maddi teşviklerin ve cezaların, bireylerin sivil
erdemlerini, içsel motivasyonlarını ve toplumsal güvenini nasıl aşındırdığını (crowding
out) deneysel ve kurumsal olarak ortaya koymuşlardır. Bu dönem, iktisat
biliminin kaybettiği normatif ve etik temelleri, deneysel bulgularla
destekleyerek yeniden inşa etme çabasına sahne olmaktadır; bu bakımdan Sen'in
1987'deki eleştirisinin ampirik iktisat içinde bir karşılık bulduğu
söylenebilir.
Dipnotlar ve Kaynakça
(Birinci Aks)
1.
Aristoteles. Politika ve Nikomakhos'a Etik.
(Oikonomia/chrematistike ayrımının ve erdem temelli iktisat anlayışının kurucu
metinleri).
2.
İbn Haldun. Mukaddime (14. yy). (Emek, iş bölümü ve devletin
iktisadi rolüne dair Orta çağ İslam düşüncesinin temel eseri).
3.
Smith, Adam. (1759/1776). The Theory of Moral Sentiments & An
Inquiry into the Nature and Causes of the Wealth of Nations. (Klasik
politik iktisadın ahlaki felsefeyle bütünleştiği temel metinler).
4.
Mill, John Stuart. (1848). Principles of Political Economy. (Üretim
yasaları ile bölüşüm yasaları arasındaki ayrımın ve bölüşüm sorununun ahlaki
niteliğinin kurucu metni).
5.
Walras, Léon. (1896). Études d'économie sociale. (Saf, uygulamalı ve
sosyal iktisat üçlemesinin ve normatif "sosyal iktisat" kategorisinin
kaynağı).
6.
Keynes, John Neville. (1891). The Scope and Method of Political Economy.
Macmillan. (Pozitif bilim - normatif bilim - sanat üçlü ayrımının kurucu
metni).
7.
Robbins, Lionel. (1932). An Essay on the Nature and Significance of
Economic Science. Macmillan. (İktisadı değerden bağımsız bir "seçim
bilimi" olarak tanımlayan, Keynes'in eleştirdiği metin).
8.
Keynes, John Maynard. Roy Harrod'a mektup, 4 Temmuz 1938. The Collected
Writings of John Maynard Keynes, Cilt XIV içinde. ("İktisat özünde bir
ahlak bilimidir" ifadesinin kaynağı).
9.
Sen, Amartya. (1987). On Ethics and Economics. Blackwell. (İktisadın
etik ve mühendislik kökenleri ayrımını ve refah iktisadının etik kayıplarını
tartışan temel eser).
10.
Sen, Amartya. (1999). Development as Freedom. Knopf. (Yetenekler
yaklaşımının ve kalkınmanın özgürlük olarak yeniden tanımlanmasının kaynağı).
11.
Veblen, Thorstein. (1899). The Theory of the Leisure Class.
(Gösterişçi tüketim ve kurumsalcı iktisadın kurucu metni).
12.
Commons, John R. (1934). Institutional Economics. (İşlem kavramı
üzerinden kurumsalcı-hukuki iktisat yaklaşımının temel eseri).
13.
Bowles, Samuel. (2016). The Moral Economy: Why Good Incentives Are No
Substitute for Good Citizens. Yale University Press.
14.
Keynes, John Maynard. (1930/1963). Essays in Persuasion. W. W.
Norton & Company.
15.
Götz, Norbert. (2015). "'Moral economy': Its conceptual history and
analytical prospects." Journal of Global Ethics, 11(2), 147-162.
16.
Rogan, Tim. (2018). The Moral Economists: R. H. Tawney, Karl Polanyi, E.
P. Thompson, and the Critique of Capitalism. Princeton University Press.
İKİNCİ
AKS: Tarihsel, Antropolojik ve Sosyopolitik Gelenek (Toplumsal Mücadele ve
Geçim Etiği)
Bu aks; piyasa mekanizmalarının ve kapitalist dönüşümün geleneksel
toplumsal dokuyu, geçim haklarını ve kültürel bağları nasıl tehdit ettiğini
inceleyen, tarih ve sosyoloji kesişimindeki hattan beslenir. Bu gelenek,
ekonomiyi saf bir pazar dengesi olarak değil, iktidar ilişkilerinin, sınıf
mücadelelerinin ve toplumsal meşruiyet algılarının kurduğu geniş bir sosyal
zemin üzerinde ele alır.
1. 18. Yüzyıl ve
Erken Dönem Eleştiriler
Ekonomik pratiklerin hane halkı ve toplumsal alanlardan koparılmasına
(disembedding) karşı yükselen ilk radikal sesler, piyasa güçlerinin toplumsal
düzen üzerindeki yıkıcı etkilerini sorgulamıştır. Bronterre O'Brien ve erken
dönem sosyalist eleştirmenler, mülkiyet ve mübadele ilişkilerinin doğasını
sorgulayarak piyasanın saf bir özgürlük alanı olmadığına, aksine yeni bir
tahakküm biçimi yarattığına dikkat çekmiştir. Robert Owen'ın New Lanark
deneyimi ve fabrika sistemine yönelttiği ahlaki eleştiri, sanayileşmenin
geleneksel geçim ilişkilerini nasıl bozduğuna dair erken ve somut bir örnek
oluşturur.
2. E.P. Thompson ve
"Halkın Ahlaki Ekonomisi"
E.P. Thompson'ın 1971 tarihli "The Moral Economy of the English
Crowd in the Eighteenth Century" makalesi, kavramın modern tarih
yazımındaki miladını oluşturur. Thompson, 18. yüzyıl İngiltere'sinde tahıl
fiyatlarının serbest piyasa mantığıyla yükseldiği dönemlerde patlak veren ekmek
ayaklanmalarını salt "karın ayaklanması" olarak değil, halkın
zihninde yerleşik geleneksel bir adil fiyat ve adil dağıtım normuna (moral
economy of the poor) dayanan meşru bir tepki olarak yeniden okur; ayaklanan
kalabalıklar çoğu zaman doğrudan yağma yapmak yerine tahılı "adil"
saydıkları fiyattan satışa çıkarmıştır. Bu yaklaşım, tarihsel iktisat
yazınındaki "kaba ekonomik indirgemeciliğe" karşı kültürün,
geleneklerin, örf ve adetlerin ve meşruiyet algısının iktisadi eylemlerin
merkezine alınmasını sağlamıştır.
3. James C. Scott ve
Güneydoğu Asya'da "Geçim Etiği" (Subsistence Ethic)
Kolonyalizm ve modern piyasa ekonomisinin geleneksel köylü toplumları
üzerindeki yıkıcı etkileri, Scott'ın 1976 tarihli The Moral Economy of the
Peasant çalışmasında köylü direnişlerinin ahlaki temelleri üzerinden
incelenmiştir. Scott'a göre köylü toplulukları, riskten kaçınmayı ve asgari
geçim güvencesini her şeyden önce gözeten bir "önce güvenlik"
(safety-first) ilkesiyle hareket eder; geleneksel patronaj ilişkileri,
karşılıklılık ve yardımlaşma ağları bu güvenceyi sağlayan ahlaki mekanizmalardır.
Sömürgecilik ve piyasa entegrasyonu bu güvenceleri aşındırdığında ortaya çıkan
direnişler, salt maddi yoksunluktan değil, geleneksel adalet beklentisinin
ihlalinden beslenir.
4. Karl Polanyi ve
"Büyük Dönüşüm" (Piyasanın Yeniden Gömülmesi)
Polanyi'nin 1944 tarihli The Great Transformation adlı yapıtının
merkezinde, piyasanın tarihsel olarak toplumsal ilişkilere "gömülü" (embedded)
olduğu, 19. yüzyıl liberal kapitalizminin ise emek, toprak ve parayı yapay
birer metaya (fictitious commodities) dönüştürerek piyasayı toplumdan
"koparma" (disembedding) girişimi bulunur. Polanyi'ye göre bu
kopuş kalıcı olamaz; toplum, kendini piyasanın yıkıcı etkilerinden korumak için
kaçınılmaz olarak karşı-hareketler (counter-movements: sendikalar,
sosyal politika, düzenleyici kurumlar) geliştirir. Bu "çifte hareket"
(double movement) -piyasanın genişleme baskısı ile toplumun kendini
koruma refleksi arasındaki gerilim- Polanyi'nin analizinin merkezi kavramıdır
ve ekonominin toplumsal ve politik kurumlarla yeniden bütünleşmesi (re-embeddedness)
gerekliliğinin altını çizer.
5. Çağdaş
Sürdürülebilirlik, Refah ve Sivil Toplum Analizleri (2025-2026 Perspektifi)
Norbert Götz, Andrew Perchard ve meslektaşlarının 2025 tarihli
çalışmaları ışığında, ahlaki ekonominin kavramsal tarihi ve analitik sınırları
günümüz koşullarında yeniden ölçeklendirilmektedir. Ahlaki ekonomi; yoksulluk
odaklı dar çerçeveden çıkarılıp refah devleti, sivil toplum, kâr amacı gütmeyen
sektörler, iklim krizi ve küresel eşitsizlikler ekseninde çok katmanlı bir
eleştiri aracı olarak yeniden üretilmektedir. Bu yeni dalga literatür, Thompson
ve Scott'ın tarihsel-antropolojik yönteminin, çağdaş emek piyasaları (örneğin
tüketici kredisi ve borçlanma ilişkileri üzerine yapılan güncel çalışmalar) ve
iklim adaleti tartışmalarına nasıl uyarlanabileceğini göstermektedir.
Dipnotlar ve Kaynakça
(İkinci Aks)
1.
Thompson, Edward Palmer. (1971). "The Moral Economy of the English
Crowd in the Eighteenth Century." Past & Present, 50, 76-136.
2.
Scott, James C. (1976). The Moral Economy of the Peasant: Rebellion and
Subsistence in Southeast Asia. Yale University Press.
3.
Polanyi, Karl. (1944). The Great Transformation. Farrar &
Rinehart.
4.
Perchard, Andrew, McGuire, Darren, Laaser, Knut, Gildart, Keith, Kaufman,
Anya, McMaster, Robert, & Curtis, Ben. (2025). "Moral Economy at the
Crossroads of History and Social Science: Finding Customs in Common?" Economic
and Industrial Democracy, 46(1), 3-13.
5.
Götz, Norbert. (2015). "'Moral economy': Its conceptual history and
analytical prospects." Journal of Global Ethics, 11(2), 147-162.
SONUÇ:
İki Aksın Kesişim Noktasında 2026'da İktisat ve Ahlak
Birinci aksın (Etik-Normatif) birey psikolojisi, teşvikler ve felsefi
kökler üzerinden yaptığı içsel eleştiri ile ikinci aksın (Tarihsel-Sosyal)
kurumlar, toplumsal hareketler ve piyasa-toplum çatışması üzerinden sunduğu
dışsal eleştiri birbirini dışlamaz; aksine birbirini tamamlayan bütünlüklü bir
sentez oluşturur. Bu iki aksın kesiştiği uğraklar tesadüfi değildir: Alman
Tarihçi Okulu'nun Methodenstreit'taki tarihselci duruşu, Amerikan
kurumsalcılığına (Veblen, Commons) aktarılarak ikinci aksın kurumsal-hukuki
damarını beslemiş; Polanyi'nin "gömülülük" kavramı da dolaylı olarak
bu kurumsalcı mirastan yararlanmıştır. Öte yandan Sen'in yetenekler yaklaşımı,
birinci aksın normatif damarını revize ederken, bireysel özgürlüğü toplumsal ve
kurumsal koşullardan ayrı düşünmeyerek ikinci aksın kaygılarına da kapı aralar.
Birinci aksın kendi içindeki en verimli gerilim de göz ardı
edilmemelidir: Mill, Walras ve J. N. Keynes'in 19. yüzyılda bilimcilik çağında
bile korudukları normatif katman ile Robbins'in 1932'de iktisadı değerden
bağımsız bir seçim bilimine indirgeme girişimi, ve buna karşı J. M. Keynes'in
1938'de Harrod'a yazdığı mektupta iktisadın "özünde bir ahlak bilimi"
olduğunu ısrarla savunması -bu üç uğrak, birinci aksın kendi içinde de sürekli
bir öz-sorgulama halinde olduğunu, "ahlak biliminden kopuş"un hiçbir
zaman tam ve nihai olmadığını gösterir.
2026 dünyasında derinleşen küresel krizler -iklim değişikliğinin
dağıtımsal adaletsizlikleri, yükselen popülizm, dijitalleşmenin doğurduğu yeni
eşitsizlik biçimleri- karşısında her iki geleneğin de en temel misyonu, iktisat
bilimini mekanik formüllerden kurtarıp yeniden insani ve toplumsal temellere
oturtmaktır. Bu bakımdan, hem Aristoteles'ten Sen'e uzanan erdem ve yetenek
temelli sorgulama hem de Thompson'dan Polanyi ve çağdaş moral economy
literatürüne uzanan kurumsal-tarihsel sorgulama, birbirini dışlayan
alternatifler değil, iktisat biliminin ahlaki temellerini yeniden inşa etme
projesinin iki tamamlayıcı bileşeni olarak okunmalıdır.
GENEL
KAYNAKÇA
● Aristoteles.
Politika; Nikomakhos'a Etik.
● Bowles,
Samuel. (2016). The Moral Economy: Why Good Incentives Are No Substitute for
Good Citizens. Yale University Press.
● Commons,
John R. (1934). Institutional Economics.
● Götz,
Norbert. (2015). "'Moral economy': Its conceptual history and analytical
prospects." Journal of Global Ethics, 11(2), 147-162.
● İbn
Haldun. Mukaddime (14. yy).
● Keynes,
John Maynard. (1930/1963). Essays in Persuasion. W. W. Norton &
Company.
● Keynes,
John Maynard. Roy Harrod'a mektup, 4 Temmuz 1938. The Collected Writings of
John Maynard Keynes, Cilt XIV.
● Keynes,
John Neville. (1891). The Scope and Method of Political Economy.
Macmillan.
● Mill,
John Stuart. (1848). Principles of Political Economy.
● Robbins,
Lionel. (1932). An Essay on the Nature and Significance of Economic Science.
Macmillan.
● Walras,
Léon. (1896). Études d'économie sociale.
● Perchard,
Andrew, McGuire, Darren, Laaser, Knut, Gildart, Keith, Kaufman, Anya, McMaster,
Robert, & Curtis, Ben. (2025). "Moral Economy at the Crossroads of
History and Social Science: Finding Customs in Common?" Economic and
Industrial Democracy, 46(1), 3-13.
● Polanyi,
Karl. (1944). The Great Transformation. Farrar & Rinehart.
● Rogan,
Tim. (2018). The Moral Economists: R. H. Tawney, Karl Polanyi, E. P.
Thompson, and the Critique of Capitalism. Princeton University Press.
● Scott,
James C. (1976). The Moral Economy of the Peasant: Rebellion and Subsistence
in Southeast Asia. Yale University Press.
● Sen,
Amartya. (1987). On Ethics and Economics. Blackwell.
● Sen,
Amartya. (1999). Development as Freedom. Knopf.
● Smith,
Adam. (1759/1776). The Theory of Moral Sentiments & An Inquiry
into the Nature and Causes of the Wealth of Nations.
● Thompson,
Edward Palmer. (1971). "The Moral Economy of the English Crowd in the
Eighteenth Century." Past & Present, 50, 76-136.
● Veblen,
Thorstein. (1899). The Theory of the Leisure Class.
Yorumlar
Yorum Gönder