Fildişi Kule’nin Haritası: JEL Sınıflandırmasında Finansın Yükselişi, Bölüşümün Gerileyişi (1969’dan Günümüze)

 

Fildişi Kule’nin Haritası: JEL Sınıflandırmasında Finansın Yükselişi, Bölüşümün Gerileyişi (1969’dan Günümüze)

Ercan Eren

Sınıflandırma sistemleri hiçbir zaman yalnızca teknik listeler değildir. Bir disiplinin hangi alanları merkeze, hangilerini kenara yerleştirdiği, neyi “teori”, neyi “uygulama” saydığı, o disiplinin kendine dair tasavvurunu ve içindeki güç ilişkilerini yansıtır. İktisat açısından bu tasavvurun en kurumsal aynalarından biri, Amerikan İktisat Derneği’nin (American Economic Association, AEA) iktisat literatürünü indekslemek için kullandığı Journal of Economic Literature (JEL) sınıflandırmasıdır.

1969’da yürürlüğe giren üç haneli sayısal şema ile 1991’de kabul edilen alfanümerik şema karşılaştırıldığında, ilk bakışta teknik bir güncelleme görülür. Oysa bu değişiklik, yirmi yılı aşkın bir sürede iktisat ile finans ve işletme arasındaki ilişkinin nasıl dönüştüğünü yoğun biçimde kayda geçirir. Bu yazının iddiası iki yönlüdür. Birincisi, 1969 şeması finans ve işletmeyi dışlamamış, onları “uygulamalı” ve bölünmüş bir konumda tutmuştur; 1991 reformu, iktisadın işletme okullarında zaten kurmuş olduğu hâkimiyetin kendi haritasına tescilidir. İkincisi, bu tescil, finansal iktisadın yöntem ve varsayımlarını disiplinin merkezine taşıyan daha geniş bir sürecin, yani finansallaşmanın akademik yansımasıdır. Ancak JEL kodları bu sürecin nedeni değil, belirtisidir. Yazı, bu yeniden çizimin bir bedelini de tartışmaktadır: Finansın haritada yükselişine, klasik ekonomi politiğin merkezî sorusu olan bölüşümün geri plana itilmesi eşlik etmiştir.

1. 1969 Şeması: Dışlama Değil, Hiyerarşi

1969 JEL sistemi, 000’dan 900’e uzanan on ana gruptan oluşan üç haneli bir yapıya dayanıyordu. Şemanın mantığı dönemin iktisat tasavvurunu yansıtır: Keynesyen uzlaşının, makroekonomik istikrar politikalarının, kalkınma planlamasının ve kamu iktisadının altın çağıdır bu. Genel iktisat teorisi ile büyüme, kalkınma, planlama ve dalgalanmalar listenin başında yer alırken, uygulamalı ve sektörel alanlar sonraki gruplara dizilmişti.

Finans ve işletme bu şemada yer alıyordu: 500 numaralı ana grup doğrudan “Administration; Business Finance; Marketing; Accounting” (Yönetim; İşletme Finansmanı; Pazarlama; Muhasebe) başlığını taşıyordu. Finansal piyasalar ve finansal aracılar ise para teorisiyle birlikte, “Domestic Monetary and Fiscal Theory and Institutions” başlıklı 300 grubunun içinde, 310 “Domestic Monetary and Financial Theory and Institutions” alt başlığında yer alıyordu.

1969 şemasındaki mesele finansın yokluğu değil, bölünmüşlüğüdür. Piyasalar, bankalar ve aracı kurumlar para politikasının bir uzantısı olarak ele alınırken, şirketlerin finansman ve yatırım kararları muhasebe ve pazarlamayla birlikte “işletme” başlığına yerleştirilmişti. Bu yerleşimin ardındaki zımni ayrım, teori ile mesleki uygulama arasındaki ayrımdır: Şirket finansmanı, iktisat teorisinin bir alt alanı olarak değil, işletme okullarının öğrettiği bir meslek bilgisi olarak görülüyordu.

Bu ayrımın bireysel düzeyde açık bir küçümsemeye dönüşebildiğine dair tanıklıklar da vardır. Harry Markowitz, Nobel konuşmasında, Chicago Üniversitesi’ndeki doktora savunmasında Milton Friedman’ın portföy teorisinin iktisat sayılamayacağını ve bu nedenle kendisine iktisat doktorası verilemeyeceğini ileri sürdüğünü aktarır (Markowitz 1991). Anekdot, teori ile finans arasındaki hiyerarşinin ne denli derin olduğunu gösterir. Ne var ki şemanın kendisi finansı dışarıda bırakmamış, onu hiyerarşinin alt basamaklarına yerleştirmiştir.

Benzer biçimde mikro ve makro teori de şemada mevcuttu; ancak ayrı ana gruplar olarak değil, “Genel İktisat Teorisi” başlığı altında alt kodlar olarak. Nicel yöntemler ise “Quantitative Economic Methods and Data” başlıklı 200 grubunda toplanmıştı.

2. Arada Ne Oldu? İşletme Okullarının İktisatlaşması ve Finansal İktisadın Doğuşu

1969 ile 1991 arasındaki dönüşümü anlamak için yaygın anlatıyı tersinden okumak gerekir. Bu anlatıya göre iktisat, küçümsediği alanlara sonunda boyun eğmiştir. Tarihsel kayıt ise daha çok bunun tersine işaret eder: İşletme okulları iktisadın suretinde yeniden inşa edilmiştir.

1959’da Ford Vakfı adına hazırlanan Gordon–Howell raporu ile Carnegie Vakfı adına hazırlanan Pierson raporu, Amerikan işletme okullarını ağır biçimde eleştirdi. Raporlara göre bu okullar akademik standartları düşük, betimleyici ve meslek içi pratik bilgiye dayanan kurumlardı (Gordon ve Howell 1959; Pierson vd. 1959). Önerilen çare, işletme eğitiminin iktisat, istatistik ve davranış bilimleri gibi temel disiplinlere dayandırılmasıydı. Vakıfların desteğiyle işletme okulları, iktisatçıları ve nicel yöntem uzmanlarını kadrolarına katmaya başladı (Khurana 2007).

Finans bu dönüşümün en başarılı ürünü oldu. Markowitz’in portföy seçimi (1952), Modigliani ve Miller’in sermaye yapısının firma değerini etkilemediğini gösteren teoremi (1958) ve Sharpe’ın sermaye varlıkları fiyatlama modeli (1964), şirket finansmanını betimleyici bir meslek bilgisinden belirsizlik altında optimizasyona dayalı bir iktisat dalına dönüştürdü. Fama’nın etkin piyasalar hipotezini sistemleştiren çalışması (1970) ile Black ve Scholes (1973) ve Merton’ın (1973) opsiyon fiyatlama modelleri bu dönüşümü tamamladı. Whitley’in (1986) gösterdiği gibi, işletme finansmanından finansal iktisada geçiş hem akademik kurumların genişlemesinin hem de ABD sermaye piyasalarındaki değişimin ürünüdür.

Burada gözden kaçırılmaması gereken bir nokta var: Bu temel çalışmaların önemli bir kısmı 1969’dan önce yayımlanmıştı. 1969 şeması finansın teorik devriminden habersiz değildi; o devrimi eski bir çerçeveye yerleştirmeye çalışıyordu. Aradaki yirmi yıl, devrimin kurumsallaştığı, ders kitaplarına girdiği ve kendine ait bir akademik istihdam piyasası oluşturduğu dönemdir.

İşletmenin öteki alanlarında da benzer bir süreç yaşandı. Akerlof (1970) ve Spence (1973) ile gelişen asimetrik bilgi iktisadı, Williamson’ın (1975) işlem maliyetleri yaklaşımı, Jensen ve Meckling’in (1976) vekâlet teorisi ve Holmström’ün (1979) ahlaki tehlike modelleri, neoklasik teorinin “kara kutu” olarak ele aldığı firmayı açtı. Örgüt yapısı, yönetici ücretlendirmesi, muhasebe bilgisinin sinyal işlevi ve pazarlama stratejileri artık iktisat teorisinin araçlarıyla çalışılır hâle geldi. Fourcade ve Khurana (2013), iktisat ile işletme okullarının birbirine bağlı iki “ekoloji” olarak birlikte evrildiğini ve bu evrimin merkezinde finansal iktisadın yer aldığını gösterir.

Kurumsal ve maddi boyut da ihmal edilemez. MBA programlarının genişlemesi ve bağışlar sayesinde işletme okulları, iktisat bölümlerinin sunamadığı maaşları sunabilir hâle geldi ve pek çok iktisatçı bu okullara geçti. Ancak bu hareket, iktisatçıların “aşağı” görülen alanlara göçünden çok, iktisat eğitimi almış akademisyenlerin işletme okullarını dönüştürmesi olarak okunmalıdır.

3. 1991 Reformu: Bir İtiraf Değil, Bir Tescil

1980’lerin sonunda üç haneli şemanın literatürün yapısını taşıyamadığı açıktı. Dönemin JEL editörü John Pencavel yönetiminde hazırlanan revizyon 1991’de yürürlüğe girdi ve bugün kullanılan alfanümerik yapıyı kurdu (Cherrier 2017). Yeni şemada her ana alan bir harfle, alt alanlar ise harfi izleyen rakamlarla gösterildi.

Finans açısından reformun asıl anlamı birleştirmedir. 310 altındaki finansal piyasalar ile 500 altındaki işletme finansmanı, G “Financial Economics” (Finansal İktisat) başlığı altında bir araya getirildi. Genel finansal piyasalar ve varlık fiyatlaması (G1), finansal kurumlar ve hizmetler (G2) ile şirket finansmanı ve kurumsal yönetim (G3) aynı çatı altında toplandı. Böylece finans, para politikasının bir uzantısı ya da işletme okullarının meslek bilgisi olmaktan çıkıp kendi teorik çekirdeğine sahip bağımsız bir iktisat dalı olarak tanındı.

Yönetim, pazarlama ve muhasebe ise M “Business Administration and Business Economics; Marketing; Accounting” başlığı altında toplandı; personel iktisadı bu gruba sonradan eklendi. Bu, 1969’daki 500 grubunun devamıdır, ancak önemli bir farkla: İşletme finansmanı artık bu grupta değil, G’dedir. Başka bir deyişle finans, işletmeden ayrılarak iktisadın teorik alanlarının yanına yükselmiş; yönetim, pazarlama ve muhasebe ise uygulamalı konumunu korumuştur. Hiyerarşi ortadan kalkmamış, yeniden çizilmiştir.

Reformun zamanlaması da anlamlıdır. 1990 Nobel İktisat Ödülü Markowitz, Miller ve Sharpe’a verilmişti. Bir zamanlar bir doktora savunmasında iktisat sayılmayan portföy teorisi, disiplinin en prestijli ödülünü aldıktan bir yıl sonra JEL haritasında kendi harfine kavuşuyordu. 1991 reformu bu anlamda bir itiraftan çok, çoktan gerçekleşmiş bir dönüşümün resmî kaydıdır. 1991’de kurulan harf yapısı bugün de korunmaktadır; sonraki revizyonlar ana kategorilere dokunmadan alt başlıklar eklemekle sınırlı kalmıştır.

 

4. Eleştirel Bir Okuma: Genişleme mi, Finansallaşma mı?

G’nin bağımsızlaşması masum bir kapsayıcılık hamlesi olarak okunabilir. Eleştirel iktisat gelenekleri ise bu dönüşümü disiplinin odağındaki daha derin bir kaymanın belirtisi sayar. Burada nedensellik konusunda dikkatli olmak gerekir: Bir indeksleme şeması literatürdeki değişimi kaydeder; o değişimin failleri başka yerdedir. Yine de haritanın neyi merkeze aldığı, disiplinin neyi önemli saydığına dair güçlü bir ipucudur.

A. Finansallaşma ve reel ekonomiden uzaklaşma

Finansallaşma, en genel tanımıyla finansal güdülerin, piyasaların, aktörlerin ve kurumların ulusal ve uluslararası ekonomilerin işleyişindeki rolünün artmasıdır (Epstein 2005). Krippner (2005; 2011), ABD ekonomisinde kârların giderek artan bir bölümünün üretim ve ticaret yerine finansal kanallardan elde edildiğini gösterir; Stockhammer (2004) ise finansallaşmanın reel sermaye birikimini yavaşlattığını ileri sürer. Bu literatür açısından, iktisat disiplininin varlık fiyatlaması, türev ürünler ve risk yönetimi etrafında örgütlenmiş bir alt alanı merkeze taşıması, ekonomideki yapısal dönüşümle paralel ilerlemiştir.

Keynes, Genel Teori’nin 12. bölümünde bu tehlikeye çok önceden dikkat çekmişti: Spekülatörler istikrarlı bir girişim akışının üzerindeki köpükler olarak zararsız olabilir; ancak girişim bir spekülasyon girdabının üzerindeki köpüğe dönüştüğünde durum ciddileşir (Keynes 1936, s. 159). Minsky (1986) bu uyarıyı finansal istikrarsızlık hipoteziyle sistemleştirdi; Strange (1986) ise dönemin uluslararası finans düzenini “kumarhane kapitalizmi” olarak adlandırdı. Etkin piyasalar hipotezinin varlık fiyatlarını temel değerlerin en iyi tahmini olarak görmesi, bu geleneğin uyarılarını ana akım finans teorisinin dışına itti. 2008 küresel finans krizi, türev ürünlerin riski dağıttığı ve fiyatların bilgiyi etkin biçimde yansıttığı varsayımlarının sınırlarını açıkça gösterdi.

B. Şirketin hissedar değerine indirgenmesi

Şirketin amacının hissedar değerini en çoklamak olduğu fikri, Friedman’ın (1970) şirketlerin toplumsal sorumluluğunun kârlarını artırmak olduğunu savunan makalesi ve Jensen ile Meckling’in (1976) firmayı bir “sözleşmeler düğümü” (nexus of contracts) olarak tanımlayan vekâlet teorisiyle akademik temel kazandı. Bu çerçevede yöneticiler hissedarların vekilleri, işçiler, tüketiciler ve toplum ise sözleşmelerin karşı tarafları olarak görüldü. Lazonick ve O’Sullivan (2000), 1980’lerden itibaren ABD şirketlerinde kazancı elde tutup yeniden yatırma stratejisinin yerini küçülüp dağıtma stratejisine bıraktığını gösterir: İstihdam güvencesi zayıfladı, hisse geri alımları ve borsa performansına endeksli yönetici ücretleri yaygınlaştı. Bu dönüşümün kuramsal meşruiyeti, bugün G3 başlığı altında toplanan kurumsal finans ve yönetişim literatüründen beslenmiştir.

C. Performativite: Modeller piyasayı betimler mi, biçimlendirir mi?

MacKenzie (2006), finansal iktisadın piyasaları yalnızca betimleyen bir “kamera” değil, onları biçimlendiren bir “motor” olduğunu ileri sürer. Black–Scholes modeli yaygınlaştıkça piyasadaki opsiyon fiyatları modelin öngördüğü değerlere yaklaşmış, 1987 borsa çöküşünden sonra ise bu uyum bozulmuştur. Bu gözlem, finans teorisinin akademik başarısının kısmen kendi biçimlendirdiği piyasa kurumlarının ürünü olduğunu gösterir. MacKenzie’nin analizi, Bernstein’ın (1992) Wall Street’in akademik fikirlerle dönüşümüne dair övgü dolu anlatısını eleştirel yönden tamamlar.

D. Yöntemsel daralma ve “fizik özentisi”

Finansal iktisat, yüksek frekanslı piyasa verileri ve sürekli zamanlı stokastik modellerle iktisadın en “fen bilimsel” görünen alanı hâline geldi. Mirowski’nin (1989) neoklasik iktisadın on dokuzuncu yüzyıl fiziğinden ödünç aldığı metaforlara yönelik eleştirisi, bu alan için özellikle geçerlidir. Matematiksel incelik çoğu zaman kurumsal bağlamın, güç ilişkilerinin ve tarihsel özgüllüğün modellerin dışına itilmesi pahasına elde edilmiştir.

Bununla birlikte eleştirinin sınırlarını da kabul etmek gerekir. Finansal iktisat yekpare bir blok değildir. Shiller’in (1981) hisse senedi fiyatlarının temel değerlerdeki değişimlerle açıklanamayacak ölçüde dalgalandığını gösteren çalışması davranışsal finans literatürünün öncülerinden biri oldu; etkin piyasalar hipotezine yöneltilen en güçlü itirazlardan bazıları bizzat G kategorisinin içinden geldi. Güncel JEL şemasında davranışsal finans G4 başlığıyla ayrı bir alt alan olarak yer almaktadır.

E. Bölüşümün kenara itilmesi

Klasik ekonomi politik için bölüşüm, disiplinin kenarındaki bir konu değil, merkezindeki soruydu. Ricardo, İlkeler’in önsözünde ürünün toprak sahipleri, sermaye sahipleri ve emekçiler arasındaki bölüşümünü düzenleyen yasaları belirlemeyi ekonomi politiğin başlıca sorunu olarak tanımlar (Ricardo 1817). Marx’ta artı değerin üretimi ve paylaşımı, Sraffa’da ücret ile kâr oranı arasındaki ters ilişki, Kalecki ve Kaldor’da bölüşümün efektif talep ve birikim üzerindeki etkisi bu geleneğin sürekliliğini oluşturur.

Neoklasik dönüşümle birlikte bölüşüm, faktörlerin marjinal ürünlerinin belirlediği ve ayrıca açıklanması gerekmeyen bir sonuç hâline geldi. Kuznets’in (1955) büyümenin erken aşamalarında artan eşitsizliğin sonraki aşamalarda kendiliğinden azalacağını öne süren hipotezi, Kuznets’in kendisi bulgularının büyük ölçüde spekülatif olduğunu vurgulamış olsa da, savaş sonrası iyimserlikle birleşerek sorunu büyümenin bir yan ürününe indirgedi. Atkinson (1997), gelir dağılımının iktisatta uzun süre “soğukta bırakıldığını” ve ancak 1990’larda yeniden gündeme gelmeye başladığını yazar. Lucas’ın (2004) sağlıklı iktisat açısından en baştan çıkarıcı ve en zehirli eğilimin bölüşüm sorularına odaklanmak olduğunu söyleyebilmesi, bu tutumun ana akım içinde ne denli açık biçimde dile getirilebildiğini gösterir.

JEL haritası bu kenara itilişi de kaydeder. Finansal iktisat 1991’de kendi ana harfine kavuşurken bölüşüm, Mikroiktisat (D) başlığının alt alanlarından biri olarak kaldı: Kişisel gelir ve servet dağılımı D31, fonksiyonel (faktör) gelir dağılımı D33 koduyla temsil edilir; eşitsizliğin normatif boyutu D63’te, yoksulluk ise I3 başlığı altında ayrı bir yerde durur. Başka bir deyişle, klasik ekonomi politiğin çekirdek sorusu haritada mikroiktisadın alt başlıklarından birine, bir zamanlar işletme okullarının meslek bilgisi sayılan varlık fiyatlaması ise kendi ana harfinin altına yerleşmiştir. Bu parçalı yerleşimde bölüşüm, üretim ve birikim sürecinin kurucu bir ilişkisi olarak değil, ölçülecek bir sonuç ya da çözülecek bir politika sorunu olarak görünür.

Bu iki hareket birbirinden bağımsız değildir; finansallaşma bölüşümü doğrudan etkileyen bir süreçtir. Tomaskovic-Devey ve Lin (2011), 1980’den sonra ABD’de finans sektörünün ulusal gelirden aldığı payın artışının üretken bir katkıdan çok rant niteliğinde bir gelir aktarımı olarak okunması gerektiğini ileri sürer. Philippon ve Reshef (2012), finans sektöründeki ücret priminin 1980’lerden itibaren hızla yükselerek 1920’lerin düzeyine döndüğünü gösterir. Hissedar değeri anlayışının yaygınlaştırdığı hisse geri alımları ve borsaya endeksli yönetici ücretleri, finansal varlık sahipliği servet dağılımının tepesinde yoğunlaştığı için, kazancı büyük ölçüde en üst dilimlere taşır. Emeğin ulusal gelirdeki payının pek çok ülkede gerilemesi (Karabarbounis ve Neiman 2014) ve Piketty’nin (2014) sermaye getirisinin büyüme hızını aştığı dönemlerde servetin yoğunlaştığına dair bulguları, aynı tablonun farklı yüzleridir. Haritada yükselen alan ile haritada geri planda kalan sorun arasında bu nedenle yapısal bir bağ vardır: Finansal iktisadın merkeze taşıdığı mekanizmalar, bölüşüm iktisadının kenarda kalan sorusunu büyüten mekanizmalardır.

5. Karşılaştırma: 1969 ve 1991 Şemaları

Aşağıdaki tablo, iki şema arasındaki başlıca farkları özetlemektedir.

Boyut

1969 Şeması

1991 Şeması (günümüz omurgası)

Kod yapısı

Üç haneli sayısal (000–900)

Alfanümerik: harf ve rakamlar (ör. G12)

Ana grup sayısı

10

Günümüzde 20 ana harf (A–R, Y, Z)

Finansal piyasalar ve kurumlar

Para teorisiyle birlikte 310 altında

G1–G2, Finansal İktisat içinde

Şirket finansmanı

500 grubunda; yönetim, pazarlama ve muhasebeyle birlikte

G3: Şirket Finansmanı ve Yönetişim

Yönetim, pazarlama, muhasebe

500: Administration; Business Finance; Marketing; Accounting

M: Business Administration and Business Economics; Marketing; Accounting (personel iktisadı sonradan eklendi)

Mikro ve makro teori

Genel İktisat Teorisi altında alt kodlar

D (Mikroiktisat) ve E (Makroiktisat) ayrı ana harfler

Nicel yöntemler

200: Quantitative Economic Methods and Data

C: Mathematical and Quantitative Methods

Teori–uygulama hiyerarşisi

Finans ikiye bölünmüş; şirket finansmanı uygulamalı alanlar arasında

Finans teorik alanlara yükselmiş; M uygulamalı konumunu korumuş

 

Sonuç: Haritanın Söyledikleri

Bir disiplinin neyi içeri aldığı, neyi dışarıda bıraktığı, neyi tepeye koyup neyi alta yerleştirdiği, o disiplinin güç, kaynak ve meşruiyet ilişkilerini gösterir. Finans ve işletme 1969 haritasında zaten vardı; ancak finans bölünmüş, şirket finansmanı uygulamalı alanlar arasına yerleştirilmişti. Aradaki yirmi yılda iktisat, işletme okullarını kendi yöntemiyle yeniden kurdu; bu süreçte doğan finansal iktisat, 1991’de kendi harfiyle haritanın teorik çekirdeğine alındı. Hiyerarşi yıkılmadı, yeniden çizildi: Finans yukarı çıktı, yönetim, pazarlama ve muhasebe uygulamalı konumda kaldı.

Bu yeniden çizim, ekonomideki finansallaşmayla paralel ilerledi. Haritanın finansal iktisada ayrı bir ana harf ayırması, hissedar değeri anlayışının ve etkin piyasa varsayımının akademik meşruiyet kazandığı dönemle örtüşür; ancak bu örtüşme bir nedensellik değil, disiplin ile ekonominin birlikte evriminin göstergesidir.

Haritanın bugünkü hâline bakıldığında iki karşıtlık göze çarpar. Birincisi, finansal iktisat kendi ana harfine sahipken Marksist, Sraffacı, kurumcu ve evrimci yaklaşımlar B5 “Güncel Heterodoks Yaklaşımlar” başlığı altında, iktisadi düşünce tarihi ve yöntemle aynı ana harfi paylaşır. Harita, finansın geleceğe, eleştirel geleneklerin ise geçmişe ait olduğunu sessizce ima eder. İkincisi ve daha çarpıcı olanı, klasik ekonomi politiğin başlıca sorunu sayılan bölüşümün mikroiktisadın alt kodlarına dağılmış olmasıdır. Varlık fiyatlamasına ana harf ayıran bir haritada, gelirin ve servetin kimin elinde toplandığı sorusu birkaç alt başlığa sığdırılmıştır.

Bu dengesizlik, çağımızın en yakıcı sorunlarından biri karşısında daha da dikkat çekici hâle gelir. Dünya Eşitsizlik Raporu’na göre dünya nüfusunun en zengin yüzde 10’u küresel gelirin yarısından fazlasını, küresel servetin ise yaklaşık dörtte üçünü elinde tutarken, en yoksul yarı gelirin yüzde 10’undan azını ve servetin yalnızca yüzde 2 kadarını alabilmektedir (Chancel vd. 2022). 2008 krizinden sonra eşitsizlik araştırmaları güçlü bir canlanma yaşadı; Piketty’nin (2014) çalışması iktisadın sınırlarını aşan bir kamusal tartışma başlattı. Ne var ki bu canlanma bölüşümü disiplinin haritasında yeniden merkeze taşımadı. Bölüşüm hâlâ büyümenin, piyasaların ve finansın ürettiği sonuçların ölçüldüğü bir alan olarak ele alınıyor; o sonuçları üreten güç ve mülkiyet ilişkilerinin kendisi olarak değil.

İktisat fildişi kulesinden inmiştir; ama indiği yer, toplumsal bölüşüm ve üretim sorunlarından çok finansal piyasaların mantığıyla örülü bir zemindir. Gelir ve servet dağılımının bu denli adaletsizleştiği bir dönemde disiplinin kendi haritasını yeniden düşünmesi teknik bir sınıflandırma meselesi değil, iktisadın ne için var olduğuna dair bir sorudur. Bölüşümü, klasiklerin yaptığı gibi, ekonomi politiğin merkezine geri taşımak bu sorunun cevabının başlangıcı olabilir.

Kaynakça

Akerlof, G. A. (1970). The Market for “Lemons”: Quality Uncertainty and the Market Mechanism. Quarterly Journal of Economics, 84(3), 488–500.

Atkinson, A. B. (1997). Bringing Income Distribution in from the Cold. Economic Journal, 107(441), 297–321.

Bernstein, P. L. (1992). Capital Ideas: The Improbable Origins of Modern Wall Street. New York: Free Press.

Black, F. ve Scholes, M. (1973). The Pricing of Options and Corporate Liabilities. Journal of Political Economy, 81(3), 637–654.

Chancel, L., Piketty, T., Saez, E. ve Zucman, G. (2022). World Inequality Report 2022. Paris: World Inequality Lab.

Cherrier, B. (2017). Classifying Economics: A History of the JEL Codes. Journal of Economic Literature, 55(2), 545–579.

Epstein, G. A. (Ed.) (2005). Financialization and the World Economy. Cheltenham: Edward Elgar.

Fama, E. F. (1970). Efficient Capital Markets: A Review of Theory and Empirical Work. Journal of Finance, 25(2), 383–417.

Fourcade, M. ve Khurana, R. (2013). From Social Control to Financial Economics: The Linked Ecologies of Economics and Business in Twentieth Century America. Theory and Society, 42(2), 121–159.

Friedman, M. (1970). The Social Responsibility of Business Is to Increase Its Profits. The New York Times Magazine, 13 Eylül 1970.

Gordon, R. A. ve Howell, J. E. (1959). Higher Education for Business. New York: Columbia University Press.

Holmström, B. (1979). Moral Hazard and Observability. Bell Journal of Economics, 10(1), 74–91.

Jensen, M. C. ve Meckling, W. H. (1976). Theory of the Firm: Managerial Behavior, Agency Costs and Ownership Structure. Journal of Financial Economics, 3(4), 305–360.

Karabarbounis, L. ve Neiman, B. (2014). The Global Decline of the Labor Share. Quarterly Journal of Economics, 129(1), 61–103.

Keynes, J. M. (1936). The General Theory of Employment, Interest and Money. London: Macmillan.

Khurana, R. (2007). From Higher Aims to Hired Hands: The Social Transformation of American Business Schools and the Unfulfilled Promise of Management as a Profession. Princeton: Princeton University Press.

Krippner, G. R. (2005). The Financialization of the American Economy. Socio-Economic Review, 3(2), 173–208.

Krippner, G. R. (2011). Capitalizing on Crisis: The Political Origins of the Rise of Finance. Cambridge, MA: Harvard University Press.

Kuznets, S. (1955). Economic Growth and Income Inequality. American Economic Review, 45(1), 1–28.

Lazonick, W. ve O’Sullivan, M. (2000). Maximizing Shareholder Value: A New Ideology for Corporate Governance. Economy and Society, 29(1), 13–35.

Lucas, R. E. (2004). The Industrial Revolution: Past and Future. The Region (Federal Reserve Bank of Minneapolis), 2003 Annual Report.

MacKenzie, D. (2006). An Engine, Not a Camera: How Financial Models Shape Markets. Cambridge, MA: MIT Press.

Markowitz, H. (1952). Portfolio Selection. Journal of Finance, 7(1), 77–91.

Markowitz, H. (1991). Foundations of Portfolio Theory. Journal of Finance, 46(2), 469–477.

Merton, R. C. (1973). Theory of Rational Option Pricing. Bell Journal of Economics and Management Science, 4(1), 141–183.

Minsky, H. P. (1986). Stabilizing an Unstable Economy. New Haven: Yale University Press.

Mirowski, P. (1989). More Heat than Light: Economics as Social Physics, Physics as Nature’s Economics. Cambridge: Cambridge University Press.

Modigliani, F. ve Miller, M. H. (1958). The Cost of Capital, Corporation Finance and the Theory of Investment. American Economic Review, 48(3), 261–297.

Philippon, T. ve Reshef, A. (2012). Wages and Human Capital in the U.S. Finance Industry: 1909–2006. Quarterly Journal of Economics, 127(4), 1551–1609.

Pierson, F. C. vd. (1959). The Education of American Businessmen: A Study of University-College Programs in Business Administration. New York: McGraw-Hill.

Piketty, T. (2014). Capital in the Twenty-First Century. Cambridge, MA: Belknap Press of Harvard University Press.

Ricardo, D. (1817). On the Principles of Political Economy and Taxation. London: John Murray.

Sharpe, W. F. (1964). Capital Asset Prices: A Theory of Market Equilibrium under Conditions of Risk. Journal of Finance, 19(3), 425–442.

Shiller, R. J. (1981). Do Stock Prices Move Too Much to Be Justified by Subsequent Changes in Dividends? American Economic Review, 71(3), 421–436.

Spence, M. (1973). Job Market Signaling. Quarterly Journal of Economics, 87(3), 355–374.

Stockhammer, E. (2004). Financialisation and the Slowdown of Accumulation. Cambridge Journal of Economics, 28(5), 719–741.

Strange, S. (1986). Casino Capitalism. Oxford: Basil Blackwell.

Tomaskovic-Devey, D. ve Lin, K.-H. (2011). Income Dynamics, Economic Rents, and the Financialization of the U.S. Economy. American Sociological Review, 76(4), 538–559.

Whitley, R. (1986). The Transformation of Business Finance into Financial Economics: The Roles of Academic Expansion and Changes in U.S. Capital Markets. Accounting, Organizations and Society, 11(2), 171–192.

Williamson, O. E. (1975). Markets and Hierarchies: Analysis and Antitrust Implications. New York: Free Press.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cambridge'in Kışkırtıcı (Provocative) Dehası: Joan Robinson'ın Entelektüel ve Duygusal Öyküsü

TÜRKİYE'NİN ÖNCÜ KADIN AKADEMİSYENLERİ: İKTİSAT VE SOSYAL BİLİMLER ANALİZİ

Küresel Akademinin Doğuşu ve Eksen Değişimi: Humboldt İdealinden Atlantik Ötesi Sürgüne (1810-1945)