Fildişi Kule’nin Haritası: JEL Sınıflandırmasında Finansın Yükselişi, Bölüşümün Gerileyişi (1969’dan Günümüze)
Fildişi Kule’nin Haritası: JEL Sınıflandırmasında
Finansın Yükselişi, Bölüşümün Gerileyişi (1969’dan Günümüze)
Ercan Eren
Sınıflandırma sistemleri hiçbir zaman yalnızca teknik listeler değildir.
Bir disiplinin hangi alanları merkeze, hangilerini kenara yerleştirdiği, neyi
“teori”, neyi “uygulama” saydığı, o disiplinin kendine dair tasavvurunu ve
içindeki güç ilişkilerini yansıtır. İktisat açısından bu tasavvurun en kurumsal
aynalarından biri, Amerikan İktisat Derneği’nin (American Economic
Association, AEA) iktisat literatürünü indekslemek için kullandığı Journal
of Economic Literature (JEL) sınıflandırmasıdır.
1969’da yürürlüğe giren üç haneli sayısal şema ile 1991’de kabul edilen
alfanümerik şema karşılaştırıldığında, ilk bakışta teknik bir güncelleme
görülür. Oysa bu değişiklik, yirmi yılı aşkın bir sürede iktisat ile finans ve
işletme arasındaki ilişkinin nasıl dönüştüğünü yoğun biçimde kayda geçirir. Bu
yazının iddiası iki yönlüdür. Birincisi, 1969 şeması finans ve işletmeyi
dışlamamış, onları “uygulamalı” ve bölünmüş bir konumda tutmuştur; 1991
reformu, iktisadın işletme okullarında zaten kurmuş olduğu hâkimiyetin kendi
haritasına tescilidir. İkincisi, bu tescil, finansal iktisadın yöntem ve
varsayımlarını disiplinin merkezine taşıyan daha geniş bir sürecin, yani
finansallaşmanın akademik yansımasıdır. Ancak JEL kodları bu sürecin nedeni
değil, belirtisidir. Yazı, bu yeniden çizimin bir bedelini de tartışmaktadır:
Finansın haritada yükselişine, klasik ekonomi politiğin merkezî sorusu olan
bölüşümün geri plana itilmesi eşlik etmiştir.
1. 1969 Şeması: Dışlama Değil, Hiyerarşi
1969 JEL sistemi, 000’dan 900’e uzanan on ana gruptan oluşan üç haneli
bir yapıya dayanıyordu. Şemanın mantığı dönemin iktisat tasavvurunu yansıtır:
Keynesyen uzlaşının, makroekonomik istikrar politikalarının, kalkınma
planlamasının ve kamu iktisadının altın çağıdır bu. Genel iktisat teorisi ile
büyüme, kalkınma, planlama ve dalgalanmalar listenin başında yer alırken,
uygulamalı ve sektörel alanlar sonraki gruplara dizilmişti.
Finans ve işletme bu şemada yer alıyordu: 500 numaralı ana grup doğrudan
“Administration; Business Finance; Marketing; Accounting” (Yönetim; İşletme
Finansmanı; Pazarlama; Muhasebe) başlığını taşıyordu. Finansal piyasalar ve
finansal aracılar ise para teorisiyle birlikte, “Domestic Monetary and Fiscal
Theory and Institutions” başlıklı 300 grubunun içinde, 310 “Domestic Monetary
and Financial Theory and Institutions” alt başlığında yer alıyordu.
1969 şemasındaki mesele finansın yokluğu değil, bölünmüşlüğüdür.
Piyasalar, bankalar ve aracı kurumlar para politikasının bir uzantısı olarak
ele alınırken, şirketlerin finansman ve yatırım kararları muhasebe ve
pazarlamayla birlikte “işletme” başlığına yerleştirilmişti. Bu yerleşimin
ardındaki zımni ayrım, teori ile mesleki uygulama arasındaki ayrımdır: Şirket
finansmanı, iktisat teorisinin bir alt alanı olarak değil, işletme okullarının
öğrettiği bir meslek bilgisi olarak görülüyordu.
Bu ayrımın bireysel düzeyde açık bir küçümsemeye dönüşebildiğine dair
tanıklıklar da vardır. Harry Markowitz, Nobel konuşmasında, Chicago
Üniversitesi’ndeki doktora savunmasında Milton Friedman’ın portföy teorisinin
iktisat sayılamayacağını ve bu nedenle kendisine iktisat doktorası
verilemeyeceğini ileri sürdüğünü aktarır (Markowitz 1991). Anekdot, teori ile
finans arasındaki hiyerarşinin ne denli derin olduğunu gösterir. Ne var ki
şemanın kendisi finansı dışarıda bırakmamış, onu hiyerarşinin alt basamaklarına
yerleştirmiştir.
Benzer biçimde mikro ve makro teori de şemada mevcuttu; ancak ayrı ana
gruplar olarak değil, “Genel İktisat Teorisi” başlığı altında alt kodlar
olarak. Nicel yöntemler ise “Quantitative Economic Methods and Data” başlıklı
200 grubunda toplanmıştı.
2. Arada Ne Oldu? İşletme Okullarının İktisatlaşması ve Finansal İktisadın
Doğuşu
1969 ile 1991 arasındaki dönüşümü anlamak için yaygın anlatıyı tersinden
okumak gerekir. Bu anlatıya göre iktisat, küçümsediği alanlara sonunda boyun
eğmiştir. Tarihsel kayıt ise daha çok bunun tersine işaret eder: İşletme
okulları iktisadın suretinde yeniden inşa edilmiştir.
1959’da Ford Vakfı adına hazırlanan Gordon–Howell raporu ile Carnegie
Vakfı adına hazırlanan Pierson raporu, Amerikan işletme okullarını ağır biçimde
eleştirdi. Raporlara göre bu okullar akademik standartları düşük, betimleyici
ve meslek içi pratik bilgiye dayanan kurumlardı (Gordon ve Howell 1959; Pierson
vd. 1959). Önerilen çare, işletme eğitiminin iktisat, istatistik ve davranış
bilimleri gibi temel disiplinlere dayandırılmasıydı. Vakıfların desteğiyle
işletme okulları, iktisatçıları ve nicel yöntem uzmanlarını kadrolarına katmaya
başladı (Khurana 2007).
Finans bu dönüşümün en başarılı ürünü oldu. Markowitz’in portföy seçimi
(1952), Modigliani ve Miller’in sermaye yapısının firma değerini etkilemediğini
gösteren teoremi (1958) ve Sharpe’ın sermaye varlıkları fiyatlama modeli
(1964), şirket finansmanını betimleyici bir meslek bilgisinden belirsizlik
altında optimizasyona dayalı bir iktisat dalına dönüştürdü. Fama’nın etkin
piyasalar hipotezini sistemleştiren çalışması (1970) ile Black ve Scholes
(1973) ve Merton’ın (1973) opsiyon fiyatlama modelleri bu dönüşümü tamamladı.
Whitley’in (1986) gösterdiği gibi, işletme finansmanından finansal iktisada
geçiş hem akademik kurumların genişlemesinin hem de ABD sermaye piyasalarındaki
değişimin ürünüdür.
Burada gözden kaçırılmaması gereken bir nokta var: Bu temel çalışmaların
önemli bir kısmı 1969’dan önce yayımlanmıştı. 1969 şeması finansın teorik
devriminden habersiz değildi; o devrimi eski bir çerçeveye yerleştirmeye
çalışıyordu. Aradaki yirmi yıl, devrimin kurumsallaştığı, ders kitaplarına
girdiği ve kendine ait bir akademik istihdam piyasası oluşturduğu dönemdir.
İşletmenin öteki alanlarında da benzer bir süreç yaşandı. Akerlof (1970)
ve Spence (1973) ile gelişen asimetrik bilgi iktisadı, Williamson’ın (1975)
işlem maliyetleri yaklaşımı, Jensen ve Meckling’in (1976) vekâlet teorisi ve
Holmström’ün (1979) ahlaki tehlike modelleri, neoklasik teorinin “kara kutu”
olarak ele aldığı firmayı açtı. Örgüt yapısı, yönetici ücretlendirmesi,
muhasebe bilgisinin sinyal işlevi ve pazarlama stratejileri artık iktisat
teorisinin araçlarıyla çalışılır hâle geldi. Fourcade ve Khurana (2013),
iktisat ile işletme okullarının birbirine bağlı iki “ekoloji” olarak birlikte
evrildiğini ve bu evrimin merkezinde finansal iktisadın yer aldığını gösterir.
Kurumsal ve maddi boyut da ihmal edilemez. MBA programlarının genişlemesi
ve bağışlar sayesinde işletme okulları, iktisat bölümlerinin sunamadığı
maaşları sunabilir hâle geldi ve pek çok iktisatçı bu okullara geçti. Ancak bu
hareket, iktisatçıların “aşağı” görülen alanlara göçünden çok, iktisat eğitimi
almış akademisyenlerin işletme okullarını dönüştürmesi olarak okunmalıdır.
3. 1991 Reformu: Bir İtiraf Değil, Bir Tescil
1980’lerin sonunda üç haneli şemanın literatürün yapısını taşıyamadığı
açıktı. Dönemin JEL editörü John Pencavel yönetiminde hazırlanan revizyon
1991’de yürürlüğe girdi ve bugün kullanılan alfanümerik yapıyı kurdu (Cherrier
2017). Yeni şemada her ana alan bir harfle, alt alanlar ise harfi izleyen
rakamlarla gösterildi.
Finans açısından reformun asıl anlamı birleştirmedir. 310 altındaki
finansal piyasalar ile 500 altındaki işletme finansmanı, G “Financial
Economics” (Finansal İktisat) başlığı altında bir araya getirildi. Genel
finansal piyasalar ve varlık fiyatlaması (G1), finansal kurumlar ve hizmetler
(G2) ile şirket finansmanı ve kurumsal yönetim (G3) aynı çatı altında toplandı.
Böylece finans, para politikasının bir uzantısı ya da işletme okullarının
meslek bilgisi olmaktan çıkıp kendi teorik çekirdeğine sahip bağımsız bir
iktisat dalı olarak tanındı.
Yönetim, pazarlama ve muhasebe ise M “Business Administration and
Business Economics; Marketing; Accounting” başlığı altında toplandı; personel
iktisadı bu gruba sonradan eklendi. Bu, 1969’daki 500 grubunun devamıdır, ancak
önemli bir farkla: İşletme finansmanı artık bu grupta değil, G’dedir. Başka bir
deyişle finans, işletmeden ayrılarak iktisadın teorik alanlarının yanına
yükselmiş; yönetim, pazarlama ve muhasebe ise uygulamalı konumunu korumuştur.
Hiyerarşi ortadan kalkmamış, yeniden çizilmiştir.
Reformun zamanlaması da anlamlıdır. 1990 Nobel İktisat Ödülü Markowitz,
Miller ve Sharpe’a verilmişti. Bir zamanlar bir doktora savunmasında iktisat
sayılmayan portföy teorisi, disiplinin en prestijli ödülünü aldıktan bir yıl
sonra JEL haritasında kendi harfine kavuşuyordu. 1991 reformu bu anlamda bir
itiraftan çok, çoktan gerçekleşmiş bir dönüşümün resmî kaydıdır. 1991’de
kurulan harf yapısı bugün de korunmaktadır; sonraki revizyonlar ana
kategorilere dokunmadan alt başlıklar eklemekle sınırlı kalmıştır.
4. Eleştirel Bir Okuma: Genişleme mi, Finansallaşma mı?
G’nin bağımsızlaşması masum bir kapsayıcılık hamlesi olarak okunabilir.
Eleştirel iktisat gelenekleri ise bu dönüşümü disiplinin odağındaki daha derin
bir kaymanın belirtisi sayar. Burada nedensellik konusunda dikkatli olmak
gerekir: Bir indeksleme şeması literatürdeki değişimi kaydeder; o değişimin
failleri başka yerdedir. Yine de haritanın neyi merkeze aldığı, disiplinin neyi
önemli saydığına dair güçlü bir ipucudur.
A. Finansallaşma ve reel ekonomiden uzaklaşma
Finansallaşma, en genel tanımıyla finansal güdülerin, piyasaların,
aktörlerin ve kurumların ulusal ve uluslararası ekonomilerin işleyişindeki
rolünün artmasıdır (Epstein 2005). Krippner (2005; 2011), ABD ekonomisinde
kârların giderek artan bir bölümünün üretim ve ticaret yerine finansal
kanallardan elde edildiğini gösterir; Stockhammer (2004) ise finansallaşmanın
reel sermaye birikimini yavaşlattığını ileri sürer. Bu literatür açısından,
iktisat disiplininin varlık fiyatlaması, türev ürünler ve risk yönetimi
etrafında örgütlenmiş bir alt alanı merkeze taşıması, ekonomideki yapısal
dönüşümle paralel ilerlemiştir.
Keynes, Genel Teori’nin 12. bölümünde bu tehlikeye çok önceden
dikkat çekmişti: Spekülatörler istikrarlı bir girişim akışının üzerindeki
köpükler olarak zararsız olabilir; ancak girişim bir spekülasyon girdabının
üzerindeki köpüğe dönüştüğünde durum ciddileşir (Keynes 1936, s. 159). Minsky
(1986) bu uyarıyı finansal istikrarsızlık hipoteziyle sistemleştirdi; Strange
(1986) ise dönemin uluslararası finans düzenini “kumarhane kapitalizmi” olarak
adlandırdı. Etkin piyasalar hipotezinin varlık fiyatlarını temel değerlerin en
iyi tahmini olarak görmesi, bu geleneğin uyarılarını ana akım finans teorisinin
dışına itti. 2008 küresel finans krizi, türev ürünlerin riski dağıttığı ve
fiyatların bilgiyi etkin biçimde yansıttığı varsayımlarının sınırlarını açıkça
gösterdi.
B. Şirketin hissedar değerine indirgenmesi
Şirketin amacının hissedar değerini en çoklamak olduğu fikri, Friedman’ın
(1970) şirketlerin toplumsal sorumluluğunun kârlarını artırmak olduğunu savunan
makalesi ve Jensen ile Meckling’in (1976) firmayı bir “sözleşmeler düğümü” (nexus
of contracts) olarak tanımlayan vekâlet teorisiyle akademik temel kazandı.
Bu çerçevede yöneticiler hissedarların vekilleri, işçiler, tüketiciler ve
toplum ise sözleşmelerin karşı tarafları olarak görüldü. Lazonick ve O’Sullivan
(2000), 1980’lerden itibaren ABD şirketlerinde kazancı elde tutup yeniden
yatırma stratejisinin yerini küçülüp dağıtma stratejisine bıraktığını gösterir:
İstihdam güvencesi zayıfladı, hisse geri alımları ve borsa performansına
endeksli yönetici ücretleri yaygınlaştı. Bu dönüşümün kuramsal meşruiyeti,
bugün G3 başlığı altında toplanan kurumsal finans ve yönetişim literatüründen
beslenmiştir.
C. Performativite: Modeller piyasayı betimler mi, biçimlendirir mi?
MacKenzie (2006), finansal iktisadın piyasaları yalnızca betimleyen bir
“kamera” değil, onları biçimlendiren bir “motor” olduğunu ileri sürer.
Black–Scholes modeli yaygınlaştıkça piyasadaki opsiyon fiyatları modelin
öngördüğü değerlere yaklaşmış, 1987 borsa çöküşünden sonra ise bu uyum
bozulmuştur. Bu gözlem, finans teorisinin akademik başarısının kısmen kendi
biçimlendirdiği piyasa kurumlarının ürünü olduğunu gösterir. MacKenzie’nin
analizi, Bernstein’ın (1992) Wall Street’in akademik fikirlerle dönüşümüne dair
övgü dolu anlatısını eleştirel yönden tamamlar.
D. Yöntemsel daralma ve “fizik özentisi”
Finansal iktisat, yüksek frekanslı piyasa verileri ve sürekli zamanlı
stokastik modellerle iktisadın en “fen bilimsel” görünen alanı hâline geldi.
Mirowski’nin (1989) neoklasik iktisadın on dokuzuncu yüzyıl fiziğinden ödünç
aldığı metaforlara yönelik eleştirisi, bu alan için özellikle geçerlidir.
Matematiksel incelik çoğu zaman kurumsal bağlamın, güç ilişkilerinin ve
tarihsel özgüllüğün modellerin dışına itilmesi pahasına elde edilmiştir.
Bununla birlikte eleştirinin sınırlarını da kabul etmek gerekir. Finansal
iktisat yekpare bir blok değildir. Shiller’in (1981) hisse senedi fiyatlarının
temel değerlerdeki değişimlerle açıklanamayacak ölçüde dalgalandığını gösteren
çalışması davranışsal finans literatürünün öncülerinden biri oldu; etkin
piyasalar hipotezine yöneltilen en güçlü itirazlardan bazıları bizzat G
kategorisinin içinden geldi. Güncel JEL şemasında davranışsal finans G4
başlığıyla ayrı bir alt alan olarak yer almaktadır.
E. Bölüşümün kenara itilmesi
Klasik ekonomi politik için bölüşüm, disiplinin kenarındaki bir konu
değil, merkezindeki soruydu. Ricardo, İlkeler’in önsözünde ürünün toprak
sahipleri, sermaye sahipleri ve emekçiler arasındaki bölüşümünü düzenleyen
yasaları belirlemeyi ekonomi politiğin başlıca sorunu olarak tanımlar (Ricardo
1817). Marx’ta artı değerin üretimi ve paylaşımı, Sraffa’da ücret ile kâr oranı
arasındaki ters ilişki, Kalecki ve Kaldor’da bölüşümün efektif talep ve birikim
üzerindeki etkisi bu geleneğin sürekliliğini oluşturur.
Neoklasik dönüşümle birlikte bölüşüm, faktörlerin marjinal ürünlerinin
belirlediği ve ayrıca açıklanması gerekmeyen bir sonuç hâline geldi. Kuznets’in
(1955) büyümenin erken aşamalarında artan eşitsizliğin sonraki aşamalarda
kendiliğinden azalacağını öne süren hipotezi, Kuznets’in kendisi bulgularının
büyük ölçüde spekülatif olduğunu vurgulamış olsa da, savaş sonrası iyimserlikle
birleşerek sorunu büyümenin bir yan ürününe indirgedi. Atkinson (1997), gelir
dağılımının iktisatta uzun süre “soğukta bırakıldığını” ve ancak 1990’larda
yeniden gündeme gelmeye başladığını yazar. Lucas’ın (2004) sağlıklı iktisat
açısından en baştan çıkarıcı ve en zehirli eğilimin bölüşüm sorularına
odaklanmak olduğunu söyleyebilmesi, bu tutumun ana akım içinde ne denli açık
biçimde dile getirilebildiğini gösterir.
JEL haritası bu kenara itilişi de kaydeder. Finansal iktisat 1991’de
kendi ana harfine kavuşurken bölüşüm, Mikroiktisat (D) başlığının alt
alanlarından biri olarak kaldı: Kişisel gelir ve servet dağılımı D31,
fonksiyonel (faktör) gelir dağılımı D33 koduyla temsil edilir; eşitsizliğin
normatif boyutu D63’te, yoksulluk ise I3 başlığı altında ayrı bir yerde durur.
Başka bir deyişle, klasik ekonomi politiğin çekirdek sorusu haritada
mikroiktisadın alt başlıklarından birine, bir zamanlar işletme okullarının meslek
bilgisi sayılan varlık fiyatlaması ise kendi ana harfinin altına yerleşmiştir.
Bu parçalı yerleşimde bölüşüm, üretim ve birikim sürecinin kurucu bir ilişkisi
olarak değil, ölçülecek bir sonuç ya da çözülecek bir politika sorunu olarak
görünür.
Bu iki hareket birbirinden bağımsız değildir; finansallaşma bölüşümü
doğrudan etkileyen bir süreçtir. Tomaskovic-Devey ve Lin (2011), 1980’den sonra
ABD’de finans sektörünün ulusal gelirden aldığı payın artışının üretken bir
katkıdan çok rant niteliğinde bir gelir aktarımı olarak okunması gerektiğini
ileri sürer. Philippon ve Reshef (2012), finans sektöründeki ücret priminin
1980’lerden itibaren hızla yükselerek 1920’lerin düzeyine döndüğünü gösterir.
Hissedar değeri anlayışının yaygınlaştırdığı hisse geri alımları ve borsaya
endeksli yönetici ücretleri, finansal varlık sahipliği servet dağılımının
tepesinde yoğunlaştığı için, kazancı büyük ölçüde en üst dilimlere taşır.
Emeğin ulusal gelirdeki payının pek çok ülkede gerilemesi (Karabarbounis ve
Neiman 2014) ve Piketty’nin (2014) sermaye getirisinin büyüme hızını aştığı
dönemlerde servetin yoğunlaştığına dair bulguları, aynı tablonun farklı
yüzleridir. Haritada yükselen alan ile haritada geri planda kalan sorun
arasında bu nedenle yapısal bir bağ vardır: Finansal iktisadın merkeze taşıdığı
mekanizmalar, bölüşüm iktisadının kenarda kalan sorusunu büyüten
mekanizmalardır.
5. Karşılaştırma: 1969 ve 1991 Şemaları
Aşağıdaki tablo, iki şema arasındaki başlıca farkları özetlemektedir.
|
Boyut |
1969 Şeması |
1991 Şeması (günümüz omurgası) |
|
Kod yapısı |
Üç haneli sayısal (000–900) |
Alfanümerik: harf ve
rakamlar (ör. G12) |
|
Ana grup sayısı |
10 |
Günümüzde 20 ana harf (A–R,
Y, Z) |
|
Finansal piyasalar ve kurumlar |
Para teorisiyle birlikte
310 altında |
G1–G2, Finansal İktisat
içinde |
|
Şirket finansmanı |
500 grubunda; yönetim,
pazarlama ve muhasebeyle birlikte |
G3: Şirket Finansmanı ve
Yönetişim |
|
Yönetim, pazarlama, muhasebe |
500: Administration;
Business Finance; Marketing; Accounting |
M: Business Administration
and Business Economics; Marketing; Accounting (personel iktisadı sonradan
eklendi) |
|
Mikro ve makro teori |
Genel İktisat Teorisi
altında alt kodlar |
D (Mikroiktisat) ve E
(Makroiktisat) ayrı ana harfler |
|
Nicel yöntemler |
200: Quantitative Economic
Methods and Data |
C: Mathematical and
Quantitative Methods |
|
Teori–uygulama hiyerarşisi |
Finans ikiye bölünmüş;
şirket finansmanı uygulamalı alanlar arasında |
Finans teorik alanlara
yükselmiş; M uygulamalı konumunu korumuş |
Sonuç: Haritanın Söyledikleri
Bir disiplinin neyi içeri aldığı, neyi dışarıda bıraktığı, neyi tepeye
koyup neyi alta yerleştirdiği, o disiplinin güç, kaynak ve meşruiyet
ilişkilerini gösterir. Finans ve işletme 1969 haritasında zaten vardı; ancak
finans bölünmüş, şirket finansmanı uygulamalı alanlar arasına yerleştirilmişti.
Aradaki yirmi yılda iktisat, işletme okullarını kendi yöntemiyle yeniden kurdu;
bu süreçte doğan finansal iktisat, 1991’de kendi harfiyle haritanın teorik
çekirdeğine alındı. Hiyerarşi yıkılmadı, yeniden çizildi: Finans yukarı çıktı,
yönetim, pazarlama ve muhasebe uygulamalı konumda kaldı.
Bu yeniden çizim, ekonomideki finansallaşmayla paralel ilerledi.
Haritanın finansal iktisada ayrı bir ana harf ayırması, hissedar değeri
anlayışının ve etkin piyasa varsayımının akademik meşruiyet kazandığı dönemle
örtüşür; ancak bu örtüşme bir nedensellik değil, disiplin ile ekonominin
birlikte evriminin göstergesidir.
Haritanın bugünkü hâline bakıldığında iki karşıtlık göze çarpar.
Birincisi, finansal iktisat kendi ana harfine sahipken Marksist, Sraffacı,
kurumcu ve evrimci yaklaşımlar B5 “Güncel Heterodoks Yaklaşımlar” başlığı
altında, iktisadi düşünce tarihi ve yöntemle aynı ana harfi paylaşır. Harita,
finansın geleceğe, eleştirel geleneklerin ise geçmişe ait olduğunu sessizce ima
eder. İkincisi ve daha çarpıcı olanı, klasik ekonomi politiğin başlıca sorunu
sayılan bölüşümün mikroiktisadın alt kodlarına dağılmış olmasıdır. Varlık
fiyatlamasına ana harf ayıran bir haritada, gelirin ve servetin kimin elinde
toplandığı sorusu birkaç alt başlığa sığdırılmıştır.
Bu dengesizlik, çağımızın en yakıcı sorunlarından biri karşısında daha da
dikkat çekici hâle gelir. Dünya Eşitsizlik Raporu’na göre dünya nüfusunun en
zengin yüzde 10’u küresel gelirin yarısından fazlasını, küresel servetin ise
yaklaşık dörtte üçünü elinde tutarken, en yoksul yarı gelirin yüzde 10’undan
azını ve servetin yalnızca yüzde 2 kadarını alabilmektedir (Chancel vd. 2022).
2008 krizinden sonra eşitsizlik araştırmaları güçlü bir canlanma yaşadı;
Piketty’nin (2014) çalışması iktisadın sınırlarını aşan bir kamusal tartışma
başlattı. Ne var ki bu canlanma bölüşümü disiplinin haritasında yeniden merkeze
taşımadı. Bölüşüm hâlâ büyümenin, piyasaların ve finansın ürettiği sonuçların
ölçüldüğü bir alan olarak ele alınıyor; o sonuçları üreten güç ve mülkiyet
ilişkilerinin kendisi olarak değil.
İktisat fildişi kulesinden inmiştir; ama indiği yer, toplumsal bölüşüm ve
üretim sorunlarından çok finansal piyasaların mantığıyla örülü bir zemindir.
Gelir ve servet dağılımının bu denli adaletsizleştiği bir dönemde disiplinin
kendi haritasını yeniden düşünmesi teknik bir sınıflandırma meselesi değil,
iktisadın ne için var olduğuna dair bir sorudur. Bölüşümü, klasiklerin yaptığı
gibi, ekonomi politiğin merkezine geri taşımak bu sorunun cevabının başlangıcı
olabilir.
Kaynakça
Akerlof,
G. A. (1970). The Market for “Lemons”: Quality Uncertainty and the Market
Mechanism. Quarterly Journal of Economics, 84(3), 488–500.
Atkinson,
A. B. (1997). Bringing Income Distribution in from the Cold. Economic
Journal, 107(441), 297–321.
Bernstein,
P. L. (1992). Capital Ideas: The Improbable Origins of Modern Wall Street.
New York: Free Press.
Black, F.
ve Scholes, M. (1973). The Pricing of Options and Corporate Liabilities. Journal
of Political Economy, 81(3), 637–654.
Chancel,
L., Piketty, T., Saez, E. ve Zucman, G. (2022). World Inequality Report 2022.
Paris: World Inequality Lab.
Cherrier,
B. (2017). Classifying Economics: A History of the JEL Codes. Journal of
Economic Literature, 55(2), 545–579.
Epstein,
G. A. (Ed.) (2005). Financialization and the World Economy. Cheltenham:
Edward Elgar.
Fama, E.
F. (1970). Efficient Capital Markets: A Review of Theory and Empirical Work. Journal
of Finance, 25(2), 383–417.
Fourcade,
M. ve Khurana, R. (2013). From Social Control to Financial Economics: The
Linked Ecologies of Economics and Business in Twentieth Century America. Theory
and Society, 42(2), 121–159.
Friedman,
M. (1970). The Social Responsibility of Business Is to Increase Its Profits. The
New York Times Magazine, 13 Eylül 1970.
Gordon, R.
A. ve Howell, J. E. (1959). Higher Education for Business. New York:
Columbia University Press.
Holmström,
B. (1979). Moral Hazard and Observability. Bell Journal of Economics,
10(1), 74–91.
Jensen, M.
C. ve Meckling, W. H. (1976). Theory of the Firm: Managerial Behavior, Agency
Costs and Ownership Structure. Journal of Financial Economics, 3(4),
305–360.
Karabarbounis,
L. ve Neiman, B. (2014). The Global Decline of the Labor Share. Quarterly
Journal of Economics, 129(1), 61–103.
Keynes, J.
M. (1936). The General Theory of Employment, Interest and Money. London:
Macmillan.
Khurana,
R. (2007). From Higher Aims to Hired Hands: The Social Transformation of
American Business Schools and the Unfulfilled Promise of Management as a
Profession. Princeton: Princeton University Press.
Krippner,
G. R. (2005). The Financialization of the American Economy. Socio-Economic
Review, 3(2), 173–208.
Krippner,
G. R. (2011). Capitalizing on Crisis: The Political Origins of the Rise of
Finance. Cambridge, MA: Harvard University Press.
Kuznets,
S. (1955). Economic Growth and Income Inequality. American Economic Review,
45(1), 1–28.
Lazonick,
W. ve O’Sullivan, M. (2000). Maximizing Shareholder Value: A New Ideology for
Corporate Governance. Economy and Society, 29(1), 13–35.
Lucas, R.
E. (2004). The Industrial Revolution: Past and Future. The Region
(Federal Reserve Bank of Minneapolis), 2003 Annual Report.
MacKenzie,
D. (2006). An Engine, Not a Camera: How Financial Models Shape Markets.
Cambridge, MA: MIT Press.
Markowitz,
H. (1952). Portfolio Selection. Journal of Finance, 7(1), 77–91.
Markowitz,
H. (1991). Foundations of Portfolio Theory. Journal of Finance, 46(2),
469–477.
Merton, R.
C. (1973). Theory of Rational Option Pricing. Bell Journal of Economics and
Management Science, 4(1), 141–183.
Minsky, H.
P. (1986). Stabilizing an Unstable Economy. New Haven: Yale University
Press.
Mirowski,
P. (1989). More Heat than Light: Economics as Social Physics, Physics as
Nature’s Economics. Cambridge: Cambridge University Press.
Modigliani,
F. ve Miller, M. H. (1958). The Cost of Capital, Corporation Finance and the
Theory of Investment. American Economic Review, 48(3), 261–297.
Philippon,
T. ve Reshef, A. (2012). Wages and Human Capital in the U.S. Finance Industry:
1909–2006. Quarterly Journal of Economics, 127(4), 1551–1609.
Pierson,
F. C. vd. (1959). The Education of American Businessmen: A Study of
University-College Programs in Business Administration. New York:
McGraw-Hill.
Piketty,
T. (2014). Capital in the Twenty-First Century. Cambridge, MA: Belknap
Press of Harvard University Press.
Ricardo,
D. (1817). On the Principles of Political Economy and Taxation. London:
John Murray.
Sharpe, W.
F. (1964). Capital Asset Prices: A Theory of Market Equilibrium under
Conditions of Risk. Journal of Finance, 19(3), 425–442.
Shiller,
R. J. (1981). Do Stock Prices Move Too Much to Be Justified by Subsequent
Changes in Dividends? American Economic Review, 71(3), 421–436.
Spence, M.
(1973). Job Market Signaling. Quarterly Journal of Economics, 87(3),
355–374.
Stockhammer,
E. (2004). Financialisation and the Slowdown of Accumulation. Cambridge
Journal of Economics, 28(5), 719–741.
Strange,
S. (1986). Casino Capitalism. Oxford: Basil Blackwell.
Tomaskovic-Devey,
D. ve Lin, K.-H. (2011). Income Dynamics, Economic Rents, and the
Financialization of the U.S. Economy. American Sociological Review,
76(4), 538–559.
Whitley,
R. (1986). The Transformation of Business Finance into Financial Economics: The
Roles of Academic Expansion and Changes in U.S. Capital Markets. Accounting,
Organizations and Society, 11(2), 171–192.
Williamson,
O. E. (1975). Markets and Hierarchies: Analysis and Antitrust Implications.
New York: Free Press.
Yorumlar
Yorum Gönder