Birleşik Almanya’da Bölünmüş Bir Miras: SED’den Die Linke’ye (1989–2026)
Birleşik Almanya’da Bölünmüş Bir Miras: SED’den Die
Linke’ye (1989–2026)[1]
Devlet
Partisinden Demokratik Sosyalizme: Kopuş, Hayatta Kalma, Yeniden Kuruluş ve
Mirasın Paylaşımı
Ercan Eren
Giriş: Çöken Bir Devletin İktidar Partisine Ne Olur?
9 Kasım 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılması, kırk yıl boyunca Doğu
Almanya’yı yöneten Almanya Sosyalist Birlik Partisi’ni (SED) tarihsel bir
soruyla baş başa bıraktı: Devleti, anayasası, ordusu ve gizli polisiyle
birlikte çöken bir parti-devletin iktidar partisine ne olur? 1946’da KPD ile
SPD’nin zorunlu birleşmesiyle doğan, 1948’den itibaren Stalinist bir “yeni tip
parti”ye dönüştürülen ve 1989’da 2,3 milyon üyeye ulaşan SED, bu sorunun
cevabını üç ay içinde vermek zorunda kaldı.
Karşılaştırmalı bir bakış bu cevabın özgünlüğünü gösterir. Orta ve Doğu
Avrupa’daki eski komünist partilerin önemli bir kısmı, 1989 sonrasında
kendilerini sosyal demokrat partilere dönüştürerek kısa sürede iktidara geri
döndü. Polonya’da SdRP/SLD 1993’te, Macaristan’da MSZP 1994’te seçim kazandı
(Grzymała-Busse 2002). SED’in halefi için bu yol kapalıydı; çünkü birleşik
Almanya’da güçlü, köklü ve demokratik meşruiyeti tartışmasız bir sosyal
demokrat parti, yani SPD zaten vardı. Parti bu nedenle ya tarihten silinecek ya
da SPD’nin solunda kendine yeni bir alan açacaktı. Bu yazı, ikinci yolun otuz
yedi yıllık hikâyesini izlemektedir.
“Bölünmüş İki Almanya” başlıklı önceki çalışmamız (Eren, 2026) 1945’ten
1989’a uzanan kesitte iki devletin zıt dönüşüm hatlarını ele almıştı. Bu yazı o
çalışmanın devamı niteliğindedir ve üç eksen üzerine kuruludur:
1. Kopuş
ve süreklilik: Aralık 1989’da feshedilmek yerine dönüşmeyi seçen partinin,
SED mirasıyla hukuki, örgütsel ve ideolojik düzeyde nasıl bir ilişki kurduğu.
2. İktisadi
ve toplumsal zemin: Parasal birlik, Treuhand ve sanayisizleşme sürecinin
PDS’yi nasıl bir “Doğu partisi”ne dönüştürdüğü; Hartz IV reformlarının ise
partiye Batı’nın kapılarını nasıl açtığı.
3. Mirasın
paylaşımı: 2007’de kurulan Die Linke’nin (Sol Parti), 2024’te ondan ayrılan
Bündnis Sahra Wagenknecht’in (BSW) ve Doğu Almanya’da birinci parti hâline
gelen AfD’nin, SED döneminde biçimlenmiş siyasal-toplumsal mirası kendi
aralarında nasıl paylaştığı.
Yazının temel tezi şudur: SED mirası 1989 sonrasında iki farklı eksende
yaşamaya devam etmiştir. Hukuki-ideolojik süreklilik, SED–PDS–Linke
zinciri boyunca, ama 1989’daki “Stalinizmle kopuş” ilanının belirlediği
demokratik sosyalist bir çerçevede sürmüştür. Sosyolojik-kültürel süreklilik
ise, yani GDR’de sosyalleşmiş kuşakların siyasal refleksleri, bugün Linke’den
çok BSW’de ve giderek artan ölçüde AfD’de ifadesini bulmaktadır. 2026’ya
gelindiğinde Linke, kökeninin tam tersine, Batılı ve Doğulu büyük kentlerin
genç seçmenlerinin partisi hâline gelmiştir.
Şekil
1. SED’den Die Linke’ye: Partinin Soy Ağacı
|
1946 SED (KPD + SPD zorunlu birleşmesi)
│ Ara 1989 SED-PDS (olağanüstü
kongre, Gysi, “Stalinizmle kopuş”)
│ Şub 1990 PDS (Demokratik
Sosyalizm Partisi)
│
WASG (2004/05)
│
Batı, sendikal sol, Lafontaine
│
│ Tem 2005 Linkspartei.PDS
◄────────┤ ortak listeler
│
│ Haz 2007 DIE LINKE
◄──────────────┘ birleşme
│ Oca 2024 ayrılık ─────► BSW (Wagenknecht) |
I. Kopuş mu, Süreklilik mi? Aralık 1989 Olağanüstü Kongresi
1. Çözülen Parti-Devlet
1989 sonbaharı SED için bir çöküş takvimiydi. 18 Ekim’de Erich
Honecker’in yerine Egon Krenz getirildi; 9 Kasım’da Duvar açıldı; 13 Kasım’da
reformcu Dresden parti sekreteri Hans Modrow başbakan oldu. 1 Aralık’ta Halk
Meclisi (Volkskammer) SED’in “öncü rolünü” anayasanın birinci maddesinden
çıkardı. 3 Aralık’ta Politbüro ve Merkez Komite topluca istifa etti. Partinin
tabanında ise yönetime karşı bir isyan yaşanıyordu: Üyeler kitleler hâlinde
partiden ayrılıyor, kalanlar ise eski yönetimin hesap vermesini ve partinin
kökten yenilenmesini talep ediyordu (Weber 2012).
2. Fesih mi, Dönüşüm mü?
Bu ortamda 8–9 ve 16–17 Aralık 1989’da iki oturum hâlinde toplanan
olağanüstü kongre, partinin geleceğine dair temel tercihi yaptı. Delegelerin
önemli bir kısmı partinin feshedilmesini ve yeni bir sol partinin sıfırdan
kurulmasını savunuyordu. Ancak fesih, partinin mal varlığı, çalışanları ve
örgütsel ağı üzerinde öngörülemez sonuçlar doğuracaktı; daha önemlisi, dağılan
bir parti yerine hiçbir siyasal güç konamayabilirdi. Kongre sonunda dağılmak
yerine dönüşmeyi seçti.
Kongrenin ilk oturumunda genç Avukat Gregor Gysi genel başkanlığa
seçildi. Gysi, GDR döneminde muhalif aydınları savunmuş olmasıyla tanınan,
parti aygıtının dışından gelen bir isimdi. İkinci oturumda parti
“SED–Demokratik Sosyalizm Partisi” (SED-PDS) adını aldı ve kongrede okunan
bildiride, partinin sistem olarak Stalinizmle geri dönülmez biçimde kopacağı
ilan edildi. Bu formül, sonraki otuz yıl boyunca PDS’nin ve Die Linke’nin
kimliğinin kurucu taşı olacaktır.
Dağılmama kararı aynı zamanda partinin en ağır yükünü de beraberinde
getirdi. Parti, SED’in hukuki halefi olarak onun üye tabanını, örgütsel
altyapısını ve tartışmalı mal varlığını devraldı. Siyasal rakiplerin “SED’in
devamı” suçlaması, bu kararın kalıcı bedeli oldu.
3. Reformcu Kadrolar
Partinin dönüşümü yalnızca eski aygıtın içinden gelen bir uyum refleksi
değildi. 1980’lerin sonunda Doğu Berlin’deki Humboldt Üniversitesi’nde André
Brie, Michael Brie ve Dieter Klein gibi isimlerin yürüttüğü “Modern Sosyalizm”
projesi, reel sosyalizmin krizine dair eleştirel bir entelektüel birikim
oluşturmuştu. Bu çevre, piyasa mekanizmasını tümden reddetmeyen, siyasal
çoğulculuğu ve hukuk devletini sosyalist projenin ayrılmaz parçası sayan bir
“demokratik sosyalizm” anlayışını PDS’nin programatik omurgası hâline getirdi.
Böylece parti, önceki çalışmamızda ele aldığımız 1963 Yeni Ekonomik Sistemi
(NÖS) gibi yarım kalmış reform denemelerinin entelektüel mirasına da sahip
çıkmış oldu.
II. Hayatta Kalma Yılları (1990–1994)
1. Mart 1990 Seçimi ve Birleşme
Parti 4 Şubat 1990’da adındaki “SED” ekini de atarak yalnızca Demokratik
Sosyalizm Partisi (PDS) adını aldı. 18 Mart 1990’da yapılan, GDR tarihinin ilk
ve son serbest Halk Meclisi seçimi, birleşme sürecinin bir referandumu
niteliğindeydi. Hızlı birleşmeyi vaat eden CDU liderliğindeki “Almanya
İttifakı” yaklaşık yüzde 48 oyla açık ara kazandı. PDS ise yüzde 16,4 oy aldı
(Jarausch 1994). Bu sonuç, bir yandan partinin marjinalleşmeye mahkûm
olmadığını, öte yandan birleşme sürecinde hiçbir belirleyici rol oynayamayacağını
gösterdi.
1 Temmuz 1990’da parasal, ekonomik ve sosyal birlik yürürlüğe girdi; 3
Ekim 1990’da GDR, Federal Cumhuriyet’e katıldı. PDS, artık 16 milyonluk bir
devletin eski iktidar partisi değil, 80 milyonluk bir ülkenin küçük bir
bölgesel muhalefet partisiydi.
2. Ayrı Seçim Bölgeleri: 1990’ın İstisnası
Birleşmeden sonraki ilk tüm Almanya seçimi, 2 Aralık 1990’da yapıldı.
Yüzde 5 barajının ülke genelinde uygulanması planlanıyordu. Federal Anayasa
Mahkemesi Eylül 1990’da verdiği kararla, Doğu’da yeni kurulan ya da dönüşen
partilerin, çok daha kalabalık Batı’daki seçmen tabanıyla eşit koşullarda
yarışamayacağına hükmetti. Bu nedenle o seçime mahsus olmak üzere baraj, Doğu
ve Batı seçim bölgelerinde ayrı ayrı uygulandı. PDS ülke genelinde yüzde 2,4 oy
almasına karşın Doğu’da yüzde 11’i aşarak 17 sandalye kazandı. Aynı
düzenlemeden Doğu’nun sivil muhalefet hareketlerinden doğan Bündnis 90 da
yararlandı; ironik biçimde Batılı Yeşiller, yüzde 5’in hemen altında kalarak
meclis dışında kaldı.
3. Mal Varlığı, Skandal ve Erime
Partinin ilk yılları varoluşsal bir krizle geçti. 1990 sonbaharında parti
fonlarının bir Sovyet şirketi aracılığıyla yurtdışına aktarılmaya
çalışıldığının ortaya çıkması, büyük bir skandala dönüştü. SED ve GDR kitle
örgütlerinin mal varlığı, bağımsız bir komisyonun denetimine alındı; PDS uzun
süren hukuki süreçlerin sonunda bu varlıkların büyük bölümünden vazgeçti.
Üye kaybı ise çarpıcı boyutlardaydı. 1989’da 2,3 milyon üyesi olan SED’in
halefi, 1990 yılı sonunda birkaç yüz bin üyeye inmişti; bu sayı 2000’lerin
ortasında 60 bin civarına düşecekti. Kalan tabanın önemli bölümünü, GDR
döneminde parti ve devlet aygıtında çalışmış, emeklilik çağındaki eski SED
üyeleri oluşturuyordu (Neugebauer ve Stöss 1996).
4. Meşruiyet Sorunu
Stasi arşivlerinin açılmasıyla birlikte parti, önde gelen isimleri
hakkındaki muhbirlik iddialarıyla sürekli olarak gündeme geldi. Gysi başta
olmak üzere pek çok isim bu iddialarla uzun hukuki ve siyasi mücadeleler vermek
zorunda kaldı. Batılı partiler için PDS, demokratik sistemin meşru bir
aktöründen çok, dışlanması gereken bir diktatörlük kalıntısıydı. Bu dışlama,
paradoksal biçimde, birleşme sürecinde kendini dışlanmış hisseden Doğulu
seçmenler nezdinde partiye yeni bir meşruiyet kaynağı sağlayacaktı.
III. Doğu’nun Partisi (1994–2005)
1. İktisadi Arka Plan: Parasal Birlik ve Treuhand
PDS’yi 1990’ların ortasında ayağa kaldıran, birleşmenin iktisadi bedeli
oldu. Önceki çalışmamızda ele aldığımız Doğu Alman ekonomisi, 1990’a
gelindiğinde teknolojik olarak geri kalmış, Batı kredilerine bağımlı ve
tıkanmış bir yapıdaydı. Parasal birlik bu yapıyı bir gecede dünya piyasasının
rekabetine açtı. Ücretlerin ve cari ödemelerin büyük ölçüde 1:1 kurundan
dönüştürülmesi, Doğu işletmelerinin birim emek maliyetlerini üretkenlik
düzeyinin çok üzerine çıkardı. Aynı dönemde Doğu Bloku’nun çözülmesiyle COMECON
pazarları da ortadan kalktı. Sinn ve Sinn’in (1991) “soğuk başlangıç” olarak
nitelediği bu süreç, Doğu sanayisinin büyük bölümünü rekabet edemez hâle
getirdi.
Özelleştirme görevi, 1990’da kurulan Treuhandanstalt’a verildi. Yaklaşık
8.500 işletmeyi ve 4 milyon çalışanı devralan kurum, 1994’te dağıldığında
işletmelerin çoğunu satmış, bir kısmını tasfiye etmiş ve yaklaşık 256 milyar
mark tutarında bir açık bırakmıştı (Seibel 2005). Sanayi istihdamı çöktü;
bölgede resmî işsizlik uzun yıllar yüzde 15–20 bandında seyretti. Batı’dan
Doğu’ya yapılan büyük mali transferler sosyal çöküşü önledi, ancak Doğu Alman
toplumunda derin bir “birleşmenin kaybedeni” duygusunun yerleşmesine engel
olamadı (Ritter 2006).
2. “Kümmererpartei” ve Doğu Kimliği
PDS bu ortamda kendini birleşmenin kaybedenlerinin ve Doğu Alman
kimliğinin sözcüsü olarak konumlandırdı. Belediyelerde, kiracı derneklerinde,
işsizlik ve sosyal yardım danışmanlığında gündelik sorunlarla ilgilenen bir
“Kümmererpartei” (dert dinleyen parti) imajı edindi. Parti, GDR döneminin tam
istihdam, ucuz konut, yaygın kreş ağı ve kadınların çalışma hayatına katılımı
gibi sosyal kazanımlarını, birleşik Almanya’nın piyasa ekonomisi karşısında bir
karşılaştırma ölçütü olarak yeniden gündeme taşıdı. Kamuoyunda “Ostalgie”
olarak adlandırılan bu nostalji dalgası, önceki çalışmamızda ele aldığımız
Honecker dönemi “tüketim sosyalizmi”nin ironik bir geç yankısıydı: Bir zamanlar
rejimin iflasını hazırlayan sübvansiyonlu refah, şimdi kaybedilmiş bir
güvencenin simgesi olarak hatırlanıyordu.
Sonuç olarak PDS, Doğu eyaletlerinde yüzde 15–25 aralığında oy alan, üç
büyük partiden biri hâline geldi. Batı’da ise oyları yüzde 1–2’yi nadiren aştı.
Parti, siyaset biliminin literatüründe bir “bölgesel kimlik partisi” olarak
sınıflandırılmaya başladı (Oswald 2002; Patton 2011).
3. Temel Mandat Maddesi ve 1994
1994 federal seçiminde PDS yüzde 4,4 oy aldı ve normal koşullarda meclis
dışında kalacaktı. Ancak Alman seçim yasasının 1950’lerden beri var olan “temel
mandat maddesi” (Grundmandatsklausel) devreye girdi: Bir parti en az üç seçim
bölgesinde doğrudan aday kazanırsa, ülke genelinde yüzde 5’in altında kalsa
bile ikinci oylarına orantılı sandalye alır. PDS’nin tabanı Doğu Berlin’de son
derece yoğunlaştığı için parti, burada dört doğrudan mandat kazanarak 30
milletvekiliyle meclise girdi.
Bu dönemin simgesel anlarından biri, önceki çalışmamızda 1945 sonrasında
Doğu’ya yerleşen aydınlar arasında andığımız yazar Stefan Heym’e aitti. GDR
döneminde rejimle çatışmış olan Heym, parti üyesi olmadan PDS adayı olarak
Berlin’de doğrudan seçildi ve meclisin en yaşlı üyesi sıfatıyla Kasım 1994’te
yeni Bundestag’ı açılış konuşmasıyla açtı. CDU/CSU milletvekillerinin konuşmayı
alkışlamaması, PDS’nin Bonn siyasetindeki dışlanmışlığını bütün çıplaklığıyla
gösterdi.
1998’de parti yüzde 5,1 ile barajı ilk kez kendi gücüyle aştı ve 36
milletvekiliyle grup kurdu.
4. İktidarın Eşiğinde: Magdeburg, Schwerin, Berlin
Doğu’daki seçim gücü, partiyi yerel ve bölgesel iktidarın eşiğine taşıdı.
1994’te Saksonya-Anhalt’ta SPD azınlık hükümetini dışarıdan destekledi; bu
formül “Magdeburg modeli” olarak anıldı. 1998’de Mecklenburg-Ön Pomeranya’da
SPD ile ilk eyalet koalisyonuna girdi. 2002’de ise Berlin’de, Klaus Wowereit
liderliğindeki SPD ile koalisyon ortağı oldu.
Berlin deneyimi partinin sonraki tarihini belirleyecek bir ikilemi ilk
kez somut biçimde yaşattı. Ağır bir borç yükü altındaki eyalet hükümeti, kamu
istihdamında kesintiler ve kamu konut stokunun bir bölümünün özelleştirilmesi
gibi kemer sıkma politikaları uyguladı. Parti tabanının bir kısmı bu
politikaları, PDS’nin kendi programıyla çelişen bir teslimiyet olarak gördü.
“Hükümete katılım mı, muhalefette ilkeli duruş mu” ikilemi, o günden bu yana
partinin en temel iç gerilimlerinden biri olarak kalacaktır.
5. Geçmişle Hesaplaşma
PDS’nin SED mirasıyla ilişkisi, bu dönemde de tartışma gündeminden hiç
düşmedi. 2001’de, zorunlu birleşmenin 55. yıldönümünde parti yönetimi, 1946’da
sosyal demokratlara karşı uygulanan baskılar nedeniyle üzüntü ve özür
niteliğinde bir açıklama yaptı. Bu adım, partinin demokratik sosyalist
kimliğinin 1989’daki kopuş ilanından sonraki en önemli simgesel teyidiydi. Ne
var ki Berlin Duvarı, sınırda öldürülenler ve Stasi gibi konularda parti
içindeki tartışmalar hiçbir zaman tam olarak kapanmadı.
6. 2002 Hezimeti
2002 federal seçimi, bölgesel bir parti olmanın sınırlarını açıkça
gösterdi. PDS yüzde 4,0’da kaldı ve yalnızca iki doğrudan mandat kazanabildi.
Temel mandat maddesinin üç mandat eşiğine ulaşılamadığı için parti grup olarak
meclisten silindi; Berlin’den seçilen iki milletvekili dışında Bundestag’da
temsil edilmedi. Parti, Doğu’ya hapsolmuş, üye tabanı yaşlanan ve Batı’da
hiçbir karşılığı olmayan bir bölge partisi olarak kalma tehlikesiyle yüz
yüzeydi.
IV. Batı ile Buluşma: Hartz IV, WASG ve Die Linke’nin Kuruluşu (2003–2007)
1. Agenda 2010 ve Hartz IV
Çıkış yolu beklenmedik bir yerden, SPD’nin kendisinden geldi. Şansölye
Gerhard Schröder’in Mart 2003’te açıkladığı Agenda 2010 programı, emek
piyasasının esnekleştirilmesini ve sosyal devletin yeniden yapılandırılmasını
hedefliyordu. Programın en tartışmalı ayağı olan ve Ocak 2005’te yürürlüğe
giren Hartz IV düzenlemesi, uzun süreli işsizlik yardımını sosyal yardım
düzeyine indiriyor ve yardımı iş kabul etme koşuluna daha sıkı biçimde
bağlıyordu.
2004 yazında Doğu Alman kentlerinde Hartz IV’e karşı kitlesel protestolar
başladı. Göstericilerin bu eylemleri “Pazartesi Gösterileri”
(Montagsdemonstrationen) olarak adlandırması, 1989 sonbaharının Leipzig
yürüyüşlerine bilinçli bir göndermeydi. Bir zamanlar SED rejimine karşı
kullanılan protesto biçimi, şimdi birleşik Almanya’nın sosyal politikalarına
karşı yöneltiliyordu.
2. WASG ve Lafontaine
Hartz IV, Batı’da da sendikalarda ve SPD tabanında derin bir kırgınlık
yarattı. Bu tepkiden 2004–2005’te Batı Almanya’da, sendikacıların ve SPD’den
kopan solcuların öncülüğünde “Çalışma ve Sosyal Adalet Seçim Alternatifi”
(WASG) doğdu. Dengeleri asıl değiştiren ise, SPD’nin eski genel başkanı ve
1999’da Schröder ile anlaşmazlığı nedeniyle maliye bakanlığından istifa etmiş
olan Oskar Lafontaine’in Haziran 2005’te SPD’den ayrılarak WASG’ye katılması
oldu.
3. 2005 Seçimi ve 16 Haziran 2007
Schröder’in öne çektiği Eylül 2005 seçimi için iki parti ortak bir formül
buldu. PDS adını “Die Linkspartei.PDS” olarak değiştirdi ve WASG adaylarını
kendi listelerine aldı. Sonuç yüzde 8,7 ve 54 sandalyeydi. Meclis grubunu Gysi
ile Lafontaine birlikte yönetti. İki parti, 16 Haziran 2007’de Berlin’de
toplanan kuruluş kongresiyle resmen birleşerek Die Linke’yi kurdu. Eş genel
başkanlığa PDS’den Lothar Bisky ile WASG’den Lafontaine getirildi.
Bu birleşme, yeni partinin genetik yapısını da belirledi (Hough vd.
2007). Bir yanda Doğu’da kökleşmiş, yerel yönetim ve koalisyon deneyimi olan,
pragmatik bir PDS geleneği; öte yanda Batı’da sendikal ve SPD kökenli,
kimliğini Hartz IV karşıtlığı üzerinden tanımlayan ve hükümete katılıma daha
mesafeli bir WASG geleneği. Sonraki on beş yıldaki iç çatışmaların önemli bir
bölümü, bu iki kökün farklı siyasi kültürlerinden beslenecektir.
V. Die Linke: Yükseliş ve İç Gerilimler (2007–2021)
1. 2009 Zirvesi ve Batı’ya Yayılma
Birleşmenin etkisi hemen görüldü. Die Linke, PDS’nin hiçbir zaman
başaramadığını yaparak Batı’da tutundu: 2007’de Bremen ile başlayarak Aşağı
Saksonya, Hessen, Hamburg, Saarland, Schleswig-Holstein ve Kuzey Ren-Vestfalya
eyalet meclislerine girdi. 2008 küresel finans krizi, piyasa ekonomisine
yönelik eleştirisine geniş bir kamusal alan açtı. 2009 federal seçiminde parti
yüzde 11,9 ve 76 sandalye ile tarihinin en yüksek oyunu aldı; Lafontaine’in
memleketi Saarland’da aynı yıl yapılan eyalet seçiminde oy oranı yüzde 20’yi
aştı.
2. Erfurt Programı (2011)
Parti, Ekim 2011’de Erfurt’ta toplanan kongrede ilk kapsamlı programını
kabul etti (Die Linke 2011). Program, “demokratik sosyalizmi” partinin hedefi
olarak tanımlıyor; kapitalizmin aşılmasını, enerji, konut, sağlık ve finans
gibi kilit sektörlerde kamu ve toplumsal mülkiyeti, Hartz IV’ün kaldırılmasını
ve Bundeswehr’in yurtdışı askeri operasyonlarının sona erdirilmesini talep
ediyordu. Program, 1989’daki kopuşu da açıkça teyit ederek Stalinizmi ve
siyasal çoğulculuğu ortadan kaldıran her türlü sosyalizm anlayışını
reddediyordu.
3. İki Kök, İki Kültür: Göttingen 2012
Lafontaine’in 2010’da sağlık nedenleriyle genel başkanlıktan çekilmesi,
partinin iki kökü arasındaki gerilimi su yüzüne çıkardı. 2012’deki Göttingen
kongresi, Doğulu reformcularla Batılı sol kanat arasında açık bir kavgaya sahne
oldu; Gysi kongre kürsüsünden parti grubundaki havayı “nefret” kelimesiyle
tanımladı. Kriz, Doğu–Batı ve pragmatist–radikal dengesini gözeten Katja
Kipping ile Bernd Riexinger’in eş başkanlığıyla yatıştırıldı. 2013 seçiminde
yüzde 8,6 alan parti, büyük koalisyon döneminde Bundestag’daki en büyük
muhalefet partisi konumuna geldi.
4. Thüringen Deneyimi
Aralık 2014’te Bodo Ramelow, SPD ve Yeşiller ile kurduğu koalisyonla
Thüringen başbakanı seçildi. Bu, SED’in halefi bir partiden gelen ilk eyalet
başbakanlığıydı ve bugüne kadar da tek örnek olarak kaldı. Batı Almanya kökenli
bir sendikacı olan Ramelow’un pragmatik, uzlaşmacı yönetim tarzı, PDS
geleneğinin hükümet yapabilirlik iddiasının en güçlü kanıtı oldu. 2019 eyalet
seçiminde Linke yüzde 31 ile Thüringen’de birinci parti oldu. Ne var ki Şubat
2020’de liberal FDP adayı Thomas Kemmerich’in AfD oylarıyla başbakan seçilmesi,
ülke çapında bir siyasi krize yol açtı; Ramelow, Kemmerich’in istifasının
ardından Mart 2020’de yeniden seçilebildi.
5. Göç Sorunu ve AfD’nin Yükselişi
2015 mülteci krizi, partinin içinde derin bir yarık açtı. Meclis grubunun
eş başkanı Sahra Wagenknecht, göçe ve partinin kentli, kültürel sol yönelimine
eleştirel bir çizgi izlerken, Kipping’in başını çektiği kanat açık sınırları
savundu. Aynı dönemde yükselen AfD, Linke’nin Doğu’daki protesto oylarını
giderek devraldı. Wagenknecht, eleştirisini 2021’de yayımladığı Die
Selbstgerechten (Kendini Haklı Görenler) kitabında sistemleştirdi: Sol,
işçi sınıfını terk ederek üniversiteli kentli orta sınıfın kimlik gündemine
kaymıştı (Wagenknecht 2021). 2017’de yüzde 9,2 ile yerini koruyan parti,
2021’de yüzde 4,9’a düştü ve meclise ancak Gysi, Gesine Lötzsch ve Sören
Pellmann’ın kazandığı üç doğrudan mandat sayesinde, temel mandat maddesiyle
girebildi.
VI. Bölünme ve Dirilme (2021–2025)
1. Ukrayna Savaşı ve Wagenknecht Ayrılığı
Rusya’nın Şubat 2022’de Ukrayna’yı işgali, parti içindeki bir başka fay
hattını açığa çıkardı. Yaptırımlar, silah yardımı ve NATO konusundaki derin
ayrılıklar, Wagenknecht çevresi ile parti yönetimi arasındaki gerilimi kopuşa
dönüştürdü. Ekim 2023’te Wagenknecht ve dokuz milletvekili partiden ayrıldı;
Linke, Bundestag’daki grup statüsünü kaybetti. Ocak 2024’te kurulan Bündnis
Sahra Wagenknecht (BSW), ekonomide sol, göç ve kültürel konularda muhafazakâr,
dış politikada Rusya ile uzlaşmacı bir sentez öneriyordu.
Wagenknecht’in kişisel entelektüel yolculuğu, bu sentezin kökenlerini de
açıklar. 1990’larda PDS içindeki Komünist Platform’un en tanınan yüzü olan
Wagenknecht, 2011’de yayımladığı Freiheit statt Kapitalismus (Kapitalizm
Yerine Özgürlük) ile ordoliberalizme ve Ludwig Erhard’a yönelmişti (Wagenknecht
2011). Önceki çalışmamızda Batı Almanya’nın kurucu iktisadi doktrini olarak ele
aldığımız Sosyal Piyasa Ekonomisi, böylece SED’in halefi partinin içinden gelen
bir siyasetçinin referans noktası hâline gelmişti.
2. 2024: Dip Noktası
2024, Linke için dibin görüldüğü yıl oldu. Haziran’daki Avrupa
Parlamentosu seçiminde parti yüzde 2,7’de kalırken, BSW ilk seçiminde yüzde
6’yı aştı. Eylül’deki Doğu eyalet seçimlerinde Linke Thüringen’de yüzde 13,1’e
geriledi ve Ramelow iktidarı kaybetti; Saksonya’da yüzde 4,5 ile barajın
altında kaldı ve meclise ancak Leipzig’de kazandığı iki doğrudan mandat
sayesinde girebildi; Brandenburg’da ise meclis dışında kaldı. Kamuoyunda
partinin sonunun geldiği yaygın biçimde konuşuluyordu.
3. Yeniden Kuruluş: Geçim Gündemi
Ekim 2024’te Halle’de toplanan kongre, Jan van Aken ile Ines
Schwerdtner’i eş başkanlığa getirdi. Yeni yönetim, parti gündemini kira, gıda
ve enerji fiyatları ile servet vergisi gibi somut geçim sorunlarına daralttı;
büyük sistem değişikliği söylemi geri plana itildi. Bu yaklaşımın açık bir
modeli vardı: Avusturya’nın Graz kentinde konut sorununa odaklanarak belediye
başkanlığını kazanan Avusturya Komünist Partisi (KPÖ). Parti yönetiminin,
milletvekili maaşının ortalama bir işçi ücretini aşan kısmını bağışlama
taahhüdü de doğrudan KPÖ’den alınmış bir uygulamaydı.
Konut meselesi, özellikle Berlin’de, partinin kentli seçmenle kurduğu
bağın temelini oluşturuyordu. Linke’nin koalisyon ortağı olduğu Berlin hükümeti
2020’de kiraları beş yıl dondurmayı öngören “Mietendeckel” yasasını çıkarmış,
ancak yasa Nisan 2021’de Federal Anayasa Mahkemesi tarafından eyaletin
yetkisini aştığı gerekçesiyle iptal edilmişti. Aynı yıl Eylül’de yapılan ve
büyük konut şirketlerinin kamulaştırılmasını öngören “Deutsche Wohnen & Co.
enteignen” halk oylamasında seçmenlerin yaklaşık yüzde 59’u “evet” demişti. Bu
iki gelişme, kira sorununu Berlin siyasetinin merkezine yerleştirdi ve Linke’yi
bu gündemin doğal sahibi hâline getirdi.
4. Ocak–Şubat 2025: Beklenmedik Dönüş
Asıl kırılma Ocak 2025’te yaşandı. CDU’nun göç politikasına ilişkin bir
önergesinin Bundestag’da AfD oylarıyla kabul edilmesi, ülke çapında kitlesel
protestolara yol açtı. Linke’nin meclis grubunu yöneten Heidi Reichinnek’in bu
gelişmeye karşı yaptığı konuşma sosyal medyada milyonlarca kez izlendi ve
partiyi AfD’ye karşı en net sesin sahibi olarak konumlandırdı. Gysi, Ramelow ve
Dietmar Bartsch’ın doğrudan mandat kazanmayı hedefleyen “Mission Silberlocke”
(Gümüş Saç Operasyonu) kampanyası ise temel mandat maddesine yönelik bir
sigorta işlevi görüyordu.
23 Şubat 2025 seçiminde Linke yüzde 8,8 oy ve 64 sandalye aldı, 18–24 yaş
grubunda birinci parti oldu. Parti, Berlin ve Leipzig başta olmak üzere altı
seçim bölgesinde doğrudan mandat kazandı; bunlar arasında eski Batı Berlin’deki
Neukölln de vardı. Üye sayısı 100 bini aştı; yeni üyelerin önemli bir bölümü,
SED geçmişiyle hiçbir biyografik bağı olmayan gençlerden oluşuyordu. BSW ise
yüzde 5’in hemen altında kalarak federal meclise giremedi.
VII. 2026: Tersine Dönen Harita
2026 yılının eyalet seçimleri, Linke’nin seçmen coğrafyasının otuz beş
yılda nasıl tersine döndüğünü çok net biçimde ortaya koydu. Tablo, bu yılki beş
eyalet seçiminde partinin aldığı sonuçları özetlemektedir.
Tablo
1. 2026 Eyalet Seçimlerinde Die Linke
|
Eyalet |
Tarih |
Linke |
Önceki seçim |
Birinci parti |
Not |
|
Baden-Württemberg |
8 Mart |
%4,4 |
%3,6 |
Grüne (%30,2) |
Eyalet rekoru, meclis dışı |
|
Rheinland-Pfalz |
22 Mart |
%4,4 |
%2,5 |
CDU |
Meclis dışı |
|
Saksonya-Anhalt |
6 Eylül |
%8,6 |
%11,0 |
AfD (%43,8) |
Eyaletteki en kötü sonuç |
|
Berlin |
20 Eylül |
%25,7 |
%12,2 |
Linke (%25,7) |
İlk kez birinci parti |
|
Mecklenburg-Ön Pomeranya |
20 Eylül |
%6,5 |
%9,9 |
AfD (%38,2) |
İktidar ortağıyken kayıp |
Berlin: 20 Eylül’de yapılan seçimde Linke oyunu ikiye katlayarak
yüzde 25,7 ile ilk kez Berlin’de birinci parti oldu; CDU yüzde 18,8’e
gerilerken, SPD tarihinin en kötü sonucunu aldı (bpb 2026b). Liste başı aday
Elif Eralp liderliğindeki bu zafer, kira sorununa odaklanan kentli sol
siyasetin ulaştığı en yüksek noktadır. Ancak CDU’nun Linke ile koalisyonu
reddetmesi ve AfD ile iş birliğinin tüm diğer partilerce dışlanması, hükümet
kurma sürecini belirsizleştirmektedir.
Mecklenburg-Ön Pomeranya: Aynı gün yapılan seçimde AfD yüzde 38,2
ile birinci, SPD yüzde 35,5 ile ikinci oldu; Linke ise yüzde 6,5’te kaldı
(Landtag MV 2026). 2021’de yüzde 9,9 alan ve SPD’nin koalisyon ortağı olarak
eyaleti yöneten parti, iktidar ortağı olduğu eyalette sert bir kayıp yaşadı.
CDU’nun tarihinde ilk kez barajın altında kalması, yeni hükümet için SPD, Linke
ve Yeşiller arasında bir üçlü koalisyonu tek gerçekçi seçenek hâline getirdi.
Saksonya-Anhalt: 6 Eylül’deki seçimde AfD yüzde 43,8 ile eyalet
tarihindeki en yüksek oyu alırken, Linke yüzde 8,6 ile bu eyaletteki en kötü
sonucunu elde etti. BSW ise yüzde 5,3 ile meclise girmeyi başardı
(Landeswahlleiterin Sachsen-Anhalt 2026).
Baden-Württemberg ve Rheinland-Pfalz: Batı’da parti yükselişini
sürdürdü, ancak barajı aşamadı. Mart ayındaki her iki seçimde de yüzde 4,4 oy
aldı (bpb 2026a). Baden-Württemberg’de bu, partinin eyalet tarihindeki en iyi
sonucuydu; partinin kendi seçim analizine göre en güçlü olduğu kesim, kentlerde
yaşayan genç kadınlardı (Die Linke 2026). Rheinland-Pfalz’da ise en iyi
sonucunu yüzde 16 ile Mainz I seçim bölgesinde aldı (KAS 2026).
Federal düzeyde ise Linke, Eylül 2026 itibarıyla anketlerde yüzde 11–13
aralığında seyretmekte ve SPD ile başa baş gitmektedir; AfD ise yüzde 27–29 ile
birinci konumdadır (Ipsos 2026; INSA 2026).
Bu tablo tek bir sonuca işaret ediyor: Almanya’nın siyasal coğrafyası
artık Doğu–Batı ekseninden çok kent–kır ekseninde bölünmektedir. Linke’nin
1990’larda kök saldığı Doğu’nun kırsal ve küçük kentleri, bugün AfD’nin
kalesidir. Parti ise enerjisini ve seçmen tabanını, Doğu’da ve Batı’da,
üniversite kentlerine ve büyük şehirlere taşımıştır.
Tablo
2. PDS / Linke’nin Federal Seçim Sonuçları (1990–2025)
|
Seçim |
Parti adı |
Oy oranı |
Sandalye ve meclise giriş yolu |
|
1990 |
PDS |
%2,4 |
17 (ayrı Doğu–Batı barajı;
Doğu’da %11,1) |
|
1994 |
PDS |
%4,4 |
30 (temel mandat maddesi, 4
doğrudan mandat) |
|
1998 |
PDS |
%5,1 |
36 (barajı aştı) |
|
2002 |
PDS |
%4,0 |
2 (yalnızca iki doğrudan
mandat) |
|
2005 |
Linkspartei.PDS |
%8,7 |
54 (WASG ile ortak
listeler) |
|
2009 |
Die Linke |
%11,9 |
76 (tarihî zirve) |
|
2013 |
Die Linke |
%8,6 |
64 (en büyük muhalefet
partisi) |
|
2017 |
Die Linke |
%9,2 |
69 |
|
2021 |
Die Linke |
%4,9 |
39 (temel mandat maddesi, 3
doğrudan mandat) |
|
2025 |
Die Linke |
%8,8 |
64 (18–24 yaş grubunda
birinci) |
VIII. Genel Değerlendirme ve Sonuç
1. Mirasın İki Ekseni
Otuz yedi yıllık bu yolculuğun sonunda SED mirasının nereye gittiği
sorusu, iki boyutlu bir çerçeve içinde daha açık cevaplanabilir. Siyaset
biliminde yaygın olarak kullanılan bu çerçeve, partileri ekonomik eksende
(devletçi–piyasacı) ve kültürel eksende (liberal–otoriter/muhafazakâr)
konumlandırır (Kitschelt 1994).
Tablo
3. SED Mirasının İki Ekseni
|
|
Ekonomik eksen |
Kültürel / toplumsal eksen |
Dış politika |
|
SED |
Merkezi planlama, devlet
mülkiyeti |
Otoriter, kolektivist |
Sovyetler Birliği’ne bağlı |
|
Die Linke |
Sol, yeniden dağıtımcı;
kilit sektörlerde kamu mülkiyeti |
Liberal-ilerici |
NATO’ya eleştirel, ancak iç
ayrılıklı |
|
BSW |
Sol-sosyal; piyasa
ekonomisi ve Mittelstand yanlısı |
Muhafazakâr, göç karşıtı |
Rusya ile uzlaşma, NATO
karşıtı |
Bu karşılaştırma iki sonuç doğurur. Birincisi, Linke hukuken SED’in
halefi olmakla birlikte, kültürel eksende SED’in tam karşı kutbuna geçmiştir.
İkincisi, BSW ideolojik olarak SED’in devamı olmamakla birlikte, “ekonomide
sol, kültürde muhafazakâr” konumuyla SED’in kabaca yer aldığı dörtgene
Linke’den daha yakındır. Rusya’ya yakın dış politika, “barış” söylemi, liberal
kozmopolitizme mesafe ve Doğu Alman kimliğine hitap, BSW’yi GDR’de sosyalleşmiş
kuşaklar için çekici kılmıştır. Ancak BSW’nin programı planlı ekonomiyi değil,
“adil bir performans toplumu” ve rekabetçi bir piyasa ekonomisini
savunmaktadır. Siyaset bilimi literatüründe BSW için en sık kullanılan
etiketler “sol muhafazakâr” ya da “sol popülist”tir.
İroni şudur ki, 2026 seçimlerinin gösterdiği gibi, SED döneminde
biçimlenmiş Doğu Alman seçmen milyösünün en büyük payını bugün ne Linke ne de
BSW, AfD almaktadır.
2. Linke Bugün Ne?
Bugünkü Linke’ye en uygun ad, “demokratik sosyalist” etiketi altında
ilerici-kentli bir yeni sol partisidir. Programında kapitalizmin aşılması
hedefi korunmakla birlikte, pratik siyaseti somut geçim sorunlarına odaklanan,
sol popülist bir üslup benimsemiştir. Kültürel eksende ise göçmen hakları,
feminizm, LGBTİ+ hakları ve iklim politikası konularında açıkça liberal-ilerici
bir çizgi izlemektedir. Avrupa’daki karşılıkları, İspanya’da Podemos ve Sumar,
İskandinav sol partileri ve Avusturya’da KPÖ’dür; karşılaştırmalı literatür bu
aileyi “radikal sol” ya da “demokratik sosyalist sol” başlığıyla ele almaktadır
(March 2011).
SED mirası, Linke’nin kimliğinde bir olumsuzlama olarak yaşamaktadır.
Partinin kuruluş ilkesi, 1989’daki “Stalinizmle kopuş” bildirisidir; 2001
açıklaması ve 2011 programı bu kopuşu teyit etmiştir. SED, Linke için örnek
alınacak değil, mesafe konulması gereken bir geçmiştir. Bugünkü yeni üye
kuşağının çoğunluğu için ise bu geçmiş, artık yalnızca tarihsel bir bilgidir.
3. AfD Karşısında: Alternatif mi, Karşı Kutup mu?
Linke’nin AfD’ye alternatif olup olamayacağı sorusu, “alternatif”
kavramının nasıl anlaşıldığına bağlıdır. AfD seçmenini geri kazanma anlamında
cevap büyük ölçüde olumsuzdur. İki partinin seçmen tabanları neredeyse
birbirine değmemektedir: Linke’nin tabanı kentli, genç, eğitimli ve ağırlıkla
kadın; AFD’ninki ise Doğu’nun kırsal ve küçük kentlerinde, orta yaşlı, işçi ve
ağırlıkla erkektir. AfD seçmeninin önceliği olan göç konusunda Linke tam karşı
kutupta durmaktadır. “Ekonomide sol, göçte sıkı” formülüyle bu seçmeni geri
kazanmayı açıkça hedefleyen BSW’nin 2026’da federal anketlerde yüzde 3–4
bandına gerilemesi ve Berlin ile Mecklenburg-Ön Pomeranya’da barajı aşamaması,
bu tezin sınandığı ve başarısız olduğu bir deney olarak okunabilir.
Buna karşılık AfD’ye karşı toplumsal bir karşı mobilizasyonun odağı olmak
anlamında Linke, giderek güçlenen bir aktördür. Ocak 2025 sonrasındaki yükseliş
de, Berlin’deki birincilik de bu dinamiğin ürünüdür. Ne var ki CDU’nun hem AfD
hem de Linke ile iş birliğini dışlayan parti kararı yürürlükte kaldıkça ve AfD
yüzde 30’a yaklaşan bir oy oranını korudukça, Linke’nin hükümet alternatifi
olmasının önünde ciddi bir aritmetik engel bulunmaktadır.
4. Açık Gerilimler
Linke’nin geleceğini belirleyecek üç gerilim, partinin tarihinin doğrudan
ürünüdür. Birincisi, Doğu mirası ile yeni kentli taban arasındaki gerilimdir:
Parti, kırsal Doğu’daki eski kalesini yeniden kazanmak için yerel
örgütlenmesini yeniden kurmak zorundadır, ancak bunu yeni tabanının kültürel
önceliklerinden ödün vermeden nasıl yapacağı belirsizdir. İkincisi, hükümete
katılım ile muhalefet arasındaki gerilimdir: Berlin 2002’den bu yana
tekrarlanan bu ikilem, 2026’da Berlin ve Mecklenburg-Ön Pomeranya’daki koalisyon
arayışlarıyla yeniden gündemdedir. Üçüncüsü, dış politikadaki gerilimdir:
Rusya, NATO ve İsrail–Gazze meseleleri etrafındaki ayrılıklar parti içinde
henüz çözülmüş değildir.
5. Tarihsel Sentez
Önceki çalışmamızda, Doğu Almanya’nın meşruiyetinin söylem düzeyinde
antifaşizm ve sosyal adalet iddialarına dayandığını, uygulamada ise Stasi’nin
denetimi, fiziki duvarlar ve Sovyet askeri varlığıyla korunduğunu
vurgulamıştık. SED’in halefi partinin otuz yedi yıllık tarihi, bu iki iddianın,
antifaşizm ve sosyal adaletin, diktatörlük koşullarından arındırılarak
demokratik bir çerçevede yeniden savunulup savunulamayacağının bir sınavı
olarak okunabilir.
Bu sınavın sonucu, tarihin ironileriyle doludur. Kendini “antifaşist
devlet” olarak tanımlayan GDR’nin topraklarında bugün radikal sağ bir parti
yüzde 38–44 oy almaktadır. SED’in halefi ise en büyük zaferini, bir zamanlar
Duvar’la ikiye bölünmüş Berlin’de, Doğu’nun yanı sıra Batı mahallelerinin de
genç seçmenlerinin oylarıyla kazanmıştır. SED mirası bölünmüştür: Hukuki
gövdesi ve 1989 kopuşunun demokratik sosyalist ethosu Linke’de; GDR’de
biçimlenmiş siyasal kültürün bazı refleksleri BSW’de; o kültürün taşıyıcısı
olan seçmen milyösünün büyük bölümü ise AfD’dedir. Birleşik Almanya’nın
bölünmüş mirası, yeniden birleşmenin otuz altıncı yılında, belki de en açık
biçimde bu tabloda görünür hâle gelmektedir.
Kaynakça
Bundeszentrale
für politische Bildung (bpb) (2026a). Landtagswahl Baden-Württemberg 2026:
Grüne mit den meisten Stimmen. bpb.de, Hintergrund aktuell.
Bundeszentrale
für politische Bildung (bpb) (2026b). Wahl zum Abgeordnetenhaus Berlin 2026:
Die Linke wird erstmals stärkste Kraft. bpb.de, Hintergrund aktuell.
Die Linke
(2011). Programm der Partei DIE LINKE. Erfurt Parti Kongresi, 21–23 Ekim
2011. Berlin: Die Linke.
Die Linke
(2026). Wahlnachtbericht zur Landtagswahl in Baden-Württemberg 2026.
Berlin: Die Linke.
Eren, E. (2026).
“Bölünmüş İki Almanya: BRD ve DDR'ın Tarihsel, Siyasal ve İktisadi Dönüşümü
(1945-1989)”, https://www.researchgate.net/publication/410722368_Bolunmus_Iki_Almanya_BRD_ve_DDR'in_Tarihsel_Siyasal_ve_Iktisadi_Donusumu_1945-1989
Grzymała-Busse,
A. (2002). Redeeming the Communist Past: The Regeneration of Communist
Parties in East Central Europe. Cambridge: Cambridge University Press.
Hough, D.,
Koß, M. ve Olsen, J. (2007). The Left Party in Contemporary German Politics.
Basingstoke: Palgrave Macmillan.
INSA
(2026). Meinungstrend / Sonntagsfrage, 20 Eylül 2026.
Ipsos
(2026). Sonntagsfrage: Aktuelle Umfrageergebnisse zum Wahltrend, Ağustos 2026.
ipsos.com.
Jarausch,
K. H. (1994). The Rush to German Unity. Oxford: Oxford University Press.
Kitschelt,
H. (1994). The Transformation of European Social Democracy. Cambridge:
Cambridge University Press.
Konrad-Adenauer-Stiftung
(KAS) (2026). Neu, V. ve Pokorny, S. Landtagswahl in Rheinland-Pfalz am 22.
März 2026: Vorläufiges Ergebnis. Berlin: KAS.
Landeswahlleiterin
Sachsen-Anhalt (2026). Landtagswahl 2026: Vorläufiges Ergebnis.
wahlergebnisse.sachsen-anhalt.de.
Landtag
Mecklenburg-Vorpommern (2026). Landtagswahl 2026: Vorläufiges amtliches
Endergebnis. landtag-mv.de.
March, L.
(2011). Radical Left Parties in Europe. London: Routledge.
Neugebauer,
G. ve Stöss, R. (1996). Die PDS: Geschichte, Organisation, Wähler,
Konkurrenten. Opladen: Leske + Budrich.
Oswald, F.
(2002). The Party That Came Out of the Cold War: The Party of Democratic
Socialism in United Germany. Westport: Praeger.
Patton, D.
F. (2011). Out of the East: From PDS to Left Party in Unified Germany.
Albany: State University of New York Press.
Ritter, G.
A. (2006). Der Preis der deutschen Einheit: Die Wiedervereinigung und die
Krise des Sozialstaats. München: C.H. Beck.
Seibel, W.
(2005). Verwaltete Illusionen: Die Privatisierung der DDR-Wirtschaft durch
die Treuhandanstalt und ihre Nachfolger 1990–2000. Frankfurt am Main:
Campus.
Sinn, G.
ve Sinn, H.-W. (1991). Kaltstart: Volkswirtschaftliche Aspekte der deutschen
Vereinigung. Tübingen: J.C.B. Mohr (Paul Siebeck).
Wagenknecht,
S. (2011). Freiheit statt Kapitalismus. Frankfurt am Main: Eichborn.
Wagenknecht,
S. (2021). Die Selbstgerechten: Mein Gegenprogramm – für Gemeinsinn und
Zusammenhalt. Frankfurt am Main: Campus.
Weber, H.
(2012). Geschichte der DDR. München: dtv.
Yorumlar
Yorum Gönder