Birleşik Almanya’da Bölünmüş Bir Miras: SED’den Die Linke’ye (1989–2026)

 

Birleşik Almanya’da Bölünmüş Bir Miras: SED’den Die Linke’ye (1989–2026)[1]

Devlet Partisinden Demokratik Sosyalizme: Kopuş, Hayatta Kalma, Yeniden Kuruluş ve Mirasın Paylaşımı

Ercan Eren

Giriş: Çöken Bir Devletin İktidar Partisine Ne Olur?

9 Kasım 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılması, kırk yıl boyunca Doğu Almanya’yı yöneten Almanya Sosyalist Birlik Partisi’ni (SED) tarihsel bir soruyla baş başa bıraktı: Devleti, anayasası, ordusu ve gizli polisiyle birlikte çöken bir parti-devletin iktidar partisine ne olur? 1946’da KPD ile SPD’nin zorunlu birleşmesiyle doğan, 1948’den itibaren Stalinist bir “yeni tip parti”ye dönüştürülen ve 1989’da 2,3 milyon üyeye ulaşan SED, bu sorunun cevabını üç ay içinde vermek zorunda kaldı.

Karşılaştırmalı bir bakış bu cevabın özgünlüğünü gösterir. Orta ve Doğu Avrupa’daki eski komünist partilerin önemli bir kısmı, 1989 sonrasında kendilerini sosyal demokrat partilere dönüştürerek kısa sürede iktidara geri döndü. Polonya’da SdRP/SLD 1993’te, Macaristan’da MSZP 1994’te seçim kazandı (Grzymała-Busse 2002). SED’in halefi için bu yol kapalıydı; çünkü birleşik Almanya’da güçlü, köklü ve demokratik meşruiyeti tartışmasız bir sosyal demokrat parti, yani SPD zaten vardı. Parti bu nedenle ya tarihten silinecek ya da SPD’nin solunda kendine yeni bir alan açacaktı. Bu yazı, ikinci yolun otuz yedi yıllık hikâyesini izlemektedir.

“Bölünmüş İki Almanya” başlıklı önceki çalışmamız (Eren, 2026) 1945’ten 1989’a uzanan kesitte iki devletin zıt dönüşüm hatlarını ele almıştı. Bu yazı o çalışmanın devamı niteliğindedir ve üç eksen üzerine kuruludur:

1.     Kopuş ve süreklilik: Aralık 1989’da feshedilmek yerine dönüşmeyi seçen partinin, SED mirasıyla hukuki, örgütsel ve ideolojik düzeyde nasıl bir ilişki kurduğu.

2.     İktisadi ve toplumsal zemin: Parasal birlik, Treuhand ve sanayisizleşme sürecinin PDS’yi nasıl bir “Doğu partisi”ne dönüştürdüğü; Hartz IV reformlarının ise partiye Batı’nın kapılarını nasıl açtığı.

3.     Mirasın paylaşımı: 2007’de kurulan Die Linke’nin (Sol Parti), 2024’te ondan ayrılan Bündnis Sahra Wagenknecht’in (BSW) ve Doğu Almanya’da birinci parti hâline gelen AfD’nin, SED döneminde biçimlenmiş siyasal-toplumsal mirası kendi aralarında nasıl paylaştığı.

Yazının temel tezi şudur: SED mirası 1989 sonrasında iki farklı eksende yaşamaya devam etmiştir. Hukuki-ideolojik süreklilik, SED–PDS–Linke zinciri boyunca, ama 1989’daki “Stalinizmle kopuş” ilanının belirlediği demokratik sosyalist bir çerçevede sürmüştür. Sosyolojik-kültürel süreklilik ise, yani GDR’de sosyalleşmiş kuşakların siyasal refleksleri, bugün Linke’den çok BSW’de ve giderek artan ölçüde AfD’de ifadesini bulmaktadır. 2026’ya gelindiğinde Linke, kökeninin tam tersine, Batılı ve Doğulu büyük kentlerin genç seçmenlerinin partisi hâline gelmiştir.

Şekil 1. SED’den Die Linke’ye: Partinin Soy Ağacı

1946      SED (KPD + SPD zorunlu birleşmesi)

  │

Ara 1989 SED-PDS (olağanüstü kongre, Gysi, “Stalinizmle kopuş”)

  │

Şub 1990 PDS (Demokratik Sosyalizm Partisi)

  │                              WASG (2004/05)

  │                              Batı, sendikal sol, Lafontaine

  │                                │

Tem 2005 Linkspartei.PDS ◄────────┤ ortak listeler

  │                                │

Haz 2007 DIE LINKE ◄──────────────┘ birleşme

  │

Oca 2024 ayrılık ─────► BSW (Wagenknecht)

 

I. Kopuş mu, Süreklilik mi? Aralık 1989 Olağanüstü Kongresi

1. Çözülen Parti-Devlet

1989 sonbaharı SED için bir çöküş takvimiydi. 18 Ekim’de Erich Honecker’in yerine Egon Krenz getirildi; 9 Kasım’da Duvar açıldı; 13 Kasım’da reformcu Dresden parti sekreteri Hans Modrow başbakan oldu. 1 Aralık’ta Halk Meclisi (Volkskammer) SED’in “öncü rolünü” anayasanın birinci maddesinden çıkardı. 3 Aralık’ta Politbüro ve Merkez Komite topluca istifa etti. Partinin tabanında ise yönetime karşı bir isyan yaşanıyordu: Üyeler kitleler hâlinde partiden ayrılıyor, kalanlar ise eski yönetimin hesap vermesini ve partinin kökten yenilenmesini talep ediyordu (Weber 2012).

2. Fesih mi, Dönüşüm mü?

Bu ortamda 8–9 ve 16–17 Aralık 1989’da iki oturum hâlinde toplanan olağanüstü kongre, partinin geleceğine dair temel tercihi yaptı. Delegelerin önemli bir kısmı partinin feshedilmesini ve yeni bir sol partinin sıfırdan kurulmasını savunuyordu. Ancak fesih, partinin mal varlığı, çalışanları ve örgütsel ağı üzerinde öngörülemez sonuçlar doğuracaktı; daha önemlisi, dağılan bir parti yerine hiçbir siyasal güç konamayabilirdi. Kongre sonunda dağılmak yerine dönüşmeyi seçti.

Kongrenin ilk oturumunda genç Avukat Gregor Gysi genel başkanlığa seçildi. Gysi, GDR döneminde muhalif aydınları savunmuş olmasıyla tanınan, parti aygıtının dışından gelen bir isimdi. İkinci oturumda parti “SED–Demokratik Sosyalizm Partisi” (SED-PDS) adını aldı ve kongrede okunan bildiride, partinin sistem olarak Stalinizmle geri dönülmez biçimde kopacağı ilan edildi. Bu formül, sonraki otuz yıl boyunca PDS’nin ve Die Linke’nin kimliğinin kurucu taşı olacaktır.

Dağılmama kararı aynı zamanda partinin en ağır yükünü de beraberinde getirdi. Parti, SED’in hukuki halefi olarak onun üye tabanını, örgütsel altyapısını ve tartışmalı mal varlığını devraldı. Siyasal rakiplerin “SED’in devamı” suçlaması, bu kararın kalıcı bedeli oldu.

3. Reformcu Kadrolar

Partinin dönüşümü yalnızca eski aygıtın içinden gelen bir uyum refleksi değildi. 1980’lerin sonunda Doğu Berlin’deki Humboldt Üniversitesi’nde André Brie, Michael Brie ve Dieter Klein gibi isimlerin yürüttüğü “Modern Sosyalizm” projesi, reel sosyalizmin krizine dair eleştirel bir entelektüel birikim oluşturmuştu. Bu çevre, piyasa mekanizmasını tümden reddetmeyen, siyasal çoğulculuğu ve hukuk devletini sosyalist projenin ayrılmaz parçası sayan bir “demokratik sosyalizm” anlayışını PDS’nin programatik omurgası hâline getirdi. Böylece parti, önceki çalışmamızda ele aldığımız 1963 Yeni Ekonomik Sistemi (NÖS) gibi yarım kalmış reform denemelerinin entelektüel mirasına da sahip çıkmış oldu.

II. Hayatta Kalma Yılları (1990–1994)

1. Mart 1990 Seçimi ve Birleşme

Parti 4 Şubat 1990’da adındaki “SED” ekini de atarak yalnızca Demokratik Sosyalizm Partisi (PDS) adını aldı. 18 Mart 1990’da yapılan, GDR tarihinin ilk ve son serbest Halk Meclisi seçimi, birleşme sürecinin bir referandumu niteliğindeydi. Hızlı birleşmeyi vaat eden CDU liderliğindeki “Almanya İttifakı” yaklaşık yüzde 48 oyla açık ara kazandı. PDS ise yüzde 16,4 oy aldı (Jarausch 1994). Bu sonuç, bir yandan partinin marjinalleşmeye mahkûm olmadığını, öte yandan birleşme sürecinde hiçbir belirleyici rol oynayamayacağını gösterdi.

1 Temmuz 1990’da parasal, ekonomik ve sosyal birlik yürürlüğe girdi; 3 Ekim 1990’da GDR, Federal Cumhuriyet’e katıldı. PDS, artık 16 milyonluk bir devletin eski iktidar partisi değil, 80 milyonluk bir ülkenin küçük bir bölgesel muhalefet partisiydi.

2. Ayrı Seçim Bölgeleri: 1990’ın İstisnası

Birleşmeden sonraki ilk tüm Almanya seçimi, 2 Aralık 1990’da yapıldı. Yüzde 5 barajının ülke genelinde uygulanması planlanıyordu. Federal Anayasa Mahkemesi Eylül 1990’da verdiği kararla, Doğu’da yeni kurulan ya da dönüşen partilerin, çok daha kalabalık Batı’daki seçmen tabanıyla eşit koşullarda yarışamayacağına hükmetti. Bu nedenle o seçime mahsus olmak üzere baraj, Doğu ve Batı seçim bölgelerinde ayrı ayrı uygulandı. PDS ülke genelinde yüzde 2,4 oy almasına karşın Doğu’da yüzde 11’i aşarak 17 sandalye kazandı. Aynı düzenlemeden Doğu’nun sivil muhalefet hareketlerinden doğan Bündnis 90 da yararlandı; ironik biçimde Batılı Yeşiller, yüzde 5’in hemen altında kalarak meclis dışında kaldı.

3. Mal Varlığı, Skandal ve Erime

Partinin ilk yılları varoluşsal bir krizle geçti. 1990 sonbaharında parti fonlarının bir Sovyet şirketi aracılığıyla yurtdışına aktarılmaya çalışıldığının ortaya çıkması, büyük bir skandala dönüştü. SED ve GDR kitle örgütlerinin mal varlığı, bağımsız bir komisyonun denetimine alındı; PDS uzun süren hukuki süreçlerin sonunda bu varlıkların büyük bölümünden vazgeçti.

Üye kaybı ise çarpıcı boyutlardaydı. 1989’da 2,3 milyon üyesi olan SED’in halefi, 1990 yılı sonunda birkaç yüz bin üyeye inmişti; bu sayı 2000’lerin ortasında 60 bin civarına düşecekti. Kalan tabanın önemli bölümünü, GDR döneminde parti ve devlet aygıtında çalışmış, emeklilik çağındaki eski SED üyeleri oluşturuyordu (Neugebauer ve Stöss 1996).

4. Meşruiyet Sorunu

Stasi arşivlerinin açılmasıyla birlikte parti, önde gelen isimleri hakkındaki muhbirlik iddialarıyla sürekli olarak gündeme geldi. Gysi başta olmak üzere pek çok isim bu iddialarla uzun hukuki ve siyasi mücadeleler vermek zorunda kaldı. Batılı partiler için PDS, demokratik sistemin meşru bir aktöründen çok, dışlanması gereken bir diktatörlük kalıntısıydı. Bu dışlama, paradoksal biçimde, birleşme sürecinde kendini dışlanmış hisseden Doğulu seçmenler nezdinde partiye yeni bir meşruiyet kaynağı sağlayacaktı.

III. Doğu’nun Partisi (1994–2005)

1. İktisadi Arka Plan: Parasal Birlik ve Treuhand

PDS’yi 1990’ların ortasında ayağa kaldıran, birleşmenin iktisadi bedeli oldu. Önceki çalışmamızda ele aldığımız Doğu Alman ekonomisi, 1990’a gelindiğinde teknolojik olarak geri kalmış, Batı kredilerine bağımlı ve tıkanmış bir yapıdaydı. Parasal birlik bu yapıyı bir gecede dünya piyasasının rekabetine açtı. Ücretlerin ve cari ödemelerin büyük ölçüde 1:1 kurundan dönüştürülmesi, Doğu işletmelerinin birim emek maliyetlerini üretkenlik düzeyinin çok üzerine çıkardı. Aynı dönemde Doğu Bloku’nun çözülmesiyle COMECON pazarları da ortadan kalktı. Sinn ve Sinn’in (1991) “soğuk başlangıç” olarak nitelediği bu süreç, Doğu sanayisinin büyük bölümünü rekabet edemez hâle getirdi.

Özelleştirme görevi, 1990’da kurulan Treuhandanstalt’a verildi. Yaklaşık 8.500 işletmeyi ve 4 milyon çalışanı devralan kurum, 1994’te dağıldığında işletmelerin çoğunu satmış, bir kısmını tasfiye etmiş ve yaklaşık 256 milyar mark tutarında bir açık bırakmıştı (Seibel 2005). Sanayi istihdamı çöktü; bölgede resmî işsizlik uzun yıllar yüzde 15–20 bandında seyretti. Batı’dan Doğu’ya yapılan büyük mali transferler sosyal çöküşü önledi, ancak Doğu Alman toplumunda derin bir “birleşmenin kaybedeni” duygusunun yerleşmesine engel olamadı (Ritter 2006).

2. “Kümmererpartei” ve Doğu Kimliği

PDS bu ortamda kendini birleşmenin kaybedenlerinin ve Doğu Alman kimliğinin sözcüsü olarak konumlandırdı. Belediyelerde, kiracı derneklerinde, işsizlik ve sosyal yardım danışmanlığında gündelik sorunlarla ilgilenen bir “Kümmererpartei” (dert dinleyen parti) imajı edindi. Parti, GDR döneminin tam istihdam, ucuz konut, yaygın kreş ağı ve kadınların çalışma hayatına katılımı gibi sosyal kazanımlarını, birleşik Almanya’nın piyasa ekonomisi karşısında bir karşılaştırma ölçütü olarak yeniden gündeme taşıdı. Kamuoyunda “Ostalgie” olarak adlandırılan bu nostalji dalgası, önceki çalışmamızda ele aldığımız Honecker dönemi “tüketim sosyalizmi”nin ironik bir geç yankısıydı: Bir zamanlar rejimin iflasını hazırlayan sübvansiyonlu refah, şimdi kaybedilmiş bir güvencenin simgesi olarak hatırlanıyordu.

Sonuç olarak PDS, Doğu eyaletlerinde yüzde 15–25 aralığında oy alan, üç büyük partiden biri hâline geldi. Batı’da ise oyları yüzde 1–2’yi nadiren aştı. Parti, siyaset biliminin literatüründe bir “bölgesel kimlik partisi” olarak sınıflandırılmaya başladı (Oswald 2002; Patton 2011).

3. Temel Mandat Maddesi ve 1994

1994 federal seçiminde PDS yüzde 4,4 oy aldı ve normal koşullarda meclis dışında kalacaktı. Ancak Alman seçim yasasının 1950’lerden beri var olan “temel mandat maddesi” (Grundmandatsklausel) devreye girdi: Bir parti en az üç seçim bölgesinde doğrudan aday kazanırsa, ülke genelinde yüzde 5’in altında kalsa bile ikinci oylarına orantılı sandalye alır. PDS’nin tabanı Doğu Berlin’de son derece yoğunlaştığı için parti, burada dört doğrudan mandat kazanarak 30 milletvekiliyle meclise girdi.

Bu dönemin simgesel anlarından biri, önceki çalışmamızda 1945 sonrasında Doğu’ya yerleşen aydınlar arasında andığımız yazar Stefan Heym’e aitti. GDR döneminde rejimle çatışmış olan Heym, parti üyesi olmadan PDS adayı olarak Berlin’de doğrudan seçildi ve meclisin en yaşlı üyesi sıfatıyla Kasım 1994’te yeni Bundestag’ı açılış konuşmasıyla açtı. CDU/CSU milletvekillerinin konuşmayı alkışlamaması, PDS’nin Bonn siyasetindeki dışlanmışlığını bütün çıplaklığıyla gösterdi.

1998’de parti yüzde 5,1 ile barajı ilk kez kendi gücüyle aştı ve 36 milletvekiliyle grup kurdu.

4. İktidarın Eşiğinde: Magdeburg, Schwerin, Berlin

Doğu’daki seçim gücü, partiyi yerel ve bölgesel iktidarın eşiğine taşıdı. 1994’te Saksonya-Anhalt’ta SPD azınlık hükümetini dışarıdan destekledi; bu formül “Magdeburg modeli” olarak anıldı. 1998’de Mecklenburg-Ön Pomeranya’da SPD ile ilk eyalet koalisyonuna girdi. 2002’de ise Berlin’de, Klaus Wowereit liderliğindeki SPD ile koalisyon ortağı oldu.

Berlin deneyimi partinin sonraki tarihini belirleyecek bir ikilemi ilk kez somut biçimde yaşattı. Ağır bir borç yükü altındaki eyalet hükümeti, kamu istihdamında kesintiler ve kamu konut stokunun bir bölümünün özelleştirilmesi gibi kemer sıkma politikaları uyguladı. Parti tabanının bir kısmı bu politikaları, PDS’nin kendi programıyla çelişen bir teslimiyet olarak gördü. “Hükümete katılım mı, muhalefette ilkeli duruş mu” ikilemi, o günden bu yana partinin en temel iç gerilimlerinden biri olarak kalacaktır.

5. Geçmişle Hesaplaşma

PDS’nin SED mirasıyla ilişkisi, bu dönemde de tartışma gündeminden hiç düşmedi. 2001’de, zorunlu birleşmenin 55. yıldönümünde parti yönetimi, 1946’da sosyal demokratlara karşı uygulanan baskılar nedeniyle üzüntü ve özür niteliğinde bir açıklama yaptı. Bu adım, partinin demokratik sosyalist kimliğinin 1989’daki kopuş ilanından sonraki en önemli simgesel teyidiydi. Ne var ki Berlin Duvarı, sınırda öldürülenler ve Stasi gibi konularda parti içindeki tartışmalar hiçbir zaman tam olarak kapanmadı.

6. 2002 Hezimeti

2002 federal seçimi, bölgesel bir parti olmanın sınırlarını açıkça gösterdi. PDS yüzde 4,0’da kaldı ve yalnızca iki doğrudan mandat kazanabildi. Temel mandat maddesinin üç mandat eşiğine ulaşılamadığı için parti grup olarak meclisten silindi; Berlin’den seçilen iki milletvekili dışında Bundestag’da temsil edilmedi. Parti, Doğu’ya hapsolmuş, üye tabanı yaşlanan ve Batı’da hiçbir karşılığı olmayan bir bölge partisi olarak kalma tehlikesiyle yüz yüzeydi.

IV. Batı ile Buluşma: Hartz IV, WASG ve Die Linke’nin Kuruluşu (2003–2007)

1. Agenda 2010 ve Hartz IV

Çıkış yolu beklenmedik bir yerden, SPD’nin kendisinden geldi. Şansölye Gerhard Schröder’in Mart 2003’te açıkladığı Agenda 2010 programı, emek piyasasının esnekleştirilmesini ve sosyal devletin yeniden yapılandırılmasını hedefliyordu. Programın en tartışmalı ayağı olan ve Ocak 2005’te yürürlüğe giren Hartz IV düzenlemesi, uzun süreli işsizlik yardımını sosyal yardım düzeyine indiriyor ve yardımı iş kabul etme koşuluna daha sıkı biçimde bağlıyordu.

2004 yazında Doğu Alman kentlerinde Hartz IV’e karşı kitlesel protestolar başladı. Göstericilerin bu eylemleri “Pazartesi Gösterileri” (Montagsdemonstrationen) olarak adlandırması, 1989 sonbaharının Leipzig yürüyüşlerine bilinçli bir göndermeydi. Bir zamanlar SED rejimine karşı kullanılan protesto biçimi, şimdi birleşik Almanya’nın sosyal politikalarına karşı yöneltiliyordu.

2. WASG ve Lafontaine

Hartz IV, Batı’da da sendikalarda ve SPD tabanında derin bir kırgınlık yarattı. Bu tepkiden 2004–2005’te Batı Almanya’da, sendikacıların ve SPD’den kopan solcuların öncülüğünde “Çalışma ve Sosyal Adalet Seçim Alternatifi” (WASG) doğdu. Dengeleri asıl değiştiren ise, SPD’nin eski genel başkanı ve 1999’da Schröder ile anlaşmazlığı nedeniyle maliye bakanlığından istifa etmiş olan Oskar Lafontaine’in Haziran 2005’te SPD’den ayrılarak WASG’ye katılması oldu.

3. 2005 Seçimi ve 16 Haziran 2007

Schröder’in öne çektiği Eylül 2005 seçimi için iki parti ortak bir formül buldu. PDS adını “Die Linkspartei.PDS” olarak değiştirdi ve WASG adaylarını kendi listelerine aldı. Sonuç yüzde 8,7 ve 54 sandalyeydi. Meclis grubunu Gysi ile Lafontaine birlikte yönetti. İki parti, 16 Haziran 2007’de Berlin’de toplanan kuruluş kongresiyle resmen birleşerek Die Linke’yi kurdu. Eş genel başkanlığa PDS’den Lothar Bisky ile WASG’den Lafontaine getirildi.

Bu birleşme, yeni partinin genetik yapısını da belirledi (Hough vd. 2007). Bir yanda Doğu’da kökleşmiş, yerel yönetim ve koalisyon deneyimi olan, pragmatik bir PDS geleneği; öte yanda Batı’da sendikal ve SPD kökenli, kimliğini Hartz IV karşıtlığı üzerinden tanımlayan ve hükümete katılıma daha mesafeli bir WASG geleneği. Sonraki on beş yıldaki iç çatışmaların önemli bir bölümü, bu iki kökün farklı siyasi kültürlerinden beslenecektir.

V. Die Linke: Yükseliş ve İç Gerilimler (2007–2021)

1. 2009 Zirvesi ve Batı’ya Yayılma

Birleşmenin etkisi hemen görüldü. Die Linke, PDS’nin hiçbir zaman başaramadığını yaparak Batı’da tutundu: 2007’de Bremen ile başlayarak Aşağı Saksonya, Hessen, Hamburg, Saarland, Schleswig-Holstein ve Kuzey Ren-Vestfalya eyalet meclislerine girdi. 2008 küresel finans krizi, piyasa ekonomisine yönelik eleştirisine geniş bir kamusal alan açtı. 2009 federal seçiminde parti yüzde 11,9 ve 76 sandalye ile tarihinin en yüksek oyunu aldı; Lafontaine’in memleketi Saarland’da aynı yıl yapılan eyalet seçiminde oy oranı yüzde 20’yi aştı.

2. Erfurt Programı (2011)

Parti, Ekim 2011’de Erfurt’ta toplanan kongrede ilk kapsamlı programını kabul etti (Die Linke 2011). Program, “demokratik sosyalizmi” partinin hedefi olarak tanımlıyor; kapitalizmin aşılmasını, enerji, konut, sağlık ve finans gibi kilit sektörlerde kamu ve toplumsal mülkiyeti, Hartz IV’ün kaldırılmasını ve Bundeswehr’in yurtdışı askeri operasyonlarının sona erdirilmesini talep ediyordu. Program, 1989’daki kopuşu da açıkça teyit ederek Stalinizmi ve siyasal çoğulculuğu ortadan kaldıran her türlü sosyalizm anlayışını reddediyordu.

3. İki Kök, İki Kültür: Göttingen 2012

Lafontaine’in 2010’da sağlık nedenleriyle genel başkanlıktan çekilmesi, partinin iki kökü arasındaki gerilimi su yüzüne çıkardı. 2012’deki Göttingen kongresi, Doğulu reformcularla Batılı sol kanat arasında açık bir kavgaya sahne oldu; Gysi kongre kürsüsünden parti grubundaki havayı “nefret” kelimesiyle tanımladı. Kriz, Doğu–Batı ve pragmatist–radikal dengesini gözeten Katja Kipping ile Bernd Riexinger’in eş başkanlığıyla yatıştırıldı. 2013 seçiminde yüzde 8,6 alan parti, büyük koalisyon döneminde Bundestag’daki en büyük muhalefet partisi konumuna geldi.

4. Thüringen Deneyimi

Aralık 2014’te Bodo Ramelow, SPD ve Yeşiller ile kurduğu koalisyonla Thüringen başbakanı seçildi. Bu, SED’in halefi bir partiden gelen ilk eyalet başbakanlığıydı ve bugüne kadar da tek örnek olarak kaldı. Batı Almanya kökenli bir sendikacı olan Ramelow’un pragmatik, uzlaşmacı yönetim tarzı, PDS geleneğinin hükümet yapabilirlik iddiasının en güçlü kanıtı oldu. 2019 eyalet seçiminde Linke yüzde 31 ile Thüringen’de birinci parti oldu. Ne var ki Şubat 2020’de liberal FDP adayı Thomas Kemmerich’in AfD oylarıyla başbakan seçilmesi, ülke çapında bir siyasi krize yol açtı; Ramelow, Kemmerich’in istifasının ardından Mart 2020’de yeniden seçilebildi.

5. Göç Sorunu ve AfD’nin Yükselişi

2015 mülteci krizi, partinin içinde derin bir yarık açtı. Meclis grubunun eş başkanı Sahra Wagenknecht, göçe ve partinin kentli, kültürel sol yönelimine eleştirel bir çizgi izlerken, Kipping’in başını çektiği kanat açık sınırları savundu. Aynı dönemde yükselen AfD, Linke’nin Doğu’daki protesto oylarını giderek devraldı. Wagenknecht, eleştirisini 2021’de yayımladığı Die Selbstgerechten (Kendini Haklı Görenler) kitabında sistemleştirdi: Sol, işçi sınıfını terk ederek üniversiteli kentli orta sınıfın kimlik gündemine kaymıştı (Wagenknecht 2021). 2017’de yüzde 9,2 ile yerini koruyan parti, 2021’de yüzde 4,9’a düştü ve meclise ancak Gysi, Gesine Lötzsch ve Sören Pellmann’ın kazandığı üç doğrudan mandat sayesinde, temel mandat maddesiyle girebildi.

VI. Bölünme ve Dirilme (2021–2025)

1. Ukrayna Savaşı ve Wagenknecht Ayrılığı

Rusya’nın Şubat 2022’de Ukrayna’yı işgali, parti içindeki bir başka fay hattını açığa çıkardı. Yaptırımlar, silah yardımı ve NATO konusundaki derin ayrılıklar, Wagenknecht çevresi ile parti yönetimi arasındaki gerilimi kopuşa dönüştürdü. Ekim 2023’te Wagenknecht ve dokuz milletvekili partiden ayrıldı; Linke, Bundestag’daki grup statüsünü kaybetti. Ocak 2024’te kurulan Bündnis Sahra Wagenknecht (BSW), ekonomide sol, göç ve kültürel konularda muhafazakâr, dış politikada Rusya ile uzlaşmacı bir sentez öneriyordu.

Wagenknecht’in kişisel entelektüel yolculuğu, bu sentezin kökenlerini de açıklar. 1990’larda PDS içindeki Komünist Platform’un en tanınan yüzü olan Wagenknecht, 2011’de yayımladığı Freiheit statt Kapitalismus (Kapitalizm Yerine Özgürlük) ile ordoliberalizme ve Ludwig Erhard’a yönelmişti (Wagenknecht 2011). Önceki çalışmamızda Batı Almanya’nın kurucu iktisadi doktrini olarak ele aldığımız Sosyal Piyasa Ekonomisi, böylece SED’in halefi partinin içinden gelen bir siyasetçinin referans noktası hâline gelmişti.

2. 2024: Dip Noktası

2024, Linke için dibin görüldüğü yıl oldu. Haziran’daki Avrupa Parlamentosu seçiminde parti yüzde 2,7’de kalırken, BSW ilk seçiminde yüzde 6’yı aştı. Eylül’deki Doğu eyalet seçimlerinde Linke Thüringen’de yüzde 13,1’e geriledi ve Ramelow iktidarı kaybetti; Saksonya’da yüzde 4,5 ile barajın altında kaldı ve meclise ancak Leipzig’de kazandığı iki doğrudan mandat sayesinde girebildi; Brandenburg’da ise meclis dışında kaldı. Kamuoyunda partinin sonunun geldiği yaygın biçimde konuşuluyordu.

3. Yeniden Kuruluş: Geçim Gündemi

Ekim 2024’te Halle’de toplanan kongre, Jan van Aken ile Ines Schwerdtner’i eş başkanlığa getirdi. Yeni yönetim, parti gündemini kira, gıda ve enerji fiyatları ile servet vergisi gibi somut geçim sorunlarına daralttı; büyük sistem değişikliği söylemi geri plana itildi. Bu yaklaşımın açık bir modeli vardı: Avusturya’nın Graz kentinde konut sorununa odaklanarak belediye başkanlığını kazanan Avusturya Komünist Partisi (KPÖ). Parti yönetiminin, milletvekili maaşının ortalama bir işçi ücretini aşan kısmını bağışlama taahhüdü de doğrudan KPÖ’den alınmış bir uygulamaydı.

Konut meselesi, özellikle Berlin’de, partinin kentli seçmenle kurduğu bağın temelini oluşturuyordu. Linke’nin koalisyon ortağı olduğu Berlin hükümeti 2020’de kiraları beş yıl dondurmayı öngören “Mietendeckel” yasasını çıkarmış, ancak yasa Nisan 2021’de Federal Anayasa Mahkemesi tarafından eyaletin yetkisini aştığı gerekçesiyle iptal edilmişti. Aynı yıl Eylül’de yapılan ve büyük konut şirketlerinin kamulaştırılmasını öngören “Deutsche Wohnen & Co. enteignen” halk oylamasında seçmenlerin yaklaşık yüzde 59’u “evet” demişti. Bu iki gelişme, kira sorununu Berlin siyasetinin merkezine yerleştirdi ve Linke’yi bu gündemin doğal sahibi hâline getirdi.

4. Ocak–Şubat 2025: Beklenmedik Dönüş

Asıl kırılma Ocak 2025’te yaşandı. CDU’nun göç politikasına ilişkin bir önergesinin Bundestag’da AfD oylarıyla kabul edilmesi, ülke çapında kitlesel protestolara yol açtı. Linke’nin meclis grubunu yöneten Heidi Reichinnek’in bu gelişmeye karşı yaptığı konuşma sosyal medyada milyonlarca kez izlendi ve partiyi AfD’ye karşı en net sesin sahibi olarak konumlandırdı. Gysi, Ramelow ve Dietmar Bartsch’ın doğrudan mandat kazanmayı hedefleyen “Mission Silberlocke” (Gümüş Saç Operasyonu) kampanyası ise temel mandat maddesine yönelik bir sigorta işlevi görüyordu.

23 Şubat 2025 seçiminde Linke yüzde 8,8 oy ve 64 sandalye aldı, 18–24 yaş grubunda birinci parti oldu. Parti, Berlin ve Leipzig başta olmak üzere altı seçim bölgesinde doğrudan mandat kazandı; bunlar arasında eski Batı Berlin’deki Neukölln de vardı. Üye sayısı 100 bini aştı; yeni üyelerin önemli bir bölümü, SED geçmişiyle hiçbir biyografik bağı olmayan gençlerden oluşuyordu. BSW ise yüzde 5’in hemen altında kalarak federal meclise giremedi.

VII. 2026: Tersine Dönen Harita

2026 yılının eyalet seçimleri, Linke’nin seçmen coğrafyasının otuz beş yılda nasıl tersine döndüğünü çok net biçimde ortaya koydu. Tablo, bu yılki beş eyalet seçiminde partinin aldığı sonuçları özetlemektedir.

Tablo 1. 2026 Eyalet Seçimlerinde Die Linke

Eyalet

Tarih

Linke

Önceki seçim

Birinci parti

Not

Baden-Württemberg

8 Mart

%4,4

%3,6

Grüne (%30,2)

Eyalet rekoru, meclis dışı

Rheinland-Pfalz

22 Mart

%4,4

%2,5

CDU

Meclis dışı

Saksonya-Anhalt

6 Eylül

%8,6

%11,0

AfD (%43,8)

Eyaletteki en kötü sonuç

Berlin

20 Eylül

%25,7

%12,2

Linke (%25,7)

İlk kez birinci parti

Mecklenburg-Ön Pomeranya

20 Eylül

%6,5

%9,9

AfD (%38,2)

İktidar ortağıyken kayıp

 

Berlin: 20 Eylül’de yapılan seçimde Linke oyunu ikiye katlayarak yüzde 25,7 ile ilk kez Berlin’de birinci parti oldu; CDU yüzde 18,8’e gerilerken, SPD tarihinin en kötü sonucunu aldı (bpb 2026b). Liste başı aday Elif Eralp liderliğindeki bu zafer, kira sorununa odaklanan kentli sol siyasetin ulaştığı en yüksek noktadır. Ancak CDU’nun Linke ile koalisyonu reddetmesi ve AfD ile iş birliğinin tüm diğer partilerce dışlanması, hükümet kurma sürecini belirsizleştirmektedir.

Mecklenburg-Ön Pomeranya: Aynı gün yapılan seçimde AfD yüzde 38,2 ile birinci, SPD yüzde 35,5 ile ikinci oldu; Linke ise yüzde 6,5’te kaldı (Landtag MV 2026). 2021’de yüzde 9,9 alan ve SPD’nin koalisyon ortağı olarak eyaleti yöneten parti, iktidar ortağı olduğu eyalette sert bir kayıp yaşadı. CDU’nun tarihinde ilk kez barajın altında kalması, yeni hükümet için SPD, Linke ve Yeşiller arasında bir üçlü koalisyonu tek gerçekçi seçenek hâline getirdi.

Saksonya-Anhalt: 6 Eylül’deki seçimde AfD yüzde 43,8 ile eyalet tarihindeki en yüksek oyu alırken, Linke yüzde 8,6 ile bu eyaletteki en kötü sonucunu elde etti. BSW ise yüzde 5,3 ile meclise girmeyi başardı (Landeswahlleiterin Sachsen-Anhalt 2026).

Baden-Württemberg ve Rheinland-Pfalz: Batı’da parti yükselişini sürdürdü, ancak barajı aşamadı. Mart ayındaki her iki seçimde de yüzde 4,4 oy aldı (bpb 2026a). Baden-Württemberg’de bu, partinin eyalet tarihindeki en iyi sonucuydu; partinin kendi seçim analizine göre en güçlü olduğu kesim, kentlerde yaşayan genç kadınlardı (Die Linke 2026). Rheinland-Pfalz’da ise en iyi sonucunu yüzde 16 ile Mainz I seçim bölgesinde aldı (KAS 2026).

Federal düzeyde ise Linke, Eylül 2026 itibarıyla anketlerde yüzde 11–13 aralığında seyretmekte ve SPD ile başa baş gitmektedir; AfD ise yüzde 27–29 ile birinci konumdadır (Ipsos 2026; INSA 2026).

Bu tablo tek bir sonuca işaret ediyor: Almanya’nın siyasal coğrafyası artık Doğu–Batı ekseninden çok kent–kır ekseninde bölünmektedir. Linke’nin 1990’larda kök saldığı Doğu’nun kırsal ve küçük kentleri, bugün AfD’nin kalesidir. Parti ise enerjisini ve seçmen tabanını, Doğu’da ve Batı’da, üniversite kentlerine ve büyük şehirlere taşımıştır.

Tablo 2. PDS / Linke’nin Federal Seçim Sonuçları (1990–2025)

Seçim

Parti adı

Oy oranı

Sandalye ve meclise giriş yolu

1990

PDS

%2,4

17 (ayrı Doğu–Batı barajı; Doğu’da %11,1)

1994

PDS

%4,4

30 (temel mandat maddesi, 4 doğrudan mandat)

1998

PDS

%5,1

36 (barajı aştı)

2002

PDS

%4,0

2 (yalnızca iki doğrudan mandat)

2005

Linkspartei.PDS

%8,7

54 (WASG ile ortak listeler)

2009

Die Linke

%11,9

76 (tarihî zirve)

2013

Die Linke

%8,6

64 (en büyük muhalefet partisi)

2017

Die Linke

%9,2

69

2021

Die Linke

%4,9

39 (temel mandat maddesi, 3 doğrudan mandat)

2025

Die Linke

%8,8

64 (18–24 yaş grubunda birinci)

 

VIII. Genel Değerlendirme ve Sonuç

1. Mirasın İki Ekseni

Otuz yedi yıllık bu yolculuğun sonunda SED mirasının nereye gittiği sorusu, iki boyutlu bir çerçeve içinde daha açık cevaplanabilir. Siyaset biliminde yaygın olarak kullanılan bu çerçeve, partileri ekonomik eksende (devletçi–piyasacı) ve kültürel eksende (liberal–otoriter/muhafazakâr) konumlandırır (Kitschelt 1994).

Tablo 3. SED Mirasının İki Ekseni

 

Ekonomik eksen

Kültürel / toplumsal eksen

Dış politika

SED

Merkezi planlama, devlet mülkiyeti

Otoriter, kolektivist

Sovyetler Birliği’ne bağlı

Die Linke

Sol, yeniden dağıtımcı; kilit sektörlerde kamu mülkiyeti

Liberal-ilerici

NATO’ya eleştirel, ancak iç ayrılıklı

BSW

Sol-sosyal; piyasa ekonomisi ve Mittelstand yanlısı

Muhafazakâr, göç karşıtı

Rusya ile uzlaşma, NATO karşıtı

 

Bu karşılaştırma iki sonuç doğurur. Birincisi, Linke hukuken SED’in halefi olmakla birlikte, kültürel eksende SED’in tam karşı kutbuna geçmiştir. İkincisi, BSW ideolojik olarak SED’in devamı olmamakla birlikte, “ekonomide sol, kültürde muhafazakâr” konumuyla SED’in kabaca yer aldığı dörtgene Linke’den daha yakındır. Rusya’ya yakın dış politika, “barış” söylemi, liberal kozmopolitizme mesafe ve Doğu Alman kimliğine hitap, BSW’yi GDR’de sosyalleşmiş kuşaklar için çekici kılmıştır. Ancak BSW’nin programı planlı ekonomiyi değil, “adil bir performans toplumu” ve rekabetçi bir piyasa ekonomisini savunmaktadır. Siyaset bilimi literatüründe BSW için en sık kullanılan etiketler “sol muhafazakâr” ya da “sol popülist”tir.

İroni şudur ki, 2026 seçimlerinin gösterdiği gibi, SED döneminde biçimlenmiş Doğu Alman seçmen milyösünün en büyük payını bugün ne Linke ne de BSW, AfD almaktadır.

2. Linke Bugün Ne?

Bugünkü Linke’ye en uygun ad, “demokratik sosyalist” etiketi altında ilerici-kentli bir yeni sol partisidir. Programında kapitalizmin aşılması hedefi korunmakla birlikte, pratik siyaseti somut geçim sorunlarına odaklanan, sol popülist bir üslup benimsemiştir. Kültürel eksende ise göçmen hakları, feminizm, LGBTİ+ hakları ve iklim politikası konularında açıkça liberal-ilerici bir çizgi izlemektedir. Avrupa’daki karşılıkları, İspanya’da Podemos ve Sumar, İskandinav sol partileri ve Avusturya’da KPÖ’dür; karşılaştırmalı literatür bu aileyi “radikal sol” ya da “demokratik sosyalist sol” başlığıyla ele almaktadır (March 2011).

SED mirası, Linke’nin kimliğinde bir olumsuzlama olarak yaşamaktadır. Partinin kuruluş ilkesi, 1989’daki “Stalinizmle kopuş” bildirisidir; 2001 açıklaması ve 2011 programı bu kopuşu teyit etmiştir. SED, Linke için örnek alınacak değil, mesafe konulması gereken bir geçmiştir. Bugünkü yeni üye kuşağının çoğunluğu için ise bu geçmiş, artık yalnızca tarihsel bir bilgidir.

3. AfD Karşısında: Alternatif mi, Karşı Kutup mu?

Linke’nin AfD’ye alternatif olup olamayacağı sorusu, “alternatif” kavramının nasıl anlaşıldığına bağlıdır. AfD seçmenini geri kazanma anlamında cevap büyük ölçüde olumsuzdur. İki partinin seçmen tabanları neredeyse birbirine değmemektedir: Linke’nin tabanı kentli, genç, eğitimli ve ağırlıkla kadın; AFD’ninki ise Doğu’nun kırsal ve küçük kentlerinde, orta yaşlı, işçi ve ağırlıkla erkektir. AfD seçmeninin önceliği olan göç konusunda Linke tam karşı kutupta durmaktadır. “Ekonomide sol, göçte sıkı” formülüyle bu seçmeni geri kazanmayı açıkça hedefleyen BSW’nin 2026’da federal anketlerde yüzde 3–4 bandına gerilemesi ve Berlin ile Mecklenburg-Ön Pomeranya’da barajı aşamaması, bu tezin sınandığı ve başarısız olduğu bir deney olarak okunabilir.

Buna karşılık AfD’ye karşı toplumsal bir karşı mobilizasyonun odağı olmak anlamında Linke, giderek güçlenen bir aktördür. Ocak 2025 sonrasındaki yükseliş de, Berlin’deki birincilik de bu dinamiğin ürünüdür. Ne var ki CDU’nun hem AfD hem de Linke ile iş birliğini dışlayan parti kararı yürürlükte kaldıkça ve AfD yüzde 30’a yaklaşan bir oy oranını korudukça, Linke’nin hükümet alternatifi olmasının önünde ciddi bir aritmetik engel bulunmaktadır.

4. Açık Gerilimler

Linke’nin geleceğini belirleyecek üç gerilim, partinin tarihinin doğrudan ürünüdür. Birincisi, Doğu mirası ile yeni kentli taban arasındaki gerilimdir: Parti, kırsal Doğu’daki eski kalesini yeniden kazanmak için yerel örgütlenmesini yeniden kurmak zorundadır, ancak bunu yeni tabanının kültürel önceliklerinden ödün vermeden nasıl yapacağı belirsizdir. İkincisi, hükümete katılım ile muhalefet arasındaki gerilimdir: Berlin 2002’den bu yana tekrarlanan bu ikilem, 2026’da Berlin ve Mecklenburg-Ön Pomeranya’daki koalisyon arayışlarıyla yeniden gündemdedir. Üçüncüsü, dış politikadaki gerilimdir: Rusya, NATO ve İsrail–Gazze meseleleri etrafındaki ayrılıklar parti içinde henüz çözülmüş değildir.

5. Tarihsel Sentez

Önceki çalışmamızda, Doğu Almanya’nın meşruiyetinin söylem düzeyinde antifaşizm ve sosyal adalet iddialarına dayandığını, uygulamada ise Stasi’nin denetimi, fiziki duvarlar ve Sovyet askeri varlığıyla korunduğunu vurgulamıştık. SED’in halefi partinin otuz yedi yıllık tarihi, bu iki iddianın, antifaşizm ve sosyal adaletin, diktatörlük koşullarından arındırılarak demokratik bir çerçevede yeniden savunulup savunulamayacağının bir sınavı olarak okunabilir.

Bu sınavın sonucu, tarihin ironileriyle doludur. Kendini “antifaşist devlet” olarak tanımlayan GDR’nin topraklarında bugün radikal sağ bir parti yüzde 38–44 oy almaktadır. SED’in halefi ise en büyük zaferini, bir zamanlar Duvar’la ikiye bölünmüş Berlin’de, Doğu’nun yanı sıra Batı mahallelerinin de genç seçmenlerinin oylarıyla kazanmıştır. SED mirası bölünmüştür: Hukuki gövdesi ve 1989 kopuşunun demokratik sosyalist ethosu Linke’de; GDR’de biçimlenmiş siyasal kültürün bazı refleksleri BSW’de; o kültürün taşıyıcısı olan seçmen milyösünün büyük bölümü ise AfD’dedir. Birleşik Almanya’nın bölünmüş mirası, yeniden birleşmenin otuz altıncı yılında, belki de en açık biçimde bu tabloda görünür hâle gelmektedir.

Kaynakça

Bundeszentrale für politische Bildung (bpb) (2026a). Landtagswahl Baden-Württemberg 2026: Grüne mit den meisten Stimmen. bpb.de, Hintergrund aktuell.

Bundeszentrale für politische Bildung (bpb) (2026b). Wahl zum Abgeordnetenhaus Berlin 2026: Die Linke wird erstmals stärkste Kraft. bpb.de, Hintergrund aktuell.

Die Linke (2011). Programm der Partei DIE LINKE. Erfurt Parti Kongresi, 21–23 Ekim 2011. Berlin: Die Linke.

Die Linke (2026). Wahlnachtbericht zur Landtagswahl in Baden-Württemberg 2026. Berlin: Die Linke.

 

Eren, E. (2026). “Bölünmüş İki Almanya: BRD ve DDR'ın Tarihsel, Siyasal ve İktisadi Dönüşümü (1945-1989)”, https://www.researchgate.net/publication/410722368_Bolunmus_Iki_Almanya_BRD_ve_DDR'in_Tarihsel_Siyasal_ve_Iktisadi_Donusumu_1945-1989

 

Grzymała-Busse, A. (2002). Redeeming the Communist Past: The Regeneration of Communist Parties in East Central Europe. Cambridge: Cambridge University Press.

Hough, D., Koß, M. ve Olsen, J. (2007). The Left Party in Contemporary German Politics. Basingstoke: Palgrave Macmillan.

INSA (2026). Meinungstrend / Sonntagsfrage, 20 Eylül 2026.

Ipsos (2026). Sonntagsfrage: Aktuelle Umfrageergebnisse zum Wahltrend, Ağustos 2026. ipsos.com.

Jarausch, K. H. (1994). The Rush to German Unity. Oxford: Oxford University Press.

Kitschelt, H. (1994). The Transformation of European Social Democracy. Cambridge: Cambridge University Press.

Konrad-Adenauer-Stiftung (KAS) (2026). Neu, V. ve Pokorny, S. Landtagswahl in Rheinland-Pfalz am 22. März 2026: Vorläufiges Ergebnis. Berlin: KAS.

Landeswahlleiterin Sachsen-Anhalt (2026). Landtagswahl 2026: Vorläufiges Ergebnis. wahlergebnisse.sachsen-anhalt.de.

Landtag Mecklenburg-Vorpommern (2026). Landtagswahl 2026: Vorläufiges amtliches Endergebnis. landtag-mv.de.

March, L. (2011). Radical Left Parties in Europe. London: Routledge.

Neugebauer, G. ve Stöss, R. (1996). Die PDS: Geschichte, Organisation, Wähler, Konkurrenten. Opladen: Leske + Budrich.

Oswald, F. (2002). The Party That Came Out of the Cold War: The Party of Democratic Socialism in United Germany. Westport: Praeger.

Patton, D. F. (2011). Out of the East: From PDS to Left Party in Unified Germany. Albany: State University of New York Press.

Ritter, G. A. (2006). Der Preis der deutschen Einheit: Die Wiedervereinigung und die Krise des Sozialstaats. München: C.H. Beck.

Seibel, W. (2005). Verwaltete Illusionen: Die Privatisierung der DDR-Wirtschaft durch die Treuhandanstalt und ihre Nachfolger 1990–2000. Frankfurt am Main: Campus.

Sinn, G. ve Sinn, H.-W. (1991). Kaltstart: Volkswirtschaftliche Aspekte der deutschen Vereinigung. Tübingen: J.C.B. Mohr (Paul Siebeck).

Wagenknecht, S. (2011). Freiheit statt Kapitalismus. Frankfurt am Main: Eichborn.

Wagenknecht, S. (2021). Die Selbstgerechten: Mein Gegenprogramm – für Gemeinsinn und Zusammenhalt. Frankfurt am Main: Campus.

Weber, H. (2012). Geschichte der DDR. München: dtv.



[1] Claude AI ile birlikte yazılmıştır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cambridge'in Kışkırtıcı (Provocative) Dehası: Joan Robinson'ın Entelektüel ve Duygusal Öyküsü

TÜRKİYE'NİN ÖNCÜ KADIN AKADEMİSYENLERİ: İKTİSAT VE SOSYAL BİLİMLER ANALİZİ

Küresel Akademinin Doğuşu ve Eksen Değişimi: Humboldt İdealinden Atlantik Ötesi Sürgüne (1810-1945)