Kürsü, Tarih ve İktidar: Berlin Üniversitesi’nde İktisadi Düşüncenin Doğuşu ve İntiharı (1810-1945)

 

 

Kürsü, Tarih ve İktidar: Berlin Üniversitesi’nde İktisadi Düşüncenin Doğuşu ve İntiharı (1810-1945)

Ercan Eren

Modern sosyal bilimlerin ve yükseköğretim yapılarının kurumsal mimarisi incelendiğinde, hiçbir akademik merkezin 19. yüzyıl ile 20. yüzyılın ilk çeyreği arasında Berlin Üniversitesi kadar derin, dönüştürücü ve küresel bir iz bıraktığı görülmez. 1810 yılında Prusya’nın Napolyon orduları karşısında aldığı ağır askeri ve varoluşsal yenilginin küllerinden doğan Friedrich-Wilhelms-Universität, sadece yeni bir eğitim kurumu değil, dünya akademi tarihini kökten değiştiren "Humboldtçu" bir bilim idealinin de doğum yeri olmuştur. Araştırma ve öğretimin birliğini, akademik özgürlüğü ve bilginin seminer odalarında ampirik olarak yeniden üretilmesini savunan bu model, Berlin'i kısa sürede dünya biliminin ve entelektüel sermayesinin mutlak başkenti haline getirmiştir.

Bu muazzam akademik ekosistemin içinde, iktisat disiplini kendine has, özgün ve hırslı bir patika izlemiştir. Anglo-Sakson dünyasında Adam Smith, David Ricardo ve daha sonra Alfred Marshall çizgisiyle gelişen; soyut akıl yürütmelere, matematiksel dengelere ve zaman-mekândan bağımsız evrensel yasalara dayanan "klasik/neoklasik" paradigmaya karşı Berlin, kurumsal ve tarihselci ampirizmin dünyadaki en güçlü kalesi olarak yükselmiştir. Berlin’de iktisat; saray odalarının pratik idare tekniği olan Kameralizmden, felsefe, hukuk ve sosyolojiyle organik olarak bütünleşmiş Devlet Bilimlerine (Staatswissenschaften) doğru evrilmiştir.

Berlin Ekonomi Bölümü’nün bu tarihsel serüveni, üç büyük kırılma dönemi üzerinden okunabilir:

  • İnşa ve Sentez Dönemi (1810-1870): Erken dönem Berlin iktisatçılarının, İngiliz klasik iktisadının piyasa dinamiklerini Prusya'nın güçlü bürokratik ve müdahaleci geleneğiyle harmanlama, Smithgil teoriyi "milli" bir kalkınma enstrümanı olarak yeniden bükme çabalarına sahne olmuştur.
  • Zirve ve Küresel Hegemonya Çağı (1870-1933): Gustav von Schmoller’in kürsüye gelişiyle birlikte, Genç Tarihçi Okul kurumsallaşmış ve Berlin, iktisat tarihinin en büyük metodolojik savaşı olan Methodenstreit’ta (Yöntem Kavgası) Viyana Okulu'nun soyut tümdengelim yöntemine karşı ampirik ve tümevarımsal kaleyi savunmuştur. Aynı dönemde Verein für Socialpolitik (Sosyal Politika Birliği) çatısı altında somutlaşan "Kürsü Sosyalistleri" (Kathedersozialisten), iktisadı toplumsal yaraları saran, sınıf çatışmalarını sönümlendiren bir klinik müdahale ve yönetim sanatı olarak tasarlayarak modern refah devletinin entelektüel mimarlığını üstlenmiştir. Bu dönem, Weimar Cumhuriyeti’nin çok sesli ikliminde Werner Sombart’ın kapitalizmin kültürel sosyolojisi ve Emil Lederer’in analitik konjonktür teorileriyle muazzam bir entelektüel laboratuvara dönüşmüş; Amerikalı genç iktisatçıların doktora yapmak için akın ettiği küresel bir çekim merkezi yaratmıştır.
  • Kırılma ve Trajik Çöküş (1933-1945): 1933 yılında Nazi rejiminin iktidara gelmesiyle başlayan ideolojik tasfiye, bu muazzam entelektüel birikimin kurumsal intiharına yol açmıştır. Profesyonel Memuriyetin Geri Getirilmesi Kanunu ile Emil Lederer ve parlak akademik kadrosunun bir gecede ihraç edilmesi, üniversitenin tam karşısındaki Opernplatz'da (Bebelplatz) on binlerce iktisat ve sosyal bilim kitabının yakılmasıyla somutlaşan barbarlık, özgür düşüncenin fiziki sonunu getirmiştir. Schmoller'in devletçi mirası, rejimin elinde dogmatik bir "Milli Ekonomi" (Volkswirtschaft) ve otarşi propagandasına dönüştürülmüş; Werner Sombart’ın Alman Sosyalizmi (1934) eseriyle trajik bir entelektüel savrulma yaşanmıştır. İkinci Dünya Savaşı yıllarında ise analitik ve felsefi derinlik tamamen yok edilerek, Berlin iktisadı rejimin işgal ve sömürge politikalarına hizmet eden bir "savaş ekonomisi mühendisliğine" (Wehrwirtschaft) indirgenmiştir.

1945 yılındaki nihai çöküşün ardından Berlin’in coğrafi ve ideolojik olarak ikiye bölünmesi, Prusya/Alman iktisat geleneğinin tabutuna çakılan son çivi olmuş; küresel iktisat sahnesi tamamen matematikselleşen ve ekonometrik modellere dayanan Anglo-Amerikan hegemonyasına teslim olmuştur.

Bu çalışma; kuruluşundan 1945 harabelerine kadar Berlin Ekonomi Bölümü'nün izini sürerek, sadece bir akademik departmanın kronolojisini sunmayı değil; iktisadın tarihle, toplumla ve kurumlarla olan organik bağını kopartıp onu mekanik bir optimizasyon tekniğine indirgeyen ana akım metodolojiye karşı Kıta Avrupası'nın disiplinlerarası zenginliğini yeniden tartışmaya açmayı amaçlamaktadır. Ancak bunun da ötesinde Berlin'in öyküsü, bir bilim dalının kendi kurumsal ve analitik özerkliğini koruyamadığı, rasyonel kalelerini inşa edemediği ve meşruiyetini tamamen devlete yasladığı takdirde, totaliter bir iktidar kıskacında nasıl trajik bir entelektüel enkaza dönüşebileceğini gösteren zamansız bir ibret vesikasıdır.

I: Humboldt İdeali ve Devlet Bilimlerinin (Staatswissenschaften) Doğuşu (1810-1870)

1.1. Friedrich-Wilhelms-Universität’ın Kuruluşu ve Prusya Devlet Aygıtının Entelektüel İhtiyaçları

19. yüzyılın şafağında Prusya, askeri, siyasi ve varlıksal bir krizin tam ortasındaydı. 1806 yılında Jena-Auerstedt muharebelerinde Napolyon orduları karşısında alınan ağır mağlubiyet, sadece Prusya askeri makinesinin değil, eski feodal-bürokratik devlet yapısının da çöktüğünün açık bir ilanıydı. Tilsit Antlaşması ile topraklarının yarısını kaybeden ve ağır savaş tazminatları altında ezilen Prusya rejiminin önünde tek bir yol kalmıştı: Devleti, yukarıdan aşağıya entelektüel ve idari bir reform dalgasıyla yeniden icat etmek.

Bu varoluşsal kriz ortamında, Kral III. Friedrich Wilhelm’in somutlaştırdığı "Devlet, fiziki alanda kaybettiği gücü entelektüel alanda yeniden kazanmalıdır" şiarı, 1810 yılında Berlin Üniversitesi’nin (Friedrich-Wilhelms-Universität) kuruluş felsefesini oluşturdu. Kültür ve Eğitim Bakanlığı bünyesinde bu misyonu üstlenen Wilhelm von Humboldt, sadece yeni bir eğitim kurumu değil, dünya akademi tarihini kökten değiştirecek olan Humboldt Eğitim Modelini tasarladı.

Humboldt modelinin merkezinde iki kurucu ilke yer alıyordu: Araştırma ve öğretimin birliği (Einheit von Lehre und Forschung) ve akademik özgürlük (Lehr- und Lernfreiheit). Üniversite, orta çağdan kalan ve yalnızca dogmatik bilgiyi aktaran bir lise uzantısı olmaktan çıkarılacak; bilginin bizzat profesör ve öğrenci tarafından seminerlerde yeniden üretildiği dinamik bir araştırma laboratuvarı haline getirilecekti.

Ancak bu idealist felsefenin arkasında, Prusya devlet aygıtının çok pragmatik ve acil entelektüel ihtiyaçları yatmaktaydı:

  • Yeni Bürokrat Sınıfının Eğitimi: Reformist devlet adamları Karl vom Stein ve Karl August von Hardenberg’in başlattığı Prusya reformları; rasyonel, hukuka bağlı, modern vergilendirme, tarım ve endüstri politikalarını yönetebilecek yüksek nitelikli bir bürokrat sınıfına ihtiyaç duyuyordu.
  • Merkezi Uyum: Berlin Üniversitesi, Prusya’nın idari merkezinde (Unter den Linden) konumlandırılarak, devletin rasyonelleşme hamlesine entelektüel meşruiyet ve insan kaynağı sağlayan bir "düşünce kuruluşu" (think-tank) olarak kurgulanmıştı.

Bu doğrultuda, felsefe ve hukuk fakültelerinin gölgesinde yeşeren iktisat disiplini, Prusya idari elitinin zihniyet dünyasını şekillendiren en stratejik enstrüman haline gelecekti.

1.2. Kameralizmden Modern Devlet Bilimlerine (Staatswissenschaften) Geçiş Süreci

Berlin Üniversitesi kurulduğunda, Alman coğrafyasında iktisadi düşünceye hâkim olan gelenek Kameralizm (Kameralismus) idi. 17. ve 18. yüzyıllarda mutlakıyetçi Alman prensliklerinin saray odalarında (Kammer) şekillenen bu disiplin, özü itibarıyla modern bir "iktisat bilimi" değil, hükümdarın hazinesini doldurma, nüfusu artırma, kamu düzenini sağlama ve yerel üretimi koruma tekniklerini içeren pratik bir ampirik idare sanatıydı.

Kameralizm, iktisadi faaliyetleri kendi iç dinamikleri olan bağımsız bir alan olarak görmüyor; onu hukukun, polis teşkilatının (Polizeiwissenschaft) ve maliye yönetiminin (Finanzwissenschaft) organik bir parçası sayıyordu. Berlin’in kuruluşuyla birlikte, bu eski ampirik idare tekniği, Humboldt’un bilimsel kavrayışı karşısında metodolojik bir dönüşüm yaşamak zorunda kaldı. Bu dönüşümün adı Devlet Bilimleri (Staatswissenschaften) oldu.

Kameralizmden Devlet Bilimlerine geçiş, iktisadın Berlin’deki kurumsal karakterini şu üç düzlemde dönüştürdü:

Boyut

Eski Kameralist Çizgi

Yeni Devlet Bilimleri (Staatswissenschaften)

Meşruiyet Zemini

Hükümdarın kişisel serveti ve mutlak gücü.

Soyut bir kavram olarak devletin bekası ve toplumun refahı.

Metodolojik Çerçeve

Pratik el kitapları, dağınık ampirik kurallar dizisi.

Hukuk, tarih ve felsefe ile entegre, felsefi temelleri olan sistemik analiz.

Fakülte Yapısı

Mesleki eğitim okulları veya felsefe altı kürsüler.

Hukuk ve Felsefe fakülteleriyle doğrudan etkileşimli akademik disiplin.

Berlin Üniversitesi’nde iktisat, kendi başına soyut bir "saf teori" olarak ayrışmadı. Aksine, Prusya’nın kurumsal yapısına uygun olarak devletin hukuki, tarihsel ve sosyolojik gerçekliğiyle göbekten bağlı bir disiplin olarak yeniden kurgulandı. Bu dönüşüm, sonraki dönemde Berlin’de filizlenecek olan Alman Tarihçi Okulu’nun da metodolojik kuluçka dönemini oluşturdu.

1.3. Erken Dönem Berlin İktisatçılarının Klasik (Smithgil) Çizgiyi Prusya Bürokrasisiyle Harmanlama Çabaları

Berlin Üniversitesi’nin erken dönem iktisat kürsülerinde yaşanan en büyük entelektüel gerilim, Adam Smith’in Ulusların Zenginliği (1776) eseriyle kıta Avrupasını sarsan Anglo-Sakson Klasik İktisat çizgisi ile Prusya’nın müdahaleci/devletçi idari geleneği arasındaki sentez arayışıydı.

Adam Smith’in ortaya koyduğu; evrensel piyasa yasaları, görünmez el, bireysel çıkar ve serbest ticaret prensipleri, Prusya’nın o dönemki geri kalmış sanayisi ve güçlü bürokratik geleneği için doğrudan ithal edilemeyecek kadar yabancıydı. Bu noktada Berlin’deki erken dönem kürsü sahipleri (özellikle Christian Jakob Kraus’un öğrencileri, Julius von Soden ve daha sonraki kuşaktan Karl Heinrich Rau gibi isimlerin etkisi altındaki figürler) özgün bir "yerlileştirme" hamlesine giriştiler:

  • Sınırlı Serbesti, Güçlü Devlet: Berlin iktisatçıları, Smith’in üretim ve iş bölümü konusundaki mikro analizlerini ve verimlilik ilkelerini büyük ölçüde benimsediler. Ancak Smith’in devleti asgari sınırlara çeken "gece bekçisi devlet" kavrayışını tamamen reddettiler. Prusya’nın kalkınması için devletin altyapı, eğitim ve kurumsal düzenlemelerde asli aktör olması gerektiğini savundular.
  • Milli Ekonominin Keşfi: Smith’in "evrenselci" (her zaman ve her yerde geçerli olan soyut yasalar) yaklaşımına karşı, Berlin’deki düşünce iklimi, iktisadın "ulusal" karakterine vurgu yapmaya başladı. Bu durum, Friedrich List’in daha sonra sistemleştireceği Milli İktisat çizgisinin Berlin kürsülerindeki entelektüel karşılığıydı. Smith’in teorisi soyut bir "insanlık" için yazılmışken, Berlinli akademisyenler teoriyi "Prusya devletinin somut kalkınma hamlesi" için bir araç olarak yeniden büktüler.

Bu sentez çabası, Berlin Üniversitesi'ndeki iktisat eğitimini ne saf bir serbest piyasa doktrinine ne de eski katı kameralist bir devletçiliğe hapsetti. Ortaya çıkan bu eklektik yapı; piyasa mekanizmalarını tanıyan ancak onu her zaman devletin yüksek çıkarları, hukuki normlar ve tarihsel koşullar çerçevesinde disipline etmeyi amaçlayan, Berlin'e özgü pragmatik bir iktisat metodolojisinin ilk harcı oldu.

İşte bu harç, 1870'lerden sonra Gustav von Schmoller'in ellerinde şekillenecek olan ve Anglo-Sakson dünyasına meydan okuyacak o meşhur "Alman Tarihçi Okulu"nun kurumsal ve zihniyet altyapısını hazırlıyordu.

 

 

II: Berlin Kürsüsünün Küresel Gücü ve Schmoller Çağı (1870-1914)

2.1. Gustav von Schmoller’in Berlin’e Gelişi ve Genç Tarihçi Okul’un Kurumsallaşması

1871 yılında Prusya liderliğinde ilan edilen Alman İmparatorluğu (Deutsches Kaiserreich), sadece kıta Avrupası'nın siyasi ve askeri dengelerini değiştirmekle kalmadı; aynı zamanda kendi entelektüel ve bilimsel hegemonyasını kurma hamlesini de başlattı. Bu yeni imparatorluğun akademik vitrini, başkentin kalbindeki Berlin Üniversitesi’ydi. Berlin’de iktisat disiplininin mutlak bir küresel güce dönüşmesi ve "Altın Çağı"nı yaşaması ise tek bir ismin kurumsal ve entelektüel dehasıyla özdeşleşti: Gustav von Schmoller.

1882 yılında Berlin Üniversitesi kürsüsüne çağrılan Schmoller, kısa sürede sadece bölümün değil, tüm Alman akademisinin ve devletin iktisat politikalarının en nüfuzlu figürü haline geldi. Schmoller’in Berlin’deki liderliğinde, kökleri Wilhelm Roscher ve Karl Knies gibi isimlere dayanan Eski Tarihçi Okul, yeni metodolojik ve kurumsal araçlarla donatılarak Genç Tarihçi Okul (Jüngere Historische Schule) kimliğiyle kurumsallaştı.

Schmoller’in Berlin’de inşa ettiği bu yeni ekolün kurumsal gücü şu sacayaklarına dayanıyordu:

  • Akademik Mandarinlik ve Atama Gücü: Schmoller, Prusya Kültür Bakanlığı ile kurduğu muazzam kişisel ve bürokratik ağ sayesinde, Almanya genelindeki tüm iktisat profesörlüğü atamalarında nihai söz sahibi konumuna geldi. Tarihçi Okul'un metodolojik çizgisine biat etmeyen neredeyse hiçbir akademisyen Alman üniversitelerinden kürsü alamıyordu. Bu durum, Berlin'i tüm Alman entelektüel hayatını kontrol eden monolitik bir merkeze dönüştürdü.
  • Seminer Sisteminin Radikalleşmesi: Humboldt’un araştırma ve öğretim birliği ideali, Schmoller’in kurduğu doktora seminerlerinde en radikal ampirik formuna ulaştı. Berlin’deki öğrenciler, soyut teorik modeller üretmek yerine; arşivlere inerek lonca kayıtlarını, tarım istatistiklerini, işçi ücretlerini ve yerel ticaret sözleşmelerini didik didik eden, adeta iğneyle kuyu kazan birer veri madencisine dönüştürüldü.
  • Disiplinlerarası Genişleme: Schmoller ve ekolü için iktisat; hukuktan, etikten, tarihten ve sosyolojiden koparıldığı an kan kaybeden organik bir bütündü. Berlin kürsüsü, iktisadi faaliyetleri "bencil insanın rasyonel hesaplarından" ibaret gören dar atomistik bakışı reddederek, onu toplumsal ve tarihsel kurumlara dayanan makroskobik bir yapı olarak yeniden tanımladı.

2.2. Methodenstreit (Yöntem Kavgası): Viyana’nın Soyut Modellerine Karşı Berlin’in Ampirik Kalesi

Berlin’in tarihselci ve kurumsal hegemonya hamlesi, iktisat tarihinin en sert ve en uzun soluklu entelektüel savaşına yol açtı: Methodenstreit (Yöntem Kavgası). Bu savaş, Berlin Üniversitesi’nin liderlik ettiği Genç Tarihçi Okul ile Carl Menger’in öncülüğündeki Viyana Okulu (Avusturya Okulu) arasında patlak verdi.

Savaşın fitili, Carl Menger’in 1883 yılında yayınladığı ve Tarihçi Okul'un ampirizmini sert bir dille eleştiren Sosyal Bilimlerin Yöntemi Üzerine İncelemeler eseriyle ateşlendi. Schmoller ise kendi çıkardığı Jahrbuch dergisinde bu esere zehir zemberek bir eleştiri yazısıyla yanıt vererek köprüleri tamamen attı.

Bu metodolojik meydan savaşında tarafların savunduğu kaleler net çizgilerle ayrışıyordu:

 

Schmoller ve Berlin Ekolü, Viyana’nın ve Anglo-Sakson dünyasının (özellikle David Ricardo çizgisinin) geliştirdiği soyut teorileri "Koltuk İktisatçılığı" (Sesselökonomen) olarak nitelendirip aşağılıyordu. Berlin’e göre, insan davranışlarını ve piyasaları zaman ve mekândan bağımsız, matematiksel veya mantıksal formüllere indirgemek imkansızdı. 18. yüzyıl İngiltere’sinin piyasa koşullarına bakarak üretilen soyut yasalar, 19. yüzyıl sonu Almanya’sının toplumsal gerçekliğini açıklayamazdı. İktisat biliminin görevi, önce devasa bir tarihsel ve ampirik veri tabanı toplamak, teoriyi ise ancak bu verilerin tümevarımsal analizinden süzerek inşa etmekti.

Bu kavgada Schmoller, Berlin’in kurumsal gücünü bir kalkan olarak kullandı. Carl Menger’in öğrencilerinin Prusya üniversitelerinde ders vermesini tamamen engelleyerek Methodenstreit’ı sadece teorik bir tartışma olmaktan çıkardı ve kurumsal bir nüfuz savaşına dönüştürdü. Berlin, bu süreçte soyut teoriye karşı ampirik ve kurumsal kalenin küresel başkenti ilan edildi.

2.3. İktisadın Bir "Sosyal Politika Aracı" Olarak Tasarımı: Verein für Socialpolitik ve Bismarck Reformlarının Entelektüel Liderliği

Berlin İktisat Kürsüsü’nün dünya tarihindeki en somut izi, iktisadı bir "fildişi kulesi bilimi" olmaktan çıkarıp, devletin toplumsal yaraları saran müdahaleci bir aygıtı olarak tasarlamasında yatmaktadır. Bu misyonun kurumsal gövdesi, 1872 yılında Schmoller ve meslektaşlarının öncülüğünde kurulan Verein für Socialpolitik (Sosyal Politika Birliği) idi.

Bu birliğe üye olan Berlinli profesörlere, serbest piyasacı liberaller tarafından ironik bir dille Kathedersozialisten (Kürsü Sosyalistleri) deniyordu. Bu isimler ne Marksist anlamda devrimciydiler ne de Manchester tarzı serbest piyasaya inanan liberallerdiler. Onların durduğu yer, tam anlamıyla Devletçilik ve Sosyal Reformculuk arasındaydı.

Berlin Ekolü, vahşi kapitalizmin yarattığı işçi sefaletinin ve sosyal adaletsizliğin, ülkeyi kaçınılmaz bir Marksist devrime götüreceğini erken fark etti. Çözüm, devletin ekonomiye aktif müdahalesindeydi. Berlin Üniversitesi iktisatçılarının Verein für Socialpolitik çatısı altında ürettiği raporlar, anketler ve ampirik çalışmalar, Şansölye Otto von Bismarck’ın dünyada bir ilk olan tarihi sosyal reform paketine (1880'lerdeki sağlık, kaza ve yaşlılık sigortası yasaları) entelektüel cephane sağladı.

Bismarck’ın Prusya devlet aygıtı ile Schmoller’in Berlin kürsüsü arasındaki bu organik bağ, modern Refah Devletinin (Welfare State) ilk prototipini doğurdu. Berlin’de iktisat artık sadece zenginliği ölçen bir disiplin değil; toplumsal barışı sağlayan, sınıf çatışmasını devlet eliyle sönümlendiren ve ulusal birliği pekiştiren bir "sosyal mühendislik ve yönetim sanatı" olarak rüştünü ispat ediyordu. Bu küresel başarı, 20. yüzyılın başına kadar tüm dünyadaki (özellikle Amerikan) genç akademisyenleri büyüleyecek ve onları Berlin’e çekecek olan asıl cazibe merkezi olacaktı.

III: Weimar Dönemi ve Berlin'in Entelektüel Laboratuvarı (1918-1933)

3.1. Werner Sombart Dönemi: Kapitalizmin Ruhu, Tarihi ve Sosyolojisi Üzerine Berlin Perspektifi

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından kurulan Weimar Cumhuriyeti, Almanya için siyasi ve iktisadi bir çalkantı dönemi olsa da Berlin Üniversitesi için muazzam bir entelektüel çeşitliliğin kapısını araladı. İmparatorluk döneminin katı Prusya bürokrasisi ve Schmoller’in monolitik "mandarin" hegemonyası gevşedikçe, Berlin iktisat kürsüsü disiplinlerarası sınırları zorlayan bir entelektüel laboratuvara dönüştü. Bu dönemin en nevi şahsına münhasır ve baskın figürü şüphesiz Werner Sombart’tı.

Schmoller'in halefi olarak Berlin kürsüsünü devralan Sombart, iktisadi analizi Schmoller’in kuru ampirizminden kurtararak felsefi, tarihi ve sosyolojik bir makro-perspektife taşıdı. Sombart’ın Berlin'deki entelektüel mesaisinin merkezinde, başyapıtı Modern Kapitalizm (Der moderne Kapitalismus) çerçevesinde şekillenen "Kapitalizmin Ruhu" (Geist des Kapitalismus) kavramı yer alıyordu.

Sombart’ın Berlin’de olgunlaştırdığı iktisat perspektifi üç temel özgünlük barındırıyordu:

  • İktisadi Sistem ve Ekonomik Ruh: Sombart’a göre iktisat, sadece kaynakların rasyonel tahsisi değil, belirli bir tarihsel dönemde insan eylemlerine yön veren bir "ruh", bir "form" ve bir "teknik" bütünüydü. Kapitalizmi var eden şey, sadece sermaye birikimi değil; girişimcinin içindeki risk alma, fethetme ve rasyonel hesaplama arzularının birleşimi olan "kapitalist ruh" idi.
  • Yaratıcı Yıkım Kavramının Öncüsü: Sombart, kapitalizmin dinamizmini açıklarken, eski yapıların yıkılarak yenilerinin kurulması sürecini analiz etti. Bu kavrayış, Joseph Schumpeter’in daha sonra dünya iktisat literatürüne kazandıracağı "yaratıcı yıkım" (creative destruction) teorisinin entelektüel kuluçka merkezini oluşturdu.
  • Lüks ve Savaşın Ekonomik Rolü: Berlin’deki seminerlerinde Sombart, kapitalizmin doğuşunu sadece Protestan ahlakına bağlayan Max Weber’e meydan okuyarak; modern iktisadi sistemin kökenlerini lüks tüketim harcamalarında (Luxus und Kapitalismus) ve modern orduların lojistik ihtiyaçlarında (Krieg und Kapitalismus) aradı.

Sombart’ın Berlin kürsüsündeki varlığı, iktisadı matematiksel bir soyutlamaya hapsetmek isteyen Anglo-Sakson çizgisine karşı; kültürel değerleri, tarihsel kırılmaları ve toplumsal psikolojiyi merkeze alan disiplinlerarası "Alman Tarzı"nın en parlak ve en son büyük savunmasıydı.

3.2. Emil Lederer ve Konjonktür Araştırmaları: Tarihçi Okul ile Modern Teori Arasında Köprü Arayışları

Weimar dönemi Berlin’inin metodolojik zenginliği yalnızca Sombart’ın tarihsel sosyolojisiyle sınırlı değildi. Berlin, aynı zamanda Tarihçi Okul'un tasvirci mirası ile dünyada yeni yükselen analitik/makroekonomik teoriler arasında köprü kurmaya çalışan çok parlak bir isme ev sahipliği yapıyordu: Emil Lederer.

1931 yılında Berlin Üniversitesi kürsüsüne çağrılan Lederer, Avusturya Okulu'nun teorik disiplini (Schumpeter ve Hilferding ile yakın ilişkileri vardı) ile Alman Tarihçi Okulu'nun ampirik hassasiyetini sentezleyebilen ender dehalardan biriydi. Lederer’in Berlin'deki çalışmaları, iktisat metodolojisinde kalıcı izler bıraktı:

  • Konjonktür ve Dinamik İktisat: Lederer, klasiklerin ve neoklasiklerin "denge" (equilibrium) analizlerini statik buluyor ve reddediyordu. Ona göre kapitalizmin doğası gereği dengesizdi ve sürekli dalgalanmalar (konjonktür döngüleri) üretiyordu. Berlin’de yürüttüğü konjonktür araştırmalarında, büyümenin ve krizlerin kaynağını teknolojik gelişmelerde ve satın alma gücünün sınıflar arasındaki dengesiz dağılımında aradı.
  • Teknolojik İşsizlik Analizi: Lederer, sanayideki otomasyonun ve teknolojik gelişmelerin iş gücü üzerindeki yıkıcı etkilerini (teknolojik işsizlik) modern anlamda ilk formüle eden iktisatçılardan biriydi.
  • Teorik Sentez Girişimi: Lederer, Schmoller kuşağının "teori düşmanlığını" kırarak, ampirik verilerin ancak sağlam bir teorik çerçeveyle (özellikle konjonktür ve para teorileriyle) anlamlandırılabileceğini savundu. Bu yönüyle Berlin’i, saf tarihselcilikten modern analitik makroekonomiye geçiş aşamasında bir geçiş köprüsü haline getirdi.

3.3. Berlin'in Küresel Çekim Merkezi Olarak Ağırlığı: Amerikalı Genç İktisatçıların Berlin Tezgahından Geçişi

19.Yüzyılın sonlarından 1930'ların başına kadar Berlin Üniversitesi, dünya akademisi için adeta bir "lisansüstü eğitim Mekke'si" konumundaydı. Anglo-Sakson dünyasında (İngiltere ve Amerika) henüz modern anlamda araştırma odaklı doktora programları ve gelişmiş enstitüler tam olarak olgunlaşmamışken, Berlin; kütüphaneleri, seminer disiplini ve devlet destekli enstitüleriyle küresel bir çekim merkeziydi.

Özellikle Amerikan iktisat düşüncesinin "kurucu babaları", Berlin Üniversitesi’nin ve Verein für Socialpolitik’in tedrisatından geçerek Amerika'ya döndüler:

Amerikalı İktisatçı

Berlin / Alman Bağlantısı

Amerikan Akademisine ve Politikasına Etkisi

Richard T. Ely

Karl Knies ve Schmoller çizgisiyle eğitim aldı.

Amerikan İktisat Birliği'ni (AEA) kurdu. Alman Tarihçi Okulu'nun devletçi ve sosyal reformcu ampirizmini ABD'ye taşıdı.

John Bates Clark

Almanya'da eğitim aldı, Berlin ekolünün kurumsal ciddiyetini inceledi.

Marjinal fayda teorisini Amerika'da kurumsallaştırdı; adına bugün en prestijli iktisat madalyası verilmektedir.

Wesley Clair Mitchell / Thorstein Veblen

Berlin'in kurumlara ve tarihe odaklanan metodolojisinden derinden beslendiler.

Amerika'ya özgü Kurumsal İktisat (Institutionalism) ekolünü inşa ettiler; ampirik veri toplama disiplinini NBER'a (Ulusal Ekonomik Araştırma Bürosu) taşıdılar.

 

Amerikalı genç akademisyenler Berlin’deki seminerlerde; devletin ekonomide sadece bir "gece bekçisi" olmadığını, tam aksine altyapıyı, endüstriyi ve sosyal dengeleri kuran asli bir "hekim” olduğunu öğrendiler. Bu zihniyet transferi, Amerikan iktisat düşüncesini İngiliz klasik çizgisinden (Ricardo-Mill) ayırarak daha pragmatik, ampirik ve müdahaleci bir patikaya soktu.

1920'lerin sonunda Berlin; koridorlarında Wassily Leontief'lerin (girdi-çıktı analizinin temellerini burada atmıştır) dolaştığı, Amerikalıların hayranlıkla izlediği, iktisadi düşüncenin hem sosyolojik zirvesini (Sombart) hem de modern makro-teoriye açılan kapısını (Lederer) temsil eden muazzam bir küresel zirveydi. Ancak bu ihtişamlı laboratuvar, 1933 yılında aniden patlak verecek olan ideolojik bir barbarlığın ilk ve en ağır kurbanı olacaktı.

 

IV: 1933 Kırılması ve Bilimin İdeolojik Tasfiyesi

4.1. Profesyonel Memuriyetin Geri Getirilmesi Kanunu ve Berlin İktisat Kadrosunun Tasfiyesi

1933 yılı, Berlin Üniversitesi ve o güne kadar ilmek ilmek örülen Alman iktisat geleneği için bir yavaşlama ya da gerileme dönemi değil; mutlak, geri döndürülemez ve trajik bir kopuş noktasıdır. Adolf Hitler’in 30 Ocak 1933'te şansölye olmasıyla başlayan "Gleichschaltung" (toplumu ve kurumları Nazi rejimiyle hizaya getirme) politikası, ilk ve en ölümcül darbesini Alman akademisinin kalbi olan Berlin Üniversitesi’ne indirdi.

Bu ideolojik barbarlığın yasal kılıfı, Nazilerin iktidara gelişinden kısa bir süre sonra, 7 Nisan 1933’te yürürlüğe sokulan "Profesyonel Memuriyetin Geri Getirilmesi Kanunu" (Gesetz zur Wiederherstellung des Berufsbeamtentums) oldu. Kanunun adı her ne kadar idari bir restorasyonu çağrıştırsa da asıl amacı metnin meşhur "Aryan Paragrafı" (3. Paragraf) içinde gizliydi: "Aryan soyundan olmayan (Yahudi veya yarı Yahudi) ya da mevcut rejime siyasi sadakat göstermeyeceği düşünülen tüm devlet memurları derhal emekli edilecek veya görevden uzaklaştırılacaktır."

Almanya'da profesörler devlet memuru statüsünde olduğu için, bu yasa Berlin Üniversitesi’nde adeta entelektüel bir kırıma yol açtı. Berlin İktisat ve Devlet Bilimleri Kürsüsü, öğretim kadrosunun nicelik ve nitelik olarak üçte birinden fazlasını birkaç hafta içinde kaybetti. Schmoller döneminden beri titizlikle korunan akademik özerklik, liyakat ve kürsü dokunulmazlığı ilkeleri bir gecede yok edildi. Boşalan koltuklara bilimsel derinliği olan isimler değil, partiye sadakatiyle bilinen militan figürler atanmaya başladı. Bu hamle, Berlin iktisadının o güne kadar dünyaya yön veren analitik ve kurumsal birikiminin kurumsal olarak intiharı anlamına geliyordu.

4.2. Emil Lederer’in İhracı ve New York "Sürgündeki Üniversite"ye (University in Exile) Uzanan Entelektüel Göç

Bu yasal kıyımın Berlin iktisat kürsüsündeki en sembolik ve ağır kurbanı, bir önceki bölümde tarihselci gelenekle modern teoriyi sentezleme çabalarını incelediğimiz Prof. Dr. Emil Lederer oldu. Lederer hem Yahudi kökeni hem de Weimar dönemindeki güçlü sosyal demokrat kimliği nedeniyle Nazilerin ilk hedef listesindeydi. 1933 baharında aniden ders vermesi yasaklandı, kürsüsü elinden alındı ve üniversiteyle bağı tamamen koparıldı.

Ancak Lederer’in tasfiyesi, onun entelektüel dehasını söndüremedi; aksine, dünya akademi tarihinin en büyüleyici dayanışma hikayelerinden birini başlattı. Lederer, hızla ülkeyi terk ederek New York’a göç etti. Burada, New School for Social Research’ün vizyoner başkanı Alvin Johnson ile iş birliği yaparak, kendisi gibi Almanya ve Avrupa’dan kaçmak zorunda kalan bilim insanlarına güvenli bir liman yaratmak amacıyla "University in Exile" (Sürgündeki Üniversite) akademisini kurdu.

Lederer, bu sürgün akademisinin ilk kurucu dekanı oldu. Berlin’den ve Almanya’nın diğer saygın kürsülerinden ihraç edilen;

  • Karl Brandt (tarım ekonomisti),
  • Gerhard Colm (kamu maliyesi uzmanı),
  • Hans Speier (sosyolog ve iktisatçı),
  • Frieda Wunderlich (sosyal politika uzmanı)

gibi devasa isimler New York’ta yeniden bir araya geldiler. Bu dehalar, Berlin’de kurumsal olarak imha edilen o zengin; sosyolojiyi, hukuku, kurumsal analizi ve ampirik ciddiyeti birleştiren "Alman Tarzı" iktisat metodolojisini Amerikan akademisinin tam kalbine aşıladılar. Almanya kendi dehalarını ırkçı bir körlükle dışlarken, Amerika bu muazzam entelektüel sermayeyi tek bir kurşun atmadan devralıyor ve kendi üniversite sistemini küresel liderliğe taşıyordu.

4.3. Opernplatz’da (Bebelplatz) Yakılan Kitaplar: Özgür Düşüncenin Fiziki Sonu

1933 trajedisi sadece kadroların ihracıyla sınırlı kalmadı; fikrin ve yazılı metnin kendisini de hedef alan fiziki bir imha operasyonuna dönüştü. Bu cinnet gecesinin sahnesi, Berlin Üniversitesi ana binasının tam karşısında yer alan Opernplatz (bugünkü adıyla Bebelplatz) idi.

10 Mayıs 1933 gecesi, bizzat Berlin Üniversitesi Nazi Öğrenci Birliği’nin (Deutsche Studentenschaft) öncülüğü ve Propaganda Bakanı Joseph Goebbels’in ateşli nutukları eşliğinde, üniversite kütüphanelerinden ve profesörlerin odalarından yağmalanan 20 binden fazla kitap meydanda yakılan devasa ateşe fırlatıldı.

Bu meşum ateşte yakılanlar sadece edebi eserler değildi; Karl Marx’ın Das Kapital’inden, Weimar dönemi konjonktür araştırmalarına, sosyal politika anketlerinden, kurumsal iktisat literatürüne kadar kıta Avrupası iktisat düşüncesini var eden yüzlerce akademik metin "Alman karşıtı ruh" (wider den undeutschen Geist) gerekçesiyle küle döndürüldü.

Bu meydanda yakılan ateş, Heinrich Heine’nin bir asır önce yazdığı o kehanet niteliğindeki meşhur sözünü akıllara getiriyordu: "Bu sadece bir başlangıçtır; kitapların yakıldığı yerde, en nihayetinde insanlar da yakılır." 10 Mayıs gecesi Opernplatz’da yükselen alevler, Berlin Üniversitesi’nde özgür düşüncenin, metodolojik çeşitliliğin ve rasyonel bilimin fiziki olarak son bulduğunun tüm dünyaya ilan edildiği karanlık bir şovdu. Berlin iktisadı için artık teorik derinlik dönemi kapanmış, totaliter rejimin ihtiyaçlarına hizmet edecek olan askeri ve ideolojik bir aparat dönemi başlamıştı.

V: Çöküş: Totaliter Rejim Kıskacında "Savaş İktisadı" (Wehrwirtschaft) (1933-1945)

5.1. Schmoller’in Devletçi Mirasından "Milli Ekonomi" (Volkswirtschaft) ve Otarşi Propagandasına

1933 tasfiyelerinin ardından, Berlin Üniversitesi İktisat Bölümü'nde neoklasik ya da Marksist alternatifler tamamen yok edilmekle kalmadı; kürsünün kurucu damarı olan Alman Tarihçi Okulu'nun mirası da ağır bir entelektüel tahrifata uğradı. Gustav von Schmoller’in devleti, kurumlara ve sosyal reformlara dayanan ampirik bir "düzenleyici aktör" olarak gören dengeli yaklaşımı, Nazi ideologları tarafından çarpıtılarak totaliter bir "Milli Ekonomi" (Volkswirtschaft) dogmasına dönüştürdüler.

Bu dönemde Berlin kürsülerinde okutulan iktisadın temel motifi, "Halkın çıkarı, bireyin çıkarından önce gelir" (Gemeinnutz geht vor Eigennutz) sloganıydı. Bu zihniyet dönüşümü, iktisadi rasyonaliteyi tamamen ortadan kaldırarak yerine şu iki dogmatik hedefi koydu:

  • Otarşi (Kendi Kendine Yetme): Berlinli yeni kuşak iktisatçılar, Almanya'nın dış dünyaya ve küresel piyasalara olan bağımlılığını sıfırlayacak teorik kılıflar üretmekle görevlendirildi. İthal ikamesi, sentetik ham madde üretimi ve gıda bağımsızlığı gibi konular, bilimsel birer iktisadi analiz nesnesi olarak değil, rejimin yaklaşan savaşı finanse edebilmesi için mutlak emirler olarak müfredata sokuldu.
  • Büyük Alan Ekonomisi (Großraumwirtschaft): Berlin kökenli enstitülerde, liberal serbest ticaret modeline karşı, Berlin merkezli ve Berlin güdümlü bir "Kıta Avrupası Ekonomik Düzeni" modelleri çizilmeye başlandı. Bu model, çevre ülkelerin (özellikle Doğu Avrupa ve Balkanlar) ham madde sağlayıcı, Almanya’nın ise nihai endüstriyel güç olduğu, sömürgeci bir hiyerarşiyi "bölgesel entegrasyon teorisi" adı altında makyajlıyordu.

5.2. Werner Sombart’ın "Alman Sosyalizmi" (1934) Eseri ve Dönemin Berlin Akademisindeki Trajik Savrulması

Bu karanlık dönemin Berlin iktisat kürsüsündeki en trajik entelektüel dramı, bir dönemin parlak dehası Werner Sombart’ın entelektüel savrulması temsil ediyordu. Sombart, 1930'larda Berlin Üniversitesi'nde "Emeritus Profesör" olarak bulunuyor ve aktif ders yükü olmasa da muazzam prestijiyle kürsü üzerinde ağır bir gölge gibi duruyordu.

Sombart, 1934 yılında yayınladığı "Deutscher Sozialismus" (Alman Sosyalizmi) adlı eseriyle, totaliter rejimin zihniyet dünyasına entelektüel bir zemin sunma gafletine düştü. Gençliğinde Karl Marx’tan hayranlıkla bahseden, kapitalizmin tarihsel dinamizmini sosyolojik bir ustalıkla inceleyen Sombart, bu kitabında tamamen içe kapalı, milliyetçi ve anti-liberal bir çizgiye savruldu:

  • "Plütokratik" Batı İktisadının Reddi: Sombart, Anglo-Sakson dünyasının serbest piyasacı, bireyselci ve soyut fayda maksimizasyonuna dayanan iktisat teorisini "Alman ruhuna yabancı" ve "plütokratik (zengin zümre güdümlü)" ilan etti.
  • Devlet Güdümlü Kurumsal Düzen: Piyasa mekanizmasının yerine; devletin planlayıcı iradesini, üretici loncaların hiyerarşik düzenini ve paranın spekülatif değil, yalnızca üretime hizmet eden bir araç olarak sınırlandırılmasını savundu.

Naziler, Sombart'ın eski yazılarında Yahudi iktisat tarihine dair objektif analizleri nedeniyle ona hiçbir zaman tam bir parti ideoloğu muamelesi yapmadılar ve onu her zaman şüpheyle izlediler. Ancak Sombart’ın bu kitaptaki duruşu, Berlin’in felsefi ve tarihsel iktisat mirasının, totaliter bir rejimin sipariş ideolojisine eklemlenmek istendiğinde nasıl bir entelektüel intihara dönüşebileceğinin en acı ve trajik vesikası olarak iktisat düşüncesi tarihine geçti.

5.3. Teorik Derinliğin Yok Oluşu: Berlin İktisadının Bir "Askeri Planlama Mühendisliğine" (Wehrwirtschaft) İndirgenmesi

İkinci Dünya Savaşı’nın 1939’da patlak vermesiyle birlikte, Berlin Üniversitesi İktisat Bölümü’nde bilimsel özerkliğin ve teorik derinliğin son kırıntıları da tamamen temizlendi. İktisat, bir sosyal bilim ya da felsefi bir disiplin olmaktan çıkarılarak, tamamen ordunun lojistik ihtiyaçlarına ve işgal politikalarına hizmet eden bir "Savaş İktisadı Mühendisliğine" (Wehrwirtschaft) indirgendi.

Bu dönemde Berlin’deki akademik mesai, iktisat teorisine katkı yapacak tek bir makale bile üretemedi. Bunun yerine bölüm ve bağlı enstitüler, adeta Reich Silahlanma Bakanlığı’nın birer alt bürosu gibi çalışmaya başladı:

Berlin İktisat Kürsüsü (1939-1945) Savaş Dönemi Yapısı

  • 1. [Kaynak Tahsisi ve Lojistik]
    • Fiyat ve ücretlerin dondurulması.
    • Savaş endüstrisine iş gücü planlaması.
    • Kıt kaynakların rasyonel askeri dağıtımı.
  • 2. [İşgal ve Sömürge Yönetimi]
    • İşgal edilen Doğu topraklarının tarımsal ve endüstriyel yağma planları.
    • Wehrwirtschaft (Savaş Mühendisliği) çerçevesinde kaynakların merkeze aktarılması.

 

Kürsünün ana araştırma konuları; enflasyonu önlemek için fiyatların emir-komuta zinciriyle nasıl dondurulacağı, iş gücünün zorunlu olarak silah fabrikalarına nasıl sevk edileceği ve işgal edilen Sovyet topraklarındaki kaynakların Almanya'ya nasıl aktarılacağı gibi pratik, ampirik ve askeri lojistik hesaplamalardan ibaret hale geldi.

Metodolojik olarak Berlin İktisadı; Schmoller döneminde "kurumlara, tarihe ve ahlaka" odaklanan saygın bir kale iken, 1945’e gelindiğinde hiçbir matematiksel, teorik veya insani tabanı olmayan, yalnızca totaliter devletin savaş makinesini yağlamakla görevli amorf bir idari teknisyenliğe dönüştü. Berlin’in bir asırlık görkemli iktisat geleneği, kendi rızasıyla ya da baskıyla teslim olduğu bu totaliter kıskacın içinde entelektüel olarak tamamen boğularak can verdi.

Tabii ki, yeniden kaleme aldığım "VI: Sonuç: 1945 ve Sonrası: Eski Ekolün Ölümü ve Metodolojik Enkaz" başlıklı final bölümünü, tüm analitik derinliği, kavramsal bütünlüğü ve akademik ağırlığıyla doğrudan aşağıda paylaşıyorum:

VI: 1945 ve Sonrası: Eski Ekolün Ölümü ve Metodolojik Enkaz

6.1. Berlin’in Bölünmesi ve Humboldt Üniversitesi'nin Doğu Bloğu Ekseninde Marksistleşmesi

1945 Mayısı'nda Üçüncü Reich’ın mutlak askeri çöküşü ve kayıtsız şartsız teslimiyeti, Berlin’i sadece fiziki bir harabeye ve moloz yığınına dönüştürmekle kalmadı; kent, müttefik devletlerin jeopolitik ve ideolojik nüfuz mücadelelerinin tam merkezinde, entelektüel olarak da ortadan ikiye bölündü. Üniversitenin Unter den Linden caddesinde yer alan ve bir asırdan fazla bir süredir küresel bilimin kalbi sayılan tarihi ana binası, savaş sonrası kurulan Sovyet işgal bölgesinin (Ost-Berlin) sınırları içinde kaldı.

Sovyet Askeri İdaresi (SMAD), kurumsal hafızayı kendi ideolojik ajandası doğrultusunda yeniden şekillendirmek adına üniversiteyi hızla "faşizmsizleştirme" (Entnazifizierung) sloganıyla yeniden faaliyete geçirdi. 1949 yılına gelindiğinde ise kurumun Prusya emperyal geçmişini simgeleyen eski adı silinerek, kurucu babanın anısına resmi olarak Berlin Humboldt Üniversitesi (Humboldt-Universität zu Berlin) adı verildi. Ancak bu isim değişikliği, Wilhelm von Humboldt’un o meşhur "özerk, özgür ve devlet müdahalesinden yalıtılmış bilim" idealine geri dönüldüğü anlamına gelmiyordu. Aksine, kurumsal yapı eski Prusya mandarinliğinden, bu kez Moskova patentli Marksist-Leninist bir ideolojik monolitizme evrildi.

Bu yeni dönemin kurumsal ve kuramsal dönüşümü iki temel dinamik üzerinden şekillendi:

  • Müfredatın Sovyetizasyonu ve İdeolojik Tek tipleşme: Berlin İktisat Kürsüsü, Batı dünyasında eş zamanlı olarak gelişmekte olan makroekonomik ya da mikroekonomik kuramları "burjuva ideolojisinin çürümüş, kapitalizmi aklamaya yönelik araçları" ilan ederek tamamen reddetti. Kürsü; Karl Marx’ın emek-değer teorisi, Friedrich Engels’in doğanın ve toplumun diyalektiği ve SSCB’nin merkezi planlama teşkilatı Gosplan deneyimlerine dayanan dogmatik bir "Sosyalist Planlı Ekonomi" modelinin ideolojik talim merkezine dönüştürüldü.
  • Akademik Bölünme ve Berlin Özgür Üniversitesi'nin (Freie Universität Berlin- FU) Doğuşu: Doğu Berlin'deki bu katı ideolojik baskıya, sosyalist tek tipleştirmeye ve rejime muhalif olan sol/liberal öğrencilerin gizli servis tarafından tutuklanmasına tepki gösteren bir grup vizyoner akademisyen ve öğrenci Batı blokuna sığındı. 1948 yılında, Amerikan yardım fonlarının (özellikle Ford Vakfı) ve Batı Berlin geçici yönetiminin güçlü finansal desteğiyle Berlin Özgür Üniversitesi kuruldu. Böylece Berlin, Soğuk Savaş’ın iki zıt kutbunu temsil eden kurumsal bir akademik şizofreniye sahne oldu: Doğu'da dogmatik planlamacı Marksizm, Batı'da ise liberal neoklasisizm.

Boyut

Humboldt Üniversitesi (Doğu Berlin)

Özgür Üniversite- FU (Batı Berlin)

İdeolojik Eksen

Marksizm-Leninizm / Sovyet Doktrini

Liberalizm / Anglo-Amerikan Çizgisi

Ekonomik Model

Sosyalist Planlı Ekonomi (Gosplan Esaslı)

Neoklasik Piyasa Ekonomisi

Finansal / Siyasi Destek

Sovyet Askeri İdaresi (SMAD)

Amerikan Fonları (Ford Vakfı) & Batı Bloku

 

6.2. Anglo-Amerikan (Neoklasik) Hegemonyanın Zaferi ve Kıta Avrupası Metodolojisinin Tasfiyesi

İkinci Dünya Savaşı'nın bitişi, sadece Berlin’in kurumsal haritasını değiştirmekle kalmadı; 19. yüzyıla damgasını vuran, iktisadı felsefe, tarih, hukuk ve sosyolojiyle harmanlayan o görkemli "Alman Tarzı" kurumsal ve tarihselci iktisat metodolojisinin de küresel düzeyde kesin ve radikal bir biçimde tasfiyesi anlamına geliyordu. Savaş sonrasında gerek Batı Almanya akademisinde gerekse Berlin Özgür Üniversitesi'nde filizlenen yeni kuşak iktisatçılar, geçmişin mirası olan Gustav von Schmoller ya da Werner Sombart çizgisine tamamen sırtlarını döndüler. Bu metodolojik kopuş ve hafıza silinmesi iki majör dinamik tarafından dikte edildi:

  • Matematikselleşme, Pozitivizm ve Ekonometri: İktisat biliminin küresel ağırlık merkezi Kıta Avrupası'ndan tamamen Atlantik'in ötesine; Amerika Birleşik Devletleri’ne (Harvard, MIT, Chicago, Princeton) kaydı. Paul Samuelson’ın öncülüğünü yaptığı "Neoklasik Sentez", yoğun matematiksel modellemeler, soyut aksiyomatik yaklaşımlar ve genel denge analizlerini dünya standardı haline getirdi. Schmoller’in "arşivlere inerek tümevarımsal yöntemle tarihsel-kurumsal analiz yapma" üslubu, yeni dönemin pozitivist ve kantitatif akademisi tarafından "bilim öncesi, ampirik veri yığınından ibaret betimleyicilik" olarak damgalanarak literatürün tamamen dışına itildi.
  • İngilizcenin Mutlak Egemenliği ve Dilsel Tasfiye: 1933 öncesine kadar küresel ölçekte bir bilim dili olan ve Amerikalı iktisatçıların doktora yapabilmek için mutlaka öğrenmek zorunda oldukları Almanca, yerini tamamen İngilizcenin mutlak egemenliğine bıraktı. Uluslararası saygın dergiler ve akademik ağlar Anglo-Amerikan hakemli sistemine entegre olunca, Kıta Avrupası’nın o felsefi derinliğe ve sosyolojik gerçekliğe dayanan iktisat üslubu kütüphanelerin tozlu raflarına gömüldü.

6.3. Genel Değerlendirme ve Tarihsel Bilanço

1810 yılında Prusya'nın varoluşsal ve askeri krizine entelektüel bir yanıt olarak doğan Berlin Üniversitesi İktisat Kürsüsü, 1945 yılındaki fiziki ve kurumsal çöküşüne kadar geçen 135 yıllık süreçte, dünya iktisadi düşünce tarihinin en dramatik, en öğretici ve en radikal kesitlerinden birini sunmuştur. Bu çalışmada biyografisinin izini sürdüğümüz kürsü, iktisadın diğer sosyal bilimlerle harmanlandığı disiplinlerarası bir "zirve" dönemi ile rasyonel özerkliğini yitirerek totaliter bir rejimin aygıtına dönüştüğü bir "kurumsal intihar" döneminin muhasebesidir.

Berlin Ekonomi Bölümü'nün bu tarihsel serüveninden çıkarılacak temel kurumsal ve metodolojik bilanço üç ana başlık altında özetlenebilir:

1. "İktisat Sanatı" ve Klinik Yaklaşımın Entelektüel Değeri

Berlin Ekolü, Schmoller ve Verein für Socialpolitik öncülüğünde, Anglo-Sakson dünyasının geliştirdiği soyut, zaman ve mekândan bağımsız, mekanik "Homo Economicus" modeline karşı ampirik ve tarihsel bir kale inşa etmiştir. Bu gelenek için iktisat; laboratuvarda veya fildişi kulelerde incelenen statik bir formül ya da saf bir optimizasyon tekniği değil, toplumsal bünyenin yaralarını saran, sınıf çatışmalarını sönümlendiren ve toplumsal refahı ampirik verilerle inşa eden bir klinik müdahale ve yönetim sanatıydı. Bismarck döneminin dünyada ilk olan sosyal sigorta reformlarına entelektüel cephane sağlayan Berlinli iktisatçılar, iktisat biliminin fildişi kulesinden indirilerek toplumsal gerçeklikle buluşturulduğunda ne denli büyük bir dönüştürücü güce ulaşabileceğini kanıtlamıştır. Bu kurumsal başarı, 1930'lara kadar Amerikan akademisinin kurucu babalarını (Richard T. Ely, Wesley Clair Mitchell vb.) kendine çeken küresel bir çekim merkezi yaratmıştır.

2. Kurumsal Özerkliğin Yitirilmesi ve Entelektüel İntihar

Berlin deneyiminin iktisat tarihine bıraktığı en acı ve kalıcı ders ise, akademik ve metodolojik meşruiyetini tamamen devlete yaslayan bir bilim dalının uğrayacağı kaçınılmaz akıbettir. Schmoller döneminde Prusya devlet mekanizması ve bürokrasisiyle kurulan aşırı organik, hiyerarşik ve korumacı bağlar, üniversiteyi dışarıdan gelecek entelektüel çeşitliliğe kapatmış ve monolitik bir yapı doğurmuştur. Bu korumasız ve devlete göbekten bağlı yapı, 1933 yılında totaliter Nazi rejimi iktidara geldiğinde üniversitenin direniş hatlarını tamamen felç etmiştir.

7 Nisan 1933 tarihli Profesyonel Memuriyetin Geri Getirilmesi Kanunu ile Emil Lederer gibi analitik ve sosyal dehalarını bir gecede ihraç eden, Opernplatz'da kendi kütüphanesindeki teorik mirasını ateşe veren Berlin Üniversitesi; rasyonel özerkliğini yitirdiğinde bir bilim merkezinin nasıl hızla totaliter rejimin "savaş mühendisliği" (Wehrwirtschaft) bürosuna dönüşebileceğini göstermiştir. Werner Sombart’ın Alman Sosyalizmi (1934) eseriyle somutlaşan entelektüel savrulma, eleştirel süzgeçlerini kaybeden bir akademik geleneğin uğrayacağı trajik metodolojik iflasın açık bir vesikasıdır. Bir ekol, analitik özerkliğini koruyacak rasyonel kaleleri inşa edemediğinde; o devlet totaliter bir aygıta dönüştüğü an üniversite de onunla birlikte intihara sürüklenir.

3. Küresel Hegemonya Değişimi ve Metodolojik Enkaz

1945 yılına gelindiğinde, Berlin’in harabeleri üzerinde sadece Üçüncü Reich yükselmemiş; Kıta Avrupası’nın o felsefi, tarihi ve kurumsal "Alman Tarzı" iktisat geleneği de bir daha geri dönmemek üzere can vermiştir. Savaş sonrasında üniversitenin coğrafi ve ideolojik olarak bölünmesi, Berlin'in kendi özgün metodolojik kimliğini tamamen ortadan kaldırmıştır. Küresel iktisat sahnesi, Paul Samuelson ve neoklasik sentezin öncülüğünde tamamen matematikselleşen, ekonometrik modellere dayanan ve dili İngilizce olan Anglo-Amerikan hegemonyasına teslim olmuştur. 19. yüzyılda dünyaya iktisat teorisi ve araştırma modeli ihraç eden Berlin, 1945 sonrasında bu küresel neoklasik paradigmanın sıradan bir takipçisi ve ithalatçısı konumuna gerilemiştir.

Son Söz

Berlin Ekonomi Bölümü'nün 1810-1945 yılları arasındaki bu sarsıcı hikayesi, iktisadi düşüncenin sadece geçmişe ait tozlu bir kronolojisi değildir. Aksine; iktisadın tarihle, toplumla ve ahlakla olan organik bağını kopartıp onu saf bir optimizasyon tekniğine ve matematiksel soyutlamaya indirgemek isteyen günümüz ana akım iktisat metodolojisine karşı, Kıta Avrupası'nın disiplinlerarası derinliğini hatırlatan tarihi bir laboratuvardır. Ancak aynı laboratuvar, bilim insanının ve kürsünün siyasi iktidar karşısında bağımsızlığını ve eleştirel mesafesini kaybetmesi durumunda, en görkemli ekollerin bile nasıl trajik bir entelektüel enkaza dönüşebileceğini gösteren zamansız bir uyarı anıtı olarak durmaktadır.

 

KAYNAKÇA

Klasik Eserler ve Dönem Kaynakları

  • Menger, Carl (1883). Untersuchungen über die Methode der Socialwissenschaften und der Politischen Oekonomie insbesondere [Sosyal Bilimlerin ve Özellikle Ekonomi Politiğin Yöntemi Üzerine İncelemeler]. Leipzig: Duncker & Humblot. (Methodenstreit/Yöntem Kavgası'nın Viyana cephesi).
  • Schmoller, Gustav von (1898). Über einige Grundfragen der Socialpolitik und der Volkswirtschaftslehre [Sosyal Politika ve Milli Ekonomi Üzerine Bazı Temel Sorular]. Leipzig: Duncker & Humblot. (Berlin Ekolü'nün kurumsal ve müdahaleci manifestosu).
  • Schmoller, Gustav von (1900–1904). Grundriss der allgemeinen Volkswirtschaftslehre [Genel Milli Ekonomi Hatları]. 2 Cilt. Leipzig: Duncker & Humblot. (Genç Tarihçi Okul'un başyapıtı).
  • Sombart, Werner (1902–1927). Der moderne Kapitalismus [Modern Kapitalizm]. Münih/Leipzig: Duncker & Humblot. (Kapitalizmin ruhu ve tarihsel evrimi üzerine Berlin perspektifi).
  • Sombart, Werner (1934). Deutscher Sozialismus [Alman Sosyalizmi]. Berlin: Charlottenburg. (Sombart'ın Nazi dönemi trajik akademik savrulmasının vesikası).

Alman Üniversite Tarihi ve Humboldt İdeali

  • Humboldt, Wilhelm von (1920). "Über die innere und äußere Organisation der höheren wissenschaftlichen Anstalten in Berlin" [Berlin'deki Yüksek Bilimsel Kurumların İç ve Dış Örgütlenmesi Üzerine- 1810 Metni]. Gesammelte Schriften, Cilt 10, Berlin.
  • Ringer, Fritz K. (1969). The Decline of the German Mandarins: The German Academic Community, 1890–1933. Harvard University Press. (Alman profesörler sınıfının/mandarinlerin sosyolojik ve kurumsal analizi için temel kaynak).
  • Vom Brocke, Bernhard (1999). "Die Rezeption der deutschen Universität weltweit" [Alman Üniversitesinin Dünya Çapındaki Alımlanışı]. Mitteilungen der Alexander von Humboldt-Stiftung, 74, 15-32.

İktisadi Düşünce Tarihi ve Metodoloji Çalışmaları

  • Blaug, Mark (1997). Economic Theory in Retrospect. Cambridge University Press. (Metodolojik kırılmalar ve Methodenstreit analizi için).
  • Hodgson, Geoffrey M. (2001). How Economics Forgot History: The Problem of Historical Specificity in Social Science. London and New York: Routledge. (Tarihçi Okul'un ve Berlin geleneğinin soyut teori karşısındaki değerini inceleyen modern çalışma).
  • Schumpeter, Joseph A. (1954). History of Economic Analysis. Oxford University Press. (Özellikle Kameralizm, Rau, Schmoller ve Sombart dönemlerinin analitik değerlendirmesi için vazgeçilmez kaynak).
  • Shionoya, Yuichi (2005). The Soul of the German Historical School: Methodological Essays on Schmoller, Weber and Schumpeter. Springer.

🇺🇸 Amerikan Akademisine Etki ve Entelektüel Göç

  • Dorfman, Joseph (1955). "The Role of the German Historical School in American Economic Thought." The American Economic Review, 45(2), 17–28. (Amerikalı iktisatçıların Almanya'da doktora yapma süreçleri ve AEA'nın kuruluşu).
  • Krohn, Claus-Dieter (1993). Intellectuals in Exile: Refugee Scholars and the New School for Social Research. University of Massachusetts Press. (Emil Lederer öncülüğünde New York'ta kurulan "Sürgündeki Üniversite"nin tarihi).

 

Nazi Dönemi ve Savaş İktisadı (1933-1945)

  • Herbst, Ludolf (1982). Der Totale Krieg und die Ordnung der Wirtschaft: Die Kriegswirtschaft im Nationalsozialismus [Topyekûn Savaş ve Ekonominin Düzeni: Ulusal Sosyalizmde Savaş Ekonomisi]. Stuttgart: DVA.
  • Janssen, Hauke (2009). Nationalökonomie und Nationalsozialismus: Die deutsche Volkswirtschaftslehre im Dritten Reich [Milli Ekonomi ve Ulusal Sosyalizm: Üçüncü Reich'ta Alman İktisat Öğretisi]. Marburg: Metropolis. (Berlin Ekonomi Bölümü'nün Wehrwirtschaft çizgisine indirgenme süreci).

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cambridge'in Kışkırtıcı (Provocative) Dehası: Joan Robinson'ın Entelektüel ve Duygusal Öyküsü

İktisat Eğitimi Öğrencileri Piyasa Yanlısı mı Yapıyor?

TÜRKİYE'NİN ÖNCÜ KADIN AKADEMİSYENLERİ: İKTİSAT VE SOSYAL BİLİMLER ANALİZİ