İmparatorluğun Son Entelektüel Sınırları: Osmanlı Taşrasında Yükseköğretim Hamlesi ve Ulus Devletlere Kurumsal Mirası (1866–1918)
İmparatorluğun Son Entelektüel Sınırları: Osmanlı Taşrasında Yükseköğretim
Hamlesi ve Ulus Devletlere Kurumsal Mirası (1866–1918)
Ercan Eren
Çeperde Kurumsal Barikatlar İnşa Etmek[1]
19.Yüzyılın
ikinci yarısından itibaren Osmanlı Devleti, sadece askeri ve mali cephelerde
değil, aynı zamanda entelektüel, idari ve kurumsal sahalarda da çok boyutlu bir
beka mücadelesine girişmiştir. Tanzimat ile filizlenen ve II. Abdülhamid
döneminde sistematik bir devlet politikasına dönüşen modern eğitim hamlesi,
uzun süre merkezin (Dersaadet) idari kadro ihtiyacını karşılamaya odaklanmış;
rüştiye, idadi ve sultani gibi ortaöğretim kademelerini taşraya yayma gayreti
gütmüştür. Ancak yüzyılın son çeyreğinde asıl asimetrik mücadele,
imparatorluğun en dinamik, kozmopolit ve aynı zamanda ayrılıkçı rüzgarlara en
açık sınır çeperlerinde, yani taşrada patlak vermiştir.
Geç Osmanlı
taşra yükseköğretim seferberliği, merkezin bürokratik mekanizmalarını taşraya
taşımaktan öte, çok katmanlı kriz alanlarına yönelik stratejik ve mekânsal
bir kurumsal müdahaledir. Bu müdahalenin arkasındaki temel itici güçler ve
tarihsel dinamikler şu şekilde özetlenebilir:
- Kültürel ve Siyasi Egemenlik Savaşları: Suriye ve Lübnan başta olmak üzere Orta Doğu coğrafyasında misyoner
okullarının (Amerikan Protestan Koleji/AUB ve Cizvitlerin Saint-Joseph
Üniversitesi/USJ) yarattığı kültürel hegemonya, bölgedeki genç elitleri
merkezin idari ve ideolojik yörüngesinden koparma riski taşımaktaydı.
Bâb-ı Âli, bu kurumsal sızmalarına karşı Şam ve Beyrut’ta açtığı tıp ve
hukuk mektepleriyle "akademik tekelini" geri alarak kurumsal bir
barikat inşa etmeye çalışmıştır.
- Merkezkaç Kuvvetlere Karşı Hukuki ve İdari
Entegrasyon: Balkanlar’da Selanik, Mezopotamya’da Bağdat
ve Filistin’de Kudüs gibi kritik merkezlerde modern yüksekokulların
açılması, yerel nüfusu pozitif Osmanlı hukuku ve modern iktisat nosyonu
etrafında entegre etme çabasıdır. Bölgesel milliyetçiliklerin ve aşiret
yapılarının çözücü etkilerine karşı, modern kanunları uygulayacak yerel
bürokratlar ve hâkimler doğrudan bu coğrafyalarda yetiştirilmek
istenmiştir.
- "Milli İktisat" ve Ticari
Egemenlik Arayışı: Selanik
ve İzmir gibi liman kentlerinde ticaretin ve iktisadi sermayenin
gayrimüslim tebaa ile yabancı devletlerin kontrolünde olması, Osmanlı
entelektüel aklını harekete geçirmiştir. Selanik’te kurulan Hamidiye
Ticaret Mektebi, Müslüman-Türk unsurları küresel ticaret ağlarıyla
eklemleyebilecek pratik ve teorik donanıma kavuşturma, dolayısıyla
iktisadi sahada bir "yerli burjuvazi" yaratma projesinin
akademik üssü olarak kurgulanmıştır.
Bu çalışma;
Şam Tıbbiyesi’nden Beyrut ve Bağdat Hukuk Mekteplerine, Selanik Hamidiye
Ticaret Mektebi’nden I. Dünya Savaşı'nın ideolojik cephesi olan Kudüs Selahaddin
Eyyubi Külliyye-i İslamiyyesi’ne uzanan geç Osmanlı taşra yükseköğretim
hamlesini kurumsal, hukuki ve iktisadi boyutlarıyla ele almaktadır.
Çalışmanın temel tezi; Osmanlı siyasi sınırları korumaya yetmese de bu taşra
seferberliğinin ürettiği akademik altyapı, müfredat birikimi ve en önemlisi
"biyografik süreklilik" arz eden kurucu aydın kuşağının, sömürge
sonrası Orta Doğu ve Balkan ulus devletlerinin modern kurumsal genetiğini ve
idari omurgasını kalıcı olarak şekillendirdiğidir.
I. Geç Dönem Osmanlı Modernleşmesinde Merkez-Taşra Dikotomisi ve
Yükseköğretim Coğrafyası
A. Kuramsal Çerçeve: Merkezileşme Çabaları, "Osmanlıcılık"
İdeolojisi ve Yumuşak Güç Olarak Eğitim
Osmanlı
İmparatorluğu’nun 19. yüzyıldaki varoluş mücadelesi, kuramsal olarak merkezin
taşra üzerindeki idari, hukuki ve kültürel denetimini yeniden tesis etme çabası
olarak okunmalıdır. Klasik patrimonyal yapının çözülmesi ve taşrada yerel
odakların (âyânlar, özerklik talep eden cemaatler, aşiret yapıları) güç
kazanması, Bâb-ı Âli’yi radikal bir rasyonelleşme ve merkezileşme siyasetine
zorlamıştır. Bu doğrultuda Tanzimat Fermanı ile teorik altyapısı kurulan ve
Kanun-u Esasi ile anayasal bir zemine kavuşturulan "Osmanlıcılık" (İttihad-ı
Anasır) ideolojisi, din ve etnisite farkı gözetmeksizin tüm tebaayı ortak
bir vatan kimliği etrafında birleştirmeyi hedeflemiştir.
Bu ideolojik
ve idari merkezileşmenin en dinamik, en stratejik enstrümanı ise şüphesiz ki
eğitim olmuştur. Joseph Nye tarafından kavramsallaştırılan "yumuşak
güç" (soft power) unsuru, geç dönem Osmanlı devlet aklında, taşra
tebaasının rızasını üretmek ve devlete olan sadakatini pekiştirmek adına maarif
yatırımları şeklinde tezahür etmiştir. Mektep, yalnızca okuma-yazma öğretilen
veya mesleki beceri kazandırılan bir mekân değil; imparatorluk bilincinin,
resmi dilin, standardizasyonun ve modern rasyonalitenin taşraya zerk edildiği
bir ideolojik aygıttır. İlköğretim ve ortaöğretim (rüşdiye ve idadiler)
düzeyinde II. Abdülhamid döneminde muazzam bir genişleme gösteren bu eğitim
ağı, yüzyılın dönümünde merkezin taşradaki elit ihtiyacını yerelden karşılama
zorunluluğu neticesinde yükseköğretim (mekteb-i âli) seviyesine
taşınmıştır.
B. Tarihsel Arka Plan: İstanbul Darülfünunu ve Mekteb-i Mülkiye/Tıbbiye
Modellerinin Taşraya İhraç Edilme Zorunluluğu
Osmanlı modern
yükseköğretiminin kurumsal genetiği, uzun ve sancılı denemelerin ardından 1900
yılında kalıcı olarak açılabilen Darülfünun-ı Şahane ile Mekteb-i Mülkiye,
Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane ve Mekteb-i Hukuk gibi payitaht merkezli ihtisas
okullarında şekillenmiştir. Bu kurumlar, bürokratik rasyonalizasyonun ihtiyaç
duyduğu pozitivist, kanunperest ve teknik uzman kadroları yetiştiren ana
merkezlerdi. Ancak 20. yüzyılın başına gelindiğinde, tüm yükseköğretim
kurumlarının İstanbul’da kümelenmiş olması hem lojistik hem de sosyo-politik
açıdan sürdürülemez bir merkez-taşra asimetrisi yaratmıştır.
Taşranın
yetenekli gençlerinin yükseköğretim için İstanbul’a gelmesi ciddi bir mali yük
oluşturduğu gibi, bu gençlerin payitahttaki radikal siyasi hareketlerle (Jön
Türk muhalefeti) temas etmesi merkez tarafından bir güvenlik riski olarak
addedilmiştir. Daha da önemlisi, mülki idare, adliye ve sağlık sisteminin
rasyonelleşebilmesi için yerel dinamikleri, dilleri ve toplumsal dokuyu bilen
ama emperyal mevzuata sadık uzmanların doğrudan "yerinde"
yetiştirilmesi gerekmiştir. Dolayısıyla, İstanbul’da kurumsallaşan sivil
yükseköğretim modellerinin müfredat, hoca kadrosu ve idari şema olarak Selanik,
Şam, Beyrut ve Bağdat gibi bölgesel metropollere ihraç edilmesi, imparatorluğun
idari bekası için kaçınılmaz bir zorunluluk haline gelmiştir.
C. Temel Sorunsal: Yabancı Misyoner Faaliyetleri, Yükselen Yerel
Milliyetçilikler ve Osmanlı Vizyonunun Bu Tehditlere Kurumsal Yanıtı
Osmanlı devlet
aklını taşrada yüksekokullar açmaya zorlayan en yakıcı sorunsal, eğitim
alanının egemenlik haklarını tehdit eden küresel ve yerel meydan okumalara
sahne olmasıdır. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren imparatorluğun
zayıflığından ve kapitülasyonların sağladığı hukuki bağışıklıklardan yararlanan
yabancı devletler ile misyoner örgütleri, özellikle Doğu Akdeniz ve
Balkanlar’da devasa bir eğitim hegemonyası kurmuşlardır. Beyrut’ta açılan
Amerikan ve Fransız yüksekokulları, Osmanlı tebaası olan Hristiyan ve Müslüman
gençleri kendi kültürel ve siyasi nüfuz havzalarına çekerken; Balkanlar’da
korunan azınlık mektepleri, ayrılıkçı yerel milliyetçiliklerin (Bulgar, Yunan,
Sırp) fikri kuluçka merkezleri olarak işlev görmüştür.
Bu durum,
Osmanlı egemenliği açısından doğrudan bir "kültürel işgal" ve
güvenlik krizidir. Yabancı misyonerlerin ve ayrılıkçı aktörlerin eğitim yoluyla
tebaanın zihnini devlete yabancılaştırmasına karşı, salt polisiye veya askeri
tedbirlerle karşı koyulamayacağı aşikardı. Bâb-ı Âli, bu hegemonya savaşına
ancak daha modern, daha organize ve meşru alternatifler üreterek yanıt
verebilirdi. İşte bu çalışmanın odaklandığı taşra mekteb-i âlileri, yabancı
eğitim tekeline karşı devletin resmi "panzehiri" ve entelektüel
kalkanı olarak meydan yerine çıkmıştır. Merkezin ürettiği bu kurumsal yanıt,
sadece bir eğitim reformu değil, imparatorluğun dağılmasını önlemeye matuf son
vizyoner ve varoluşsal hamlesidir.
II. Akdeniz’in Kozmopolit Kalbinde Kültürel Nüfuz Savaşları: Beyrut ve Şam
Deneyimleri
A. Beyrut: Küresel Güçlerin Akademik Savaş Alanı
1. Syrian Protestant College (AUB) ve Université Saint-Joseph (USJ)
Rekabeti: Dil ve Sekülerleşme Krizleri
19. yüzyılın
ikinci yarısında liman ticaretiyle küresel kapitalizme entegre olan Beyrut
vilayeti, Batı sömürgeciliğinin Orta Doğu’ya sızma girişimlerinin en dinamik
üssü haline gelmiştir. Bu sızma harekâtı, askeri müdahaleden ziyade eğitim
kurumları kanalıyla yürütülen kültürel bir hegemonya mücadelesi şeklinde
tezahür etmiştir. Alanın ilk güçlü aktörü, 1866 yılında Amerikalı misyoner
Daniel Bliss öncülüğünde kurulan Syrian Protestant College (Suriye
Protestan Koleji- bugünkü Beyrut Amerikan Üniversitesi / AUB) olmuştur. Okul,
başlangıçta yerel halkla bağ kurabilmek ve Anglosakson nüfuzunu tabana
yayabilmek adına eğitim dilini Arapça olarak belirlemiştir. Ancak 1882 yılında
kurumda patlak veren ve tıp fakültesi hocalarından Edwin Lewis’in evrim
teorisini övmesiyle başlayan "Darwinizm Krizi", misyoner idarenin
sekülerleşme eğilimlerine karşı katı dini refleksler vermesine yol açmış; bu iç
kriz ve tıp literatürünün küreselleşmesi neticesinde 1883’te eğitim dili kalıcı
olarak İngilizceye çevrilmiştir.
Amerikan
Protestan yayılmacılığının bölgedeki Katolik ve Ortodoks tebaa üzerinde kurduğu
bu muazzam entelektüel cazibe, Katolik dünyasının geleneksel hamiliğini
üstlenen Fransa’yı ve Cizvit tarikatını harekete geçirmiştir. Fransız
diplomasisi ve sermayesinin doğrudan desteğiyle 1875 yılında kurulan Université
Saint-Joseph (Saint Joseph Üniversitesi- USJ), Amerikan hamlesine verilmiş
çok net bir Katolik-Fransız yanıtıdır. USJ, baştan itibaren katı bir Fransız
şovenizmiyle eğitim dilini Fransızca yapmış, 1883’te kurulan tıp fakültesi
diplomasını doğrudan Paris’te onaylatarak mezunlarına Fransa’da dahi hekimlik
yapma hakkı tanımıştır. Bu iki devasa kurum arasındaki rekabet, tıp ve hukuk
eğitimi üzerinden Levanten elitlerin zihniyet dünyasını bölmüş, Beyrut’u adeta
Batılı sömürgeci güçlerin akademik bir savaş alanına çevirmiştir.
2. Bâb-ı Âli’nin Savunma Hattı: Beyrut Mekteb-i Tıbbiyesi ve Beyrut Hukuk
Mektebi (1913)
Yabancı
misyoner mekteplerinin Suriye ve Lübnan coğrafyasındaki en parlak gençleri
kendi kültürel havzalarına çekmesi, Osmanlı merkezi egemenliği açısından ciddi
bir ulusal güvenlik krizi olarak değerlendirilmiştir. Bâb-ı Âli, bu tekeli
kırmak adına öncelikle hukuki korumacılık mekanizmalarını devreye sokmuştur.
Çıkartılan nizamnamelerle, Amerikan Koleji ve Fransız Üniversitesi tıp
fakültelerinden mezun olanların doğrudan Osmanlı topraklarında hekimlik yapması
yasaklanmış; bu mezunlara diplomasını onaylatmak ve pratik yeterliliğini
kanıtlamak için İstanbul’daki Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane heyeti önünde resmi bir
sınava (Rüsum-ı İmtihan / Kolokyum) girme zorunluluğu getirilmiştir.
Ancak denetim
mekanizmalarının tek başına yeterli olmadığını gören devlet, nihayetinde sahada
alternatif kurumsal yapılar inşa etme stratejisine yönelmiştir. Bu doğrultuda,
yabancı mekteplerin tıp ve hukuk alanındaki hegemonyasını kırmak amacıyla sivil
bir Beyrut Tıbbiye-i Şahane Şubesi ile 1913 yılında Beyrut Hukuk
Mektebi (Mekteb-i Hukuk) açılmıştır. Özellikle Beyrut gibi
konsoloslukların, kapitülasyon davalarının ve uluslararası Akdeniz ticaretinin
yoğun olduğu bir liman kentinde açılan bu hukuk mektebi, emperyal hukuki
müdahalelere karşı Osmanlı Ticaret Kanunu’nu, ceza mevzuatını ve devletin
nizamını yerel dille de savunabilecek, devlete sadık Müslüman ve Hristiyan
Osmanlı bürokratlarını yetiştiren resmi bir kale işlevi görmüştür.
B. Şam: Modern Tıp ve Hukuk Yoluyla
Merkezileşme
1. Şam Tıbbiye Mektebi (1903):
Türkçe Eğitim Zorunluluğu, Müfredat Yapısı ve Hamidiye Gureba Hastanesi ile
Entegrasyon
Levant (Doğu
Akdeniz) coğrafyasındaki ikinci büyük Osmanlı tahkimatı, Arap vilayetlerinin
idari ve askeri merkezi konumundaki Şam’da gerçekleştirilmiştir. II.
Abdülhamid’in sivil yükseköğretimi taşraya yayma vizyonunun en somut
meyvelerinden biri olan Şam Tıbbiye Mektebi (Mekteb-i Tıbbiye-i
Şahane), 31 Ağustos 1903’te kapılarını açmıştır. Mektebin Şam’da
kurulmasının temel amacı, hem bölgenin kronik hekim ihtiyacını yerinden
karşılamak hem de Beyrut’taki Fransız ve Amerikan nüfuzuna karşı güney
vilayetlerinde merkezi otoritenin bilimsel varlığını hissettirmekti.
Şam
Tıbbiyesi’ndeki en radikal ve tartışmalı strateji, eğitim dilinin Türkçe
olarak zorunlu kılınması olmuştur. Merkez, tıp terminolojisini ve resmi
dili Arap coğrafyasında standart hale getirerek idari homojenlik sağlamayı
hedeflemiştir. Ana dili Arapça olan yerel öğrencilerin bu bariyeri aşabilmesi
için mektep bünyesinde yoğun bir Türkçe hazırlık programı uygulanmıştır.
Müfredat yapısı, İstanbul’daki askeri ve sivil tıbbiyenin birebir kopyası
olarak dizayn edilmiş; anatomi, kimya-yı tıbbi, fizyoloji, cerrahi ve
hıfzıssıhha (hijyen) gibi modern dersler dönemin Avrupa tıp standartlarına göre
okutulmuştur. Mektebin klinik ve pratik eğitimleri ise, dönemin en modern
sağlık tesislerinden biri olan ve en yeni tıbbi cihazlarla donatılan Şam
Hamidiye Gureba Hastanesi ile entegre edilerek yürütülmüştür. Mektep,
Salihiye’deki geçici binasından sonra, Süleymaniye Külliyesi yakınındaki Barake
mevkisinde inşa edilen muazzam anatomi salonlarına ve laboratuvarlara sahip
kalıcı kampüsüne taşınarak bölgenin en modern tıp merkezi haline gelmiştir.
2. Şam Hukuk Mektebi (1913): Yerel Elitleri Osmanlı Hukuki Şemsiyesinde
Tutma Stratejisi
Tıbbiyenin
açılışından on yıl sonra, İkinci Meşrutiyet’in getirdiği anayasal nizamı
taşrada kökleştirmek amacıyla İttihat ve Terakki yönetimi tarafından 1913
yılında Şam Hukuk Mektebi (Mekteb-i Hukuk) faaliyete
geçirilmiştir . Balkan Savaşları’nın getirdiği büyük toprak kayıpları ve
sarsıntılar, imparatorluk aklını elinde kalan Arap vilayetlerine çok daha sıkı
sarılmaya zorlamıştır. Bu dönemde yükselişe geçen seküler Arap milliyetçiliği
fikirlerine karşı Bâb-ı Âli, yerel elitlerin çocuklarını Osmanlı hukuki kimliği
altında tutmayı bir beka meselesi olarak addetmiştir.
Şam Hukuk
Mektebi’nin müfredatı, Roma Hukuku, Kanun-u Esasi (Anayasa), Hukuk-u Düvel
(Uluslararası Hukuk) ve Fransız kodifikasyonlarından devşirilen modern
ceza/ticaret kanunları ile geleneksel İslam hukukunu (Fıkıh ve Mecelle-i
Ahkam-ı Adliye) sentezleyen bir yapıya sahipti. Eğitim dili resmi olarak yine
Türkçe olmakla birlikte, hukuk eğitiminin doğası ve yerel mahkemelerin işleyişi
gereği Arapça takviyelere ve İslam hukuku derslerine Şam’da, İstanbul’a kıyasla
çok daha geniş bir esneklik tanınmıştır. Mektep; Suriye, Filistin ve Ürdün
havzasındaki köklü ailelerin çocuklarını devlete bağlı birer hâkim, savcı ve
mülki amir olarak yetiştirerek yerel bürokrasiyi milliyetçi rüzgarlardan
korumayı amaçlayan kurumsal bir şemsiye vazifesi görmüştür. Savaşın olağanüstü
koşulları altında 1914 yılında Şam Tıbbiyesi ile idari olarak tek bir çatı
altında birleştirilen bu hukuk mektebi, Osmanlı sonrasındaki Suriye devletinin
de kurucu entelektüel jenerasyonunu üretecektir.
III. Balkanlar'ın Barut Fıçısında Hukuki ve İktisadi Kalkan: Selanik ve
Manastır
A. Makedonya Sorunu Karşısında Bir Entelektüel Çeper: Selanik Hukuk Mektebi
(1907)
1. Çok Kültürlü Öğrenci Profili ve Ortak Osmanlı Vatandaşlığı İdeali
20. yüzyılın
eşiğinde, "Makedonya Sorunu" olarak adlandırılan uluslararası krizin,
etnik çatışmaların ve çetecilik faaliyetlerinin merkez üssü haline gelen Rumeli
toprakları, Osmanlı Devleti’nin en kırılgan bölgesini teşkil etmekteydi. Bâb-ı
Âli, ayrılıkçı milliyetçi hareketlerin ve terör eylemlerinin taban bulmasını
engellemek amacıyla, askeri tedbirlerin yanı sıra entelektüel ve hukuki bir
savunma hattı kurma ihtiyacı hissetmiştir. Bu doğrultuda, II. Abdülhamid
yönetimi tarafından 1907 yılında açılan Selanik Hukuk Mektebi (Mekteb-i
Hukuk), imparatorluğun çok etnikli yapısını korumayı amaçlayan en stratejik
eğitim hamlelerinden biridir.
Mektebin en
ayırt edici özelliği; Müslüman, Yahudi, Rum, Bulgar, Ermeni ve Ulah unsurları
bir araya getiren son derece kozmopolit öğrenci profilidir. Selanik Hukuk
Mektebi, farklı cemaatlere mensup bu gençleri aynı amfide toplayarak, onlara
ayrılıkçı kimliklerin ötesinde kapsayıcı bir Osmanlı vatandaşlığı (Osmanlılık
/ Osmanlı Yurttaşlığı) bilinci aşılamayı hedeflemiştir. Devlet, yerel
Hristiyan elitlerin çocuklarını Atina, Sofya veya Belgrad’daki milliyetçi
akademiler yerine Selanik’te eğiterek, onları sistemin içine entegre etmeye ve
taşra idari mekanizmalarında görev alacak sadık bürokratlar haline getirmeye
çalışmıştır.
2. Roma Hukuku, Mecelle ve Modern Kodifikasyonların Rumeli'deki İşlevi
Selanik Hukuk
Mektebi’nde uygulanan müfredat, devletin çok hukuklu yapısını ve modernleşme
sancılarını yansıtan sentez bir niteliğe sahipti. Mektepte bir yandan İslam
hukukunun kanunlaştırılmış formu olan Mecelle-i Ahkam-ı Adliye ve fıkıh
dersleri okutulurken, diğer yandan Batı ve özellikle Fransız hukuk sisteminden
mülhem modern ceza, ticaret ve usul kanunları aktarılmaktaydı. Bu müfredatın en
kritik ayaklarından birini ise, Batı Akdeniz hukuk dünyası ile entelektüel bir
köprü kuran Roma Hukuku dersleri oluşturuyordu.
Bu hukuki
sentez, Rumeli coğrafyasında hayati bir koruyucu fonksiyona sahipti:
- Mülkiyet Emniyeti ve Konsolidasyon: Modern mülkiyet ve ticaret hukuku kuralları sayesinde, bölgede etnik
çatışmalarla sarsılan arazi rejiminin ve ticari ilişkilerin yasal
güvenceye alınması hedeflenmiştir.
- Emperyal Müdahalelere Karşı Barikat: Avrupalı devletlerin Mürzsteg Programı (1903) gibi reform
paketleriyle Makedonya’nın iç işlerine, adliye ve jandarma teşkilatına
müdahale ettiği bir dönemde; yerel hukuku en iyi düzeyde savunabilecek,
kapitülasyonların yarattığı boşlukları kapatabilecek yerli ve donanımlı
bir adli kadro bu mektep vasıtasıyla yetiştirilmiştir.
B. Kapitalizme Yerli Yanıt: Selanik Hamidiye Ticaret Mekteb-i Âlisi
1. İktisadi Hayatın Azınlık/Yabancı Tekelinden Çıkarılması ve Müslüman-Türk
Burjuvazi/Bürokrasi Yaratma Projesi
Selanik,
sadece siyasi krizlerin değil, aynı zamanda Osmanlı coğrafyasının küresel
kapitalizme en açık, liman ve demiryolu ağlarıyla örülü en büyük ticari
metropollerinden biriydi. Ancak kentin iktisadi hayatı, finansal sirkülasyonu
ve dış ticareti büyük ölçüde gayrimüslim tebaanın, Dönme (Avdetî) cemaatinin ve
yabancı hamiliğindeki Levanten şirketlerin tekelindeydi. Müslüman-Türk unsurlar
ise iktisadi alanda zayıf kalarak mülki idare, askerlik ve tarımsal
faaliyetlerle sınırlanmıştı.
Bu asimetrik
yapıyı kırmak ve iktisadi bağımsızlığı sağlamak amacıyla devlet, yerli ve milli
bir iktisadi sınıf yaratma projesini devreye sokmuştur. Bu vizyonun kurumsal
somutlaşması, 1880'lerde temelleri atılan ve zamanla yükseköğretim seviyesine
çıkarılan Selanik Hamidiye Ticaret Mekteb-i Âlisi olmuştur. Mektebin
temel misyonu; iktisadi hayatı gayrimüslim ve yabancı tekelinden kademeli
olarak kurtarmak, piyasa koşullarına hâkim, modern finans enstrümanlarını
kullanabilen bir Müslüman-Türk burjuvazisi ve iktisat bürokrasisi inşa
etmekti. Bu hamle, daha sonra İttihat ve Terakki döneminde olgunlaşacak olan
"Milli İktisat" politikalarının da entelektüel laboratuvarı işlevini
görmüştür.
2. Müdfredat, Muhasebe Sistemleri ve Yoğun Fransızca Eğitimi
Avrupa’daki
muadilleri (özellikle Fransa'daki École des Hautes Études Commerciales)
örnek alınarak dizayn edilen mektebin müfredatı, dönemin en ileri uygulamalı
işletme ve iktisat eğitimini sunmaktaydı. Eğitim programında şu bileşenler öne
çıkıyordu:
- Modern Muhasebe ve Finans: Çift kayıtlı muhasebe sistemleri (usul-ü defterî), şirketler
hukuku, bankacılık işlemleri, borsa mekanizmaları, emtia bilgisi ve gümrük
mevzuatı dersleri en ince detayına kadar okutulmaktaydı.
- Yoğun Fransızca Eğitimi: Dönemin küresel ticaret diplomasisi ve finans dili olan Fransızca,
öğrencilere çok sıkı bir hazırlık programıyla öğretiliyordu. Öğrencilerin
uluslararası yazışmaları yürütebilecek, kambiyo senetlerini ve dış ticaret
sözleşmelerini analiz edebilecek düzeyde dil hakimiyetine ulaşması
zorunluydu.
Mektep,
mezunlarına sadece teorik bilgi sunmuyor; Selanik limanındaki ticari
işletmelerde, bankalarda ve gümrük müdürlüklerinde pratik staj imkanları
sağlayarak piyasayla doğrudan entegre olmalarını önceliyordu.
C. Manastır Askeri İdadisi: Balkanlar'daki Askeri ve Entelektüel Elitlerin
Yetiştirilmesindeki Yükseköğretim Eşiği Rolü
Balkanlar'ın
stratejik savunma hatlarından bir diğeri olan Manastır vilayeti, Üçüncü
Ordu’nun merkezi olmasının yanı sıra, imparatorluğun en prestijli askeri eğitim
kurumlarından biri olan Manastır Askeri İdadisi’ne (Mekteb-i Fünûn-ı
İdadiye-i Askeriye) ev sahipliği yapmaktaydı. Kâğıt üzerinde bir
ortaöğretim (lise) kurumu olarak konumlandırılsa da uyguladığı yoğunlaştırılmış
müfredat, bünyesinde barındırdığı nitelikli askeri/akademik kadro ve rüştiye
sonrası askeri akademilere (Mekteb-i Harbiye) geçişteki seçici fonksiyonu
nedeniyle, fiilen bir yükseköğretim eşiği ve entelektüel olgunlaşma
akademisi rolü oynamıştır.
Manastır
İdadisi’nin üstlendiği bu kritik eşik rolünün temel boyutları şunlardı:
- Pozitivist ve Teknik Müfredat: İdadide öğrencilere sadece askeri talimler yaptırılmıyor; ileri düzey
matematik, cebir, topografya, haritacılık, kozmografya ve askeri strateji
gibi pozitif bilimlere dayalı ağır bir ders programı uygulanıyordu. Bu
eğitim, öğrencilere analitik düşünme, kriz anında rasyonel karar alma ve
sebep-sonuç ilişkilerini bilimsel metodolojiyle çözme yeteneği
kazandırıyordu.
- Fransız Aydınlanması ve Seküler Fikirlerle
Temas: Manastır, Batı’dan gelen gazete, dergi ve
kitapların askeri sansüre rağmen yoğun şekilde sirküle olduğu bir serbest
bölge niteliğindeydi. İdadi öğrencileri, özellikle Fransızca
öğretmenlerinin teşvikiyle Jean-Jacques Rousseau, Voltaire, Montesquieu ve
Auguste Comte gibi Aydınlanma düşünürlerinin eserleriyle burada
tanışmışlardır. Bu seküler ve cumhuriyetçi fikirler, genç subay
adaylarının zihin dünyasında mutlakıyet rejimine karşı meşrutiyetçi ve
hürriyetçi bir bilincin tohumlarını atmıştır.
- Edebi ve Siyasi Ağların Teşekkülü: Başta Mustafa Kemal (Atatürk), Ömer Seyfettin, Ali Fethi (Okyar) ve
Kâzım Karabekir gibi geleceğin kurucu elitleri bu okulun sıralarında
yetişmiştir. Okulda kurulan gizli edebiyat toplulukları, şiir ve hitabet
kulüpleri, vatanseverlik fikrinin ve Türk milliyetçiliğinin/halkçılığının
ilk entelektüel tartışma zeminini yaratmıştır.
Nihayetinde
Manastır Askeri İdadisi, sadece cephede savaşacak subaylar değil;
imparatorluğun makus talihini tersine çevirmek üzere hem askeri stratejiye hem
de çağdaş felsefeye hâkim, İkinci Meşrutiyet devrimini gerçekleştirecek ve
ardından Türkiye Cumhuriyeti’ni kuracak olan modern bürokratik-askeri elit
jenerasyonun ilk büyük potası olmuştur.
IV. Sınır Boylarında Egemenlik ve Kimlik İnşası: Kudüs, Bağdat ve Ötesi
A. Cihad-ı Ekber’in Akademik Cephesi: Kudüs Selahaddin Eyyubi Külliyye-i
İslamiyyesi (1915)
1. İttihat ve Terakki ile Cemal Paşa’nın el-Ezher’e Alternatif "Asrî
İslam Üniversitesi" Arayışı
Birinci Dünya
Savaşı’nın patlak vermesi ve Osmanlı Devleti’nin İtilaf Devletleri’ne karşı
ilan ettiği "Cihad-ı Ekber" (Büyük Kutsal Savaş), imparatorluğun
eğitim stratejilerinde ideolojik bir kırılma noktası yaratmıştır. İngiliz
işgali altındaki Mısır’da bulunan el-Ezher Üniversitesi’nin sömürge yönetiminin
gölgesinde kalması ve hilafetin cihat çağrısına karşı mesafeli/muhalif bir
duruş sergilemesi, İttihat ve Terakki yönetimini radikal bir alternatif aramaya
itmiştir. Bu doğrultuda, Bahriye Nazırı ve Dördüncü Ordu Komutanı Cemal
Paşa’nın doğrudan himayesinde, 1915 yılında kutsal kent Kudüs’te Selahaddin
Eyyubi Külliyye-i İslamiyyesi kurulmuştur.
Bu kurum
sıradan bir medrese değil; el-Ezher’in dini entelektüel tekelini kırmak,
sömürge karşıtı İslamcılık düşüncesini hilafet ekseninde birleştirmek ve İslam
dünyasına yön verecek elitleri yetiştirmek üzere kurgulanmış "Asrî bir
İslam Üniversitesi" projesidir. Üniversitenin Kudüs’te kurulması ve
Haçlı istilasına son veren Selahaddin Eyyubi’nin adını taşıması, İngiliz ve
Fransız sömürgeciliğine karşı verilen mücadelenin akademik ve sembolik
cephesini oluşturmuştur.
2. İzmirli İsmail Hakkı’nın Rektörlüğü, Din Bilimleri ile Modern Sosyal
Bilimlerin Sentezi, Küresel Müslüman Öğrenci Ağı
Külliyenin
kurucu rektörlüğüne (müdürlük), dönemin en parlak yenilikçi İslam
alimlerinden ve Darülfünun hocalarından İzmirli İsmail Hakkı
getirilmiştir. İzmirli’nin vizyonu doğrultusunda şekillenen müfredat,
geleneksel İslam bilimleri ile Batı tarzı modern sosyal bilimleri harmanlayan
devrimci bir senteze sahipti. Kurumda tefsir, hadis ve fıkıh gibi temel
derslerin yanı sıra felsefe tarihi, sosyoloji (ilm-i içtima), iktisat,
coğrafya-yı umumi ve pedagoji okutulmaktaydı. Bu sentez vasıtasıyla, çağın
pozitivist ve materyalist felsefi akımlarına karşı rasyonel argümanlarla
İslam’ı savunabilecek entelektüel münevverler yetiştirilmeye çalışılmıştır.
Üniversite,
pan-İslamist (İttihad-ı İslam) dış politikanın bir yansıması olarak küresel bir
cazibe merkezi olarak tasarlanmıştır. Osmanlı tebaasının yanı sıra Hindistan,
Cava, Sumatra, Kuzey Afrika, Kafkasya ve Balkanlar gibi sömürge boyunduruğu
altındaki coğrafyalardan gelen Müslüman öğrencilere tam burslu eğitim imkânı
sunulmuştur. Savaşın lojistik imkansızlıklarına ve İngiliz ordusunun
ilerleyişiyle okulun 1917’de kapanmak zorunda kalmasına rağmen, Kudüs Külliyesi
sömürge karşıtı küresel Müslüman entelektüel ağların kurulmasında çok kritik
bir tarihsel deneyim olarak kalmıştır.
B. Aşiret Hukukundan Pozitif Hukuka: Bağdat Hukuk Mektebi (1908)
1. İngiliz Nüfuzuna Karşı Mezopotamya’da Nizam-ı Şahaneyi Kurma Çabası
İmparatorluğun
en doğu çeperini oluşturan Mezopotamya (Irak) coğrafyası, Basra Körfezi
üzerinden sızan İngiliz emperyalizminin ve petrol jeopolitiğinin doğrudan
tehdidi altındaydı. Bölgedeki merkezi otorite, otonom aşiret yapıları, dini
klikler ve İngiliz konsolosluklarının yerel şeyhler üzerindeki mali nüfuzu
nedeniyle son derece zayıftı. İkinci Meşrutiyet’in ilanından hemen sonra, 1908
yılında açılan Bağdat Hukuk Mektebi (Mekteb-i Hukuk), bölgede
hukuki modernleşmeyi sağlamak ve nizam-ı şahaneyi tahkim etmek amacıyla atılmış
en önemli adımdır.
Bağdat Hukuk
Mektebi’nin misyonu, bölgede yüzyıllardır süregelen örfi/aşiret hukukunun ve
yerel konsolosluk mahkemelerinin keyfi işleyişinin yerine, kanun önünde
eşitliğe dayalı pozitif Osmanlı hukukunu ikame etmekti. Devlet; mülkiyet
uyuşmazlıklarını, aşiret kavgalarını ve vergi meselelerini modern kanunlar
(Mecelle, Ticaret Kanunu, Arazi Kanunnamesi) çerçevesinde çözecek yerli bir
yargı sınıfı yaratarak Mezopotamya’yı hukuken merkeze bağlamayı amaçlamıştır.
2. Eğitim Dili Krizleri, Hoca Kıtlığı ve Aşiret Yapılarıyla Kurumsal
Mücadele
Mektep,
kuruluşundan itibaren çok katmanlı yapısal krizlerle boğuşmak zorunda
kalmıştır:
- Eğitim Dili Krizi: İstanbul’un idari homojenlik adına resmi eğitim dilini Türkçe olarak
dayatması, ana dili Arapça olan Bağdat elitleri ve öğrencileri arasında
ciddi huzursuzluklara yol açmıştır. Bu durum, mektebe dönemsel boykotlar
yapılmasına ve yerel basında İttihat ve Terakki’nin
"Türkleştirme" politikalarına yönelik sert eleştirilerin
yükselmesine neden olmuştur.
- Hoca Kıtlığı ve Lojistik Yetersizlik: İstanbul’a binlerce kilometre uzaktaki Bağdat’a nitelikli hukuk
hocalarını çekmek oldukça zordu. Mektep, kadro açığını kapatabilmek için
bölgedeki adliye bürokratlarından ve valilik müstahdemlerinden ders saati
ücretli destek almak zorunda kalmıştır.
- Aşiret Yapılarıyla Mücadele: Mektep mezunu genç savcı ve hakimlerin, kökleşmiş aşiret
geleneklerine, şeyhlerin otonom mahkemelerine ve feodal toprak düzenine
karşı devletin rasyonel yasalarını savunma çabası, sahada sert sosyal
dirençlerle karşılaşmıştır.
Her şeye
rağmen, Bağdat Hukuk Mektebi sivil itaati kurumsallaştırmada büyük rol oynamış
ve Osmanlı sonrasındaki bağımsız Irak devletinin de adli, siyasi ve entelektüel
kadrolarını (bakanlar, başbakanlar ve hukukçular) yetiştiren ana rahim
olmuştur.
C. Uzak Çeperlerin Dinamikleri: Halep Hukuk Mektebi,
Sana Mekteb-i Adlisi ve Özerk Mısır
(Kahire/İskenderiye) Yüksekokulları Mirası
Osmanlı
yükseköğretim coğrafyasının en uç sınırları ve özerk havzaları, merkezin yerel
dengelere göre nasıl esnek ve pragmatik stratejiler geliştirdiğini gösteren
özgün kurumsal mirasa sahiptir.
1. Halep Hukuk Mektebi (1913)
Anadolu ve
Arap dünyasının kesişim noktasındaki en büyük ticaret metropolü olan Halep’te,
1913 yılında kurulan hukuk mektebi, Suriye vilayetlerinin adli reform
süreçlerini tamamlayıcı bir işlev görmüştür. Halep Hukuk Mektebi hem Türkmen
hem de Arap aşiretlerinin yoğun olduğu bu geçiş koridorunda ortak bir hukuki
zemin inşa ederek, merkezi kanunların etkinliğini artırmıştır. Savaşın patlak
vermesiyle kısa süre sonra Şam ve Beyrut’taki kurumlara delege edilse de Kuzey
Suriye entelektüel elitlerinin yetişmesinde önemli bir dönemeç olmuştur.
2. Sana Mekteb-i Adlisi
İmparatorluğun
en sorunlu, sürekli Zeydi isyanlarıyla sarsılan ve lojistik olarak en izole
vilayeti olan Yemen’de, İmam Yahya ile yapılan Daân Anlaşması’nın (1911)
ardından uzlaşmacı bir entegrasyon stratejisi izlenmiştir. Bu doğrultuda 1912
açılan Sana Mekteb-i Adlisi Sana Hukuk Mektebi) Osmanlı eğitim tarihinin en
istisnai denemelerinden biridir. Mektebin temel amacı, asi Zeydi aşiret
reislerinin ve yerel elitlerin çocuklarını devlet eliyle eğiterek onlara mülki
idare formasyonu kazandırmak ve Yemen’i içeriden, yerel bürokratlar eliyle
merkeze sadık kılmaktaydı. Burada İstanbul’daki katı Türkçe zorunluluğunun
aksine Arapça eğitime ve fıkıh yorumlarına çok daha geniş imtiyazlar
tanınmıştır.
3. Özerk Mısır (Kahire / İskenderiye) Yüksekokulları Mirası
Mısır
Hidivliği, kâğıt üzerinde Osmanlı devletine bağlı bir eyalet olsa da Kavalalı
Mehmed Ali Paşa döneminden itibaren kendi modernleşme ve yükseköğretim
sistemini İstanbul’dan bağımsız ve hatta çok daha erken kurmuş muhtar bir
havzadır. Kahire’deki Kasrü’l-Ayni Tıp Mektebi (1827), Mekteb-i İdare
ve Hukuk (Madrasat al-Huquq- 1868) ve İskenderiye’deki teknik okullar,
Fransız eğitim modelini (Grandes Écoles) esas alan ve eğitim dili uzun süre
Fransızca ve Arapça olan kurumlardı. Mısır’ın 1882’de İngilizler tarafından
fiilen işgal edilmesinden sonra bile bu okullar, Osmanlı sömürge karşıtı
aydınlanmasının, modernist İslamcılığın (Muhammed Abduh, Cemaleddin Afgani
çizgisi) ve seküler Arap milliyetçiliğinin ana üretim merkezleri olmuştur.
İstanbul, taşra yükseköğretim hamlelerini (Beyrut, Şam, Bağdat, Kudüs
mektepleri) şekillendirirken, Mısır’daki bu erken gelişmiş, seküler ve bazen
merkeze tehdit oluşturan muazzam kurumsal mirası ve onun entelektüel çekim
gücünü her zaman bir rekabet faktörü ve ders kaynağı olarak göz önünde
bulundurmuştur.
V. Savaş, Kırılma ve Entegrasyon: I. Dünya Savaşı Yılları (1914–1918)
A. Seferberlik Kıskacında Akademik Altyapı: Bütçe Kısıtlılıkları ve
Mekânların Askerileşmesi
Birinci Dünya
Savaşı’nın ilanıyla birlikte ilan edilen genel seferberlik (seferberlik-i
umumiye), Osmanlı yükseköğretim coğrafyasını derin bir lojistik ve finansal
felaketin eşiğine sürüklemiştir. Savaşın getirdiği devasa askeri harcamalar,
Maarif Nezareti bütçesini neredeyse tamamen eritmiş; taşra mekteplerine
gönderilen ödeneklerin kesilmesi, hoca maaşlarının ödenememesine ve laboratuvar
malzemeleri ile kitap tedarikinin tamamen durmasına yol açmıştır.
Ancak bu
dönemde yükseköğretimin karşı karşıya kaldığı en büyük dönüşüm, mekânsal
düzlemde gerçekleşmiştir. Cephelerden gelen on binlerce yaralının ve salgın
hastalıkların (lekeli humma/tifüs, kolera, sıtma) yarattığı ağır kriz, sivil ve
askeri yüksekokul binalarının hızla askeri hastanelere, kışlalara ve
lojistik üslere dönüştürülmesini zorunlu kılmıştır:
- Meskûbiye Kompleksi ve Hastane Dönüşümleri: Beyrut ve Kudüs başta olmak üzere, Rusya, İngiltere ve Fransa gibi
itilaf devletlerine ait olan veya yerel misyonerlerce işletilen muazzam
okul, yetimhane ve hastane komplekslerine (Kudüs'teki meşhur Rus misyoner
yerleşkesi olan Meskûbiye Kompleksi dahil) el konulmuştur. Bu
mekânlar derhal Sahra Sıhhiye Müfettişliği emrine verilerek tam teşekküllü
askeri hastanelere çevrilmiştir.
- Öğrenci ve Hocaların Cepheye Sevk Edilmesi: Yalnızca binalar değil, insan kaynağı da askerileşmiştir. Şam
Tıbbiyesi ve Beyrut Mekteplerinin üst sınıflarındaki öğrenciler,
hızlandırılmış eğitim programlarıyla veya doğrudan "küçük zabit"
(asteğmen) rütbesiyle tabip muavini olarak Çanakkale, Sina-Filistin ve
Kafkasya cephelerine sevk edilmiştir. Kampüslerin yerini kışla
disiplininin alması, taşradaki akademik üretimi ve düzenli eğitim hayatını
fiilen askıya almıştır.
B. Suriye’de Bir Mutlak Vekil: Cemal Paşa Dönemi Uygulamaları ve Radikal
Kurumsal Dönüşümler
Dördüncü Ordu
Komutanı ve Bahriye Nazırı Cemal Paşa’nın Suriye, Lübnan ve Filistin
bölgelerinde kurduğu askeri-idari rejim, sömürgeci odaklara karşı katı bir
egemenlik gösterisi ve pratik bir savaş rasyonalizmi üzerine inşa edilmiştir.
Cemal Paşa, bölgedeki yabancı yükseköğretim kurumlarını "kültürel casusluk
yuvaları" ve sivil direniş odakları olarak görmüş ve savaş hukukunun
verdiği yetkileri en radikal biçimde uygulamıştır.
- Université Saint-Joseph (USJ) ve Tam
Tasfiye: Fransa’nın doğrudan savaşın karşı
cephesinde yer alması, Beyrut’taki Fransız Cizvit Üniversitesi (USJ) için
sonun başlangıcı olmuştur. Cemal Paşa’nın emriyle USJ derhal kapatılmış,
Fransız öğretim görevlileri ve cizvit papazları sınır dışı edilmiştir. Üniversitenin
tıp fakültesi laboratuvarlarına, kütüphanesine ve tıp aletlerine devlet
adına el konulmuş; bu teknik altyapı, Şam’daki Osmanlı tıbbiyesini tahkim
etmek üzere kamyonlarla Şam’a taşınmıştır. Kurumun muazzam binaları ise
Osmanlı askeri karargâhı ve hastanesi olarak kullanılmıştır.
- Syrian Protestant College (AUB) ve Kontrollü
Müsamaha: Amerika Birleşik Devletleri’nin savaşın
büyük bölümünde (1917'ye kadar) tarafsız kalması, Cemal Paşa’ya Amerikalı
misyonerlerin yönetimindeki bu okula karşı daha pragmatik bir strateji
izleme alanı tanımıştır. Paşa, AUB’u tamamen kapatmak yerine, kurumun
muazzam tıp kadrosundan ve hastane imkânlarından cephenin sağlık
lojistiğinde faydalanmayı tercih etmiştir. Okulun açık kalmasına izin
verilmiş; ancak bunun karşılığında çok sıkı şartlar koşulmuştur: Eğitim
programları Osmanlı müfettişlerinin denetimine açılmış, Türkçe dersleri
zorunlu tutulmuş ve askeri hastanelere bedelsiz hekim ve ilaç desteği
sağlanmıştır. Bu kontrollü denge politikası, AUB’un savaşın yıkımından sağ
kurtulmasını sağlamıştır.
2. Şam’da Tıp ve Hukuk Birleşmesi: Entegrasyon Stratejisi
Savaşın
getirdiği idari kaos ve bütçe yetersizlikleri, taşra yükseköğretiminde kurumsal
bir konsolidasyonu (birleşmeyi) kaçınılmaz kılmıştır. Cemal Paşa ve Maarif
Nezareti’nin ortak kararıyla, 1914 yılında Şam Tıbbiye Mektebi ile Şam
Hukuk Mektebi idari olarak tek bir çatı altında birleştirilmiştir.
Bu birleşme,
sadece maliyetleri düşürme amacına matuf teknik bir hamle değil, savaş
döneminin acil ihtiyaçlarına odaklanmış stratejik bir entegrasyondu. Ortak
idari yapı sayesinde, her iki mektebin lojistik kaynakları, binaları ve idari
personeli tek bir merkezden yönetilerek cephe gerisi emniyeti tahkim
edilmiştir. Savaş boyunca kısıtlı imkânlarla da olsa eğitim ve sağlık hizmeti
vermeye devam eden bu birleşik kurumsal yapı, Osmanlı’nın bölgeden çekilmesinin
ardından 1919’da kurulan Suriye Arap Krallığı döneminde kurulacak olan Suriye
Üniversitesi’nin (bugünkü Şam Üniversitesi) doğrudan yasal ve akademik
nüvesini oluşturacaktır.
VI. Kurumsal Miras ve Süreklilik: Osmanlı Mekteplerinden Ulus Devletlerin
Üniversitelerine
A. Taşradaki Çekirdek: Mandater ve Ulusal Dönemde Kurucu Fakültelere
Dönüşüm
Osmanlı
İmparatorluğu’nun 1918 yılında bölgeden çekilmesiyle Levant ve Mezopotamya’da
kurulan sivil yükseköğretim altyapısı ortadan kalkmamış; aksine Fransız ve
İngiliz manda yönetimleri ile sonrasındaki bağımsız ulus devletlerin kurucu
akademik omurgasını oluşturmuştur. Bâb-ı Âli’nin merkeze bağlılık ve idari
homojenlik adına dayattığı Türkçe eğitim zorunluluğu, imparatorluğun çöküşüyle
birlikte hızla tasfiye edilmiş; bu kurumlarda Arapçalaşma (Ta'rib)
politikaları yürürlüğe konmuştur.
- Şam Üniversitesi'nin Doğuşu: Savaş yıllarında Cemal Paşa tarafından birleştirilen Şam Tıbbiyesi ve
Şam Hukuk Mektebi, 1919 yılında kurulan kısa ömürlü Suriye Arap Krallığı
döneminde tamamen Arapça eğitime geçerek Tıp Fakültesi ve Hukuk
Enstitüsü adını almıştır. Bu iki kurumsal çekirdek, 1923 yılında
Fransız manda idaresi altında Suriye Üniversitesi (el-Camiatü's-Suriyye)
adıyla resmi olarak birleştirilmiştir [59]. 1958 yılında adı Şam
Üniversitesi olarak değiştirilen bu kurum, Suriye'nin en köklü ve öncü
yükseköğretim markası haline gelmiştir.
- Bağdat Üniversitesi'nin Nüvesi: 1908 tarihli Bağdat Hukuk Mektebi, İngiliz manda yönetimi ve ardından
kurulan Irak Krallığı döneminde Madrasat al-Huquq olarak
faaliyetlerine tamamen Arapça dilinde devam etmiştir. Bu okul, Kral Faysal
dönemi Irak bürokrasisinin ve yargı sisteminin en prestijli eğitim üssü
olmuştur. Bağdat Hukuk Mektebi, daha sonra eczacılık, mühendislik ve
edebiyat fakültelerinin de kurulmasıyla 1957 yılında resmen hayata geçen Bağdat
Üniversitesi'nin kurucu ana fakültesine (Hukuk Fakültesi)
dönüşmüştür.
- Halep ve Beyrut’taki Kurumlar: 1913 yılında açılan Halep Hukuk Mektebi'nin entelektüel mirası ve
kütüphane birikimi, bağımsızlık sonrasında kurulan Halep Üniversitesi’nin
(Camiatü Halep) sosyal bilimler altyapısına delege edilmiştir.
Beyrut Hukuk Mektebi ve Tıbbiyesi ise Osmanlı sonrası Lübnan’ında, AUB ve
USJ gibi küresel Batılı kurumların gölgesinde kalmakla birlikte, ülkenin
yerel kamu hukuku ve adli tıp mevzuatının rasyonelleşmesinde kurucu
referans noktaları olarak varlığını hissettirmiştir.
.
B. Biyografik Devre Mülk: Son Osmanlı Kuşağının Ulus Devletlerdeki Kurucu
Rolü
Osmanlı taşra
yükseköğretim sisteminin ürettiği en çarpıcı ve uzun vadeli çıktı, şüphesiz bu
okullardan mezun olan veya bu okullarda ders veren son Osmanlı entelektüel
kuşağının sömürge sonrası Orta Doğu ulus devletlerinde üstlendiği elit ve
kurucu roldür. Siyasi sınırlar parçalanıp yeni devletler kurulurken, bu
kadrolar adeta bir "biyografik devre mülk" gibi sınırların ötesine
geçerek yeni idari yapıların mimarlığını yapmışlardır.
Biyografik
Devre Mülk Kavramı: İmparatorluk havzasında ortak bir hukuk, tıp ve
idare kültürüyle yetişen kadroların, imparatorluk çöktükten sonra birbirine
rakip veya tamamen farklı ulus devletlerin (Irak, Suriye, Ürdün, Lübnan) kurucu
elit bloklarını eş zamanlı olarak doldurması fenomenidir.
Bu kurucu
kuşağın bölgesel dağılımı ve tarihsel işlevi şu şekildedir:
- Irak Krallığı ve Cumhuriyetinin Mimarları: Bağdat Hukuk Mektebi’nden mezun olan veya hocalık yapan isimler
(örneğin ünlü hukukçu ve devlet adamı Mahmud Subhi el-Defteri ve
müstakbel başbakanlardan Tevfik el-Süveydi), bağımsız Irak
devletinin ilk anayasasını kaleme almış, adalet bakanlığı koltuklarını
doldurmuş ve ülkenin ilk diplomatik heyetlerini yönetmişlerdir.
- Suriye ve Ürdün Kamu Bürokrasisinin
Omurgası: Şam Tıbbiyesi ve Şam/Beyrut Hukuk
Mekteplerinden yetişen Arap elitleri, Fransız mandasına karşı yürütülen
milliyetçi direnişin entelektüel liderleri oldukları gibi, bağımsız Suriye
Cumhuriyeti’nin ve Ürdün Haşimi Krallığı'nın ilk bakanları, valileri ve büyükelçileri
olmuşlardır [66]. Örneğin Suriye'nin modern hukuki ve siyasi yapısının
şekillenmesinde rol oynayan pek çok mebus, Selanik veya Şam Hukuk
kökenlidir.
- Akademik Süreklilik: Bu isimler sadece bürokrat olarak kalmamış; kurulan Şam ve Bağdat
Üniversitelerinde ilk rektörlük, dekanlık ve profesörlük kadrolarını
üstlenerek, Osmanlı adliye ve tıbbiye nosyonunu çağdaş Arap
yükseköğretimine köprüleyen kurucu hocalar jenerasyonunu meydana
getirmişlerdir.
Nihayetinde,
Geç Osmanlı modernleşmesinin taşrada inşa ettiği tıp, hukuk ve ticaret
mektepleri; sadece bir imparatorluğu kurtarma çabasının parçası olarak
kalmamış, Balkanlar'dan Mezopotamya'ya kadar uzanan devasa bir coğrafyada 20.
yüzyılın modern ulus devletlerini, onların üniversitelerini ve idari akıllarını
doğuran asıl entelektüel laboratuvarlar olarak tarihteki yerini almıştır.
VII. Sonuç: İmparatorluk Ufkundan Ulusal Genetiğe Geç Osmanlı Taşra
Yükseköğretiminin Bilançosu
Geç Osmanlı
modernleşmesinin taşra yükseköğretim hamlesi, sadece merkezdeki Darülfünun’un
coğrafi bir uzantısı değil; parçalanma tehdidi altındaki bir imparatorluğun en
kırılgan çeperlerinde kurduğu akademik, hukuki ve iktisadi bir savunma
doktrinidir. Bâb-ı Âli, askeri tahkimatın yetersiz kaldığı sınır boylarında
ve kozmopolit ticaret metropollerinde, modern yüksekokullar vasıtasıyla hem
içsel entegrasyonu sağlamayı hem de dışsal emperyal sızmalara karşı kurumsal
barikatlar inşa etmeyi hedeflemiştir.
Bu
makro-tarihsel seferberliğin genel bilançosu ve modern kurumsal genetiğe olan
etkileri üç temel eksende sentezlenebilir:
- Asimetrik Rekabet ve Savunma Refleksi: Beyrut’ta Amerikan (AUB) ve Fransız (USJ) nüfuzuna karşı açılan
tıbbiye ve hukuk şubeleri; Selanik’te Makedonya Sorunu’nun etnik barut
fıçısı üzerinde yükselen ortak Osmanlı vatandaşlığı ideali; Bağdat’ta
İngiliz sömürgeciliğine ve yerel feodal aşiret yapısına karşı pozitif
hukukun inşası; Kudüs’te ise el-Ezher’e alternatif olarak kurgulanan
anti-emperyalist "Asrî İslam Üniversitesi" denemesi, merkezin
yerel dengelere göre nasıl dinamik ve esnek bir pragmatizm geliştirdiğini
kanıtlamaktadır.
- Siyasi Başarısızlık, Kurumsal Başarı: Osmanlı Devleti’nin bu çok katmanlı kurumsal ağı tamamlamaya, finanse
etmeye ve nihayetinde siyasi sınırlarını korumaya tarihsel ömrü
yetmemiştir. Birinci Dünya Savaşı’nın yıkıcı seferberlik koşulları,
kampüsleri hastanelere ve kışlalara dönüştürerek bu hamleyi fiziksel
olarak sekteye uğratmıştır. Ancak siyasi projenin çökmesi, kurumsal
birikimin yok olduğu anlamına gelmemiştir. Türkçe zorunluluğunun yerini
alan Arapçalaşma dalgasıyla birlikte Şam Tıbbiyesi ve Hukuku, Şam
Üniversitesi’nin; Bağdat Hukuk Mektebi, Bağdat Üniversitesi’nin;
Halep’teki birikim ise Halep Üniversitesi’nin kurucu kurumsal
omurgasını meydana getirmiştir.
- Biyografik Süreklilik ve Kurucu Akıl: Taşra mekteplerinin ürettiği en somut ve kalıcı miras, sömürge
sonrası Orta Doğu ve Balkan ulus devletlerinin idari aklını şekillendiren
"biyografik devre mülk" jenerasyonudur. Bu okulların
sıralarından ve kürsülerinden geçen son Osmanlı kuşağı; Irak, Suriye,
Lübnan, Ürdün ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu bürokratları, adalet
bakanları, diplomatları, akademisyenleri ve anayasa yapıcıları haline
gelmişlerdir. İmparatorluk tebaasından ulus devletlerin elit tabakasına
evrilen bu kadrolar, devletler arası sınırlar değişse de, Geç Osmanlı
modernleşmesinin tıp, hukuk ve iktisat nosyonunu modern Orta Doğu'nun
kurumsal genetiğine kalıcı olarak kodlamışlardır.
Son tahlilde,
19. ve 20. yüzyıl Osmanlı taşra yükseköğretim deneyimi; çökmekte olan bir
imparatorluğun son savunma çırpınışı olmanın ötesinde, ardılı olan ulus
devletlerin modern akademik, hukuki ve bürokratik dünyasını doğuran asıl
entelektüel rampa ve kurucu laboratuvar olarak tarihsel işlevini tamamlamıştır.
KAYNAKÇA
- Akkutay, Başaran (1984). Eğitim Tarihimizde Yabancı Okullar, Ankara: Gazi
Üniversitesi Yayınları.
- Anastassiadou, Meropi (2010). Selanik (1830-1912) / Tanzimat Çağında Bir Osmanlı Şehri, çev.
Işık Ergüden, İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları.
- Burns, Kirk L. (2015). "The 1882 Darwin Controversy at the Syrian Protestant
College", Journal of Middle Eastern Studies, Vol. 47, No. 3,
s. 311-324.
- Cioeta, Donald J. (1979). "Ottoman Censorship in Lebanon and Syria,
1876–1908", International Journal of Middle East Studies, Vol.
10, No. 2, s. 167-171.
- Fattah, Hala (1997). The Politics of Regional Trade in Iraq, Arabia, and the
Gulf, 1745-1900, Albany: State University of New York Press.
- Georgeon, François (2006). Osmanlı Dönemi Sonunda Selanik, çev. Ali Berktay,
İstanbul: İletişim Yayınları.
- Heyworth-Dunne, James (1939). An Introduction to the History of Education in Modern
Egypt, London: Luzac & Co.
- Hourani, Albert (1983). Arabic Thought in the Liberal Age 1789-1939,
Cambridge: Cambridge University Press.
- İzmirli İsmail Hakkı (1331/1915). Külliyye-i İslamiyye ve Programı, Dersaadet:
Matbaa-i Âmire.
- Kara, İsmail (2005). Türkiye'de İslamcılık Düşüncesi: Metinler/Kişiler,
Cilt: I, İstanbul: Dergâh Yayınları.
- Karal, Enver Ziya (1988). Osmanlı Tarihi, Cilt: VIII, Ankara: Türk Tarih Kurumu
Yayınları.
- Khoury, Dina Rizk (1997). State and Province in the Ottoman Empire: Local Governance
in Baghdad, Cambridge: Cambridge University Press.
- , Cambridge: Cambridge University Press.
- Kuran, Ercüment (1987). "Osmanlı İmparatorluğu'nda Askeri Eğitim Reformları ve
Mühendislik Mektepleri", Osmanlı İlmi ve Mesleki Cemiyetleri,
İstanbul: Edebiyat Fakültesi Basımevi.
- Mango, Andrew (1999). Atatürk, London: John Murray.
- Mazower, Mark (2005). Salonica, City of Ghosts: Christians, Muslims and Jews
1430-1950, London: HarperCollins.
- Ortaylı, İlber (1985). İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, İstanbul: Hil
Yayınları.
- Penrose, Stephen B. L. (1941). That They May Have Life: The Story of the American
University of Beirut 1866-1941, New York: Princeton University Press.
- Sarı, Nil ve Bedizel Zülfikar (1994). "Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye'nin Şam Şubesi", Tıp
Tarihi Araştırmaları, Sayı: 5, s. 112-124.
- Seikaly, Samir (1988). "Damascus Medical School: An Ottoman Experiment", The
Syrian Land: Processes of Integration and Fragmentation, Stuttgart:
Franz Steiner Verlag, s. 153-159.
- Somel, Selçuk Akşin (2001). The Modernization of Public Education in the Ottoman
Empire, 1839-1908, Leiden: Brill.
- Toprak, Zafer (1982). Türkiye'de "Milli İktisat" (1908-1918),
Ankara: Yurt Yayınları.
- Triki, Mahmoud (1985). "The Baghdad Law School and the Arab National Movement
(1908-1914)", Journal of Contemporary History, Vol. 20, No. 2,
s. 299-314.
Yorumlar
Yorum Gönder