Belediye Sosyalizmi (III): İtalya, Almanya, Rusya ve Avusturya Örnekleri
Belediye Sosyalizmi
(III): İtalya, Almanya, Rusya ve Avusturya Örnekleri
Ercan Eren
V: İtalya Ekolü –
"Kızıl Bologna" ve Demokratik Katılımcılık Zanaatı
5.1. Savaş Sonrası
İtalyan Komünist Partisi (PCI) ve Yerel Yönetim Doktrini
A) Merkezi Tıkanmaya
Karşı "Kentsel Alternatif" Modeli: Siyasal Vitrin ve İktisadi
Laboratuvar
İkinci Dünya Savaşı'nın
ardından İtalya, Soğuk Savaş jeopolitiğinin en sert fay hatlarından biri
üzerine oturmuştur. İtalyan Komünist Partisi (PCI), faşizme karşı yürütülen
direniş hareketinin (Resistenza) ardından muazzam bir toplumsal
meşruiyet ve kitlesel destek kazanmasına rağmen, Yalta Konferansı'nın yarattığı
jeopolitik statüko ve "Truman Doktrini" engelleri nedeniyle ulusal
düzeyde hükümet kooperasyonunun dışına itilmiştir. Siyasi sistemin makro
düzeyde bu şekilde tıkanması, PCI’ı stratejik bir eksen değişikliğine zorlamış
ve yerel yönetimleri "Kentsel Alternatif" (Alternativa
Urbanistica) doktrininin ana üssü haline getirmeyi mecbur kılmıştır.
Fransız ekolünün
belediyeleri merkezi devlete karşı silahlı ya da ideolojik birer "proleter
barikat" olarak kurgulayan yaklaşımından farklı olarak, İtalyan doktrini
belediyeleri sosyalizmin yönetsel üstünlüğünü, demokratik olgunluğunu ve
iktisadi rasyonalitesini tüm topluma kanıtlayacak pragmatik birer
"vitrin" ve kurumsal laboratuvar olarak tasarlamıştır. PCI lideri
Palmiro Togliatti'nin "Anayasal yoldan ilerleme" stratejisinin
yerel düzeydeki izdüşümü olan bu modelde, sol belediyeler sadece birer muhalefet
odağı değil, burjuvaziye ve orta sınıflara "kenti sağ partilerden çok daha
iyi, daha dürüst ve daha etkin yönetebileceklerini" gösteren teknik
mükemmellik merkezleri olmak zorundaydı. Yerel yönetim zanaatı (techne),
rüşvetin ve kayırmacılığın kökünün kazındığı, kamu kaynaklarının milimetrik bir
hesapla halka aktarıldığı kurumsal bir kliniğe dönüştürülmüştür.
B) Emilia-Romagna Bölgesi
ve Bologna: Faşizm Sonrasında Yerel Demokrasinin ve Kooperatifçilik Hareketinin
Yeniden İnşası
Bu kentsel alternatif
doktrininin dünyaca ünlü başyapıtı, İtalya'nın kuzeyindeki Kuzey-Orta
bölgesinin kalbi olan Emilia-Romagna ve onun merkezi Bologna kentidir.
Savaş sonrasında Bologna, faşizmin yarattığı kurumsal ve fiziksel yıkımdan
çıkarken, kentin yönetimini devralan komünist belediyeler sosyo-ekonomik dokuyu
canlandırmak için özgün bir yerel kalkınma modeli inşa ettiler.
Bologna modelinin
iktisadi omurgasını, belediyenin cehri kararlarla desteklediği, finanse ettiği
ve yasal zemin hazırladığı kooperatifçilik hareketi oluşturmuştur. Konut
üretiminden gıda tedarikine, küçük sanayi üretiminden tüketim ağlarına kadar
kentin tüm mikro-ekonomik hücreleri kooperatifler aracılığıyla örgütlenmiştir.
Bu modelin rasyonalitesi şunlardır:
- Büyük sermaye tekellerinin kentsel
ekonomiyi yutmasını engellemek,
- Artı-değerin kentsel mekân içinde
kalarak yerel refahı ve istihdamı beslemesini sağlamak,
- Üretim sürecini kâr güdüsünden
arındırarak toplumsal etkinliği maksimize etmek.
Faşizmin totaliter
geçmişine karşı yerel demokrasi, kâğıt üzerinde bir mekanizma olmaktan
çıkarılıp, işçi tabanının, zanaatkarların ve belediye klinisyenlerinin ortak
ortaklık zanaatına dönüştürülmüştür.
5.2. "Kızıl
Bologna" Deneyimi (1960’lar- 1970'ler)
A) Tarihsel Merkezin
Kamusal Korunması ve "Muhafazakâr Restorasyon" Zanaatı
1960'lı ve 70'li
yıllarda, kapitalist metropoller "modernleşme" ve "kentsel
yenilenme" adı altında tarihi kent merkezlerini yıkıp gökdelenlere, finans
merkezlerine ve lüks konut alanlarına açarken, Bologna Belediye Başkanı Renato
Zangheri liderliğindeki kızıl yönetim, kentsel iktisat tarihine geçecek muazzam
bir mekansal müdahalede bulunmuştur: "Muhafazakâr Restorasyon" (Restauro
Conservativo).
Bu politika, kentsel rant
avcılarının ve spekülatörlerin tarihi Bologna merkezini yıkıp işçi sınıfını
kentin çeperlerine sürme (soylulaştırma) girişimlerine karşı çekilmiş çelik bir
kamusal settir. Bologna Belediyesi, tarihi merkezin tamamını koruma altına
alarak kamulaştırmış ve şu adımları uygulamıştır:
- Tarihi binalar, lüks rezidanslara
dönüştürülmek yerine, aslına sadık kalınarak belediye bütçesi ve
kooperatifler eliyle restore edilmiştir.
- Restore edilen bu konutlar,
spekülatif piyasa fiyatlarıyla satılmamış; bölgenin yerlisi olan işçi
ailelerine, emeklilere ve öğrencilere maliyet fiyatlandırması esasına
göre çok düşük kiralarla tahsis edilmiştir.
Bologna, mimari koruma
zanaatını sınıfsal bir koruma kalkanı haline getirerek, tarihsel ve kültürel
mirasın kapitalist birikim döngüsüne girmesini engellemiş ve mekânın
ticarileşmesinin önüne geçmiştir.
B) Ulaşımın
Metasızlaştırılması: Ücretsiz Toplu Taşıma Denemeleri ve Kentsel Friksiyon
Maliyetlerinin Azaltılması
"Kızıl
Bologna"nın kentsel sistemi bir bütün olarak optimize etme arayışının en
radikal ampirik adımlarından bir diğeri, 1973 yılında hayata geçirilen ve
dünyada bir ilk olan ücretsiz toplu taşıma uygulamasıdır. Belediye,
sabah ve akşam işe gidiş-dönüş saatlerinde kentsel otobüs ağını tüm halka
tamamen ücretsiz hale getirmiştir.
Bu uygulamanın
arkasındaki mikro-ekonomik rasyonalite ve klinik teşhis şu şekildedir:
- Negatif Dışsallıkların Engellenmesi:
Özel araç kullanımını radikal bir biçimde azaltarak trafik sıkışıklığını
(friksiyon maliyetlerini), otopark krizlerini ve kentsel hava kirliliğini
kamu eliyle içselleştirmek.
- İşgücü Maliyetinin Azaltılması:
İşçi sınıfının kentsel mobilite harcamalarını sıfırlayarak hanehalkı
bütçesine doğrudan bir gelir transferi sağlamak ve kentsel işgücü arzının etkinliğini
artırmak.
Ulaşımın bir meta
olmaktan çıkarılması, kentin dolaşım sistemindeki tıkanıklıkları tedavi eden
üstün bir kentsel mühendislik başarısı olarak kayda geçmiştir.
5.3. Katılımcı Bütçe
Tasarımı ve Mahalle Komiteleri
A) Bütçe Hakkının
Demokratikleşmesi: Teşhis ve Tedavinin De-Merkezileştirilmesi
Bologna modelinin
kurumsal yapısını taçlandıran ve onu bürokratik bir aygıt olmaktan kurtaran en
önemli yenilik, kentin Mahalle Komiteleri (Consigli di Quartiere)
aracılığıyla de-merkezileştirilmesidir. Bologna, bütçe kaynaklarının tahsis
yetkisini sadece belediye sarayındaki teknokratların kararına bırakmamış; bütçe
hakkını doğrudan mahallelere, yani sokağın ampirik bilgisine sahip olan halka
devretmiştir.
Bu modelde, kentsel
yatırımların öncelik sırası tabandan tavana doğru belirleniyordu:
- Her mahalle komitesi kendi sınırları
içindeki kreş, okul, park, kütüphane veya sağlık ocağı ihtiyacını bizzat
tartışarak raporluyordu (Klinik Teşhis).
- Belediye merkezi, bu komitelerden
gelen kararlar doğrultusunda bütçe kaynaklarını mekanlar arasında adil ve
dengeli bir şekilde paylaştırıyordu (Klinik Tedavi).
Bütçe hakkının bu şekilde
demokratikleşmesi, kamu harcamalarındaki israfı ve verimsizliği sıfırlamış,
kentsel kaynakların toplumsal faydayı en üst düzeye çıkarmıştır. Bologna’nın
katılımcı planlama zanaatı, yerel yönetimin halkla birlikte çalıştığında hem
demokratik katılımı hem de iktisadi etkinliği aynı anda
gerçekleştirebileceğini dünyaya gösteren sarsılmaz bir Akdeniz modeli
sunmuştur.
Kaynakça ve Dipnotlar
[^100]: Togliatti, P.
(1956). Il Partito Comunista Italiano. Milano: Nuova Accademia. [^101]:
Jaggi, M., Müller, R., & Schmid, S. (1977). Red Bologna. London:
Writers and Readers Publishing Cooperative. (Bologna deneyiminin mali, mekansal
ve katılımcı bütçe yapısına dair döneminin en kapsamlı ampirik saha
araştırması). [^102]: Zangheri, R. (1976). Bologna: Città da salvare-
Politica urbanistica e gestione democratica. Bologna: Il Mulino. (Dönemin
Belediye Başkanı Renato Zangheri'nin muhafazakâr restorasyon zanaatını kaleme
aldığı kurucu eser). [^103]: Gottdiener, M. (1985). The Social Production of
Urban Space. Austin: University of Texas Press. (Bologna'daki mekansal
restorasyonun spekülatif ranta karşı sınıfsal etkilerinin tahlili). [^104]:
Sbragia, A. M. (1979). Not All Roads Lead to Rome: Urban Politics and
Financial Autonomy in Italy. The British Journal of Political Science,
9(3), 315-339. [^105]: Cervellati, P. L., & Scannavini, R. (1973). Bologna:
Politica e metodologia del restauro nei centri storici. Bologna: Il Mulino.
[^106]: Angotti, T. (1993). Metropolis 2000: Planning, Poverty and Politics.
London: Routledge. (Bologna'nın ücretsiz toplu taşıma denemesinin kentsel
friksiyon maliyetleri ve ulaşım etkinliği açısından analizi). [^107]: Putnam,
R. D., Leonardi, R., & Nanetti, R. Y. (1993). Making Democracy Work:
Civic Traditions in Modern Italy. Princeton: Princeton University Press.
(Emilia-Romagna bölgesindeki kooperatifçilik kültürü ve kurumsal etkinlik
mirasının kantitatif tahlili). [^108]: Nanetti, R. Y. (1988). From
Decentralization to Strategic Regionalism: Achieving Regional Efficiency in
Italy. London: Frances Pinter.
VI: Almanya Ekolü – Kommunalpolitik
ve Kurumsal Rasyonalizm
6.1. Bismarck Yasakları
Altında Yerel Yönetimlere Sığınma
A) Sosyalist Karşıtı
Yasalar (1878–1890) Döneminde SPD’nin Rüştünü İspat Etme ve Hayatta Kalma Alanı
Olarak Belediyeler
Alman belediye sosyalizmi
(Kommunalpolitik), İmparatorluk Almanya’sında Şansölye Otto von
Bismarck’ın 1878 yılında yürürlüğe koyduğu Sosyalizm Karşıtı Yasalar (Sozialistengesetze)
altındaki baskı ve yasaklama ikliminde filizlenmiştir. Bu yasalarla birlikte
Almanya Sosyal Demokrat Partisi’nin (SPD) her türlü ulusal örgütlenmesi, yayın
faaliyeti ve sendikal bağı koparılmış, parti adeta yeraltına itilmiştir. Ancak
bu boğucu makro-politik kuşatma altında yasal bir boşluk kalmıştır: Yerel
seçimler ve belediye meclisleri.
Ulusal düzeyde felç
edilen Alman sosyal demokrasisi, hayatta kalabilmek ve kitlelerle olan bağını
koruyabilmek için stratejik bir klinik sığınak olarak yerel yönetimlere
yönelmiştir. Yerel düzeyde yürütülen bu mücadele, SPD için sadece bir korunma
alanı değil, aynı zamanda hareketin yönetsel yetkinliğini ve rasyonalitesini
kitlelere ampirik olarak gösterebileceği bir rüştünü ispat etme sahası
haline gelmiştir. Sosyal demokratlar, Bismarck’ın ceberut devlet aygıtına karşı
yerel meclislerde rüşvetsiz, bilimsel ve işçi sınıfının yaşam kalitesini
doğrudan artıran bir belediyecilik zanaatı ortaya koymuşlardır. Bu yerel
başarılar, yasaklar bittiğinde SPD'nin çok daha güçlü bir kitlesel gövdeyle
ulusal siyasete dönmesini sağlayan sarsılmaz bir kurumsal dayanak oluşturmuştur.
B) Kürsü Sosyalistlerinin
(Kathedersozialisten) Teori Dünyasıyla Kurulan Organik Bağlar
Alman yerel yönetim
pratiklerinin en güçlü yönü, dönemin akademisi ve iktisat teorisiyle kurduğu
derin entelektüel köprülerdir. SPD'nin yerel klinisyenleri, belediyecilik
uygulamalarını kurgularken Gustav von Schmoller ve Adolf Wagner gibi Kürsü
Sosyalistleri (Kathedersozialisten) ve Tarihçi Okul iktisatçılarının
kuramsal birikimiyle organik bağlar tesis etmişlerdir.
Kürsü sosyalistleri,
serbest piyasa mekanizmasının kentsel ortak malları ve kamu sağlığını tahrip
ettiğini ampirik olarak ortaya koyuyor ve devletin ya da yerel yönetimlerin
ekonomiye rasyonel müdahalesini savunuyorlardı. Bu teorik zemin, belediyelerin
su, gaz, ulaşım ve arsa piyasalarına müdahale etmesini "radikal bir
ütopya" olmaktan çıkarıp, akademik olarak meşrulaştırılmış kurumsal bir
rasyonalizme dönüştürmüştür. Alman belediye sosyalizmi, iktisat teorisi ile
yerel idari zanaatın (techne) evliliğinden doğan en disiplinli modeldir.
6.2. İleri Belediye
İşletmeciliği (Stadtwerke)
A) Frankfurt ve Ulm
Deneyimleri: Arsa Bankacılığı (Bodenpolitik) Yoluyla Arazi
Spekülasyonunun Yerelden Engellenmesi
Alman ekolünün kentsel
iktisat alanındaki en özgün ve devrimci klinik müdahalesi, kentsel rantın ve
toprak spekülasyonunun ampirik olarak engellenmesini hedefleyen Arsa
Bankacılığı (Bodenpolitik) uygulamasıdır. Bu stratejinin en başarılı
laboratuvarları Frankfurt ve Ulm belediyeleri olmuştur.
Özellikle Ulm Belediye
Başkanı Heinrich von Wagner döneminde uygulanan bu zanaat, kentsel mekânın
metalaşmasını kökten dinamitlemiştir:
- Belediye, kentin büyüme aksı üzerinde
yer alan tarımsal arazileri, henüz imara açılmadan çok önce, spekülatif
değer kazanmamış ham maliyetleri üzerinden sistematik olarak satın
almıştır (Arsa Bankacılığı).
- Kent büyüdükçe bu araziler belediye
mülkiyetinde kalmış; özel spekülatörlerin elinde fahiş kentsel rantlar
yaratılması cehri bir biçimde engellenmiştir.
- Belediye bu toprakları işçi
konutları, kamusal parklar ve fabrikalar için tahsis ederek, barınma
maliyetlerini yapay piyasa balonlarından arındırmış ve kentsel sistemin
toplam etkinliğini güvenceye almıştır.
B) Altyapı Holdingleri (Stadtwerke)
Eliyle Yaratılan Kamusal Kârın Kültürel ve Sosyal Yatırımlara Aktarılması
Alman belediyecilik
rasyonalizminin kurumsal şaheseri, günümüzde dahi varlığını sürdüren Altyapı
Holdingleri (Stadtwerke) modelidir. Alman kentleri; su, elektrik,
havagazı, çöp imhası ve toplu taşıma gibi tüm kentsel altyapı hizmetlerini tek
bir çatı altında toplayan ve mülkiyeti tamamen belediyeye ait olan devasa kamu
şirketleri kurmuşlardır.
Stadtwerke
mimarisinin mikro-ekonomik rasyonalitesi, "çapraz sübvansiyon"
mekanizmasında gizlidir:
- Enerji ve su gibi alanlardan elde
edilen yüksek kamusal kârlar, özel sektöre transfer edilmeyerek holding
bünyesinde tutulmuştur.
- Bu fonlar, doğrudan kâr getirmeyen
ancak kentin beşerî ve sosyal sermayesini yükselten halk banyoları,
tiyatrolar, kütüphaneler, kreşler ve yeşil alanların finansmanına
aktarılmıştır.
Bu muazzam holding yapısı
sayesinde Alman kentleri, Wall Street ya da Londra tarzı spekülatif finans
çevrelerine borçlanmadan, kentsel altyapıdan elde ettikleri artı-değeri yine
kentin kültürel ve sosyal dokusunu iyileştirmek için kullanan, kendi kendine
yeten, yüksek etkinliğe sahip kurumsal birer klinik aygıt inşa etmeyi
başarmışlardır.
Kaynakça ve Dipnotlar
[^109]: Lenger, F. (12013).
Sozialmitteleuropäische Kommunalpolitik: Die Selbstverwaltung der Städte in
der sächsischen und preußischen Moderne. Stuttgart: Klett-Cotta. (Sosyalist
Karşıtı Yasalar döneminde SPD'nin yerel örgütlenme stratejilerini inceleyen ana
kaynak). [^110]: Dawson, W. H. (1914). Municipal Life and Government in
Germany. London: Longmans, Green and Co. (Alman belediye işletmeciliğinin
ve Stadtwerke modelinin mali rasyonalitesini inceleyen klasik ampirik eser).
[^111]: Schmoller, G. (1898). Über einige Grundfragen der Sozialpolitik und
der Volkswirtschaftslehre. Leipzig: Duncker & Humblot. (Kürsü
sosyalistlerinin yerel yönetim müdahalelerine sunduğu teorik çerçevenin
belgesi). [^112]: Krabbe, W. R. (1985). Kommunalpolitik und
Industrialisierung: Die Entstehung der modernen Stadtverwaltung in Deutschland.
Stuttgart: Kohlhammer. [^113]: Wagner, H. (1908). Die Bodenpolitik der Stadt
Ulm: Ein praktisches Beispiel kommunaler Grundstückswirtschaft. Ulm: Ebner.
(Ulm belediyesinin arsa bankacılığı zanaatını ve spekülasyonu engelleme
tekniklerini bizzat belediye başkanının kaleminden anlatan birincil kaynak).
[^114]: Sutcliffe, A. (1981). Towards the Planned City: Germany, Britain,
the United States and France, 1780-1914. Richmond: St. Martin's Press.
(Frankfurt ve Ulm'daki Bodenpolitik uygulamalarının kentsel etkinlik ve konut
piyasaları üzerindeki etkilerinin karşılaştırmalı iktisadi analizi). [^115]:
Reulecke, J. (1985). Geschichte der Urbanisierung in Deutschland.
Frankfurt am Main: Suhrkamp. [^116]: Eichhorn, P. (1973). Die
Betriebswirtschaftslehre der kommunalen Versorgungsbetriebe (Stadtwerke).
Berlin: Duncker & Humblot. (Stadtwerke modelinin çapraz sübvansiyon
mekanizmalarını ve kamu işletmeciliği rasyonalitesini inceleyen kantitatif mali
tahlil).
VII: Rusya Ekolü –
Menşevikler ve "Toprağın Belediyeleştirilmesi"
7.1. 1906 RSDİP Stockholm
Kongresi’ndeki Büyük Kuramsal Kavga
A) Lenin'in
"Millileştirme" (Natsionalizatsiya) Tezine Karşı Plehanov ve
Maslov'un "Belediyeleştirme" (Munitsipalizatsiya) Tezi
Rusya Sosyal Demokrat
İşçi Partisi’nin (RSDİP) 1906 yılında toplanan 4. (Birleşik) Stockholm
Kongresi, tarım sorunu ve toprak mülkiyeti üzerinden sosyalist iktisat
tarihinin en derin kuramsal kavgalarından birine sahne olmuştur. Kongre’deki
ana çatışma ekseni, Vladimir Lenin’in savunduğu Toprağın Millileştirilmesi (Natsionalizatsiya)
tezi ile Georgi Plehanov ve Pyotr Maslov’un başını çektiği Menşevik kanadın
savunduğu Toprağın Belediyeleştirilmesi (Munitsipalizatsiya) tezi
arasındaki radikal paradigma farkıdır.
Lenin, Çarlık
otokrasisinin ve feodal toprak düzeninin tasfiyesi için Rusya’daki tüm
toprakların tek bir cehri kararla merkezi devlete devredilmesini ve devlet
mülkiyetine geçirilmesini savunuyordu. Buna karşılık Menşevik iktisatçılar,
toprağın merkezi bir devlet tekeline verilmesinin yaratacağı korkunç iktisadi
ve siyasi riskleri saptayarak alternatif bir yerel yönetim zanaatı (techne)
önerdiler. Menşevik programa göre, müsadere edilecek olan tüm büyük malikane ve
aristokrasi toprakları merkezi devlete değil; köylülerin doğrudan temsil
edildiği, demokratik olarak seçilmiş yerel ve bölgesel belediye meclislerine
(Munitsipalitet) devredilmeliydi. Toprağın bu şekilde
yerelleştirilmesi, mülkiyetin ticarileşmesini engellerken, kentsel ve kırsal
sistemlerin birbirini beslediği âdem-i merkeziyetçi bir iktisadi modelin
zeminini hazırlayacaktı.
B) Asya Tipi Üretim Tarzı
(ATÜT) Tehlikesi: Menşeviklerin Merkezi Bürokratik Devlete Karşı Koydukları
Erken Klinik Teşhis
Menşeviklerin
millileştirme hamlesine karşı çıkarken ortaya koydukları kuramsal argüman,
Rusya’nın tarihsel patolojilerine yönelik muazzam bir ampirik ve klinik teşhis
içeriyordu. Plehanov, Rusya tarihinin kurumsal patika bağımlılığını analiz
ederken, Karl Marx’ın kavramsallaştırdığı Asya Tipi Üretim Tarzı (ATÜT)
tehlikesine işaret etmiştir. Plehanov’un klinik teşhisine göre Rusya, tarihsel
olarak toprağın ve tüm üretim araçlarının mutlak olarak tek bir hükümdarın
(Çar) ve onun devasa bürokrasisinin elinde toplandığı, sivil toplumun ve yerel
özerkliğin ezildiği "Asyatik" bir devlet geleneğinden geliyordu.
Eğer devrim sonrasında da
tüm topraklar "millileştirme" adı altında yeniden tek bir merkezi
devlete teslim edilirse, bu durum kapitalist sömürüyü ortadan kaldırmayacak;
aksine, Çarlık bürokrasisinin yerini alacak yeni ve totaliter bir kırmızı bürokratik
sınıfın doğmasına yol açacaktı. Menşevikler bu duruma "Eski Düzenin
Restorasyonu" (Aziatskaya Restavratsiya) adını verdiler. Üretim
araçlarının tek bir merkezde toplanmasının yaratacağı bu totaliter tiranlık
riskine karşı konulan klinik tedavi, toprağın belediyeleştirilmesiydi. Toprak
mülkiyeti yerel meclislere dağıtılarak, merkezi devlet aygıtının toplumu mutlak
boyunduruk altına almasını engelleyecek iktisadi bir panzehir ve sarsılmaz bir
karşı-iktidar barajı inşa edilmek istenmiştir.
7.2. Merkezî Diktatörlüğe
Karşı Taşra Kaleleri
A) Büyük Mülklerin
Demokratik Yerel Meclislere (Zemstvo) Devredilerek Köylülere Kiralanması
Programı
Menşeviklerin
belediyeleştirme programı, sadece teorik bir polemik değil, taşrada sivil
toplumun ve yerel demokrasinin tahkim edilmesini amaçlayan somut bir iktisadi
mekanizmaydı. Programın operasyonel sacayağı, Çarlık döneminde kısıtlı
yetkilerle de olsa varlığını sürdüren taşra yerel meclislerinin (Zemstvo)
radikal bir biçimde demokratikleştirilerek dönüştürülmesine dayanıyordu.
Bu yerel finansman ve
mülkiyet zanaatının işleyiş mekanizması şu şekilde kurgulanmıştı:
- Aristokrasiden müsadere edilen büyük
topraklar, mülksüzleştirilen yerel köylülere küçük parçalar halinde mülk
olarak dağıtılmayacaktı (çünkü küçük mülkiyet, tarımsal sermaye birikimini
ve etkinliği düşürüyordu).
- Toprakların mülkiyeti doğrudan
demokratik Zemstvo’lara (yerel belediyelere) devredilecekti.
- Belediye, bu toprakları rasyonel
ölçeklerde birleştirerek yerel köylülere ve köylü kooperatiflerine uzun
vadeli ve çok düşük bedellerle kiralayacaktı.
Böylece toprak ne
spekülatif piyasanın bir emtiası haline gelebilecek ne de merkezi bir
diktatörlüğün kontrol mekanizmasına dönüşebilecekti. Taşra meclisleri,
köylülerin barınma ve üretim hakkını güvence altına alan yerel birer koruyucu
kalkan olacaktı.
B) Yerel Yönetim
Maliyesiyle Tarımsal Etkinliğin ve Yerel Demokrasinin Eş Zamanlı İnşası Projesi
Toprağın
belediyeleştirilmesi, kentsel ve kırsal sistemlerin toplam etkinliğini
optimize etmeyi hedefleyen bütüncül bir yerel maliye projesiydi. Köylülerin
belediyeye ödeyeceği düşük toprak kiraları (rent), yerel yönetim
maliyesinin ana gelir kalemini oluşturacaktı. Piyasadan ve spekülatif finans
çevrelerinden bağımsız olan bu yerel bütçe, doğrudan doğruya tarımsal ve sosyal
altyapıya yatırılacaktı:
- Tarımsal Etkinliğin Yükseltilmesi:
Toprak kiralarından elde edilen belediye gelirleri; modern tarım
makinelerinin ortak alımı, gübre tedariki, ampirik ziraat enstitülerinin
kurulması ve sulama kanallarının inşası için kolektif bir sermaye fonu
olarak kullanılacaktı.
- Yerel Demokrasinin Kurumsallaşması:
Kendi bütçesini doğrudan topraktan üreten taşra belediyeleri, mali
özerkliğe kavuşarak merkezi hükümetlerin keyfi bütçe kesintilerine ve
siyasi baskılarına karşı sarsılmaz birer "taşra kalesi" haline
gelecekti.
Menşeviklerin bu özgün
projesi, yerel yönetimi bütçesel ve mekansal bir zanaat titizliğiyle ele
alarak, tarımsal üretimi maksimize ederken siyasal sistemin totaliter bir
tekçiliğe kaymasını engellemeye çalışan trajik ama kuramsal açıdan muazzam bir "klinik
yerelleşme" denemesidir.
Kaynakça ve Dipnotlar
[^117]: RSDLP. (1906). Protokoly
Chetvertogo (Ob'edinitel'nogo) S'ezda RSDRP. Moskva: Partizdat. (1906
Stockholm Kongresi'nin tarım programı tartışmalarını, Lenin ve Plehanov'un
konuşmalarını içeren resmi zabıtlar). [^118]: Maslov, P. P. (1908). Kritika
agrarnykh programm v Rossii. S.-Peterburg: Obshchestvennaya Pol'za. (Pyotr
Maslov'un toprağın belediyeleştirilmesi tezini iktisadi ve kantitatif verilerle
savunduğu ana başyapıt). [^119]: Plehanov, G. V. (1906). Nash denezhnyj
vopros i agrarnaya programma. Zheneva: Zhurnal Sotsial-Demokrat.
(Plehanov'un Asya Tipi Üretim Tarzı ve bürokratik restorasyon riskini teşhis
ettiği tarihi broşür). [^120]: Lenin, V. I. (1907). Agrarnaya programma
sotsial-demokratii v pervoj russkoj revolyutsii 1905-1907 godov.
S.-Peterburg: Zhurnal Prosveshchenie. (Lenin'in Menşeviklerin belediyeleştirme
tezine karşı millileştirmeyi savunduğu karşı taarruz metni). [^121]: Venturi,
F. (1960). Roots of Revolution: A History of the Populist and Socialist
Movements in Nineteenth Century Russia. New York: Alfred A. Knopf. [^122]:
Shanin, T. (1983). Late Marx and the Russian Road: Marx and the Periphery of
Capitalism. New York: Monthly Review Press. (Rusya'nın kurumsal patika
bağımlılığı ve ATÜT tartışmalarının iktisadi antropolojisi). [^123]: Emmons,
T., & Vucinich, W. S. (1982). The Zemstvo in Russia: An Experiment in
Local Self-Government. Cambridge: Cambridge University Press.
(Zemstvo'ların demokratikleşme potansiyeli ve yerel maliye yapıları üzerine
kurucu monografi). [^124]: Baron, S. H. (1963). Plekhanov: The Father of
Russian Marxism. Stanford: Stanford University Press. (Plehanov'un merkezî
diktatörlük uyarısı ve belediye meclislerine dayanan taşra kaleleri
stratejisinin analizi).
VIII: Doruk Noktası –
"Kızıl Viyana" (1919–1934)
8.1. Avusturya Marksizmi
(Austromarxism) ve "Üçüncü Yol"
A) Max Adler, Otto Bauer
ve Rudolf Hilferding’in Teorik Rehberliğinde Kentsel Laboratuvar
Birinci Dünya Savaşı'nın
enkazı ve Habsburg İmparatorluğu'nun çöküşü üzerine inşa edilen "Kızıl
Viyana" (Rotes Wien), belediye sosyalizmi tarihinin ulaştığı en
örgütlü, en radikal ve en bütüncül doruk noktasıdır. Bu tarihsel deneyimin
arkasındaki entelektüel motor; Max Adler, Otto Bauer, Karl Renner ve Rudolf
Hilferding gibi devasa isimlerin kuramsallaştırdığı Avusturya Marksizmi (Austromarxism)
okuludur. Austromarksizm, Bolşevik tarzı tek partili proletarya diktatörlüğü
ile Batı Avrupa'nın kapitalist sisteme eklemlenen klasik reformist sosyal
demokrasisi arasında "Üçüncü bir Yol" inşa etmeyi
hedefliyordu.
Bu okulun kuramsal
rasyonalitesi, kapitalist makro-ekonomik yapı varlığını sürdürürken dahi,
demokratik yollarla ele geçirilen yerel yönetim mekanizmaları sayesinde
sosyalist bir toplumsal kültürün, yeni bir insan tipinin (Der neue Mensch)
ve metasızlaştırılmış kamusal alanların parça parça inşa edilebileceği inancına
dayanıyordu. Böylece Viyana, sadece bir kent olmaktan çıkıp, Austromarksizmin
iktisadi ve sosyolojik teorilerinin ampirik olarak test edildiği devasa bir
kurumsal laboratuvara dönüştürülmüştür. Yerel yönetim zanaatı (techne),
işçi sınıfının kültürel, entelektüel ve fiziksel varlığını sermayenin
tahakkümünden kurtaran bütüncül bir toplumsal mühendislik seviyesine
yükseltilmiştir.
B) "Viyana
Hastalığı" (Tüberküloz) ve Barınma Sefaletinin Klinik Teşhisi
Kızıl Viyana’nın kurumsal
klinisyenleri, yönetimi devraldıklarında karşılarında spekülatif piyasa
koşullarının yarattığı korkunç bir kentsel çöküş ve sağlık krizi bulmuşlardır.
Savaş sonrası Viyana'sında işçi sınıfı, özel mülk sahiplerinin insafına terk edilmiş,
"yatak kiralama" (Bettgeher) sistemiyle aynı odada 10-12
kişinin vardiyalı olarak uyuduğu, gün ışığı almayan, kanalizasyonu ve temiz
suyu bulunmayan sefalet yuvalarında (Zinskasernen) yaşamaktaydı.
Bu mekansal sefaletin
yarattığı en somut patoloji, tüberküloz salgınının kentin alt sınıflarını kırıp
geçirmesiydi. Hastalık tıp literatürüne doğrudan "Viyana
Hastalığı" (Wiener Krankheit) olarak geçmiştir. Avusturya
Marksizminin kentsel klinisyenleri bu tabloya şu klinik teşhisi
koymuşlardır: Tüberküloz ve toplumsal çöküş, tıbbi bir kader değil; kentsel
toprağın ve barınma hakkının spekülatif piyasa mekanizmasına feda edilmesinin
doğrudan iktisadi sonucudur. Dolayısıyla tedavi, bireysel tıbbi yardımlarla
değil, konutun ve kentsel mekânın piyasa dışına çıkarılarak
kamusallaştırılmasıyla (metasızlaştırma) gerçekleştirilmek zorundaydı.
8.2. Konut Sentezi ve
Mimari Zanaat
A) Gemeindebauten
(Belediye Evleri): Karl Marx-Hof’un Kentsel, Sosyal ve Cultural Bir Ekosistem
Olarak Anatomisi
Büyük klinik teşhisin
ardından Viyana Belediyesi, kentsel iktisat ve mimarlık tarihinin en muazzam
kamusal konut hamlesini başlatmıştır. Belediye, arsa spekülasyonunu çökertmek
için kent genelindeki arazileri cehri kararlarla kamulaştırmış ve 1919-1934 yılları
arasında yaklaşık 65.000 yeni sosyal konut birimi inşa etmiştir. Belediye
Evleri (Gemeindebauten) olarak adlandırılan bu yapılar, işçileri
kentin çeperindeki gettolara sürmek yerine, kentin tam merkezindeki stratejik
akslara yerleştirilmiştir.
Bu mimari zanaatın en
görkemli şaheseri, Adolf Loos’un öğrencisi Karl Ehn tarafından tasarlanan ve 1
kilometreyi aşan uzunluğuyla bir kale gibi yükselen Karl Marx-Hof’tur.
Karl Marx-Hof’un iktisadi ve sosyal anatomisi, onu basit bir toplu konut
projesi olmaktan çıkarıp kendi kendine yeten kolektif bir ekosisteme
dönüştürüyordu:
- Mekansal Rasyonalizm:
Devasa arazinin sadece %20'sine bina inşa edilmiş; kalan %80'lik alan
parklar, çocuk bahçeleri ve yeşil alanlar olarak düzenlenmiştir. Amaç,
"Viyana Hastalığı"nı kente bol gün ışığı ve temiz hava sokarak
mekansal olarak tedavi etmekti.
- Kolektif Tüketim Altyapısı:
Kompleksin içine devasa kamusal çamaşırhaneler, modern banyolar, kreşler,
kütüphaneler, postane, tıp merkezleri ve eczaneler entegre edilmiştir.
Böylece hanehalkının bakım yükü ve yaşam maliyetleri asgariye indirilerek
toplumsal etkinlik maksimize edilmiştir.
- Kültürel Dönüşüm:
İşçiler, sermayenin yarattığı ticari ve yozlaştırıcı eğlence kültüründen
yalıtılarak; tiyatro salonları, ampirik eğitim merkezleri ve kolektif spor
alanları vasıtasıyla Austromarksizmin idealize ettiği aydınlanmış proleter
kültürün öznesi haline getirilmişlerdir.
8.3. Finansmanın Dahisi:
Robert Danneberg Sistemi
A) Dış Borçlanmayı
Reddeden, Tamamen İç Kaynaklara Dayalı Radikal Vergi Mimarisi
Kızıl Viyana’nın bu
devasa sosyal altyapı ve konut hamlesini gerçekleştirebilmesi, uluslararası
finans çevrelerine ve Wall Street bankalarına borçlanarak teslim olmasını
bekleyen burjuva iktisatçıları için büyük bir muammaydı. Bu muammayı çözen ve
kentsel kamu maliyesini bir sanat seviyesine yükselten kişi, Viyana
Belediyesi’nin Finans Müdürü Robert Danneberg olmuştur.
Danneberg, hiperenflasyon
ve ekonomik kriz ortamında kenti tefeci faizleriyle uluslararası sermayeye
mahkûm edecek her türlü dış borçlanmayı radikal bir biçimde reddetmiştir.
Onun kurduğu mali rasyonalizm, kentsel dönüşümün finansmanını bütünüyle kentin
kendi yarattığı artı-değerden ve lüks tüketimden süzüp alan, tamamen iç
kaynaklara dayalı ve enflasyon yaratmayan dahi bir vergi mimarisine
dayanıyordu.
B) Lüks Tüketim Vergileri
ve İlerici Konut Vergisi (Wohnbausteuer) Aracılığıyla Servetin Kentsel Mekâna
Yeniden Bölüşümü
Robert Danneberg’in
kurduğu mali kliniğin temel kaldıracı, sınıfsal olarak keskin bir biçimde
katmanlandırılmış ve ilerici (artan oranlı) hale getirilmiş vergi paketleriydi:
- Lüks Tüketim Vergileri (Breitner
Vergileri): Kentteki hizmetçilere, lüks
otomobillere, yarış atlarına, kaliteli şampanyalara, genelevlere, pahalı
otellere ve lüks eğlence mekanlarına muazzam oranlarda vergiler
konulmuştur. Burjuvazinin lüks tüketimi, doğrudan doğruya işçi sınıfının
kreşlerinin ve kamusal sağlık merkezlerinin finansman kaynağı haline
getirilmiştir.
- İlerici Konut Vergisi (Wohnbausteuer):
Bu vergi, konutun büyüklüğü ve lüks derecesine göre katlanarak artıyordu.
Kentteki en lüks konutların oluşturduğu en üst %0,5'lik kesim, bu vergi
havuzunun neredeyse yarısını öderken; işçi ailelerinin oturduğu küçük
konutlar vergiden tamamen muaf tutulmuştur.
Bu dahi mali zanaat
sayesinde Viyana Belediyesi, konut inşaat maliyetlerini bir borç yükü olarak
değil, doğrudan vergi gelirleriyle peşin olarak karşılamıştır. Bu durum,
belediye evlerindeki kiraların sadece "işletme ve bakım maliyeti"
seviyesine (bir işçi ücretinin ortalama %4'üne) düşürülmesini sağlamış; konut
bir yatırım ve spekülasyon aracı olmaktan tamamen çıkarılarak toplam kentsel etkinlik
zirveye taşınmıştır.
C) Trajik Son: 1934
Austrofascism Darbesi ve Yerel Vahanın Bombalanması
Kızıl Viyana’nın
kapitalist kuşatma altında yarattığı bu yüksek etkinliğe sahip yerel
vaha, faşizmin Avrupa genelindeki yükselişiyle birlikte kaçınılmaz ve trajik
bir sınıfsal hesaplaşmayla yüz yüze kalmıştır. Sosyalist belediyenin iktisadi
ve kültürel başarıları, mülk sahibi sınıflar ve merkezi Katolik-Muhafazakâr
hükümet için tahammül edilemez bir tehdit haline gelmiştir.
1934 yılında Şansölye
Engelbert Dollfuss öncülüğünde gerçekleştirilen Avusturya Faşizmi (Austrofaschismus)
darbesiyle parlamento feshedilmiş ve sıra işçi sınıfının en büyük kurumsal
sığınağı olan Viyana Belediyesi'ne gelmiştir. Korunmasız kalan işçiler ve
partinin paramiliter kanadı (Schutzbund), belediye evlerini birer
savunma kalesi haline getirerek faşist ordu birliklerine ve paramiliter
çetelere (Heimwehr) karşı kahramanca direnmişlerdir. Ancak ordu, Karl
Marx-Hof başta olmak üzere işçi mahallelerini ağır toplarla ve obüslerle
acımasızca bombalamıştır. Yüzlerce işçinin katledildiği, Robert Danneberg’in
toplama kampında ölüme gönderildiği bu kanlı trajediyle Kızıl Viyana deneyimi
fiilen son bulmuştur. Fakat arkasında bıraktığı konut zanaatı ve mali rasyonalizm,
yerel yönetim iktisadı tarihine altın harflerle yazılmış sarsılmaz bir zirve
noktası olarak miras kalmıştır.
Kaynakça ve Dipnotlar
[^125]: Bauer, O. (1924).
Die Österreichische Revolution. Wien: Wiener Volksbuchhandlung.
(Austromarksizmin teorik ve pratik kentsel vizyonunu bizzat Otto Bauer'in
kaleminden sunan ana kaynak). [^126]: Gruber, H. (1991). Red Vienna:
Experiment in Working-Class Culture 1919-1934. Oxford: Oxford University
Press. (Viyana'daki belediye sosyalizminin mali, kültürel ve mimari yapısına
dair en kapsamlı ampirik başyapıt). [^127]: Blau, E. (1999). The
Architecture of Red Vienna, 1919-1934. Cambridge: MIT Press. (Gemeindebauten
ve Karl Marx-Hof'un mimari zanaatını kentsel iktisat bağlamında inceleyen
kurucu eser). [^128]: Danneberg, R. (1928). Das Rote Wien: Seine Geschichte,
seine Leistungen. Wien: Verlag der Wiener Volksbuchhandlung. (Finansman
dâhisi Robert Danneberg'in belediye bütçesini ve vergi mimarisini bizzat
anlattığı birincil kaynak). [^129]: Breitner, H. (1924). Das Wiener
Steuersystem. Wien: Schriftreihe der Gost. [^130]: Tafuri, M. (1980). Vienna
Rossa: La Politica Residenziale nella Vienna Socialista, 1919-1933. Roma:
Officina Edizioni. (Kentsel mekânda servetin yeniden bölüşümü ve konut
metasızlaştırılmasının iktisadi tahlili). [^131]: Polanyi, K. (1944). The
Great Transformation. New York: Farrar & Rinehart. (Karl Polanyi'nin
Kızıl Viyana'da bizzat yaşadığı döneme dair finansal ve kentsel etkinlik
gözlemlerinin kuramsal arka planı). [^132]: Rabinbach, A. (1983). The Crisis
of Austrian Socialism: From Red Vienna to Civil War, 1927–1934. Chicago:
University of Chicago Press. (1934 faşist darbesi, kentsel kalelerin
bombalanması ve trajediyle biten nihai sürecin analitik belgesi).
Değerlendirme
ve Sonuç – Kentsel Etkinliğin ve Metasızlaştırma Zanaatının Tarihsel Sentezi
Belediye sosyalizminin İtalya, Almanya, Rusya ve
Avusturya coğrafyalarında somutlaşan tarihsel pratikleri, yerel yönetimleri
sadece birer idari birim ya da merkezi devletin taşra uzantısı olarak gören Ortodoks
yaklaşımları ampirik olarak çökertmiştir. Bu dört özgün ekol, makro-politik
tıkanmaların, faşizan kuşatmaların veya bürokratik tiranlık risklerinin
ortasında, kentsel mekânı ve yerel maliyeyi sınıfsal birer savunma kalkanı ve
iktisadi laboratuvar olarak yeniden kurgulamıştır.
Incelenen deneyimlerin kentsel iktisat ve siyaset
teorisi açısından ortaya koyduğu kurumsal rasyonalite üç temel sütun üzerinde
yükselmektedir:
- Mekânın ve Kamusal Malların Metasızlaştırılması: "Kızıl Bologna"nın tarihi merkezi ranta kapatan Muhafazakâr
Restorasyon hamlesi ve ücretsiz ulaşım denemesi, "Kızıl
Viyana"nın tüberküloz patolojisine karşı inşa ettiği Gemeindebauten
(Belediye Evleri) ekosistemi ve Alman ekolünün arazi spekülasyonunu ezen Bodenpolitik
(Arsa Bankacılığı) zanaatı; konut, toprak ve ulaşımın piyasa mantığı
dışına çıkarıldığında kentsel etkinliğin nasıl maksimize edilebileceğini
kanıtlamıştır.
- Mali Özerklik ve Özgün Finansman Mimarisi: Ekollerin başarısı, spekülatif küresel finans çevrelerine borçlanmayı
reddeden dahi mali tasarımlarında gizlidir. Alman belediyeciliğinin Stadtwerke
(Altyapı Holdingleri) çatısı altında geliştirdiği "çapraz
sübvansiyon" mekanizması ile Viyana’da Robert Danneberg’in
burjuvazinin lüks tüketimini doğrudan proleter refahına akıtan ilerici
vergi sistemi, yerel yönetimlerin kendi artı-değerlerini üreterek
kendi kendilerine yetebileceklerini göstermiştir.
- Merkeziyetçiliğe Karşı Demokratik Barajlar: Menşeviklerin 1906 Stockholm Kongresi’nde Lenin’in
"millileştirme" tezine karşı geliştirdikleri Toprağın
Belediyeleştirilmesi programı, erken bir klinik teşhisle merkezi
bürokratik devletin üretebileceği totaliter tiranlığa (Asya Tipi Üretim
Tarzı riskine) karşı yerel meclisleri (Zemstvo) birer "taşra
kalesi" olarak konumlandırmıştır. Benzer şekilde Bologna’nın Mahalle
Komiteleri, bütçe hakkını de-merkezileştirerek teknik mükemmellik ile
taban demokrasisini evlendirmiştir.
Nihayetinde, 1934'te Viyana'daki işçi kalelerinin
obüslerle bombalanmasıyla ya da Rusya'da patika bağımlılığının merkezi
bürokrasiyi tekilleştirmesiyle bu deneyimler trajik sonlarla karşılaşmış
olsalar da arkalarında bıraktıkları kurumsal miras hayatiyetini korumaktadır.
Belediye sosyalizmi, kentsel krizlerin ve piyasa başarısızlıklarının
tedavisinde reçetenin küresel finans koridorlarında değil, sokağın ampirik
bilgisine dayanan kurumsal bir yerel yönetim zanaatında (techne) saklı
olduğunu dünyaya sarsılmaz bir biçimde göstermiştir.
Yorumlar
Yorum Gönder