NAZİ EKONOMİSİNİN ANATOMİSİ: İDEOLOJİ, KOMUTA VE YIKIM (1933-1945)
NAZİ
EKONOMİSİNİN ANATOMİSİ: İDEOLOJİ, KOMUTA VE YIKIM (1933-1945)
Ercan Eren
Nazi İktisadının Yapısökümü (Deconstruction, yapıbozum) ve "Üçüncü
Yol" Mitinin Teorik İflası
Nasyonal
sosyalizm, yirminci yüzyılın ilk yarısında insanlık tarihinin en yıkıcı siyasi,
askeri ve ideolojik felaketlerinden birine imza atarken, geride bıraktığı
kurumsal ve maddi enkaz kadar, doğası hala tartışılan fiktif bir iktisadi model
de bırakmıştır. Rejimin özellikle 1933-1939 yılları arasında sergilediği
işsizliği sıfırlama, otoyollar (Autobahn) inşa etme ve enflasyonu
kontrol altına alma iddiaları, dönemin ana akım iktisatçıları ve kitleleri
tarafından uzun süre kapitalizm ile sosyalizm arasında sıkışan modern dünya
için özgün bir "üçüncü yol" ya da bir "istihdam mucizesi" (Beschäftigungswunder)
olarak görülmüştür. Ancak bu fiktif başarı hikayesinin arkasındaki kurumsal
mekanizmalar, bütçe hileleri ve cebrî totaliter müdahaleler, nasyonal sosyalist
iktisadın rasyonel ve sürdürülebilir bir alternatif olmadığını; aksine, doğası
gereği yıkıma, yağmaya ve yapısal iflasa programlanmış bir komuta aygıtı
olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Bu makalenin
temel amacı, Nazi Almanyası’nın iktisat politikalarını dogmatik ve doğrusal bir
tarih anlatısının ötesine geçerek hem kuramsal hem de ampirik bir yapısöküm
süzgecinden geçirmektir. Bu amaç doğrultusunda çalışma, iki güçlü ve birbirini
tamamlayan entelektüel damardan beslenmektedir:
- Teorik Düzlem: Totalitarizmin ekonomi-politiğini henüz süreç yaşanırken çözümleyen
Avusturya İktisat Okulu (Ludwig von Mises, Friedrich A. von Hayek) ve
erken dönem Ordoliberalizmin (Wilhelm Röpke) liberal eleştirileri,
- Ampirik Düzlem: Modern iktisat tarihçiliğinin figürleri Adam Tooze ve Richard
Overy’nin arşiv belgelerine, bütçe realizasyonlarına ve ham madde
denklemlerine dayanan nicel (kantitatif) verileri.
Kuramsal ve Ampirik Çerçevenin İskeleti
Makale, Nazi
iktisadi serüvenini metodolojik bir bütünlük içinde analiz edebilmek amacıyla
dört temel kronolojik ve tematik aşama üzerine inşa edilmiştir:
- Birinci Bölüm: NSDAP’nin 1920’lerdeki antikapitalist, esnaf ve küçük burjuva odaklı
popülist söylemlerinin, iktidara giden süreçte büyük sanayicilerle (Industrieklub
Düsseldorf) girilen faydacı ittifaklar neticesinde nasıl radikal bir
söylemsel oportünizme evrildiğini incelemektedir. Bu bölümde, Hitler’in
iktisadı tamamen ideolojik ve askeri amaçlara hizmet eden araçsal
(instrumental) karakteri ile Sosyal Darwinist piyasa algısı
çözümlenmektedir.
- İkinci Bölüm: Hjalmar Schacht’ın yönetimindeki erken dönem (1933-1936) iktisadi
toparlanma programı mercek altına alınmaktadır. Kamu istihdam projelerinin
arka planı, Merkez Bankası (Reichsbank) bilançolarından gizlenen
fiktif Mefo Bonoları mekanizması ve bu mekanizmanın yarattığı
kronik enflasyonist baskının totaliter cebir aygıtıyla nasıl zorla
bastırıldığı (baskılanmış enflasyon) analiz edilmektedir.
- Üçüncü Bölüm: 1936 yılında Hermann Göring liderliğinde ilan edilen Dört Yıllık Plan
ve mutlak dışa kapalı bir ekonomi yaratma hedefi olan Otarki (Autarkie)
fiyaskosu ele alınmaktadır. Fiyat mekanizmasının bütünüyle iptal edildiği,
kâr ve mülkiyet haklarının sadece kâğıt üzerinde bırakılarak sistemin bir komuta
ekonomisine (Befehlswirtschaft) dönüştürüldüğü bu evrede;
sentetik ikamelerin yarattığı makroekonomik kaynak israfı ve sistemin
tıkanma noktasına gelerek savaşı yapısal bir zorunluluk haline getirişi
ampirik verilerle ortaya konmaktadır.
- Dördüncü Bölüm: Savaş dönemi (1939-1945) ekonomisi, Albert Speer’in meşhur
"silahlanma mucizesi" efsanesinin yapisökümü üzerinden
değerlendirilmektedir. Bu nihai aşamada, üretimin fiktif olarak
artırılmasının arkasında yatan rasyonel teknokrasi miti yıkılmakta;
sistemin ayakta kalabilmek için muhtaç olduğu milyonlarca köle işçinin (Zwangsarbeiter)
canı üzerine kurulu endüstriyel barbarlık mekanizması ve
SS-Devlet-Sermaye ortaklığı tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilmektedir.
Sonuçta bu
çalışma, serbest piyasanın rasyonel kaynak dağılım mekanizmalarını, fiyat
sinyallerini ve mülkiyetin gerçek içeriğini yok eden nasyonal sosyalist
modelin; iddia edildiği gibi verimli bir alternatif değil, insanlık tarihinin
gördüğü en büyük maddi, iktisadi ve ahlaki enkaz zinciriyle sonuçlanan fiktif
bir savaş makinesi olduğunu kanıtlamayı hedeflemektedir.
I. İktidar Öncesi Dönem (1920-1933) – İdeolojik Retorik ve Oportünizm
Ana Tema: Tutarlı bir teorik modelin yokluğu, antikapitalist söylem ile büyük
sermayeye verilen gizli güvencelerin pragmatik evliliği.
1.1. 25 Maddelik Parti Programı (1920) ve İlk Söylemler
Nasyonal
Sosyalist Alman İşçi Partisi’nin (NSDAP) 24 Şubat 1920’de Münih’teki
Hofbräuhaus’ta ilan ettiği 25 Maddelik Program, modern iktisat tarihçileri ve
siyaset bilimciler tarafından tutarlı bir doktrinden ziyade, kitleleri manipüle
etmeye yönelik senkretik (bağdaştırmacı) bir metin olarak kabul edilir.
Programın iktisadi omurgasını oluşturan kavramsal çerçevenin mimarı, mühendis
ve amatör iktisatçı Gottfried Feder’dir.
Feder Grubu ve "Faiz Köleliğinin Kırılması" (Brechung der
Zinsknechtschaft)
Gottfried
Feder, kapitalist üretim tarzını bütünüyle ortadan kaldırmayı değil, onu yapay
bir dikotomiyle (ikiye ayırarak) yeniden tanımlamayı önermiştir. Feder’e göre
iki tür sermaye mevcuttur:
- Üretken Sermaye (Schaffendes Kapital): Fabrika açan, risk alan, fiziksel üretim gerçekleştiren ve istihdam
sağlayan "iyi" ve ulusal (Ari) sermaye.
- Asalak/Finansal Sermaye (Raffendes
Kapital): Alın teri dökmeden, spekülasyon, borsa ve
faiz mekanizmalarıyla paradan para kazanan, uluslararası ve Nazi
terminolojisinde "Yahudileşmiş" olarak kodlanan "kötü"
sermaye.
Feder, 1919
tarihli Manifesto for the Abolition of Interest-Slavery (Faiz
Köleliğinin Kaldırılması Manifestosu) adlı çalışmasında, Almanya'nın tüm
iktisadi ve sosyal buhranlarının kaynağı olarak bu asalak finansal sermayeyi ve
tefecilik sistemini göstermiştir. Programın 11. maddesinde somutlaşan "Faiz
köleliğinin kırılması" ilkesi, kapitalizmin özüne (artı-değer
üretimine ve mülkiyet ilişkilerine) dokunmayan, sadece finansal dolaşım alanını
hedef alan popülist bir retoriktir.
Ludwig von
Mises, daha sonra kaleme alacağı Omnipotent Government (1944) adlı
eserinde, Feder'in bu tezlerinin iktisadi cehaletle harmanlanmış birer safsata
olduğunu belirterek şu analizi yapar:
"Nasyonal
sosyalistlerin ekonomi programı, Alman küçük burjuvazisinin antikapitalist
önyargılarının bir yansımasıdır. Finans kapital ile üretim kapitali arasında
kurdukları hayali ayrım, iktisat biliminin en temel kurallarını hiçe sayar.
Paranın ve kredinin işlevini anlamayan bu ilkel yaklaşım, sadece kitlelerin
öfkesini yönlendirmek için kurgulanmıştır."
Küçük Burjuva/Esnaf Sosyalizmi ve Vaatler
25 Maddelik
Program’ın iktisadi niteliği, literatürde "Küçük Burjuva/Esnaf
Sosyalizmi" olarak adlandırılır. Program, Büyük Buhran öncesinde bile
sanayileşme ve tekelleşme karşısında mülksüzleşme ve proleterleşme (işçileşme)
korkusu yaşayan esnaf, zanaatkâr ve küçük çiftçi sınıflarını (Mittelstand)
hedef alıyordu. Bu doğrultuda şu radikal vaatler ilan edilmişti:
- Madde 13: Tüm
tröstlerin ve tekelci büyük şirketlerin derhal kamulaştırılması.
- Madde 14: Büyük
sanayi işletmelerinin kârlarına devletin ortak edilmesi (Kâr paylaşımı).
- Madde 16: Büyük
departmanlı mağazaların (Warenhäuser) kamulaştırılarak çok ucuz
fiyatlarla küçük esnafa kiralanması.
Modern ampirik
tarihçi Adam Tooze, The Wages of Destruction (2006) adlı çalışmasında,
bu erken dönem vaatlerinin ampirik gerçekliğini çözümlerken, nasyonal
sosyalizmin hiçbir zaman iddia edildiği gibi sosyalist bir nitelik
taşımadığını, aksine bu retoriğin arkasında köklü bir oportünizmin yattığını
ampirik verilerle ortaya koyar:
"1920
programındaki antikapitalist maddeler, NSDAP'nin taşradaki ve küçük kentlerdeki
mülksüzleşmiş kitleleri mobilize etmek için kullandığı birer bayraktı. Ancak bu
vaatlerin uygulanabilir bir makroekonomik planla, bütçe hesaplarıyla veya
üretim organizasyonuyla hiçbir bağı yoktu. Sistem, en başından beri rasyonel
bir iktisadi modelden yoksundu."
1.2. Sol Kanat (Strasser Kardeşler)- Sağ Kanat (Hitler) Çatışması
1920’lerin
ortalarından itibaren NSDAP, özellikle sanayileşmiş Kuzey ve Batı Almanya’da
(Ruhr Havzası) örgütlenen ve partinin "Sol Kanadı" olarak bilinen
klik ile Adolf Hitler’in etrafında kümelenen "Münih/Sağ Kanadı"
arasında derin bir ideolojik yarılmaya sahne olmuştur.
İdeolojik Yarılma ve Araçsal İktisat Vizyonu
Gregor
Strasser ve kardeşi Otto Strasser liderliğindeki sol kanat, 25 Maddelik
Program’daki antikapitalist vaatleri ciddiye alan, işçi grevlerini destekleyen,
büyük toprak sahiplerinin (Junker'lerin) topraklarına el konulmasını ve
endüstrinin gerçek anlamda devletleştirilmesini savunan bir çizgideydi.
Strasser kardeşler, "ulusal" bir devrimin ancak kapitalist sistemin
yapısal olarak yıkılmasıyla mümkün olacağına inanıyorlardı.
Buna karşın
Adolf Hitler, ekonomiyi teorik bir dogma ya da toplumsal adalet mekanizması
olarak değil, tamamen araçsal (instrumental) bir bakış açısıyla ele
alıyordu. Hitler için ekonominin tek bir rasyoneli vardı: Siyasi iktidarın ele
geçirilmesi, devletin totaliter bir yapıya kavuşturulması ve ırksal/askeri
genişleme (savaş) kapasitesinin maksimize edilmesi. Mülkiyetin kimin elinde olduğu,
devletin emirlerine itaat edildiği sürece önemsizdi.
1930 yılında
Otto Strasser ile Hitler arasında gerçekleşen tarihi tartışmada, Hitler’in
mülkiyet ve kapitalizme bakışı tüm çıplaklığıyla ortaya çıkmıştır. Otto
Strasser’in, partinin kapitalist çarklara teslim olduğunu iddia etmesi üzerine
Hitler şu cevabı vermiştir:
"Siz
üretimin ve mülkiyetin devletleştirilmesini mi istiyorsunuz? Eğer kapitalizm
buysa, fabrikaların sahipleri üretim araçlarını işletmeye devam edecekler,
ancak devlet onların üzerinde mutlak kontrol sahibi olacak. Üretim araçlarının
mülkiyetini devletleştirmeye gerek yoktur; önemli olan devletin, mülkiyet
sahiplerinin kararlarını kontrol etmesidir."
Bu diyalog,
Friedrich Hayek’in The Road to Serfdom (1944) kitabında geliştireceği
totalitarizm analizinin en somut erken dönem kanıtıdır. Hayek, nasyonal
sosyalizmin mülkiyet etiketlerine dokunmayıp kararları merkezileştirmesini,
bireysel özgürlükleri yok eden gizli bir kolektivizm olarak tanımlar.
Sosyal Darwinizmin İktisadi Alana İzdüşümü
Hitler’in
iktisat vizyonu, Adam Smith’in "görünmez el"ine ya da Karl Marx’ın
"sınıf çatışması"na değil, acımasız bir Sosyal Darwinizm
doktrinine dayanıyordu. Ona göre iktisadi hayat, bireyler ve uluslar arasında
amansız bir hayatta kalma mücadelesidir (Kampf ums Dasein).
Bu felsefeye
göre, piyasadaki rekabet rasyonel bir kaynak dağılımı sağlamaz; aksine
"üstün ve güçlü olan girişimcilerin" zayıfları elemesini sağlayan
biyolojik bir ayıklama mekanizmasıdır. Dolayısıyla, büyük holdinglerin ve
tekellerin varlığı, ekonomik etkinliğin değil, evrimsel başarının bir
kanıtıdır. Ekonomik faaliyet, bireysel refahı veya tüketici egemenliğini
artırmak için değil, sadece ve sadece ırksal üstünlüğün ve devletin askeri
gücünün hizmetinde bir araç olarak kurgulanmıştır.
1.3. Büyük Buhran (1929) ve Sermaye Elitleriyle İttifak
1929 Kara
Perşembe ile başlayan Büyük Buhran, Weimar Cumhuriyeti’ni ekonomik ve sosyal
bir enkaz zincirine sürüklerken, NSDAP’nin söylemsel oportünizmini zirveye
taşıyabileceği tarihsel koşulları yaratmıştır.
Düsseldorf Endüstri Kulübü Konuşması (1932)
6 milyona
dayanan işsizler ordusuna sokaklarda "faiz köleliğine son" ve
"tekelci sermayeye ölüm" sloganlarıyla hitap eden Hitler, iktidara
giden yolun ordu, bürokrasi ve ağır sanayi elitlerinin (Ruhr Baronları)
onayından geçtiğini çok iyi biliyordu. Feder'in ve Strasser kanadının radikal
söylemlerinden dehşete düşen büyük sanayicileri teskin etmek amacıyla Hitler, 27
Ocak 1932'de Düsseldorf Endüstri Kulübü'nde (Industrieklub Düsseldorf)
Almanya'nın en güçlü çelik, kömür ve silah üreticilerinin (Krupp, Thyssen,
Vögler, Flick) karşısına çıktı.
Hitler bu
meşhur konuşmasında, büyük sermaye elitlerine tam olarak duymak istedikleri
iktisadi ve siyasi güvenceleri sundu:
- Özel Mülkiyetin Kutsanması ve Demokrasi
Eleştirisi: Hitler, özel mülkiyet ile siyasi demokrasi
arasındaki yapısal çelişkiyi şu sözlerle ilan etti:
"Siyasi alanda herkesin eşit oya sahip olduğu demokrasiyi savunup,
iktisadi alanda özel mülkiyeti ve hiyerarşiyi koruyamazsınız. Siyasal
demokrasi, kaçınılmaz olarak iktisadi komünizme ve mülkiyetin yok oluşuna
çıkar. Ben siyasette de ekonomide de hiyerarşiye, otoriteye ve 'Girişimci
İlkesine' (Führerprinzip im işletmede) inanıyorum."
- Antikomünizm ve Sendikasızlaştırma Vaadi: Sanayicilere, mülklerine ve fabrikalarına asla dokunulmayacağı,
aksine onları tehdit eden güçlü işçi sendikalarının, sosyal demokratların
ve komünist partilerin acımasızca ezileceği taahhüt edildi.
Richard Overy,
The Nazi Economic Recovery 1932-1938 (1996) adlı çalışmasında bu
ittifakın pragmatik doğasını şöyle nitelendirir:
"Düsseldorf
konuşması, Nazi hareketinin iki yüzlü iktisat politikasının şahikasıdır.
Hitler, sanayicilere radikal nasyonal sosyalist terminolojinin sadece kitleleri
sakinleştirmek için kullanılan bir afyon olduğunu fısıldamıştır. Büyük sermaye,
Hitler’i mülkiyet haklarını Bolşevizm tehdidine karşı koruyacak totaliter bir
kalkan, bir tür 'bodyguard' olarak kiralamaya karar vermiştir."
Bu ittifakın
ampirik meyvesi gecikmedi. Fritz Thyssen gibi endüstri devleri partiye devasa
fonlar akıtmaya başladı. Hitler’in şansölye olmasından hemen sonra, 20 Şubat
1933’te Berlin’de yapılan gizli toplantıda, Gustav Krupp liderliğindeki
sanayiciler, NSDAP’nin seçim kampanyasını finanse etmek için tek celsede 3
milyon Reichsmark bağışta bulundular.
Seçim Propagandalarında Kitle Manipülasyonu
Büyük
sermayeden finansal lojistik alan rejim, sokaklarda ise işsizlik krizi
üzerinden muazzam bir kitle manipülasyonu yürütüyordu. Seçim afişlerinde
kullanılan "Arbeit und Brot" (İş ve Ekmek) sloganı, hiçbir
yapısal iktisadi programa dayanmıyordu.
Wilhelm Röpke,
daha sonra The Social Crisis of Our Time (1942) eserinde analiz edeceği
üzere, Nazilerin bu dönemdeki başarısını, rasyonel bir iktisat vaadine değil,
Büyük Buhran'ın yarattığı toplumsal proleterleşmeyi ve umutsuzluğu istismar
eden manevi bir kolektivizme bağlar:
"Naziler
kitlelere bir iktisat programı sunmadılar; onlara kaybettikleri statüyü, gururu
ve sahte bir kader ortaklığını (Volksgemeinschaft) vadettiler. İktisadi
buhran, rasyonel çözümlerin değil, totaliter çılgınlığın zeminini hazırlayan
psikolojik bir kaldıraç olarak kullanıldı."
Sonuç olarak,
1933 yılına gelindiğinde Nazi ekonomisinin ilk dönemi ne ampirik bir kalkınma
planına ne de tutarlı bir kapitalizm/sosyalizm teorisine dayanıyordu. Sistem,
iktidarı ele geçirmek uğruna alt sınıflara antikapitalist afişler dağıtırken,
üst sınıflara mülkiyet ve hiyerarşi sözleşmeleri imzalatan devasa bir söylemsel
oportünizm mekanizmasından ibarettir.
Kaynaklar ve Alıntılar
- Feder, Gottfried (1919). Das Manifest zur Brechung der Zinsknechtschaft (Faiz
Köleliğinin Kaldırılması Manifestosu), München.
- Hayek, Friedrich A. von (1944). The Road to Serfdom (Kölelik Yolu), Routledge.
- Mises, Ludwig von (1944). Omnipotent Government: The Rise of the Total State and Total War,
Yale University Press.
- Overy, Richard J. (1996). The Nazi Economic Recovery 1932-1938, Cambridge University
Press.
- Röpke, Wilhelm (1942). The Social Crisis of Our Time, Hodge & Co.
- Tooze, Adam (2006). The Wages of Destruction: The Making and Breaking of the Nazi
Economy, Allen Lane.
II. Erken
İktidar Dönemi (1933-1936) – Kurumsal Dönüşüm, İstihdam ve Gizli Silahlanma
Ana Tema: Piyasa
mekanizmasının devlet zoruyla ikamesi, sermaye elitlerinin totaliter devlet
aygıtına entegrasyonu ve borçlanmaya dayalı fiktif (itibari) büyüme.
2.1. Hjalmar
Schacht’ın Kurumsal Dehası ve Mefo Bonoları Mekanizması
1933 yılında Hitler iktidara geldiğinde,
NSDAP’nin sol kanadının (Feder grubu) faiz karşıtı taşra radikalizmi hızla
tasfiye edildi. Hitler, ordu ve sanayicilerin güvenini kazanmak amacıyla
Reichsbank Başkanlığına (ve 1934’te Ekonomi Bakanlığına) Weimar döneminin
saygın finans bürokratı ve para sihirbazı Hjalmar Schacht’ın atadı.
Schacht’ın misyonu netti: Hiperenflasyon hafızası taze olan Alman kamuoyunda
panik yaratmadan ve Reichsmark’ın değerini çökertmeden, devasa silahlanma
programını finanse etmek.
Mefo Bonoları
(Metallurgische Forschungsgesellschaft mbH)
Schacht, Ortodoks bütçe açıklarıyla finanse
edilemeyecek büyüklükteki askeri harcamaları gizlemek için finans tarihinin en
sofistike "muhasebe illüzyonlarından" birini kurguladı. 1933 yılında
tamamen paravan bir şirket olan Metallurgische Forschungsgesellschaft mbH
(Metalürjik Araştırmalar Şirketi- kısaca MEFO) kuruldu. Şirketin kurucu
ortakları Almanya’nın dört sanayi deviydi: Krupp, Siemens, Rheinstahl ve
Deutsche Werke.
Bu şirketin hiçbir fiziksel üretimi veya sermaye
altyapısı yoktu; tek varlığı kâğıt üzerindeki tüzel kişiliğiydi. Mekanizma şu
adımlarla işliyordu:
- Ordu (Wehrmacht) silah üreticilerine sipariş veriyor, ancak ödemeyi
doğrudan bütçeden nakit olarak yapmıyordu.
- Silah üreticilerine, paravan şirket MEFO tarafından düzenlenen ve
Reichsbank (Merkez Bankası) tarafından sisteme geri alım garantisi verilen
Mefo Bonoları veriliyordu.
- Bu bonolar 3 ay vadeliydi fakat sürekli olarak uzatılabiliyordu.
Devlet, sanayicileri bu bonoları ellerinde tutmaya teşvik etmek için
yıllık %4 faiz uyguluyordu.
Bu mekanizma sayesinde harcamalar resmi bütçede
ve Reichsbank bilançolarında görünmüyor, dolayısıyla ne bütçe açığı olarak ilan
ediliyor ne de uluslararası piyasalarda Almanya'nın borç stoku olarak
izlenebiliyordu.
Ludwig von Mises, bu fiktif kredi genişlemesini
daha sonra Human Action (1949) kitabında geliştireceği Avusturya İktisat
Okulu’nun konjonktür teorisi bağlamında tam bir "enflasyonist saatli
bomba" olarak tanımlar. Mises’e göre, arkasında reel tasarruf
barındırmayan bu tür yapay kredi mekanizmaları, fiyat mekanizmasını çarpıtarak
kaçınılmaz bir çöküşe zemin hazırlar.
Ampirik Boyut:
Tooze Verileriyle Mefo Finansmanı
Adam Tooze, The Wages of Destruction
(2006) adlı eserinde Mefo bonolarının hacmini ve Nazi silahlanmasındaki payını
ampirik verilerle gün yüzüne çıkarmıştır. Tooze’un hesaplamalarına göre,
1934-1938 yılları arasında ihraç edilen Mefo bonolarının toplam miktarı 12
milyar Reichsmark’a ulaşmıştır.
|
Dönem / Gösterge (1933-1938) |
Değer / Oran |
|
Toplam İhraç Edilen Mefo Bono |
12 Milyar Reichsmark |
|
Mefo'nun Toplam Silahlanma Harcamalarındaki
Payı |
%45 |
|
Reichsmark'ın Resmi Altın Karşılığı Oranı |
<%1 |
Tooze, Schacht'ın bu sistemle yarattığı fiktif
likiditenin, Alman ekonomisini gizli bir hiperenflasyon sarmalına soktuğunu,
ancak totaliter fiyat ve ücret kontrolleri (1936 Fiyat Dondurma Kararnamesi)
sayesinde bu enflasyonun "baskılandığını" belirtir. Reichsmark'ın
arkasındaki altın ve döviz rezervleri %1'in altına düşmüşken, para tamamen
devlet zoruyla ayakta tutulan senede dönüşmüştür.
2.2.
"Geri Alım" (Reprivatisierung): Erken Dönem Özelleştirmeleri ve
Güdümlü Sermaye
1930'ların dünya konjonktüründe, Büyük Buhran'a
tepki olarak ABD (New Deal) ve Birleşik Krallık dahil tüm batı dünyasında
devlet müdahaleciliği ve kamulaştırma eğilimleri yükselirken, Nazi Almanyası
tam tersi bir yön çizerek kitlesel özelleştirme hamleleri başlatmıştır.
Literatüre İngilizce "privatization" teriminin girmesi,
ekonomistlerin bu dönemdeki Alman Reprivatisierung (yeniden
özelleştirme) politikasını tanımlama çabalarına dayanır.
Kurumsal
Varlıkların Satışı ve Sermayenin Evliliği
Weimar Cumhuriyeti, 1931 bankacılık krizi
sırasında çöken büyük finans ve sanayi kuruluşlarını kurtarmak için hisselerini
satın almış ve fiilen kamulaştırmıştı. Hitler rejimi, 1934'ten itibaren bu
hisseleri hızla özel sektöre geri sattı:
- Büyük Bankalar:
Almanya'nın en büyük bankaları olan Commerzbank, Dresdner Bank
ve Deutsche Bank’taki devlet hisseleri blok halinde özel
konsorsiyumlara devredildi.
- Alman Demiryolları (Deutsche Reichsbahn): Dünyanın en büyük kamu işletmelerinden biri olan demiryollarının
hisseleri özel sermayeye açılarak bütçeye nakit sağlandı.
- Sanayi Devleri: Vereinigte
Stahlwerke (Birleşik Çelik İhtisası) gibi tekelci ağır sanayi
komplekslerindeki kamu payları, Krupp ve Thyssen gibi aktörlere satıldı.
Ancak bu özelleştirme hamlesi, liberal bir
serbest piyasa ideolojisinin değil, güdümlü bir korporatizmin sonucuydu.
Devlet, mülkiyeti sanayiciye devrederken karşılığında iki şey alıyordu: Bütçeye
acil nakit girdisi ve sanayicilerin devletin üretim hedeflerine (silahlanma
kotalarına) kayıtsız şartsız itaat taahhüdü.
Richard Overy, War and Economy in the Third
Third Reich (1994) çalışmasında bu durumu şöyle analiz eder:
"Nazilerin özelleştirme politikası, özel
girişime duyulan saygıdan kaynaklanmıyordu. Bu, devletin mali yükünü hafifletme
ve büyük sermayeyi rejime göbekten bağlama stratejisiydi. Mülkiyeti elinde
tutan sanayici, artık serbest bir müteşebbis değil, devletin emirlerini
uygulayan bir 'ekonomik memur' (Betriebsführer) haline gelmişti."
2.3. İstihdam
Mucizesinin Yapısökümü: İstatistiksel İllüzyon ve Emek Piyasasının
Köleleştirilmesi
Rejimin en büyük propaganda malzemesi, 1933'te 6
milyon olan işsiz sayısını 1936'da neredeyse sıfıra indirmesi ve "istihdam
mucizesi" (Arbeitsschlacht) yaratmasıydı. Ancak modern ampirik
veriler, bu başarının arkasında gaddar bir istatistiksel manipülasyon ve emeğin
zorla baskılanması olduğunu göstermektedir.
[
İstatistiksel
Manipülasyonun Bileşenleri
Richard Overy ve Adam Tooze’un çalışmaları,
işsizlik verilerinin nasıl temizlendiğini yapısal olarak ortaya koyar:
- Irksal ve Cinsiyetçi Ayıklama:
1933-1935 yılları arasında çıkarılan kanunlarla Yahudiler kamu
görevlerinden, tıptan, hukuktan ve nihayetinde vatandaşlıktan
çıkarıldılar. İşsiz kalan Yahudiler istatistiklere dahil edilmedi. Benzer
şekilde, evlenen kadına verilen "evlilik kredisi", kadının
işgücünden çekilmesi şartına bağlıydı. İstihdamdan çıkan yüz binlerce
kadın "işsiz" sayılmadı.
- Devlet Zorunlu Çalışma Hizmeti (Reichsarbeitsdienst- RAD): 1935'ten itibaren 18-25 yaş arası tüm Alman genç erkeklerine 6 ay
boyunca devlete ait altyapı, otoban (Autobahn) ve tarım
projelerinde boğaz tokluğuna çalışma zorunluluğu getirildi. Bu gençler
fiilen işsiz olmalarına rağmen "tam istihdam" kategorisine
yazıldı.
- Zorunlu Askerlik (1935):
Versailles Antlaşması'nın ihlal edilerek zorunlu askerliğin geri
getirilmesiyle, yüz binlerce genç erkek Wehrmacht bünyesine alınarak
işgücü piyasasından çekildi.
Emeğin
Köleleştirilmesi ve "Baskılanmış Enflasyon"
Mayıs 1933'te tüm bağımsız işçi sendikaları
kapatıldı, mal varlıklarına el kondu ve liderleri toplama kamplarına
gönderildi. Yerine, grev hakkı olmayan, ücret pazarlığı yapamayan ve işçiyi
fabrikaya bağlayan totaliter devlet sendikası Deutsche Arbeitsfront (DAF-
Alman Emek Cephesi) kuruldu.
1934 yılında çıkarılan Ulusal Emeğin
Düzenlenmesi Kanunu ile işçilerin izinsiz iş değiştirmesi yasaklandı ve
işçi karnesi (Arbeitsbuch) sistemi getirilerek coğrafi ve sektörel
mobilite bütünüyle yok edildi.
Wilhelm Röpke, The Moral Foundations of Civil
Society (1948) eserinde, bu erken dönem emek piyasası düzenlemelerini
piyasa ekonomisinin nihai ölümü olarak görür:
"Sendikaların
yok edilmesi ve işçi karnesi sistemi, emeğin metalaşmaktan çıkıp doğrudan
doğruya feodal bir serf konumuna indirgenmesidir. Fiyatların ve ücretlerin
devlet zoruyla dondurulduğu bu sistemde serbest piyasadan söz edilemez. Ortada
sadece, totaliter bir devletin kamçısı altında baskılanmış bir enflasyon ve
zoraki istihdam vardır."
III. Savaş Ekonomisine Geçiş (1936-1939) – Dört Yıllık Plan ve Otarki
İllüzyonu
Ana Tema: Şiddetlenen ham madde ve döviz krizi karşısında Schacht’ın rasyonel
uyarılarının tasfiyesi; Hermann Göring liderliğinde komuta ekonomisine geçiş ve
iktisadi tıkanıklığın aşılması için savaşın (Lebensraum) yapısal bir zorunluluk
haline gelişi.
3.1. 1936 Krizi: "Tereyağı mı, Silah mı?" (Butter oder Gewehr)
1936 yılına
gelindiğinde, Hjalmar Schacht’ın fiktif kredi genişletmesi ve Mefo bonoları
üzerine kurulu erken dönem canlandırma programı yapısal sınırlarına dayandı.
Almanya, serbest piyasa mekanizmalarını felç etmenin bedelini ağır bir
makroekonomik krizle ödemeye başladı.
Krizin Anatomisi: Döviz ve İthalat Tıkanıklığı
Hızla büyüyen
ağır sanayi ve silahlanma sektörü, Almanya’da bulunmayan stratejik ham
maddelerin (petrol, demir cevheri, kauçuk, boksit) kitlesel olarak ithal
edilmesini gerektiriyordu. Ancak sanayinin ihracat kapasitesi, korumacı
politikalar ve Reichsmark’ın yapay olarak yüksek tutulan değeri nedeniyle çok
düşüktür. Bu durum, ülkenin döviz rezervlerinin tamamen tükenmesine yol açtı.
Aynı dönemde,
tarımsal üretimde de ciddi bir düşüş yaşandı. Sanayiye kayan işgücü ve gübre
eksikliği yüzünden Almanya’da temel gıda maddelerinde (özellikle et ve
tereyağı) kronik kıtlıklar baş gösterdi. Rejim, ölümcül bir iktisadi ikilemle
karşı karşıya kaldı:
"Tereyağı
mı, Silah mı?" Eldeki sınırlı döviz rezervleri halkın
beslenmesi için gıda ithalatına mı harcanacaktı, yoksa ordunun donatılması için
stratejik hammadde ithalatına mı?
Schacht’ın Tasfiyesi ve Rasyonel İktisadın Sonu
Reichsbank
Başkanı ve Ekonomi Bakanı Hjalmar Schacht, bu noktada frene basılmasını önerdi.
Schacht, enflasyonist patlamayı önlemek, bütçe dengesini korumak ve Almanya'yı
uluslararası finans sisteminden tamamen koparmamak için askeri harcamaların
azaltılmasını, ithalat sınırlamalarının gevşetilmesini ve serbest ticarete
kısmi bir dönüş yapılmasını savundu.
Ancak Adolf
Hitler için iktisadi rasyonalitenin hiçbir önemi yoktu. Hitler, Schacht'ın
uyarılarını "burjuva korkaklığı" ve nasyonal sosyalist iradenin
önündeki bürokratik bir engel olarak gördü. Ağustosta kaleme aldığı gizli
memorandumla Schacht’ı fiilen devre dışı bıraktı ve ekonominin komutasını
tamamen askeri/ideolojik bir çizgiye çekti.
3.2. Hermann Göring ve Dört Yıllık Plan (Vierjahresplan)
Hitler,
Ağustos 1936'da Obersalzberg'de kaleme aldığı gizli memorandumda, yaklaşan
küresel hesaplaşma için ekonominin tamamen militarize edilmesini emrediyordu.
Bu doğrultuda kurulan Dört Yıllık Plan Müsteşarlığı'nın başına, iktisadi
hiçbir formasyonu olmayan, ancak Führer’e mutlak sadakati ve acımasızlığıyla
bilinen Hava Kuvvetleri Komutanı Hermann Göring getirildi.
Komuta Ekonomisinin Kurumsallaşması
Göring’in
liderliğindeki Dört Yıllık Plan, Weimar’dan kalan piyasa ekonomisinin
kırıntılarını da ortadan kaldırarak tam bir komuta ekonomisi
(Befehlswirtschaft) düzeni kurdu:
- Üretim Kotaları ve Zorlama: Özel şirketlerin ne üreteceğine, hangi ham maddeyi kullanacağına ve
ürünü hangi fiyattan satacağına doğrudan Göring’in ofisi karar vermeye
başladı. Devletin belirlediği stratejik alanlarda (silahlanma, kimya, ağır
sanayi) yatırım yapmayan şirketlerin ham madde tahsisatları kesildi.
- Fiyat Dondurma Kararnamesi (Preisstopgesetz-
1936): Piyasada ham madde ve gıda kıtlığından
dolayı oluşması kaçınılmaz olan enflasyonu engellemek amacıyla, tüm mal ve
hizmetlerin fiyatları 1936 seviyesinde donduruldu. Bu kararname, fiyat
mekanizmasını (arz-talep dengesini) tamamen felç etti.
Reichswerke Hermann Göring Devrimi
Alman ağır
sanayicileri (Ruhr Baronları), Almanya’nın yerli demir cevherini işlemek
istemiyorlardı. Çünkü yerli cevher son derece düşük kalitedeydi, yüksek oranda
asit içeriyordu ve işlenmesi fahiş maliyetliydi; sanayiciler İsveç’ten ithal
edilen yüksek kaliteli cevheri tercih ediyordu.
Sanayicilerin
kâr odaklı direnişi karşısında Göring, özel mülkiyet hiyerarşisini bypass
ederek doğrudan devlet sermayeli Reichswerke AG für Erzbergbau und
Eisenhütten Hermann Göring (Hermann Göring Demir Madenciliği ve Çelik
Fabrikaları) adlı devasa holdingi kurdu. Bu hamleyle devlet, sadece denetleyici
değil, bizzat en büyük üretici ve tekel konumuna geldi. Özel sektör
sanayicilerine şu mesaj net olarak verilmişti: Eğer devletin emirlerine göre
üretim yapmazsanız, devlet kendi fabrikasını kurar ve sizi yutar.
3.3. Otarki (Kendi Kendine Yetebilme) İllüzyonu ve IG Farben
Dört Yıllık
Plan'ın temel iktisadi felsefesi Otarki (Autarkie), yani dış
dünyaya ve ithalata bağımlı olmayan, kendi kendine yeten bir kapalı ekonomi
yaratmaktı. Rejim, olası bir savaşta İngiliz deniz ablukası altına girerse
ekonominin çökmesini engellemek için stratejik ham maddelerin sentetik olarak
içeride üretilmesini hedefledi.
Sentetik İkame Sektörleri ve IG Farben Ortaklığı
Bu stratejinin
merkez üssü, dönemin dünyanın en büyük kimya konglomeratı (tekeli) olan IG
Farben oldu. Devlet ile IG Farben arasında devasa bütçeli, kâr garantili
stratejik ortaklıklar kuruldu:
- Sentetik Petrol (Synthetisches Benzin): Kömürün hidrojenasyonu (sıvılaştırılması) yöntemiyle, Almanya’nın
sahip olmadığı petrol yerli kömürden üretilmeye çalışıldı.
- Sentetik Kauçuk (Buna): Askeri araçlar ve uçaklar için hayati olan kauçuk, kömür ve
kireçtaşından laboratuvar ortamında imal edildi.
Tooze Verileriyle Otarki Stratejisinin İllüzyonu
Adam Tooze, The
Wages of Destruction (2006) adlı anıtsal çalışmasında, arşiv belgelerine
dayanarak bu otarki politikasının rasyonel bir ekonomik başarı değil, muazzam
bir kaynak israfı ve illüzyon olduğunu ampirik verilerle kanıtlar:
Tooze'un
vurguladığı en çarpıcı veri şudur: 1 ton sentetik petrol üretebilmek için 4
ton yerli kömür yakılması gerekiyordu. Bu durum, Almanya'nın kömür
madenlerinde ve demiryollarında muazzam bir lojistik tıkanmaya yol açtı. 1939
yılına gelindiğinde, tüm bu devasa yatırımlara rağmen Almanya, savaş
mekanizması için kritik olan petrolün %60'ından fazlasını, yüksek
kaliteli demir cevherinin ise %75'ini hala dışarıdan ithal etmek
zorundaydı. Otarki, kâğıt üzerinde bir propaganda başarısı, ampirik olarak ise
tam bir fiyaskoydu.
3.4. Erken Dönem Eleştirmenlerinin Teorik Doğrulanması: Mises, Röpke ve
Hayek
Dört Yıllık
Plan ile kurulan bu askeri komuta yapısı, Avusturya İktisat Okulu ve
Ordoliberal düşünürlerin "mülkiyet" ve "planlama" üzerine
geliştirdikleri tezlerin tarihsel laboratuvarı niteliğindedir.
Mises ve "Mülkiyet İllüzyonu" (Property Illusion)
Ludwig von
Mises, Nationalökonomie (1940) ve daha sonra Omnipotent Government
(1944) eserlerinde, Nazi Almanyası’nın mülkiyet yapısını çözümler. Mises'e göre
nasyonal sosyalizm, sosyalizmin gizli ve sinsi bir türüdür (bunu "Alman
Tipi Sosyalizm" olarak adlandırır).
Rejim,
Sovyetler Birliği gibi fabrikaları resmen kamulaştırmamış, kâğıt üzerinde
sanayicilerin mülkiyet haklarına ve kârlarına dokunmamıştır. Ancak Mises, bunun
tam bir illüzyon olduğunu söyler:
"Eğer
devlet fiyatları belirliyorsa, ücretleri donduruyorsa, ham maddeyi karneye
bağlıyorsa ve şirketin neyi, ne kadar üreteceğine karar veriyorsa; mülk
sahibine kalan tek şey boş bir unvandan ibarettir. Girişimci artık bir risk
alan müteşebbis değil, devletin emirlerini uygulayan bir dükkân yöneticisidir.
Bu, piyasa ekonomisinin sahte bir mülkiyet etiketi altında yok
edilmesidir."
Hayek ve Totaliter Planlamanın Kaçınılmaz Sonu
Friedrich A.
von Hayek, The Road to Serfdom (1944) kitabında, Dört Yıllık Plan gibi
merkezi planlama girişimlerinin neden kaçınılmaz olarak totaliter bir
diktatörlüğe ve köleliğe çıkacağını teorileştirir. Hayek’e göre, piyasadaki
milyonlarca insanın bağımsız kararlarıyla oluşan fiyat sinyallerini yok edip
yerine Göring’in müsteşarlığının kotalarını koyduğunuzda, bu kararları
uygulayabilmek için toplumun her alanında cebir ve terör uygulamak
zorunda kalırsınız:
"Ekonomik
hayatın tek bir merkezden planlanması, bireysel özgürlüklerin ölüm fermanıdır.
Göring’in planı, Alman işçisini fabrikasına, Alman sanayicisini devlet
bürokrasisine bağlamıştır. Fiyat mekanizmasının olmadığı bir yerde rasyonel bir
kaynak dağılımı yapılamayacağı için, planlamanın yarattığı her başarısızlık,
devleti daha fazla zorlamaya ve daha fazla baskıya itmiştir."
Röpke ve Savaşın İktisadi Kaçınılmazlığı
Wilhelm Röpke,
The Social Crisis of Our Time (1942) eserinde, Dört Yıllık Plan'ın
yarattığı otarki tıkanmasının rejimi nasıl dışsal bir saldırganlığa mecbur
bıraktığını analiz eder. Röpke’ye göre, piyasa ekonomisini imha eden, dövizini
tüketen ve kendi kendini iktisadi bir hapishaneye kapatan bir komuta
ekonomisinin hayatta kalabilmesi için tek bir çıkış yolu kalmıştır: Yırtıcı
genişleme ve emperyalist yağma.
Ekonomiyi
rasyonel hatlara çekmeyi reddeden Nazi rejimi için, Avusturya'nın ilhakı (Anschluss-
1938) ve Çekoslovakya'nın işgali (1939) sadece ideolojik değil, bu ülkelerin
merkez bankalarındaki altın ve döviz rezervlerine el koymak için
yapılmış yapısal birer iktisadi zorunluluktur. Richard Overy’nin de belirttiği
gibi, 1939'a gelindiğinde Nazi ekonomisi, içerideki iflası geciktirmek için
savaşa ve işgale programlanmış devasa bir kaçış mekanizmasına dönüşmüştür.
Kaynaklar ve Alıntılar
- Hayek, Friedrich A. von (1944). The Road to Serfdom, Routledge.
- Mises, Ludwig von (1940). Nationalökonomie: Theorie des Handelns und Wirtschaftens,
Genf.
- Mises, Ludwig von (1944). Omnipotent Government: The Rise of the Total State and Total War,
Yale University Press.
- Overy, Richard J. (1994). War and Economy in the Third Reich, Oxford University Press.
- Röpke, Wilhelm (1942). The Social Crisis of Our Time, Hodge & Co.
- Tooze, Adam (2006). The Wages of Destruction: The Making and Breaking of the Nazi
Economy, Allen Lane.
IV. Savaş Dönemi (1939-1945) – Yıkım Ekonomisi, Albert Speer ve Köle Emek
Ana Tema: Savaş ganimetlerine dayalı yırtıcı finansman, "topyekûn savaş" (Totaler
Krieg) üretimi, teknokratik rasyonalizasyon mitinin ampirik yapısökümü ve
köle emeğe dayalı endüstriyel barbarlık.
4.1. Blitzkrieg Dönemi ve Yırtıcı Savaş Finansmanı (1939-1941)
1939 yılında
Polonya’nın işgaliyle başlayan ikinci dünya savaşı, ilk iki yıl boyunca Nazi
Almanyası için sürdürülebilir bir "yağma ekonomisi" olarak
kurgulandı. Berlin rejimi, yerel nüfusu açlığa mahkûm etmek pahasına işgal
ettiği topraklardan muazzam miktarda kaynak transferi gerçekleştirdi.
Ganimet Ekonomisi ve "Açlık Planı" (Der Hungerplan)
Fransa,
Belçika, Hollanda ve Çekoslovakya'nın hızlı işgali (Yıldırım Savaşı- Blitzkrieg),
Nazi ekonomisine geçici bir nefes aldırdı. Bu ülkelerin merkez bankalarındaki
altın rezervlerine, döviz stoklarına, ham madde depolarına ve endüstriyel
altyapılarına doğrudan el konuldu.
Özellikle Doğu
Cephesi'nde (SSCB işgaliyle birlikte) devlet sekreteri Herbert Backe tarafından
kurgulanan Açlık Planı, rasyonel bir ekonomik sömürü vahşetiydi. Bu
plana göre, Ukrayna ve Rusya tarım havzalarındaki tüm gıda üretimi doğrudan
Alman ordusunu ve sivil halkını beslemek için Batı'ya taşındı; bu süreçte
yaklaşık 4.2 milyon Sovyet vatandaşının açlıktan ölmesi bilinçli bir iktisadi
politika olarak uygulandı.
Ancak Richard
Overy, War and Economy in the Third Reich (1994) çalışmasında bu yırtıcı
modelin sınırlarını çizer:
"Blitzkrieg
ekonomisi, üretkenliği artıran bir sistem değil, mevcut varlıkları tüketen
asalak bir modeldi. Almanya, işgal ettiği sanayileri rasyonel bir şekilde
entegre edemedi; onları sadece yağmaladı. 1941 sonunda Moskova önlerinde savaş
uzayıp yıpratma savaşına dönüştüğünde, bu rantiye model iflas etti."
4.2. Albert Speer ve "Silahlanma Mucizesi" Miti
Şubat 1942'de
Silahlanma Bakanı Fritz Todt'un şüpheli bir uçak kazasında ölmesi üzerine,
Hitler bu göreve genç ve hırslı mimarı Albert Speer'i atadı. Speer,
1942-1944 yılları arasında, müttefiklerin ağır bombardımanlarına rağmen Alman
savaş üretimini (tank, uçak, mühimmat) ampirik olarak 3 katına çıkarmayı
başardı. Savaş sonrasında Nuremberg davalarında kendisini "ideolojiden
uzak, apolitik bir teknokrat dahi" olarak sunan Speer, bu üretim artışını
kendi yönetim dehasına bağlayan bir "silahlanma mucizesi" miti
yarattı.
Overy ve Tooze Analizleriyle Mitin Yapısökümü
Modern ampirik
tarihçiler Richard Overy (Why the Allies Won, 1995) ve Adam Tooze,
Speer'in bu "mucizesini" arşiv verileriyle yapısal olarak çürütürler.
Üretim artışı teknokratik bir sihirbazlıktan değil, şu gaddar makroekonomik ve
lojistik faktörlerden kaynaklanıyordu:
- Sivil Sektörün Total Tasfiyesi: Speer, Almanya'daki tekstil, ayakkabı, mobilya ve tüm sivil tüketim
sanayilerini bıçak gibi keserek kapattı. Bu fabrikalardaki tüm çelik,
kömür, elektrik ve işgücü doğrudan askeri üretime aktarıldı. Yani ortada
bir verimlilik mucizesi değil, radikal ve geri dönüşsüz bir kaynak
transferi vardı.
- Schacht ve Todt Dönemi Yatırımlarının
Hasadı: 1942 ve 1943 yıllarında üretime giren
devasa uçak ve tank montaj hatlarının, takım tezgahlarının ve altyapı
projelerinin yatırımları aslında 1938-1941 yılları arasında Hjalmar
Schacht ve Fritz Todt döneminde yapılmıştı. Speer, geçmiş yatırımların
gecikmeli meyvelerini topladı ve bunu kendi hanesine yazdı.
- Çıktı Kalitesinin Düşürülmesi ve Fiktif
Üretim: Tank ve uçak üretim sayıları artsa da yedek
parça üretimi neredeyse sıfırlandı. Richard Overy, ampirik olarak üretilen
binlerce yeni uçağın cepheye gönderilmesine rağmen, uçacak sentetik
benzini kalmadığını belgeler. 1944 yılında müttefiklerin IG Farben'in
sentetik petrol tesislerini vurmasıyla, Speer'in fabrikalarından çıkan
uçaklar pistlerde yakıtsız kalarak imha oldu. Bu, cephedeki ampirik
gerçeklikle bağı kopmuş fiktif bir üretim performansıydı.
4.3. Endüstriyel Barbarlık: Fritz Sauckel ve Köle Emek (Zwangsarbeiter)
Albert
Speer’in fabrikalarda ihtiyaç duyduğu devasa işgücü, milyonlarca Alman
erkeğinin cephede ölmesi veya savaşması nedeniyle tıkandı. Bu tıkanıklık,
İşgücü Genel Sorumlusu (Generalbevollmächtigter für den Arbeitseinsatz) Fritz
Sauckel liderliğinde, insanlık tarihinin en büyük kölelik ve kitlesel
sömürü mekanizmalarından biri kurularak aşıldı.
Köle Emeğin Ekonomik Hacmi ve Sektörel Dağılımı
1944 yılına
gelindiğinde, Alman savaş endüstrisinde çalışan her 4 işçiden 1'i zorla
çalıştırılan yabancı köle işçiydi (Ostarbeiter, savaş esirleri ve
toplama kampı tutsakları). Toplam sayı 7.5 ila 8 milyon insan
arasındaydı.
Bu sistem,
serbest piyasa ekonomisinin tamamen çöktüğünün ve ekonominin kaba bir askeri
cebir mekanizmasına dönüştüğünün en radikal kanıtıdır. İşçilerin hiçbir
sözleşme, ücret pazarlığı, sendika veya en temel insani yaşam hakkı yoktu.
Büyük Sermayenin Suç Ortaklığı ve "Yok Ederek Çalıştırma" (Vernichtung
durch Arbeit)
Bu endüstriyel
kölelik sisteminin en barbarca yönü, SS lideri Heinrich Himmler, Silahlanma
Bakanı Albert Speer ve Almanya’nın köklü büyük sermaye holdingleri (IG Farben,
Krupp, Siemens, Thyssen) arasında kurulan organik işbirliğiydi.
- IG Farben ve Auschwitz-Monowitz (Auschwitz
III): IG Farben, sentetik kauçuk (Buna) ve
sentetik petrol üretmek için doğrudan Auschwitz toplama kampının yanı
başında, finansmanı tamamen şirkete ait olan Monowitz fabrika
kompleksini kurdu. On binlerce toplama kampı tutsağı bu fabrikada köle
olarak çalıştırıldı. Yetersiz beslenme, dayak ve dondurucu soğuk nedeniyle
çalışma kapasitesini kaybeden, "yıpranan" işçiler, IG Farben
doktorları ve SS subaylarının ortak kararıyla seçilerek birkaç kilometre
ötedeki Birkenau gaz odalarına gönderiliyordu.
- Krupp ve Dora-Mittelbau: Alfried Krupp liderliğindeki Krupp holding, yer altı tünellerinde V-2
roketleri ve ağır mühimmat üretmek için SS'ten binlerce toplama kampı
işçisi kiraladı. Şirketler, işçi başına SS’e günlük 4 ila 6 Reichsmark
"kira bedeli" ödüyor, işçilerin beslenme ve barınma
maliyetlerini ise minimumda tutarak kâr marjlarını artırıyorlardı.
4.4. Mises ve Hayek Perspektifinden Savaş Ekonomisinin Sonu
Savaşın son
iki yılında (1943-1945) Nazi ekonomisinin büründüğü bu nihai yapı, Ludwig von
Mises ve Friedrich A. von Hayek’in erken dönem analizlerinin trajik bir
doğrulanmasıdır.
"Baskılanmış Enflasyon"un Patlaması ve Paranın Ölümü
Mises’in erken
dönemde dikkat çektiği "baskılanmış enflasyon", 1944 sonundan
itibaren devletin cebir aygıtının (Gestapo ve mahkemeler) müttefik bombalarıyla
felç olması neticesinde açığa çıktı. Fiyat dondurma kararnameleri artık
işlevsizdi.
Reichsmark
bütünüyle değerini kaybetti ve Alman halkı resmi parayı reddederek sigara,
kahve ve takas üzerine kurulu ilkel bir karaborsa piyasasına yöneldi. Fiyat
mekanizmasını yok eden totaliter devlet, en sonunda kendi bastığı parayı bile
işlevsiz hale getirerek iktisadi sistemi bütünüyle çökertti.
Hayek ve "Mutlak Kölelik"
Hayek’in The
Road to Serfdom’da belirttiği gibi, ekonomik kararların merkezileştirilmesi
adım adım tüm toplumu köleleştirmiş, nihayetinde bu sistem en gaddar formu olan
fiziksel köle emeğe evrilmiştir:
"Ekonomik
kontrol, sadece insanların hayatlarının bir parçasını kontrol etmekle kalmaz;
amaçları belirleme yetkisini tamamen devletin eline verir. Nazi savaş
ekonomisinin son safhası, bireyin sadece üretim aracı olarak görüldüğü,
rasyonel fiyat sinyallerinin yerini kırbaç ve toplama kampı rasyonunun aldığı
mutlak kolektivizmin ve köleliğin doğal varış noktasıdır."
.
Kaynaklar ve Alıntılar
- Hayek, Friedrich A. von (1944). The Road to Serfdom, Routledge.
- Mises, Ludwig von (1944). Omnipotent Government: The Rise of the Total State and Total War,
Yale University Press.
- Overy, Richard J. (1994). War and Economy in the Third Reich, Oxford University Press.
- Overy, Richard J. (1995). Why the Allies Won, W. W. Norton & Company.
- Tooze,
Adam (2006). The Wages of Destruction: The Making and
Breaking of the Nazi Economy, Allen Lane.
Genel değerlendirme ve Sonuç: "Mülkiyet illüzyonu"ndan
Maddi ve Ahlaki Enkaz Zincirine
Nasyonal sosyalizmin 1920 yılında Münih’teki Hofbräuhaus’ta popülist,
antikapitalist ve küçük burjuva/esnaf sosyalizmi söylemleriyle başlayan
iktisadi serüveni, 1945 yılında Berlin harabelerinde mutlak bir maddi, iktisadi
ve ahlaki çöküşle nihayete ermiştir. Bu dört bölümlük tarihsel iskeletin ortaya
koyduğu ampirik gerçekler ve teorik yaklaşımlar, Nazi iktisat politikasının
iddia edildiği gibi kapitalizme ve sosyalizme rasyonel bir alternatif, başarılı
bir istihdam mucizesi ya da özgün bir "üçüncü yol" olmadığını kesin
olarak kanıtlamaktadır.
Erken dönem liberal ve Ordoliberal eleştirmenler Ludwig von Mises, Wilhelm
Röpke ve Friedrich A. von Hayek'in teorik öngörüleri; modern ampirik tarihçiler
Adam Tooze ve Richard Overy’nin arşiv belgeleri, bütçe hesapları ve üretim
istatistikleriyle tam anlamıyla doğrulanmıştır. Yapılan bu mikro ve makro
düzeydeki analizler ışığında, Üçüncü Reich ekonomisinin yapısal anatomisi şu
temel sütunlar üzerinden değerlendirilmelidir:
1. Söylemsel Oportünizm ve İktisadın
Araçsallaştırılması
Nazi hareketinin iktisadi karakteri, en başından itibaren kuramsal bir
derinlikten ya da tutarlı bir model arayışından yoksundur. Rejimin ekonomi
vizyonu, tamamen ideolojik amaçlara ve siyasi iktidarın konsolidasyonuna
(güçlendirilmesine) hizmet eden araçsal (instrumental) ve pragmatik bir
nitelik taşır.
- Çift Karakterli Söylem: NSDAP, iktidar öncesi dönemde kitleleri mobilize etmek için Gottfried
Feder’in "faiz köleliğinin kırılması" retoriğini ve tröstlerin
kamulaştırılması vaatlerini bir afyon gibi kullanırken; arka planda
Düsseldorf Endüstri Kulübü’nde büyük sermayedarlara mülkiyet, hiyerarşi ve
sendikasızlaştırma güvenceleri vermiştir.
- Sosyal Darwinist Rasyonel: Adolf Hitler için iktisadi hayat, Adam Smith’in "görünmez
el"i ya da Karl Marx’ın "sınıf çatışması" ile değil, acımasız
bir Sosyal Darwinizm doktriniyle açıklanıyordu. Piyasa rekabeti,
kaynakların rasyonel dağılımını sağlayan bir mekanizma değil, "üstün
ve güçlü olan girişimcilerin" zayıfları elemesini sağlayan biyolojik
bir ayıklama aracıydı. Dolayısıyla tekelci büyük holdinglerin varlığı,
sistemin evrimsel başarısının bir kanıtı olarak kutsanmıştır.
2. "Mülkiyet İllüzyonu" (Property
Illusion) ve Komuta Ekonomisi
Ludwig von Mises ve Friedrich A. von Hayek’in erken dönem totalitarizm
analizlerinde en çok vurguladıkları kavram, nasyonal sosyalizmin yarattığı mülkiyet
illüzyonudur. Nazi rejimi, Sovyetler Birliği’nin aksine, üretim araçlarını
resmen devletleştirmemiş, fabrikaların ve holdinglerin kâğıt üzerindeki
mülkiyet haklarına ve kâr hiyerarşisine dokunmamıştır. Ancak bu durum, serbest
piyasa ekonomisinin korunduğu anlamına gelmemektedir.
Mises’in çözümlediği üzere, devletin fiyatları sabitlediği (1936 Fiyat
Dondurma Kararnamesi), ücretleri dondurduğu, ham madde tahsisatını tekelize
ettiği ve şirketlerin neyi, ne kadar, hangi maliyetle üreteceğine karar verdiği
bir düzende, özel mülkiyet koca bir aldatmacadan ibarettir.
Girişimci artık risk alan ve kâr-zarar sinyallerine göre hareket eden bir
müteşebbis değil, devletin üretim emirlerini uygulayan ve itaat etmediğinde
fabrikası elinden alınan bir "ekonomik memur" (Betriebsführer)
konumuna indirgenmiştir. Bu, piyasa ekonomisinin sahte bir mülkiyet etiketi
altında fiilen yok edildiği bir komuta ekonomisidir (Befehlswirtschaft).
3. Fiktif Finansman ve "Baskılanmış
Enflasyon"
Nazi Almanyası’nın erken dönemde sergilediği "istihdam ve büyüme
mucizesi", Hjalmar Schacht’ın kurguladığı sofistike muhasip hilelerine ve
borçlanma mekanizmalarına dayanıyordu.
- Mefo Bonoları Balonu: Resmi bütçede ve Merkez Bankası bilançolarında görünmeyen 12 milyar
Reichsmarklık fiktif Mefo bonosu, arkasında hiçbir reel tasarruf
barındırmayan devasa bir kredi genişlemesi yaratmıştır. Bu durum,
ekonomiyi içsel olarak kronik bir hiperenflasyon sarmalına sokmuştur.
- Cebren Baskılama: Avusturya İktisat Okulu'nun öngördüğü gibi, bu fiktif paranın
yaratacağı fiyat patlaması, serbest piyasada bir çöküşle sonuçlanacaktı.
Ancak rejim, totaliter cebir aygıtını (Gestapo, özel mahkemeler,
sendikasızlaştırma) devreye sokarak fiyatları ve ücretleri zorla dondurmuş
ve enflasyonu "baskılamıştır". Para, ekonomik bir değer ölçüsü
olmaktan çıkmış, devlet zoruyla tedavülde tutulan bir senede dönüşmüştür.
Rejimin cebir mekanizması 1944 sonunda müttefik bombalarıyla çökünce, bu
baskılanmış enflasyon patlamış, Reichsmark bütünüyle ölmüş ve ekonomi
sigara-kahve takasına dayalı ilkel bir karaborsaya evrilmiştir.
4. Otarki Fiyaskosu ve Savaşın İktisadi
Kaçınılmazlığı
Hermann Göring liderliğindeki Dört Yıllık Plan (1936), Almanya’yı dış
dünyaya bağımlı olmayan kapalı bir otarki (Autarkie) düzenine
kavuşturmayı hedeflemiştir. IG Farben ile kurulan devlet kapitalizmi
ortaklığında sentetik petrol ve sentetik kauçuk (Buna) üretimi için
devasa kaynaklar yakılmıştır.
Adam Tooze’un ampirik verilerle ortaya koyduğu üzere, dünya piyasa
fiyatlarının 4-5 katı maliyetle üretilen bu sentetik ikameler, tam bir
makroekonomik kaynak israfına yol açmıştır. 1 ton sentetik petrol için 4
ton yerli kömürün harcanması, maden ve demiryolu lojistiğini felç etmiştir.
1939 yılına gelindiğinde, tüm bu totaliter zorlamalara rağmen rejim, petrolün
%60'ından fazlasını, demir cevherinin ise %75'ini hala ithal etmek zorundaydı.
Wilhelm Röpke’nin isabetle analiz ettiği gibi, fiyat mekanizmasını yok
eden, döviz rezervlerini sıfırlayan ve kendi kendini iktisadi bir hapishaneye
kapatan bu komuta yapısının iflası geciktirmek için tek bir çıkış yolu
kalmıştı: Yırtıcı genişleme, emperyalist yağma ve savaş. Avusturya'nın
ilhakı (1938) ve Çekoslovakya'nın işgali (1939), sadece ideolojik hedefler
değil; bu ülkelerin merkez bankalarındaki altın ve döviz stoklarına el koyarak
günü kurtarmaya çalışan bir sistemin yapısal iktisadi zorunluluklarıydı. Nazi
ekonomisi, doğası gereği savaşa ve yağmaya programlanmış bir kaçış düzeneğidir.
5. Endüstriyel Barbarlık ve Teknokratik
Mitleşmenin Çöküşü
Savaş döneminde (1939-1945), Albert Speer’in organizasyon dehasına
atfedilen ve üretimi 3 katına çıkaran "silahlanma mucizesi", Richard
Overy ve Adam Tooze’un yapısöküm analiziyle bir propaganda balonu olarak
deşifre edilmiştir.
Speer’in başarısı, teknokratik rasyonalizasyondan ziyade, sivil tüketim
sanayisinin tamamen imha edilerek tüm kaynakların geri dönüşsüz biçimde askeri
kotalara yığılmasının ve geçmiş Schacht-Todt yatırımlarının nihai hasadının
toplanmasının bir sonucudur. Üstelik bu fiktif üretim, cephedeki gerçeklikle
bağını koparmıştır; üretilen binlerce tank ve uçak, müttefiklerin IG Farben
tesislerini vurmasıyla sentetik benzinsiz kalmış ve pistlerde imha
olmuştur.
Bu fiktif üretimin arkasındaki asıl itici güç, insanlık tarihinin en
karanlık endüstriyel barbarlığıdır. Fritz Sauckel liderliğinde işgal
topraklarından zorla kaçırılan 7.5 milyondan fazla köle işçi (Zwangsarbeiter),
Alman savaş sanayisinin temel yakıtı olmuştur.
SS, Albert Speer ve Krupp, Siemens, IG Farben gibi büyük sermaye tekelleri
arasında kurulan "Yok Ederek Çalıştırma" (Vernichtung durch
Arbeit) ortaklığı, kapitalist kâr hiyerarşisinin totaliter bir cinayet
şebekesine nasıl entegre olabileceğinin en radikal kanıtıdır.
Auschwitz-Monowitz'de (Auschwitz III) köle gibi çalıştırılan, verimliliği
düştüğünde ise IG Farben doktorları ve SS subaylarının ortak kararıyla Birkenau
gaz odalarına gönderilen on binlerce insan, bu ekonomik modelin ahlaki ve
fiziksel varış noktasıdır.
Sonuç Olarak,
Nasyonal sosyalist iktisat modeli; serbest piyasa ekonomisinin rasyonel
kaynak dağılımını, fiyat sinyallerini, paranın değerini, bağımsız sendikaları
ve mülkiyetin gerçek içeriğini cebren ortadan kaldırmıştır. Yerine ikame ettiği
devlet kotaları, Mefo bonoları, işçi karneleri, sentetik ikame fiyaskoları ve
nihayetinde milyonlarca köle işçinin canı üzerine kurulu bu canavarca
mekanizma, rasyonel bir iktisadi sistem değil; ideolojik histeriyle
harmanlanmış, savaşa, yıkıma ve endüstriyel barbarlığa programlanmış fiktif bir
finansman makinesidir.
Arkasında bıraktığı miras; mülkiyet illüzyonuyla kandırılmış bir burjuvazi,
köleleştirilmiş bir işçi sınıfı, bütünüyle yağmalanmış bir Avrupa ve hem maddi
hem de ahlaki açıdan tamamen çökmüş küllere dönmüş bir Almanya'dır.
KAYNAKÇA
I. Birincil Tarihsel Kaynaklar, Dokümanlar ve
Nazi Dönemi Literatürü
- Feder, Gottfried (1919). Das Manifest zur Brechung der Zinsknechtschaft (Faiz
Köleliğinin Kaldırılması Manifestosu), München: Franz Eher Nachfolger.
- Feder, Gottfried (1920). Das Programm der NSDAP und seine weltanschaulichen Grundgedanken
(NSDAP Programı ve Dünya Görüşünün Temel Düşünceleri), München: Frz. Eher
Nachf.
- Hitler, Adolf (1925). Mein Kampf (Kavgam), München: Franz Eher Nachfolger.
- Hitler, Adolf (1932). Adolf Hitlers Rede vor dem Industrieklub zu Düsseldorf am 27.
Januar 1932 (Adolf Hitler'in 27 Ocak 1932'de Düsseldorf Endüstri
Kulübü Önünde Yaptığı Konuşma), München: Frz. Eher Nachf.
- Hitler, Adolf (1936). The "Secret Memorandum" on the Four-Year Plan (Dört
Yıllık Plan Üzerine Gizli Memorandum), Berlin/Obersalzberg.
- Schacht, Hjalmar (1953). 76 Jahre meines Lebens (Hayatımın 76 Yılı), Bad Wörishofen:
Kindler und Schiermeyer.
- Speer, Albert (1969). Erinnerungen (İçeriden Üçüncü Reich / Hatıralar), Berlin:
Propyläen Verlag.
II. Erken Dönem Eleştirmenleri ve Teorik
Çalışmalar (Avusturya & Ordoliberal Okul)
- Hayek, Friedrich A. von (1933). "Monetary Theory and the Trade Cycle", Sentry Press.
- Hayek, Friedrich A. von (1939). "Freedom and the Economic System", Public Policy
Pamphlet, No. 29, Chicago: University of Chicago Press.
- Hayek, Friedrich A. von (1944). The Road to Serfdom (Kölelik Yolu), London: George Routledge
& Sons.
- Mises, Ludwig von (1940). Nationalökonomie: Theorie des Handelns und Wirtschaftens,
Genf: Éditions Union.
- Mises, Ludwig von (1944). Omnipotent Government: The Rise of the Total State and Total War
(Yüce Devlet: Total Devletin ve Topyekûn Savaşın Yükselişi), New Haven:
Yale University Press.
- Mises, Ludwig von (1949). Human Action: A Treatise on Economics (İnsan Eylemi), New
Haven: Yale University Press.
- Röpke, Wilhelm (1942). The Social Crisis of Our Time (Zamanımızın Toplumsal Krizi),
London: John Hodge & Co.
- Röpke, Wilhelm (1944). Civitas Humana: A Humane Order of Society and Economy, London:
William Hodge & Co.
- Röpke, Wilhelm (1948). The Moral Foundations of Civil Society (Sivil Toplumun Ahlaki
Temelleri), Transaction Publishers.
III. Modern Ampirik İktisat Tarihi ve Yapısöküm
Çalışmaları
- Aly, Götz (2005). Hitlers Volksstaat: Raub, Rassenkrieg und nationaler Sozialismus
(Hitler'in Halk Devleti: Yağma, Irk Savaşı ve Ulusal Sosyalizm), Frankfurt
am Main: S. Fischer Verlag.
- Barkai, Avraham (1990). Nazi Economics: Ideology, Theory, and Policy, Oxford: Berg
Publishers.
- Bettelheim, Charles (1975). The German Economy Under Nazism (Nazizm Altında Alman
Ekonomisi), New York: Twayne Publishers.
- Bel, Germà (2006). "The Coining of 'Privatization' and Germany's National Socialist
Party", Journal of Economic Perspectives, Vol. 20, No. 3, s.
187–194.
- Bel, Germà (2010). "Against the Mainstream: Nazi Privatization in 1930s
Germany", Economic History Review, Vol. 63, No. 1, s. 34–55.
- Mason, Timothy W. (1993). Social Policy in the Third Reich: The Working Class and the
'National Community', Welfare: Social Policy and the Third Reich.
- Overy, Richard J. (1982). The Nazi Economic Recovery 1932-1938, London: Macmillan.
- Overy, Richard J. (1994). War and Economy in the Third Reich (Üçüncü Reich'ta Savaş ve
Ekonomi), Oxford: Oxford University Press.
- Overy, Richard J. (1995). Why the Allies Won (Müttefikler Neden Kazandı), New York: W.
W. Norton & Company.
- Overy, Richard J. (2022). Blood and Ruins: The Last Imperial War, 1931–1945, Viking.
- Silverman, Dan P. (1998). Hitler’s Economy: Nazi Work Creation Programs, 1933-1936,
Harvard University Press.
- Tooze, Adam (2006). The Wages of Destruction: The Making and Breaking of the Nazi
Economy (Yıkımın Bedeli: Nazi Ekonomisinin Doğuşu ve Çöküşü), London:
Allen Lane (Penguin Books).
Yorumlar
Yorum Gönder