Kayıtlar

Kasım, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

İnsan Şehri’nin Edebi Işığı: Bir İstanbul Melankolisi Üzerine

  İnsan Şehri’nin Edebi Işığı: Bir İstanbul Melankolisi Üzerine Ercan Eren [Sahne: 2016, Stockholm. İsveç Akademisi’nin derin ve ahşap kokulu arşivi. Kapılar yeni açılmış, elli yıllık sırlar gün yüzüne çıkıyor.] Profesör Eren , iktisadi düşünce tarihi alanında çalışan bir isimdi. Yıllardır peşinde koştuğu akademik ruhun izlerini ararken, Stockholm’deki Nobel Arşivleri’nde eline geçen bir klasörle durdu. İçindeki isim, hakkında kapsamlı bir çalışma hazırladığı kişiydi: Wilhelm Röpke. Fakat asıl şaşırtıcı olan, Röpke’nin adının altında yazan ünvan değildi: 1965 Nobel Edebiyat Ödülü Adayı. Eren, Röpke’nin Türkiye yıllarını inceleyen bir akademisyen olarak, bu beklenmedik edebi köprünün derinliğine inmek zorunda kaldı. Klasörden sararmış bir mektup çıktı. Gönderen: Olof Alfred Gigon , Bern Üniversitesi Klasik Filoloji Profesörü. Gerekçe kısmı, Eren’in zihninde Röpke’nin Ordoliberalizm felsefesinin tüm manevi altyapısını canlandırdı. Gigon’un gerekçesi, bir övgüden çok, ruh...

Gümüş ve Çelik: Piero Sraffa ve Antonio Gramsci’nin Sessiz Sözleşmesi

  Gümüş ve Çelik: Piero Sraffa ve Antonio Gramsci’nin Sessiz Sözleşmesi Ercan Eren 1920’lerin başlarında, faşist gölgenin İtalya’nın üzerine düşmeye başladığı Torino’da, iki büyük aydın karşılaştı. Biri, işçi hareketinin teorisyeni, Komünist Partisi kurucusu ve filozof Antonio Gramsci idi. Diğeri ise, burjuva kökenli, keskin zekalı ve hızla yükselen genç bir iktisatçı olan Piero Sraffa . İkisini birleştiren, sadece entelektüel ateşi değil, aynı zamanda yükselen Benito Mussolini rejimine duydukları ortak nefretti. Aralarındaki bu kişisel ve politik dostluk, gelecekteki on yıl boyunca sürecek bir sadakat yemini üzerine kuruldu. Birinci Perde: Faşizmin Gölgesi ve Sadakat Yemini Sraffa ve Gramsci, Torino’nun siyasi ve entelektüel çalkantıları içinde birbirlerine güvendiler. Sraffa, Gramsci’nin felsefi ve siyasi dehasına hayrandı; Gramsci ise Sraffa’nın analitik dehasına ve güvenilirliğine değer veriyordu. Ancak İtalya hızla totaliterliğe kayıyordu. Kasım 1926’da bu bağ, en...

Engels ve Marksizmin Doğuşu: Bir Birlik ve Fedakârlık Öyküsü

  Engels ve Marksizmin Doğuşu: Bir Birlik ve Fedakârlık Öyküsü Ercan Eren Öykümüz, 1844 yılında, Friedrich Engels (1820-1895)’in, hayatının teorik ve siyasi lideri olarak gördüğü Karl Marx ile Paris'te bir araya gelmesiyle başlar. Zengin bir fabrikatörün oğlu olan Engels, zaten bir sosyalist düşünürdü, ancak Marx'ın dehası, onun kendisini ömür boyu sürecek bir yoldaşlığa adamasına neden oldu. Engels, mütevazı bir şekilde kendisini her zaman Marx'ın "ikinci kemanı" olarak tanımladı ve bu dostluk, kırk yıl boyunca Marksizmin temellerini attı. Finansal ve Teorik Ortaklık Engels, ailesinin ticari işleri sayesinde elde ettiği gelirle, sürekli mali sorunlarla yaşayan Marx'a ve ailesine kesintisiz finansal destek sağladı. Bu destek, Marx'ın kendini tamamen Kapital gibi başyapıtlara adayabilmesini mümkün kıldı. Engels ve Marx, ortaklaşa yazdıkları "Komünist Manifesto" (1848) ile bilimsel sosyalizmin doğuşunu ilan ettiler. Marx Ailesinin K...

Büyük Dönüşüm'ün Gölgesinde Bir Aşk Destanı: Karl Polanyi ve Ilona Duczyńska'nın Siyasi Sürgün ve Entelektüel Mücadelesi

  Büyük Dönüşüm'ün Gölgesinde Bir Aşk Destanı: Karl Polanyi ve Ilona Duczyńska'nın Siyasi Sürgün ve Entelektüel Mücadelesi Ercan Eren   Birleşme: Viyana'da Kesişen Yollar (1920'ler) Arka Plan: Çöküşün Ardından I. Dünya Savaşı'nın (1914–1918) yıkımı, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nu parçalamış, Orta Avrupa'yı siyasi ve ekonomik bir karmaşanın içine sürüklemişti. Polanyi ve Duczyńska, bu çöküşün ortasında Budapeşte'den kaçarak Viyana'ya sığınan, benzer kaderi paylaşan iki radikal entelektüeldi. Kişi Doğum/Köken 1920'lerdeki Durumu Karl Polanyi 1886, Viyana/Budapeşte Savaş gazisi, Macaristan'daki rejim değişikliği sonrası siyasi sürgün, saygın bir ekonomi dergisinde gazeteci ( "Der Österreichische Volkswirt" ). Ilona Duczyńska 1897, Macaristan Mühendislik eğitimi almış, I. Dünya Savaşı döneminin radikal solcu ve...

Görünmez Gözün Gölgeleri ve Mutluluğun Aritmetiği: Bir Faydacı Rüyası

Resim
  Görünmez Gözün Gölgeleri ve Mutluluğun Aritmetiği: Bir Faydacı Rüyası Ercan Eren Londra, 1795. Gri ve nemli bir kış sabahıydı. Jeremy Bentham(1748-1832) , 47 yaşındaydı, ancak beyni yetmiş yaşındaki bir bilgenin kütüphanesi kadar kalabalıktı. O, İngiltere'nin en büyük yasama dehası, ama aynı zamanda kabul edilmemiş, radikal bir dâhiydi. Penceresinden baktığında, dışarıdaki karmaşık ve adaletsiz dünyayı, çözülmeyi bekleyen bir denklem olarak görüyordu. I. Giriş: Acı ve Haz Ustalarının Yönetimi Bentham'ın hayatı, çocukluğundan itibaren bir mantık devrimiydi. Henüz on iki yaşında Oxford’a adım attığında, yaşıtları oyun oynarken o, dünyanın neden bu kadar düzensiz ve mutsuz olduğunu sorguluyordu. Hukuk fakültesindeki iğrenç deneyimi, onu mevcut düzene karşı ebedi bir reformcu yaptı. İngiliz hukuku, onun gözünde, karmaşık, geleneksel bağnazlıklarla dolu ve faydasız bir saçmalıklar yığınıydı ; bir reform feneri yakılmalıydı. Felsefesinin tohumları, o meşhur cümlenin zihni...