Görünmez Gözün Gölgeleri ve Mutluluğun Aritmetiği: Bir Faydacı Rüyası
Görünmez Gözün Gölgeleri ve Mutluluğun Aritmetiği: Bir Faydacı Rüyası
Ercan Eren
Londra, 1795.
Gri ve nemli bir kış sabahıydı. Jeremy Bentham(1748-1832), 47
yaşındaydı, ancak beyni yetmiş yaşındaki bir bilgenin kütüphanesi kadar
kalabalıktı. O, İngiltere'nin en büyük yasama dehası, ama aynı zamanda kabul
edilmemiş, radikal bir dâhiydi. Penceresinden baktığında, dışarıdaki karmaşık
ve adaletsiz dünyayı, çözülmeyi bekleyen bir denklem olarak görüyordu.
I. Giriş: Acı ve Haz Ustalarının Yönetimi
Bentham'ın
hayatı, çocukluğundan itibaren bir mantık devrimiydi. Henüz on iki yaşında
Oxford’a adım attığında, yaşıtları oyun oynarken o, dünyanın neden bu kadar
düzensiz ve mutsuz olduğunu sorguluyordu. Hukuk fakültesindeki iğrenç deneyimi,
onu mevcut düzene karşı ebedi bir reformcu yaptı. İngiliz hukuku, onun gözünde,
karmaşık, geleneksel bağnazlıklarla dolu ve faydasız bir saçmalıklar
yığınıydı; bir reform feneri yakılmalıydı.
Felsefesinin
tohumları, o meşhur cümlenin zihninde yankılanmasıyla atıldı: İnsanlık, iki
egemen ustanın, Haz (Pleasure) ve Acı (Pain)'in yönetimi
altındaydı. Başka hiçbir kutsal kitap, başka hiçbir gelenek, bu iki duygunun
gücü kadar gerçek değildi. Hayatın ve ahlakın tek amacı olabilirdi: "Mümkün
olan en fazla sayıda insan için mümkün olan en büyük mutluluğu"
sağlamak. Bu, artık duygusal bir inanç değil, Fayda İlkesi ile
temellenmiş, demirden bir emirdi.
Bu rasyonel
dürtü, onu radikalizme sürükledi. Panoptikon'un dairesel planını kardeşi Samuel
ile çizerken, o sadece bir hapishane tasarlamıyordu; tüm kurumlarda, gözetimin
disiplini nasıl sağlayacağını gösteren bir model yaratıyordu. Ancak bu
rasyonel vizyon, bürokratik dirençle karşılaştı. Panoptikon projesinin
başarısızlığı, onun son dönemdeki inancını pekiştirdi: Hukuki reformlar ancak, demokratik
reformlar sayesinde, yani gücün aristokratların elinden alınıp halka
verilmesiyle gerçekleşebilirdi. Faydacılığın siyasi uygulaması artık bir
zorunluluktu.
II. Teorinin Laboratuvarı: Hesaplama ve Vicdan
Bentham,
felsefesini bir sanat eseri değil, bir mühendislik çizimi olarak görüyordu. Bu
yüzden, bir eylemin ahlaki değerini ölçmek için bir araç yarattı: Haz ve Acı
Hesaplaması (Felicific Calculus). Bu, hazzı ve acıyı nicel olarak
ölçen, yedi boyutlu bir matematikti: Yoğunluk, Süre, Kesinlik, Yakınlık,
Doğurganlık, Saflık ve Kapsam. Bir yasa teklifi, bir vergi düzenlemesi veya
basit bir karar, bu hesaplamadan geçmeliydi. Eğer net skor, tüm etkilenenler
için pozitif ve diğer seçeneklerden daha yüksekse, o eylem doğruydu.
Ancak bu katı
nicelik, kısa sürede felsefi bir fırtınaya yol açtı. Eleştirmenler, mutluluğu
bir ölçüm birimine indirgemesini, "Domuz Felsefesi" olarak
alaya aldılar. Bentham'ın iddiası buydu: Eşit miktarda haz veriyorsa, en
sıradan oyun ile en yüce şiir eseri ahlaki olarak eşitti.
Bu eleştiri,
öğrencisi ve varisi John Stuart Mill'e kadar uzandı. Mill, hocasına olan
saygısını koruyarak, faydacılığın vicdanını kurtarmaya çalıştı. Mill, niteliksel
(qualitative) hazlar ayrımını getirdi: "Memnun bir domuz
olmaktansa, memnuniyetsiz bir insan olmak daha iyidir." Mill, bu
ayrımı yaparak hem Faydacılığı korudu hem de onu adaletsizlik eleştirisine
karşı güçlendirdi. Mill, Faydacılığın yalnızca Kural Faydacılığı olarak
işleyebileceğini savundu; yani bireysel haklar ve adalet, uzun vadede toplam
faydayı maksimize eden kurallar olarak savunulmalıydı.
III. Faydacılık ve Piyasanın Ahlakı
Bentham,
teorisini sadece etik ikilemlerde değil, ulusal refahın kalbi olan iktisat
politikalarında da kullandı. O, Adam Smith'in "Görünmez
El" teorisine inandı, ancak bu inancı Fayda İlkesi ile pekiştirdi. Laissez-faire
(bırakınız yapsınlar) en doğru politikaydı, çünkü bireyler kendi hazlarını
maksimize etmeye çalışırken, piyasanın doğal işleyişi toplumun toplam
faydasını en üst düzeye çıkarıyordu.
Özel mülkiyet,
doğal bir hak değil, faydalı bir araçtı. Mülkiyetin yasa ile güvence altına
alınması, bireyleri çalışmaya ve üretkenliğe teşvik ederek, toplumun güvenliğini
ve bolluğunu sağlıyordu.
Bu rasyonel
çerçeve, James Mill tarafından Klasik İktisat'ın kalbine taşındı.
James Mill, Bentham’ın siyasi eylemcisi olarak, Felsefi Radikaller
grubunu örgütledi. Bu grup, teorik faydacılığı somut politikalara dönüştürdü:
- Mısır Yasaları'nın Kaldırılması (1846): En büyük iktisadi zaferdi. Faydacılar, bu yasaların küçük bir toprak
sahibi azınlığın çıkarını, milyonlarca işçinin (tüketicinin) acısı
pahasına koruduğunu kanıtladı. Serbest ticaret, toplam faydayı artırmanın
tek rasyonel yoluydu.
- Yoksulluk Yasası Reformu (1834): Faydacılığın en tartışmalı ve katı uygulamasıydı. Yoksulluk yardımını
alanların, çalışan en fakir işçiden bile daha kötü durumda olması
gerektiğini (Çalışma Evleri sistemi) savundular. Bu, bireyleri acı yoluyla
üretken olmaya zorlayan katı bir faydacı rasyonalite örneğiydi.
IV. Bir Reformcunun Mahremiyeti ve Ebedi Miras
Bentham'ın
dışarıdaki dünyayı değiştirmeye adanmışlığı, onun münzevi (müzevi) ve titiz
özel yaşamında kök salmıştı. Hiç evlenmedi, (bir hanımefendiye yazdığı o
meşhur, faydacı ve reddedilen evlenme teklifi hariç) tüm zamanını Londra'daki
evinde veya Ford Abbey'de, el yazmalarının dağları arasında geçirdi. Yanında
sadece sadık öğrencileri, sekreterleri ve fikri dostları vardı; en yakın
çevresi, Faydacılığın misyonerleri olan Felsefi Radikallerdi.
Ancak onun en
büyük radikalliği, kendi dönemi için ahlaki tabuları reddetmesinde
yatıyordu. Fayda İlkesi, sadece beyaz Avrupalı erkekler için değil, evrensel
bir ışık olmalıydı:
- Kadınlar:
Kadınların siyasi ve yasal hakları için çağrıda bulundu.
- Eşcinsellik: "Offences Against One's Self" (Kişinin Kendisine
Karşı İşlediği Suçlar) makalesinde, rızaya dayalı cinsel eylemlerin kimseye
zarar vermediği (acı üretmediği) için suç olmaktan çıkarılması
gerektiğini savundu.
- Hayvanlar: Ahlaki
dikkatin sınırını yeniden çizdi: Soru, "Akıl yürütüyorlar
mı?" değil, "Acı çekebiliyorlar mı?" idi.
Jeremy
Bentham, 1832'de vefat etti. Ancak son isteği, felsefesinin nihai bir
sembolüydü. Bedeni, geleneksel saygı ve batıl inançlara meydan okurcasına
mumyalanmalı, giydirilmeli ve Auto-Icon (Kendi İkonu) olarak
sergilenmeliydi. Ölüm bile, onun için bir rasyonel eylem, bir ders ve bir
meydan okumaydı.
Bentham'ın
mirası, modern çağın temelini oluşturdu: Hukuk, iktisat ve sosyal reformlar
artık gelenekle değil, rasyonel fayda maksimizasyonu ilkesiyle
temellendirilecekti. O, insanlığa mutluluğu ölçmek ve yönetmek için bir araç
vermişti; bu araç, bazen soğuk ve acımasız olsa da dünyanın daha adil, daha
özgür ve sonuç olarak daha mutlu olma yolculuğunu başlatan ateşi yakmıştı.
Yorumlar
Yorum Gönder