Kıtadan Okyanusa: Berlin ve Viyana’nın Tasfiyesi ve Bilim Dilinin Büyük Sürgünü (1918-1934)

 

Kıtadan Okyanusa: Berlin ve Viyana’nın Tasfiyesi ve Bilim Dilinin Büyük Sürgünü (1918-1934)

Ercan Eren

 

I. Almanca’nın Entelektüel Hegemonyası (1918 Öncesi Miras)

19.yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başı, dünya düşünce tarihinde "Alman Yüzyılı" (Deutscher Geist) olarak adlandırılan dönemin zirvesidir. Bu dönemde Almanca, sadece bir ulusal dil değil; felsefe, fizik, iktisat ve sosyoloji disiplinlerinin kurucu grameri ve evrensel bilim dili (Lingua Franca) konumundaydı.

1.1. Lingua Franca Olarak Almanca: Neden Almanca Bilmek Zorunluydu?

Birinci Dünya Savaşı öncesinde akademik yetkinliğin ölçütü Almanca literatüre hakimiyetti. Her ciddi sosyal bilimci ve fizikçi, en güncel tartışmalara katılabilmek için bu dili bilmek zorundaydı.

  • Humboldtçu Model: Berlin Friedrich-Wilhelms Üniversitesi’nin öncülük ettiği "araştırma ve eğitim birliği" modeli, akademik özgürlüğü ve derinleşmeyi küresel bir standart haline getirdi.
  • Terminolojik Üstünlük: Alman idealizmi ve romantizminden süzülüp gelen zengin felsefi arka plan; Geisteswissenschaften (tiner bilimler), Weltanschauung (dünya görüşü) ve Verstehen (anlamak) gibi sosyal bilimlerin DNA’sını oluşturan kavramların üretilmesini sağladı.
  • Doğa Bilimlerinde Almanca: Modern fiziğin temelleri Almanca atılıyordu. Max Planck’ın kuantum teorisi (1900) ve Albert Einstein’ın özel görelilik kuramı (1905), bilimin geleceğinin Berlin-Göttingen ekseninde Almanca konuşularak tasarlanacağının habercisiydi.

1.2. Berlin ve Viyana Aksı: Kurumsal Güç ve Kafe Kültürü

Almanca konuşulan bu entelektüel coğrafya, iki büyük kutup etrafında bir iş bölümü yapmıştı:

  • Berlin’in Kurumsal Gücü: Berlin, Prusya disipliniyle yoğrulmuş, devlet destekli araştırmaların ve büyük laboratuvarların merkeziydi. Bilim burada sistemli, kurumsal ve otoriter bir ciddiyetle icra ediliyordu.
  • Viyana’nın Teorik Canlılığı: Viyana ise imparatorluğun kozmopolit yapısını yansıtan, akademik sınırların kahvehanelerde (Cafe Central, Cafe Museum) eridiği bir laboratuvardı. Sosyoloji, iktisat ve psikolojinin en radikal teorileri bu kafe kültürünün yarattığı disiplinlerarası tartışma ortamından doğuyordu.

1.3. Frankfurt Okulu’nun Tohumları ve Eleştirel Miras

Almanya’nın derinleşen bu entelektüel dokusunda, sadece geleneksel bilim değil, radikal eleştirel düşünce de filizleniyordu. Daha sonra Frankfurt Okulu olarak anılacak olan damar, köklerini Hegel ve Marx’ın Alman felsefesindeki mutlak yerinden alıyordu.

  • Kantçı ve Hegelci Temeller: 1918 öncesi Alman akademisi, her türlü toplumsal analizin felsefi bir temel üzerine oturmasını şart koşuyordu. Bu durum, sosyal bilimlere Anglo-Sakson dünyasının ampirizminde bulunmayan bir "eleştirel derinlik" katıyordu.
  • Disiplinlerarası Geçişkenlik: Henüz 1923’teki resmi kuruluşundan önce bile, Frankfurt ve çevresindeki entelektüel iklim; sosyolojiyi psikolojiyle, iktisadı felsefeyle harmanlayan bir arayış içindeydi.

1.4. Çalışmanın Kapsamı ve Tezi: Coğrafi ve Dilsel Kayış

Bu çalışmanın temel tezi; 1918-1934 yılları arasında yaşanan siyasi şiddetin (Nazizm ve Austrofascism), bilimsel bilginin sadece mekanını değil, aynı zamanda dilini ve metodolojisini de kalıcı olarak değiştirdiğidir. Almancanın sunduğu felsefi derinlik ve spekülatif güç, sürgün yollarında İngilizcenin pragmatizmi ve ampirizmiyle yer değiştirecek; bu da sosyal bilimlerde bir "anlam daralmasına" ama aynı zamanda "küresel yayılıma" neden olacaktır.

 

II."Berlin Kazanı" – Disiplin, Devlet ve Radikalizm (1918-1933)

I. Dünya Savaşı'nın ardından kurulan Weimar Cumhuriyeti dönemi Berlin’i, siyasi ve ekonomik istikrarsızlığın ortasında, insanlık tarihinin en parlak entelektüel patlamalarından birine ev sahipliği yapmıştır. Bu "kazan", geleneksel Prusya disiplini ile modernizmin en radikal uçlarını birleştiren benzersiz bir laboratuvardır.

2.1. Doğa Bilimlerinin Zirvesi: Einstein, Planck ve Kuantumun Dili

Berlin, bu dönemde fiziğin ve kimyanın tartışmasız küresel başkentidir. Bilimin dili Almancadır çünkü evrenin en derin sırları bu dilde formüle edilmektedir.

  • Kuantum Devrimi ve Berlin Üçlüsü: Max Planck’ın kuantum teorisi ve Albert Einstein’ın genel görelilik kuramı, Berlin’i bir çekim merkezi haline getirmiştir. Einstein, Planck ve Max von Laue’nin Berlin Friedrich-Wilhelms Üniversitesi’ndeki varlığı, şehri "Fiziğin Vatana" (Vatikanı) yapmıştır.
  • Göttingen ve Kuantum Mekaniği: Berlin dışındaki en önemli durak olan Göttingen Üniversitesi; Max Born, Werner Heisenberg ve Pascual Jordan gibi isimlerle atom altı parçacıkların dilini Almanca üzerinden kurmuştur. O dönemde fizik dünyasının en prestijli yayınları olan Zeitschrift für Physik, Almanca olarak dünyayı domine etmektedir.

2.2. İktisatta Tarihçi Okul ve Prusya Disiplini: Schmoller Geleneği

Berlin’deki iktisat atmosferi, Viyana’nın soyut teorilerine karşı "Prusya disiplini" ile örülmüş bir ampirizm ve devlet odaklılık ile karakterizeydi.

  • Devlet Odaklı İktisat: Gustav von Schmoller’in liderliğindeki Genç Tarihçi Okul, iktisadı ahlaktan ve tarihten kopuk bir matematiksel model olarak değil, devletin toplumsal refahı sağladığı bir "yönetim sanatı" olarak görüyordu.
  • Kürsü Sosyalizmi (Kathedersozialismus): Berlin’deki profesörler, devletin sosyal reformlar yapması gerektiğini savunarak, Almanca iktisat literatürünü "kurumsal ve sosyal iktisat" alanında rakipsiz kılıyordu. Bu gelenek, daha sonra Amerika'daki "Kurumsal İktisat" (Institutional Economics) akımını derinden etkileyecektir.

2.3. Weimar’ın Kaotik Özgürlüğü: Sanat, Tiyatro ve Frankfurt Okulu'nun Tohumları

Berlin ve çevresi, sadece doğa bilimlerinin değil, toplumsal eleştirinin de radikal merkeziydi.

  • Sanatta Dışavurumculuk ve Brecht: Savaş sonrası travma, sanatta "Dışavurumculuk" (Ekspresyonizm) olarak patlak vermiştir. Bertolt Brecht’in tiyatrosu, toplumsal sınıfların anatomisini çıkaran yeni bir politik dil inşa etmiştir.
  • Frankfurt Okulu ve Eleştirel Teori: 1923’te kurulan Sosyal Araştırmalar Enstitüsü (Horkheimer, Adorno ve Marcuse), "Eleştirel Teori"yi Almancanın felsefi zenginliğiyle inşa etmiştir. Bu okul, sadece iktisadi altyapıyı değil, kültür, psikoloji ve otoriteyi de içine alan devasa bir sentez peşindeydi. Sosyal bilimlerin bu "disiplinlerarası" hamlesi, Berlin ve Frankfurt’un entelektüel geçirgenliğinin bir ürünüdür.

2.4. Kırılma: 1933 "Üniversitelerin Tasfiyesi" ve Kitap Yakma Eylemleri

Berlin’deki bu zengin hayat, 1933’te trajik ve geri dönülemez bir darbe almıştır.

  • Akademik Tasfiye: 7 Nisan 1933’te çıkarılan kanunla, Yahudi kökenli ve muhalif binlerce akademisyen bir gecede kürsülerinden kovulmuştur. Sadece Berlin Üniversitesi kadrosunun yaklaşık %30’unu kaybetmiştir.
  • Düşüncenin Yakılması: 10 Mayıs 1933’te Bebelplatz’da gerçekleşen kitap yakma eylemiyle Marx, Freud ve Einstein’ın eserleri alevlere teslim edilmiştir. Bu, Almancanın evrensel bilim dili olma iddiasının da küle dönüştüğü andır. Einstein o sırada ABD’dedir ve bir daha asla geri dönmeyeceğini açıklayarak bu büyük "sürgün" dalgasının sembolü olmuştur.

III. "Viyana Laboratuvarı" – Teori, Kavga ve Çok Seslilik (1918-1934)

Viyana, I. Dünya Savaşı sonrasında küçülen bir imparatorluğun "dev kafalı" başkenti olarak, Berlin’in kurumsal ve devlet odaklı yapısının aksine, sivil ve entelektüel bir patlama alanı olmuştur. Bu şehir, iktisattan felsefeye, psikanalizden mantığa kadar modern düşüncenin en keskin kavgalarının verildiği küresel bir laboratuvardır.

3.1. Avusturya Okulu vs. Austro-Marksizm: Mises ve Bauer’in Kesişen Dünyaları

Viyana'nın entelektüel canlılığı, taban tabana zıt iki ideolojik kampın aynı kahvehanelerde, bazen aynı masalarda yürüttüğü tartışmalardan besleniyordu.

  • Avusturya Okulu (Liberal Kanat): Ludwig von Mises ve Friedrich Hayek önderliğindeki bu ekol, piyasa ekonomisini ve bireysel özgürlüğü savunuyordu. Mises'in "Özel Seminerleri" (Privatseminar), akademik kürsülerin dışındaki en etkili tartışma platformuydu.
  • Austro-Marksizm (Sosyalist Kanat): Otto Bauer, Rudolf Hilferding ve Max Adler, Marksizmi Viyana’nın felsefi derinliğiyle yeniden yorumluyorlardı. "Kızıl Viyana" (Rotes Wien) olarak bilinen dönemde, bu isimler sadece teorisyen değil, aynı zamanda devasa sosyal konut projelerinin ve işçi eğitimlerinin mimarlarıydı.
  • Hesaplama Tartışması: Mises ve Bauer arasındaki en meşhur kavga, sosyalist bir ekonomide "ekonomik hesaplamanın" mümkün olup olmadığı üzerineydi; bu tartışma daha sonra iktisat tarihinin en büyük metodolojik hesaplaşmalarından birine dönüştü.

3.2. Mantıksal Pozitivizm ve Viyana Çevresi (Wiener Kreis)

Bilimin dilini metafizikten temizlemeyi ve kesinlik üzerine kurmayı amaçlayan bu grup, dilsel analizin merkezine oturdu.

  • Schlick ve Carnap: Moritz Schlick liderliğinde toplanan Rudolf Carnap, Otto Neurath ve Kurt Gödel gibi isimler, felsefeyi bilimsel bir dil çözümlemesine indirgemeye çalıştılar.
  • Dilin Matematiksel Analizi: Viyana Çevresi, bilginin ancak ampirik gözlem ve mantıksal doğrulama ile mümkün olabileceğini savunarak, sosyal bilimlerin de doğa bilimleri gibi kesin bir dile kavuşmasını hedefledi. Bu çaba, sürgün sonrası Amerikan "analitik felsefesi"nin temelini oluşturacaktır.

3.3. Psikanaliz ve Bireyin Keşfi: Sosyal Doku ve Freud

Viyana, insanın sadece rasyonel bir aktör (homo economicus) değil, aynı zamanda bilinçaltı dürtüleriyle hareket eden karmaşık bir varlık olduğunu dünyaya ilan eden şehirdir.

  • Freudyen Ekol: Sigmund Freud’un Berggasse 19’daki çalışmaları, Viyana’nın sosyal ve kültürel dokusunu derinden etkiledi.
  • Disiplinlerarası Etki: Psikanaliz sadece tıp değil; edebiyat, hukuk ve hatta iktisatçılar arasında (özellikle öznel değer kuramı bağlamında) ciddi bir tartışma konusu haline geldi.

3.4. Tragedya: 1934 Avusturya İç Savaşı ve Işıkların Sönüşü

Viyana’nın bu çok sesli ve canlı laboratuvarı, dışsal siyasi şiddetle fiziksel olarak parçalandı.

  • Şubat 1934: Avusturya’daki otoriter rejim (Austrofascism) ile sosyalistler arasındaki iç savaş, "Kızıl Viyana" dönemini sona erdirdi. Karl-Marx-Hof gibi sosyalizm sembolleri top ateşine tutuldu.
  • Entelektüel Tasfiye: Otto Bauer ve birçok Marksist sürgüne kaçarken, Viyana Çevresi’nin kurucusu Moritz Schlick 1936’da radikal bir öğrenci tarafından üniversite merdivenlerinde öldürüldü.
  • Viyana'nın Sessizleşmesi: 1934 olayları, Viyana’nın entelektüel ışıklarının sönmeye başladığı, bilimsel üretimin can güvenliği nedeniyle "okyanus ötesine" kaçmaya hazırlandığı trajik bir finaldir.

 

IV. Üçüncü Bölüm: Büyük Göç (Great Migration) ve Dilsel Dönüşüm

1930'lu yılların başında Berlin ve Viyana'dan başlayan bu zorunlu göç dalgası, sadece insanların yer değiştirmesi değil, aynı zamanda bilimsel metodolojinin, kavramsal çerçevenin ve düşünme dilinin kökten değişimidir. Bu bölüm, Almanca yazan zihinlerin İngilizceye "iltica" sürecini ve bu sürecin yarattığı dilsel ve kurumsal dönüşümü analiz eder.

4.1. Sürgün Yolları: Prag ve Londra Üzerinden New York ve Chicago’ya Uzanan Rota

Göç, tek bir hamlede gerçekleşmemiş; bir dizi duraklama ve yeniden konumlanma süreciyle şekillenmiştir.

  • İlk Duraklar (Prag ve Londra): Nazi baskısından kaçan entelektüeller için Prag başlangıçta bir nefes alma koridoru olmuş; Londra ve LSE (London School of Economics) ise özellikle Friedrich Hayek ve Karl Popper gibi isimler için kalıcı birer üsse dönüşmüştür.
  • Okyanus Ötesine Geçiş: Avrupa’daki siyasi tablonun tamamen kararmasıyla birlikte asıl büyük akış ABD’ye yönelmiştir. New York (The New School for Social Research) ve Chicago Üniversitesi, bu entelektüel enerjiyi emen ana merkezler haline gelmiştir. "Sürgün Üniversitesi" (University in Exile) olarak bilinen New School, Frankfurt Okulu üyeleri ve birçok sosyal bilimci için hayati bir sığınak olmuştur.

4.2. Metinlerin Çevirisi ve Zihinlerin Adaptasyonu: Anlamsal Kaymalar

Almancadan İngilizceye geçiş, basit bir sözcük değişimi değil, derin bir "kavramsal budama" ve yeniden inşa sürecidir.

  • Kavramsal Kayıp: Almancanın sunduğu Geist (tin/ruh) veya Weltanschauung (dünya görüşü) gibi çok katmanlı felsefi kavramlar, İngilizcenin daha ampirik ve pragmatik yapısına aktarılırken belirli bir anlam kaybına uğramıştır.
  • Sadeleşme Süreci: Alman akademik dilinin meşhur uzun ve karmaşık cümle yapıları, Anglo-Sakson dünyasının "netlik ve doğrudanlık" ilkesiyle çarpışmıştır. Bu durum, sosyal bilimlerin dilini daha "erişilebilir" kılmış ancak beraberinde felsefi derinlikten taviz verilmesi sonucunu doğurmuştur.

 

4.3. Akademik "Pazar Payı": Brain Gain (Beyin Kazancı)

Amerikan üniversiteleri, Avrupa’daki bu trajediyi tarihin en büyük "entelektüel sermaye transferine" dönüştürmüştür.

  • Kurumsal Absorpsiyon: Princeton (Advanced Study), Harvard ve Chicago gibi kurumlar, Avrupa'dan gelen devleri (Einstein, von Neumann, Morgenstern) bünyelerine katarak bilimsel hegemonyayı ele geçirmişlerdir.
  • Yeni Disiplinlerin Doğuşu: Göçmen akademisyenler, Amerika'da o güne kadar zayıf olan disiplinleri (örneğin uluslararası ilişkiler teorisi, eleştirel sosyoloji veya matematiksel iktisat) yeniden kurmuşlardır. Bu, Amerikan akademisi için muazzam bir "Brain Gain" (beyin kazancı) olarak tarihe geçmiştir.

4.4. Dilsel Dönüşümün Kurumsallaşması

1940'lara gelindiğinde, bilimsel makalelerin referans listelerinde Almanca eserlerin yerini hızla İngilizce çeviriler ve İngilizce orijinal eserler almaya başlamıştır. Bilimin "resmi dili" artık Berlin veya Viyana sokaklarında konuşulan Almanca değil, New York ve Londra'nın akademik salonlarında yankılanan İngilizcedir. Bu değişim, sadece bir tercih değil, hayatta kalmanın ve küresel akademik topluluğa eklemlenmenin tek yolu haline gelmiştir.

V. İngilizcenin Zaferi ve Yeni Metodoloji

1940’ların başından itibaren, bilimsel üretimin ağırlık merkezi tamamen Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere’ye kaymıştır. Bu değişim sadece bir dil tercihi değil, sosyal bilimlerin yapılış biçiminde köklü bir paradigma değişikliğini beraberinde getirmiştir.

5.1. Soyutlamadan Ampirizme: Alman Derinliği vs. Amerikan Pragmatizmi

Almanca konuşulan akademideki felsefi ve spekülatif gelenek, Amerika’nın ampirik ve veri odaklı yaklaşımıyla çarpışmış ve bu çarpışmadan yeni bir metodoloji doğmuştur.

  • Kavramsal Dönüşüm: Alman geleneğinin "neden?" sorusuna odaklanan felsefi karakteri, Amerikan akademisinde yerini "nasıl?" ve "ne kadar?" sorularına, yani ölçülebilirliğe bırakmıştır.
  • Matematikselleşme: İktisat ve sosyoloji gibi alanlarda, Almancanın sunduğu anlatısal derinlik (narrative depth), yerini İngilizce üzerinden formüle edilen istatistiksel modellere ve matematiksel kesinliğe bırakmıştır. Bu süreçte Paul Samuelson gibi isimlerin "iktisadı matematik diliyle yeniden yazma" hamlesi, İngilizceyi bu yeni ve evrensel bilimsel dilin taşıyıcısı yapmıştır.

5.2. İkinci Dünya Savaşı’nın Katalizör Etkisi: Bilimin Seferberliği

Savaş, İngilizcenin küresel hakimiyetini teknik ve stratejik bir zorunluluk haline getirmiştir.

  • Stratejik Araştırmalar: Manhattan Projesi gibi devasa bilimsel girişimler, Avrupa’dan kaçan dahi zihinlerin (Fermi, Szilard, von Neumann) ortak dili olarak İngilizceyi kullanmasını zorunlu kılmıştır.
  • İstihbarat ve Sosyal Bilimler: Savaş döneminde düşman psikolojisi, propaganda analizi ve stratejik planlama üzerine yapılan çalışmalar, sosyal bilimlerin dilini "stratejik bir araç" olarak İngilizceye sabitlemiştir.

5.3. Cold War Economics: Modern İktisat Dilinin Yeniden İnşası

Savaş sonrası dönemde, ABD’nin ekonomik ve siyasi hegemonyası, akademik yayıncılığın ve fonlamanın kurallarını belirlemiştir.

  • Samuelson Dönemi ve Sentez: Neoklasik sentez ve Keynesyen iktisadın Amerikan yorumu, tüm dünyada standart ders kitabı haline gelen metinler üzerinden yayılmıştır. Bu metinlerin dili İngilizcedir ve artık Almanca kaynaklara atıf yapmak, yaşayan bir tartışmaya katılmaktan ziyade "tarihsel bir referans" vermeye dönüşmüştür.
  • Akademik Yayıncılıkta Hegemonya: En prestijli dergilerin (Econometrica, American Economic Review vb.) yayın dilinin İngilizce olması, Berlin veya Viyana ekolünden gelenlerin bile artık Almanca düşünmeyi bırakıp İngilizce yazmalarını bir hayatta kalma kuralı haline getirmiştir.

5.4. Yeni Bir Lingua Franca: "Broken English"den Küresel Standarta

Bilim dili olarak İngilizce, Almancanın sahip olduğu felsefi nüansları kaybetmiş olabilir; ancak sunduğu basitlik, doğrudanlık ve küresel erişilebilirlik sayesinde bilimi tarihte hiç olmadığı kadar "taşınabilir" ve "evrensel" kılmıştır. Almancanın tasfiyesi trajik bir hikâye olsa da İngilizcenin zaferi bilimsel bilginin küresel bir ağa dönüşmesini sağlamıştır.

 

VI. Sonuç: Kaybedilen Bir Kıta, Kazanılan Bir Dünya?

1918'de Almancanın mutlak hegemonyasıyla başlayan bu hikâye, 1934'te Viyana'nın susturulmasıyla trajik bir dönüm noktasına ulaşmış ve İkinci Dünya Savaşı sonrasında İngilizcenin küresel zaferiyle mühürlenmiştir. Bu süreç, sadece bir dilin yerini diğerine bırakması değil, modern düşüncenin "ruhunun" ve "mekanının" kökten değişmesidir.

6.1. Trajik Bilanço: Orta Avrupa'nın Entelektüel Çölleşmesi

Berlin ve Viyana, 1930’lara kadar dünyanın en parlak zihinlerini bir mıknatıs gibi çekerken, 1934 sonrasında bu havza kurak bir sessizliğe gömülmüştür.

  • Kayıp Nesil: Tasfiyeler ve sürgünler neticesinde Alman ve Avusturya üniversiteleri, kuşaklar boyu sürecek bir birikimi kaybetmiştir. Sadece kürsüler boşalmamış, o kürsülerin yarattığı "ekol kurma" geleneği de kopmuştur.
  • Kültürel Yıkım: Almanca, evrensel bilim dili olma vasfını yitirerek "yerel" bir dile indirgenmiştir. Viyana’nın kafe kültürüyle harmanlanmış o meşhur disiplinlerarası tartışma ortamı, bir daha asla aynı canlılıkla kurulamamıştır.

 

 6.2. Bugünün Perspektifi: İngilizcenin Mutlak Hakimiyeti

Bugün sosyal bilimlerde veya doğa bilimlerinde İngilizce dışında bir dilde "evrensel" bir iddia ortaya koymak neredeyse imkansızdır.

  • Küresel Standart: 1933-34 kırılması, bilimin standardize edilmesini hızlandırmıştır. İngilizce sayesinde dünyanın her yerindeki araştırmacılar aynı terminolojiyi kullanarak iletişim kurabilmektedir.
  • Nüans Kaybı: Ancak bu standartlaşma, Almancanın sunduğu o meşhur felsefi derinliğin, çok katmanlı kavramların ve spekülatif zenginliğin kaybı pahasına gerçekleşmiştir. Modern bilim artık daha pragmatik, daha ölçülebilir ancak belki de daha az "bilgedir".

6.3. Nostalji ve Gerçeklik: Bir Düşünce Deneyi

"Eğer 1933 ve 1934 trajedileri yaşanmasaydı, bugün sosyal bilimler nasıl görünürdü?" sorusu hala akademik bir merak konusudur.

  • Muhtemelen bugün iki kutuplu bir akademik dünya olacaktı: Anglo-Sakson ampirizmi ile Alman-Avusturya teorik derinliği arasında sürekli bir diyalog ve rekabet.
  • İktisat, muhtemelen bu kadar erken matematikselleşmeyecek; sosyoloji, Frankfurt Okulu’nun etkisiyle daha "eleştirel" bir damarda kalmaya devam edecekti.

Son Söz

Kıtadan okyanusa yapılan bu "epik sürgün", Berlin ve Viyana için telafisi imkânsız bir kayıp, ancak dünya bilim mirası için (acı da olsa) bir yayılma fırsatı olmuştur. Almancanın susturulması, bilimin coğrafyasını genişletmiş fakat Orta Avrupa’nın o benzersiz entelektüel "laboratuvarını" tarihin tozlu raflarına kaldırmıştır.

GENEL KAYNAKÇA

1. Temel Teorik ve Tarihsel Eserler

  • Menger, C. (1871). Grundsätze der Volkswirtschaftslehre. (Avusturya Okulu'nun kurucu metni).
  • Schmoller, G. (1900). Grundriss der allgemeinen Volkswirtschaftslehre. (Berlin Tarihçi Okulu'nun zirvesi).
  • Schumpeter, J. A. (1954). History of Economic Analysis. (Viyana ve Berlin'deki iktisadi düşünce gelenekleri üzerine temel kaynak).
  • Samuelson, P. A. (1947). Foundations of Economic Analysis. (İktisadın İngilizce üzerinden matematiksel inşası).

2. Sürgün, Göç ve Dilsel Dönüşüm

  • Coser, L. A. (1984). Refugee Scholars in America: Their Impact and Their Experiences. (Mülteci akademisyenlerin Amerikan sosyal bilimlerine etkisi).
  • Fermi, L. (1968). Illustrious Immigrants: The Intellectual Migration from Europe, 1930-41. (Büyük göçün biyografik ve kurumsal haritası).
  • Jay, M. (1973). The Dialectical Imagination: A History of the Frankfurt School and the Institute of Social Research, 1923-1950. (Frankfurt Okulu ve sürgün süreci).
  • Krohn, C. D. (1993). Intellectuals in Exile: Refugee Scholars and the New School for Social Research. (Sürgün Üniversitesi üzerine).
  • Palmier, J. M. (2006). Weimar in Exile: The Antifascist Emigration in Europe and America. (Sürgünün kültürel ve siyasi mirası).
  • Vaughn, K. I. (1994). Austrian Economics in America: The Migration of a Tradition. (Avusturya iktisadının ABD'ye taşınması).

3. Bilim Tarihi ve Kurumsal Tasfiyeler

  • Beyerchen, A. D. (1977). Scientists under Hitler: Politics and the Physics Community in the Third Reich. (Berlin fiziğinin çöküşü).
  • Hartshorne, E. Y. (1937). The German Universities and National Socialism. (1933 üniversite tasfiyelerinin eş zamanlı analizi).
  • Stadler, F. (2001). The Vienna Circle: Studies in the Origins, Development, and Influence of Logical Empiricism. (Viyana Çevresi’nin iç dinamikleri ve çöküşü).
  • Wiggershaus, R. (1994). The Frankfurt School: Its History, Theories, and Political Significance. (Frankfurt Okulu'nun evrimi).

4. Kültürel ve Metodolojik Perspektifler

  • Bernstein, M. A. (2001). A Perilous Progress: Economists and Public Purpose in Twentieth-Century America. (Amerikan iktisadının yükselişi) .
  • Hacohen, M. H. (2000). Karl Popper: The Formative Years, 1902-1945. (Viyana atmosferi ve Karl Popper).
  • Janik, A., & Toulmin, S. (1973). Wittgenstein's Vienna. (Viyana’nın entelektüel ve kültürel iklimi).
  • Mirowski, P. (2002). Machine Dreams: Economics Becomes a Cyborg Science. (Savaş ve Soğuk Savaş'ın metodolojik etkileri) .
  • Steiner, G. (1971). In Bluebeard's Castle: Some Notes Towards the Redefinition of Culture. (Avrupa kültürünün çöküşü üzerine felsefi deneme).

 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cambridge'in Kışkırtıcı (Provocative) Dehası: Joan Robinson'ın Entelektüel ve Duygusal Öyküsü

İktisat Eğitimi Öğrencileri Piyasa Yanlısı mı Yapıyor?

TÜRKİYE'NİN ÖNCÜ KADIN AKADEMİSYENLERİ: İKTİSAT VE SOSYAL BİLİMLER ANALİZİ