AKLIN COĞRAFYASI: İNGİLİZ VE FRANSIZ RASYONALİTE MODELLERİNİN KARŞILAŞTIRMALI İKTİSAT TARİHİ (1300-1800)

 

AKLIN COĞRAFYASI: İNGİLİZ VE FRANSIZ RASYONALİTE MODELLERİNİN KARŞILAŞTIRMALI İKTİSAT TARİHİ (1300-1800)

Ercan Eren

İktisat tarihi, sadece mal ve hizmetlerin mübadelesi değil, aynı zamanda mülkiyetin, hukukun ve devletin hangi "akıl" yürütme biçimiyle meşrulaştırıldığının tarihidir. 1300’lerden 1800’e uzanan beş asır boyunca, Avrupa’nın iki büyük gücü olan İngiltere ve Fransa, moderniteye giden yolda iki ayrı kutup oluşturmuştur. Bu yazı, bir yanda "Ada"nın pragmatik ve aşağıdan yukarıya örülen rasyonalitesini, diğer yanda "Kara"nın Kartezyen ve yukarıdan aşağıya inşa edilen idari aklını derinlemesine bir karşılaştırmaya tabi tutuyor.

I. Epistemolojik Başlangıç: Tecrübenin Aklı vs. Tasarımın Aklı

İngiltere ve Fransa arasındaki makas, her şeyden önce evreni ve toplumu anlama biçiminde açılmıştır.

  • İngiliz Ampirizmi ve "Deneme-Yanılma": Francis Bacon ve John Locke ile kristalleşen İngiliz rasyonalitesinde akıl, önsel (a priori) bir şablon değildir. Bilgi, dış dünyadaki pratik tecrübelerin birikimiyle oluşur. İktisadi karşılığı şudur: Piyasa, hiç kimsenin tek başına tam olarak kavrayamadığı, ancak binlerce aktörün etkileşimiyle kendi rasyonel dengesini kuran "kendiliğinden doğan bir düzen"dir. Devletin görevi bu düzeni "yaratmak" değil, onun işleyişini engelleyen pürüzleri gidermektir.
  • Fransız Kartezyenizmi ve "Geometrik Düzen": René Descartes ile başlayan Fransız rasyonalitesi ise şüphe götürmez ilkelerden yola çıkar. Akıl, karmaşık toplumsal gerçeği parçalara ayıran ve onu rasyonel bir plana göre yeniden birleştiren bir "mimar"dır. Bu bakış açısında ekonomi, kendi başına bırakıldığında kaosa sürüklenen, ancak devletin "geometrik aklı" ile terbiye edildiğinde verimli hale gelen bir mekanizmadır.

 

II. Mülkiyetin Siyasal Anatomisi: Hukukun Üstünlüğü mü, Devletin Üstünlüğü mü?

Mülkiyet hakkının tanımı, rasyonalitenin hangi sınıfa hizmet ettiğini belirler.

  • İngiltere'de Mülkiyet ve "Rıza": 1215 Magna Carta’dan itibaren İngiliz rasyonalitesi, kralın mülkiyete müdahalesini sınırlama üzerine kurulmuştur. 1688 Görkemli Devrim ile mülkiyet güvenliği, Parlamenter bir rıza mekanizmasına bağlanmıştır. Burada rasyonalite, "sözleşme"dir. Sermaye sahibi, devletin yarın mülkiyetine el koymayacağını bildiği için rasyonel olarak uzun vadeli yatırımlara (çitleme, madenler, fabrikalar) yönelmiştir.
  • Fransa'da Mülkiyet ve "İmtiyaz": Fransa'da mülkiyet, devletin merkezi inşası için dağıtılan bir "ayrıcalık" (privilège) aracıdır. Fransız kralları, nakit ihtiyaçlarını karşılamak için makam satmış (venality), vergi muafiyetleri dağıtmış ve belirli bölgelere tekel hakları vermiştir. Burada rasyonalite, "rant kollama"dır (rent-seeking). Fransız burjuvazisi, sermayesini teknolojik inovasyona değil, vergi ayrıcalığı ve toplumsal statü sağlayan devlet memuriyetlerine yatırmayı daha "rasyonel" bir tercih olarak görmüştür.

 

III. İktisat Politikalarında İki Zıt Kutup: Colbertizm vs. Smithçi Liberalizm

17.yüzyılın sonu ve 18. yüzyıl, iki modelin en katı ve en saf hallerini sergilediği dönemdir.

  • Colbert'in "İdari Mühendisliği": Jean-Baptiste Colbert yönetimindeki Fransa, rasyonaliteyi "standartlaştırma ve disiplin" olarak tanımlamıştır. Kraliyet fabrikaları (Manufactures Royales) ve binlerce sayfalık üretim yönetmelikleri (Réglements), piyasaya güvenmeyen bir aklın eseridir. Colbert, rasyonaliteyi merkeze hapsetmiş; "kaliteyi" devlet mühürlerine bağlamıştır. Bu durum, muazzam bir lüks tüketim ve askeri kapasite yaratmış ancak orta sınıfın yaratıcılığını bürokratik bir kafese sokmuştur.
  • Smith’in "Görünmez El" Devrimi: Adam Smith ise rasyonaliteyi merkezden alıp sokağa, sıradan bireyin çıkarına iade etmiştir. Smith’in rasyonalitesi esnektir. Pazarın, devletin asla sahip olamayacağı bir "bilgi toplama kapasitesi" olduğunu savunur. İngiliz rasyonalitesi, Colbertçi "katı yönetmeliklerin" aksine, piyasanın değişen şartlarına göre kendini hızla güncelleyen ampirik bir esneklik sunar.

IV. Kurumsal Tıkanıklık ve Büyük Kırılma: Neden 1789?

Yazılarımızın en temel vurgusu şudur: İngiltere moderniteye bir "evrim" ile geçerken, Fransa neden bir "devrim" ile geçmek zorunda kaldı?

  • İngiliz Uzlaşma Aklı: İngiltere'de Parlamenter yapı, mülk sahiplerinin ve yükselen sanayi sınıflarının taleplerini sistem içinde emebilmiştir. Rasyonalite, "eski" ile "yeni"nin çatışmasını, yasalar ve pazarlıklar yoluyla yönetmiştir. Sistem esnediği için kırılmamıştır.
  • Fransız Tıkanma Trajedisi: Fransa'da ise rasyonalite bizzat mutlakiyetçi devletin kendisidir. Turgot’un 1776’daki reform girişimleri (loncaların kaldırılması, iç gümrüklerin tasfiyesi, vergi adaleti) aslında sistemin kendini kurtarması için rasyonel bir çıkış yoluydu. Ancak bu reformlar, mülkiyeti "ayrıcalık" üzerine kurulu olan aristokrasinin direnciyle karşılaşınca sistem kilitlendi. 1789 Devrimi, rasyonalize edilemeyen bir bütçenin ve esneyemeyen bir kurumsal yapının, dışarıdan (halk hareketiyle) patlatılmasıdır.

V. 1800 Eşiğinde Bilanço: İki Modernite, İki İktisatçı

1800 yılına gelindiğinde iki farklı modernleşme mirasıyla karşı karşıyayız:

  1. Napolyon ve Kurumsal Modernlik: Napolyon, rasyonaliteyi askeri bir nizamla mühürlemiştir. Code Civil (Medeni Kanun) ve Banque de France (Merkez Bankası), Fransız rasyonalitesini "kanun ve hiyerarşi" üzerinden modernleştirmiştir. Bu, güçlü bir idari kapasiteye sahip, ancak piyasa karşısında her zaman "üst akıl" olarak duran bir devlet modelidir.
  2. J.B. Say ve Girişimci Figürü: Fransız iktisatçısı Jean-Baptiste Say, bu noktada kritik bir köprü kurar. Say, rasyonaliteyi devletten alıp "Girişimci" (Entrepreneur) figürüne teslim etmiştir. Say Kanunu (Her arz kendi talebini yaratır), Fransız aklının "üretim ve piyasa" ile barışma çabasıdır. Say, Fransız rasyonalitesini Colbertçi bir memur aklından, risk alan bir girişimci aklına dönüştürmeye çalışmıştır.

 

Sonuç ve Değerlendirme: Modern Dünyaya Kalan Miras

İki modelin karşılaştırılması bize şunu gösteriyor: Modern kapitalizm, sadece bir "piyasa tekniği" değil, o piyasanın üzerinde yükseldiği kurumsal bir rasyonalite tercihidir.

  • İngiliz mirası; adem-i merkeziyetçiliği, mülkiyet güvenliğini ve piyasa esnekliğini kutsayarak Sanayi Devrimi'ni ateşlemiştir.
  • Fransız mirası; merkezi planlamayı, idari kapasiteyi, standartlaşmayı ve devletin düzenleyici rolünü kurumsallaştırmıştır.

Bugün Avrupa Birliği müktesebatından Türkiye’nin iktisadi kurumlarına kadar her yerde bu iki aklın gerilimli ama öğretici mirasını görmekteyiz. Biri bize "bırakın yapsınlar" derken, diğeri "akıllıca yönetin" demektedir. İktisat sanatı, belki de bu iki aklı birbiriyle tokuşturmadan uyum içinde yaşatabilme becerisidir.

 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cambridge'in Kışkırtıcı (Provocative) Dehası: Joan Robinson'ın Entelektüel ve Duygusal Öyküsü

İktisat Eğitimi Öğrencileri Piyasa Yanlısı mı Yapıyor?

TÜRKİYE'NİN ÖNCÜ KADIN AKADEMİSYENLERİ: İKTİSAT VE SOSYAL BİLİMLER ANALİZİ