Piyasanın Ruhu: Klasik Kuramlardan Dijital Platformlara İktisat Sosyolojisi

 

Piyasanın Ruhu: Klasik Kuramlardan Dijital Platformlara İktisat Sosyolojisi[1]

Ercan Eren

 

İktisadi Eylemin Sosyolojik Doğası

Modern dünyanın karmaşık yapısı, artık tek bir disiplinin dar pencerelerinden bakılarak anlaşılamayacak kadar girifttir. Uzun yıllar boyunca iktisat, "insan davranışını" matematiksel modellerin sterilliğine hapsederken; sosyoloji, "piyasa" olgusunu çoğu zaman teknik bir detay gibi görerek dışlamıştır. Oysa ekonomik hayat, toplumsal dokunun sadece bir parçası değil, bizzat o dokunun içinde nefes alan, kültürel kodlarla şekillenen ve kurumsal yapılarla inşa edilen canlı bir organizmadır.

Disiplinlerin Ortak Paydası: Değer ve Düzen

İktisat sosyolojisi, "değer" kavramının sadece arz ve talep eğrilerinin kesiştiği o matematiksel noktada oluşmadığını savunur. Değer; güvendir, itibardır, gelenektir ve bugün artık "algoritmik bir skor"dur. Bu disiplin, şu üç temel soruyu merkeze alarak yola çıkar:

  1. Piyasalar nasıl oluşur? (Doğal bir ihtiyaç mı, yoksa tarihsel bir inşa mı?)
  2. Ekonomik aktörler nasıl karar verir? (Sadece kâr hesabı mı, yoksa toplumsal kimliklerin bir yansıması mı?)
  3. Güven nasıl inşa edilir? (Sözleşmelerle mi, yoksa ilişkisel ağlarla mı?)

Neden Şimdi?

21.Yüzyılın getirdiği finansallaşma, dijital platform ekonomileri ve veri temelli sınıf yapıları, klasik iktisadi modellerin "hata terimi" (error term) olarak gördüğü toplumsal değişkenlerin aslında sistemin asıl motoru olduğunu kanıtlamıştır. İktisat sosyolojisi, bu noktada bir lüks değil, bir zorunluluktur. Sabri Ülgener hocamızın "zihniyet" vurgusundan Mark Granovetter’in "gömülülük" analizine kadar uzanan bu külliyat, bizlere piyasanın "görünmez elinin" her zaman toplumsal bir bileğe bağlı olduğunu hatırlatır.

Çalışmanın Kapsamı ve İzleği

Bu yazı, okuyucuyu iktisadi düşüncenin tarihsel köklerinden alıp, antropolojik keşiflerin ışığında sosyolojinin kurucu babalarına götürecektir. Ardından, Türkiye’nin kendine has zihniyet dünyasında bir mola verip, 1980 sonrası "Yeni İktisat Sosyolojisi"nin modern araçlarıyla günümüzün dijital ve algoritmik labirentlerine dalacaktır.

Sonuçta varılacak yer; iktisat ve sosyolojinin o "zorunlu nikahı"dır. Çünkü toplumdan kopuk bir iktisat kör, iktisadi gerçekleri ıskalayan bir sosyoloji ise dilsizdir.

 

I. Temeller ve Disiplinler Arası Geçişler

Bu bölümün temel amacı, iktisadi eylemin boşlukta gerçekleşmediğini, aksine her zaman bir toplumsal bağlamın (kültür, tarih, ilişkiler) içine "gömülü" olduğunu kanıtlamaktır.

1.1. İktisat Sosyolojisinin Kapsamı: "Homo Economicus"a Sosyolojik Eleştiri

Ana akım iktisat, insanı Homo Economicus (Rasyonel İktisadi İnsan) olarak tanımlar: Kendi çıkarını maksimize eden, tam bilgiye sahip ve atomize bir birey.

  • Sosyolojik İtiraz: Sosyoloji, insanın sadece "kar-zarar" ile değil, toplumsal normlar, duygular ve aidiyetlerle hareket ettiğini savunur.
  • Sosyal Eylem: İktisadi eylem, aslında bir sosyal eylemdir. Bir malı satın alırken sadece fiyatına bakmayız; o malın bize sağladığı statüye, kimliğimize katkısına ve içinde bulunduğumuz grubun değerlerine de bakarız.

1.2. İktisadi Antropoloji ile Kesişim: Polanyi ve Gömülülük (Embeddedness)

İktisat sosyolojisinin en büyük beslenme kaynağı antropolojidir. Karl Polanyi, 1944 tarihli Büyük Dönüşüm eserinde, modern öncesi toplumlarda ekonominin sosyal ilişkilerden ayrı bir yapı olmadığını söyler.

  • Gömülülük Kavramı: Ekonomi, sosyal yapının içindedir. Din, akrabalık ve siyaset ekonomiyi yönetir.
  • Piyasa Toplumu: Polanyi'ye göre modern kapitalizmin farkı, ekonomiyi toplumsal ilişkilerden "çıkarmaya" (disembedded) çalışmasıdır. Ancak bu, toplumsal dokunun parçalanmasına yol açtığı için her zaman dirençle karşılaşır.

1.3. Mübadele Biçimleri: Hediye, Karşılıklılık ve Yeniden Dağıtım

Antropolojik çalışmalar (Malinowski’nin Kula Halkası veya Mauss’un Hediye analizi), piyasa dışı değişim mekanizmalarını ortaya koyar:

  1. Karşılıklılık (Reciprocity): Kâr amacı gütmeyen, güvene dayalı simetrik alışveriş (Örn: Komşular arası yardımlaşma).
  2. Yeniden Dağıtım (Redistribution): Kaynakların bir merkezde toplanıp (devlet veya kabile şefi) ihtiyaçlara göre dağıtılması.
  3. Piyasa Değişimi: Fiyat mekanizmasına dayalı, anonim ve araçsal değişim.

1.4. Formalizm vs. Substantivizm Tartışması

Bu, Bölüm I’in en kritik kuramsal tartışmasıdır ve iktisat metodolojisine doğrudan bir müdahaledir:

  • Formalistler: İktisat yasalarının (kıtlık, tercih, rasyonalite) her toplumda geçerli olduğunu savunur. Onlara göre bir kabile üyesi de bir borsa simsarı gibi "kar" maksimize eder.
  • Substantivistler (Tözselcilik): Ekonominin "geçim" anlamına geldiğini ve her toplumun bu geçimi farklı kültürel mantıklarla örgütlediğini savunur. Rasyonalite, evrensel değil, tarihsel ve kültürel bir kurgudur.

 

·        Temel Farklar ve Kesişim Özeti

Özellik

İktisadi Antropoloji

İktisat Sosyolojisi

Odak Noktası

Pre-kapitalist, küçük ölçekli topluluklar ve kültür.

Modern, endüstriyel toplumlar ve kurumlar.

Yöntem

Etnografi, katılımcı gözlem, uzun süreli saha.

İstatistiksel analiz, ağ analizi, tarihsel karşılaştırmalı yöntem.

Kesişim

Tüketim kültürü, sembolik değer, kayıt dışı ekonomi ve sosyal sermaye.

 

Bölüm Özeti: İktisadi hayat, piyasanın rasyonel hesaplarından ibaret değildir. Antropoloji bize gösterir ki; "değer" sadece fiyatta değil, toplumsal bağdadır.

BÖLÜM I- EK: Modern Dünyada Antropolojik İzler ve "Gömülülük" Pratikleri

Bu ek bölümde, "Hediye", "Karşılıklılık" ve "Gömülülük" kavramlarını üç modern olgu üzerinden derinleştiriyoruz:

1. EK.1. "Hediye"nin Dijital Dönüşümü: Açık Kaynak Yazılım ve Vikipedi

Marcel Mauss, hediyenin karşılıksız olmadığını; verme, alma ve geri verme yükümlülüğü yarattığını söyler.

  • Analiz: Linux veya Vikipedi gibi devasa projeler, piyasa mantığıyla (kar odaklı) değil, "Hediye Ekonomisi" mantığıyla çalışır. Yazılımcılar bilgilerini "hediye eder", topluluk bunu "alır" ve geliştirerek "geri verir".
  • Sosyolojik Sonuç: Burada değer, finansal sermaye ile değil; itibar ve sosyal sermaye (Bourdieu) ile ölçülür. Bu, rasyonel tercih teorisinin "neden bedavaya çalışıyorlar?" sorusuna verdiği eksik cevabı tamamlar.

2. EK.2. Türkiye’den Bir "Gömülülük" Örneği: Ahilikten "Askıda Ekmek" ve "Veresiye Defteri"ne

Polanyi’nin ekonominin sosyal ilişkilere gömülü olması fikri, Anadolu’nun iktisadi kültüründe hala çok canlıdır.

  • Analiz: Bir bakkalın "veresiye defteri", sadece bir borç kaydı değil, bir güven sözleşmesidir. Market zincirlerinde (çıkarılmış/disembedded ekonomi) kredi kartı ve faiz işlerken; mahalle bakkalında "sosyal ilişki" (tanışıklık) kredinin kendisidir.
  • Sosyolojik Sonuç: "Askıda Ekmek" uygulaması, saf bir piyasa değişimi değil; anonim bir yeniden dağıtım (redistribution) ve dayanışma örneğidir. Ekonomik eylem burada ahlaki bir normun içine gömülmüştür.

3. EK.3. Paylaşım Ekonomisi: Uber ve Airbnb’nin "Güven" Krizi

Bu platformlar başlangıçta "paylaşım" ve "karşılıklılık" (antropolojik köken) iddiasıyla çıktı, ancak hızla metalaştı.

  • Analiz: Airbnb’de bir yabancının evinde kalmak, başlangıçta antropolojik bir "misafirlik" (karşılıklılık) iken; bugün profesyonel bir "hizmet" (piyasa değişimi) haline gelmiştir.
  • Sosyolojik Sonuç: Ekonominin toplumsal bağlardan "çıkarılması" (disembedding), bu platformlarda güvenin artık kişisel ilişkilerle değil, dijital yıldızlama sistemleriyle (algoritmik itibar) sağlanmasına yol açmıştır.

II. Klasik Miras ve Büyük Kopuş

Bu bölümde, sosyolojinin üç dev isminin (Marx, Weber, Durkheim) iktisada vurduğu büyük neşteri ve ardından iki disiplinin yollarının nasıl ayrıldığını ele alacağız.

2.1. Karl Marx: Üretim İlişkileri ve Ekonomi-Politik

Marx, iktisat sosyolojisine "çatışma" ve "altyapı" perspektifini kazandırır.

  • Temel Fikir: Toplumun hukuki ve siyasi yapısı, ekonomik temel (üretim ilişkileri) üzerinde yükselir.
  • Kavramlar: Emek-değer, artı-değer ve metaların fetişizmi. Marx için piyasa, insanlar arasındaki ilişkinin nesneler arasındaki bir ilişki gibi göründüğü bir illüzyondur.

2.2. Max Weber: Anlama, Zihniyet ve Rasyonalite

Weber, Marx'ın aksine "fikirlerin" ve "anlamın" ekonomiyi nasıl değiştirdiğine odaklanır.

  • Temel Fikir: Kapitalizm sadece teknolojik bir değişim değil, zihinsel bir devrimdir.
  • Analiz: Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu. Dini bir disiplin olan "çilecilik" (asceticism), rasyonel sermaye birikimine nasıl dönüştü? Weber ayrıca "Ekonomik Eylem"in toplumsal anlamlarını (rasyonel, geleneksel, duygusal) sınıflandırır.

2.3. Émile Durkheim: İş Bölümü ve Ahlaki Dayanışma

Durkheim, iktisatçıların iş bölümünü sadece "etkinlik" üzerinden görmesine itiraz eder.

  • Temel Fikir: İş bölümü, modern toplumda bireyleri birbirine bağlayan temel ahlaki bağdır (Organik Dayanışma).
  • Analiz: Anomi kavramı; ekonomik krizlerin sadece mali değil, toplumsal bir kuralsızlık ve ahlaki boşluk yarattığı gerçeği.

2.4. Büyük Kopuş (1920-1980): Yöntem Kavgası ve Robbins’in Zaferi

İktisat ve sosyoloji nasıl yabancılaştı?

  • L. Robbins’in Müdahalesi: İktisadın sadece "kıt kaynaklar ve tercihler" ile sınırlanması.
  • Parsons Uzlaşısı: Sosyolojinin "değerlere", iktisadın "araçsal rasyonaliteye" (piyasaya) bakması konusunda varılan zımni anlaşma. Bu, iktisat sosyolojisinin 50 yıl sürecek olan sessizlik dönemine girişidir.

III. Türkiye’de İktisat Sosyolojisi ve Zihniyet Dünyası

Bu bölüm, Batı’daki "Büyük Kopuş" yaşanırken, Türkiye’de iktisat ve sosyolojinin nasıl el ele yürütülmeye çalışıldığını inceler.

3.1. Ziya Gökalp: Solidarizm ve "Milli İktisat"

Gökalp, Durkheim’ın sosyolojisini Türk toplum yapısına uyarlarken, iktisadı bireysel bir zenginleşme aracı değil, toplumsal bir dayanışma mekanizması olarak kurgular.

  • Bireyci İktisada Eleştiri: Adam Smith’in "Laissez-faire" (Bırakınız yapsınlar) anlayışının Türk toplum yapısına uymadığını savunur.
  • Mesleki Dayanışma: Toplumun "sınıf" temelinde değil, meslek grupları temelinde örgütlenmesi gerektiğini (Solidarizm) söyler. Bu, Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki iktisat politikalarının da sosyolojik zeminini oluşturur.

3.2. Sabri Ülgener: Weberci Sosyoloji ve Zihniyet Analizi

Ülgener, Türkiye’de iktisat sosyolojisinin zirvesidir.

  • İktisadi Çözülme: Ülgener, Osmanlı’nın çöküşünü sadece teknik veya askeri nedenlerle değil, "iktisadi zihniyet"teki daralma ile açıklar.
  • Tasavvuf ve Ekonomi: Orta Çağ İslam dünyasında yükselen "kanaatkarlık" ve "dünyadan el çekme" anlayışının, kapitalizmin ihtiyaç duyduğu "dinamik girişimci ruhu" nasıl törpülediğini analiz eder.
  • Zaman Algısı: Köylü ve esnafın "vakit" ile olan ilişkisinin (namaz vakitlerine endeksli dairesel zaman), modern endüstriyel "kronolojik zaman" ile çatışmasını ele alır.

3.3. Mübeccel Kıray: "Tampon Kurumlar" ve Hızlı Değişim

Kıray, Türkiye’nin 1950 sonrası yaşadığı hızlı şehirleşme ve sanayileşmeyi "az gelişmişliğin sosyolojisi" bağlamında inceler.

  • Yapısal Değişme: Eski toplumsal yapı (tarım/feodalite) çökerken, yeni yapı (modern sanayi) henüz tam kurulmamıştır.
  • Tampon Kurumlar: İnsanlar bu geçiş sürecindeki "boşlukta" düşmemek için yeni kurumlar yaratır. Örneğin; Hemşerilik ağları, Gecekondu dayanışması ve Aracı kurumlar. Bu kurumlar, modern iktisadın "kayıt dışı" veya "verimsiz" dediği süreçlerin aslında toplumsal dengeyi sağlayan hayati damarlar olduğunu kanıtlar.

Bölüm III- Özet ve Geçiş

Türkiye tecrübesi bize şunu gösterir: İktisat politikaları (planlı kalkınma, serbest piyasaya geçiş vb.), o toplumun zihniyet kodlarına çarptığında ya dönüşür ya da dirençle karşılaşır. Ülgener’in "zihniyet" vurgusu ile Kıray’ın "yapısal analiz" vurgusu, Türkiye ekonomisini anlamak için elimizdeki en güçlü fenerlerdir.

 

BÖLÜM IV: Yeni İktisat Sosyolojisi (1985- Günümüz)

Bu bölümün ana teması, iktisadın "steril" modellerinin sosyal gerçeklikle çarpışmasıdır. Sosyologlar bu dönemde şu soruyu sorar: "Piyasalar gerçekten atomize bireylerden mi oluşur, yoksa sosyal yapılar tarafından mı taşınır?"

4.1. Mark Granovetter: İlişkisel Ağlar ve Stratejik "Gömülülük"

Granovetter, ana akım iktisadın "piyasa" ve sosyolojinin "hiyerarşi/kurum" ayrımına saldırır.

  • Zayıf Bağların Gücü (The Strength of Weak Ties): Ekonomik fırsatlara erişimde çekirdek aile veya çok yakın dostlar (güçlü bağlar) yerine, nadiren görüştüğümüz tanıdıkların (zayıf bağlar) daha etkili olduğunu kanıtlar. Çünkü zayıf bağlar, bizim zaten bildiğimiz bilgiyi değil, farklı sosyal çevrelere ait "yeni" bilgiyi (iş ilanı, yatırım fırsatı) taşır.
  • İlişkisel Gömülülük: Şirketler arası ticaret sadece sözleşmelerle yürümez. "El sıkışma", geçmişten gelen dostluklar ve ortak networkler, işlem maliyetlerini (transaction costs) düşüren temel unsurdur. Güven, piyasanın "yağıdır".
  • Eşik Etkisi (Threshold Models): Kolektif ekonomik davranışları (borsa panikleri, grevler) bireysel rasyonaliteyle değil, bir grubun harekete geçmesi için gereken kritik eşik sayısı üzerinden açıklar.

4.2. Pierre Bourdieu: Sermayenin Çok Boyutluluğu ve "Habitus"

Bourdieu, iktisadı bir "alan" (field) olarak görür ve bu alandaki mücadeleyi sermaye türleri üzerinden analiz eder.

  • Sembolik Şiddet ve Ekonomi: Piyasadaki baskın aktörler, sadece parayla değil, piyasanın kurallarını (meşruiyetini) belirleyerek de hüküm sürer.
  • Habitus ve Karar Verme: İktisatçıların "tercih" dediği şey, Bourdieu’ya göre bireyin içine doğduğu sosyal sınıfın bir yansımasıdır. Bir girişimcinin risk alma "iştahı", sadece rasyonel bir hesap değil, sosyal kökeninden gelen bir "yatkınlıktır".
  • Sermaye Dönüşümü: Finansal sermayenin nasıl sosyal sermayeye (network), sosyal sermayenin nasıl kültürel sermayeye (itibar/diploma) dönüştüğünü inceler.

4.3. Harrison White: Piyasalar "Ayna" Olarak

Granovetter "ilişkilere" bakarken, Harrison White doğrudan "piyasa yapısına" bakar.

  • Piyasalar Sosyal Birer Üretimdir: White’a göre piyasa, birbirini izleyen ve konumlarını rakiplerine göre belirleyen firmaların bir araya gelmesidir. Şirketler tüketiciye değil, birbirlerine (rakiplerine) bakarak kendilerini konumlandırırlar. Yani piyasa, aktörlerin birbirini izlediği bir "aynalar odası"dır.

4.4. Neil Fligstein: Piyasaların Siyaseti ve "Kurumsal İnşa"

Fligstein, piyasaları birer "sosyal alan" olarak tanımlar.

  • İstikrar Arayışı: Şirketlerin ana amacı sadece kâr maksimizasyonu değil, belirsizlikten kaçmak ve hayatta kalmaktır. Bunun için rakipleriyle gizli/açık anlaşmalar yapar, devletten yasal düzenlemeler (lobbying) talep ederler.
  • Piyasa Mimarisi: Her piyasanın bir mülkiyet yapısı, yönetim biçimi ve değişim kuralları vardır. Bu kurallar teknik zorunluluk değil, güç savaşlarının (siyasetin) bir sonucudur.

4.5. Performans Teorisi: Michel Callon ve Donald MacKenzie

Bu, 2000'lerin başındaki en büyük tartışmadır.

  • İktisat Dünyayı Nasıl İnşa Eder? Geleneksel görüş, iktisadın dünyayı "betimlediğini" söyler. MacKenzie ise iktisat teorilerinin (örneğin Black-Scholes opsiyon fiyatlama modeli) dünyayı "inşa ettiğini" (performative) savunur. Finansal modeller sadece fiyatı ölçmez; insanlar o modele göre davrandığı için fiyat o modeldeki gibi oluşur. Yani iktisat bilimi, incelediği piyasayı bizzat yaratır.

Bölüm IV- Özet: Yeni Bir Pencere

1980 sonrası Yeni İktisat Sosyolojisi; piyasayı "fiyatın oluştuğu matematiksel bir nokta" olmaktan çıkarıp, onu "insanların, kurumların ve güç ilişkilerinin çarpıştığı canlı bir sosyal arena" olarak yeniden tanımlamıştır.

Artık elimizde şu araçlar var:

  1. Ağlar: Kim kime bağlı? (Granovetter)
  2. Sermayeler: Paranın ötesinde neyin var? (Bourdieu)
  3. İnşa: Bu piyasayı kim, hangi siyasi güçle kurdu? (Fligstein/Swedberg)
  4. Performans: Teori gerçeği nasıl yaratıyor? (MacKenzie)

 

V. Geleceğin Eşiği: Dijitalleşme, Algoritmalar ve Hesaplamalı Sosyal Bilimler

5.1. Hesaplamalı Sosyal Bilimler (Computational Social Science): Yeni Bir Epistemoloji

Geleneksel iktisat sosyolojisi mülakatlar ve gözlemlerle, ana akım iktisat ise ekonometrik modellerle ilerlerdi. Bugün bu iki yöntem "Hesaplamalı Sosyal Bilimler" potasında eriyor.

  • Büyük Veri (Big Data) ve Sosyolojik İzler: Dijitalleşme sayesinde artık sadece beyan edilen değil, gerçekleşen toplumsal eylemleri izliyoruz. Bir kişinin kredi kartı harcaması, tarayıcı geçmişi ve konum verisi; onun "habitus"unu Bourdieu'nün bile hayal edemeyeceği bir hassasiyetle ortaya koyuyor.
  • Ağ Analizinin Dijitalleşmesi: Granovetter'in "zayıf bağlar" teorisi, bugün LinkedIn veya Twitter verileri üzerinde çalışan algoritmalarla milyarlarca insan için saniyeler içinde modellenebiliyor. Sosyal sermaye artık "sayısal" bir skor (itibar puanı) haline geliyor.
  • Agent-Based Modeling (Etmen Bazlı Modelleme): Sosyologlar artık bilgisayar ortamında yapay toplumlar kuruyor. "Eğer bir toplumda güven seviyesi %10 düşerse, piyasa işlemleri nasıl etkilenir?" sorusunu simülasyonlarla (deneylerle) test edebiliyoruz.

5.2. Platform Ekonomisi: "Piyasa" Artık Bir Yazılımdır

Platformlar (Amazon, Uber, Airbnb, Getir), iktisadi anlamda sadece birer "aracı" değil, sosyolojik anlamda birer "kurumsal mimar"dır.

  • Piyasanın Fiziksellikten Kopuşu: Piyasa artık meydanlarda veya borsalarda değil, kodlanmış arayüzlerde kuruluyor. Bu arayüzler, kimin neyi göreceğini (algoritmik kürasyon) belirleyerek "fiyat oluşumunu" manipüle ediyor.
  • Dijital Gömülülük (Digital Embeddedness): Ekonomik eylem artık sosyal ağların içine değil, yazılım kodlarının içine gömülüdür. Bir kuryenin hızı veya bir satıcının görünürlüğü, toplumsal ilişkilerinden ziyade algoritma ile olan "uyumuna" bağlıdır.
  • İtibarın Metalaşması: Eski dünyada "esnaf güveni" sözlüydü; yeni dünyada ise yıldızlar ve yorumlar (rating systems). Bu sistemler, güveni demokratikleştiriyor mu yoksa "puan köleliği" mi yaratıyor?

5.3. Algoritmik Yönetim ve Yeni "Demir Kafes"

Weber, bürokrasiyi kaçınılmaz bir "demir kafes" olarak görmüştü. Bugün o kafesin çubukları algoritmalardan oluşuyor.

  • Görünmez Patron: Algoritmalar işe alır, işten çıkarır, rota çizer ve performans ölçer. Burada "hesap sorulabilirlik" (accountability) kime aittir? Yazılımcıya mı, şirkete mi, yoksa veriye mi?
  • Yapay Rasyonalite: İktisatçıların "rasyonel insan"ı, bugün yapay zekada hayat buluyor. Ancak bu rasyonalite, insani değerleri (etik, adalet, merhamet) içermeyen bir "hesaplama" rasyonalitesidir.

 

5.4. Finansallaşma: Sayıların Egemenliği ve "Kurgusal" Gerçeklik

Modern iktisat sosyolojisi, finansal piyasaları sadece sermaye transferi yapılan yerler olarak değil, "anlam üretilen" kültürel alanlar olarak görür.

  • Ekonominin Finansallaşması: Kar realizasyonunun üretimden ziyade finansal araçlara kayması, toplumsal yapıda "rantiyer" tipolojisini (Veblen'in Aylak Sınıfı’nın dijital versiyonu) yeniden üretir.
  • Performans ve Modeller (MacKenzie): Finansçılar piyasayı olduğu gibi değil, modellerinde (Black-Scholes vb.) olması gerektiği gibi görürler. Eğer herkes aynı matematiksel modele inanırsa, piyasa o modele göre hareket eder. Bu, sosyolojideki "kendini gerçekleştiren kehanet" (self-fulfilling prophecy) ilkesidir.
  • Sürü Psikolojisi ve Taklit (Mimicry): Keynes’in "güzellik yarışması" analojisi, bugün algoritmik trading ve sosyal medya (Reddit/WallStreetBets gibi) gruplarıyla birleşerek rasyonaliteyi toplumsal bir histeriye dönüştürür.

5.5. Kripto Sosyolojisi: Blokzinciri ve "Dijital Kabilecilik"

Kripto varlıklar, iktisadi antropoloji ile en ileri teknolojinin tuhaf bir evliliğidir. Bitcoin ve diğerleri sadece birer "kod" değil, birer "inanç sistemi"dir.

  • Güvenin Teknikleşmesi: Eskiden güven "kişiler" (bakkal) veya "kurumlar" (merkez bankası) arasındaydı. Şimdi güven, "matematiksel protokole" (trustless system) emanet ediliyor. Ancak ironik bir şekilde, bu sistemlerin ayakta kalması için devasa sosyal topluluklara (communities) ihtiyaç duyuluyor.
  • Dijital Cemaatler (Tribes): Bir kripto varlığın değeri, onun etrafındaki Discord/Telegram gruplarının, yani "dijital kabilesinin" o varlığa yüklediği sembolik anlama bağlıdır. Bu, Polanyi’nin "gömülülük" kavramının dijital bir versiyonudur: Para, toplumsal grubun kimliğine gömülmüştür.
  • NFT ve Dijital Mülkiyetin Sosyolojisi: Bir dijital görselin (NFT) milyon dolarlar etmesi, Veblen’in "gösterişçi tüketim" teorisinin en uç örneğidir. Değer, nesnenin faydasından değil, o nesneye sahip olmanın sağladığı sembolik sermayeden (Bourdieu) gelir.

5.6. Veri Sömürgeciliği (Data Colonialism) ve Yeni Sınıf Yapısı

Bu başlık, bölümün eleştirel finalidir.

  • Hammadde Olarak İnsan Deneyimi: Sömürgecilik döneminde toprak ve madenler yağmalanırken, bugün "insan deneyimi" (beğenilerimiz, konumumuz, duygularımız) veri olarak yağmalanıyor.
  • Gözetim Kapitalizminin Sınıfları: Shoshana Zuboff’un tabiriyle, toplum artık "gözetleyenler" (veri sahipleri) ve "gözetlenenler" (verisi alınanlar) olarak ikiye ayrılıyor. Bu, Marx'ın sınıf analizinin 21. yüzyıl formudur.
  • Algoritmik Eşitsizlik: Veri setleri tarihsel önyargıları (ırkçılık, cinsiyetçilik, sınıfçılık) içerdiği için, bu verilerle eğitilen algoritmalar yoksula daha zor kredi vererek veya işe almayarak eşitsizliği "otomatik" hale getirir.

Bölüm V- Sonuç: İktisat Sosyolojisinin "Yeni Görevi"

Geleceğin iktisatçısı, sadece türev araçları veya oyun teorisini değil; aynı zamanda algoritmaların sosyolojisini, ağ teorisini ve dijital antropolojiyi de bilmek zorundadır.

Piyasa artık "görünmez bir el" değil; "kodlanmış bir el"dir. Ve bu kodun arkasında hala o çok eski, çok tanıdık insani güdüler (hırs, güven, statü, aidiyet) yatmaktadır.

Genel Değerlendirme ve Sonuç: İktisat ve Sosyolojinin Zorunlu Nikahı

Bu yazıda, 19. yüzyılın tozlu arşivlerinden 21. yüzyılın dijital bulutlarına kadar uzanan bir hattı takip ettik. Geldiğimiz noktada gördük ki; ne "saf matematik" ne de "saf betimleme" tek başına modern dünyayı açıklamaya yetiyor.

1. Modellerin Sınırı ve Hayatın Karmaşıklığı

İktisat, uzun süre "homo economicus"un steril dünyasında, sürtünmesiz bir laboratuvar kurmaya çalıştı. Ancak 2008 küresel krizi, pandemi dönemi ve bugün yaşadığımız kripto varlık çılgınlığı gösterdi ki; piyasalar rasyonel denklemlerle değil, toplumsal dürtülerle (panik, güven, coşku) nefes alıyor. Sosyoloji, bu noktada iktisadın "hata terimi" (error term) dediği o devasa insani alanı anlamlandıran tek disiplindir.

2. Kodlanmış Toplum: Yeni Bir Gömülülük (Embeddedness)

Polanyi’nin 80 yıl önce söylediği "ekonomi topluma gömülüdür" tezi, bugün "ekonomi algoritmaya gömülüdür" şeklinde güncellenmiştir. Artık piyasa mekanizması, yazılımcıların dünya görüşlerini, verilerin önyargılarını ve platformların tasarım tercihlerini taşımaktadır. Bu "zorunlu nikah", artık sadece sosyal bilimciler arasında değil, veri bilimciler ile toplum bilimciler arasında da kıyılmaktadır.

3. Geleceğin Entelektüeli: "Hibrit" Yaklaşım

Sonuç olarak; geleceğin iktisatçısı bir parça sosyolog, geleceğin sosyoloğu ise bir parça veri analisti olmak zorundadır. Bu "zorunlu nikah", disiplinlerin kendi kimliklerini kaybetmesi değil, "hakikatin parçalanmışlığını" giderme çabasıdır.

  • İktisat, sosyolojiden "bağlamı" ve "anlamı" almalıdır.
  • Sosyoloji, iktisattan "yöntemsel titizliği" ve "mekanizmayı" almalıdır.

Final Notu: İktisat sosyolojisi, bize piyasanın "görünmez elinin" aslında her zaman toplumsal bir bileğe bağlı olduğunu hatırlatır. O el bazen bir devletin yasasıdır, bazen bir dinin ahlakıdır, bazen bir mahallenin dayanışmasıdır, bugün ise bir yazılımcının kodudur.

KAYNAKÇA

1. Kurucu Klasikler ve Temel Teoriler

  • Durkheim, É.: De la division du travail social: étude sur l'organisation des sociétés supérieures. (1893).
  • Marx, K.: Das Kapital: Kritik der politischen Ökonomie. (1867).
  • Mauss, M.: Essai sur le don: forme et raison de l'échange dans les sociétés archaïques. (1925).
  • Polanyi, K.: The Great Transformation: The Political and Economic Origins of Our Time. (1944).
  • Simmel, G.: Philosophie des Geldes. (1900).
  • Weber, M.: Die protestantische Ethik und der Geist des Kapitalismus. (1905).
  • Weber, M.: Wirtschaft und Gesellschaft: Grundriß der verstehenden Soziologie. (1922).

2. Türkiye’de İktisat Sosyolojisi ve Zihniyet

  • Gökalp, Z. (1970). Türkçülüğün Esasları. İstanbul: Varlık Yayınları.
  • Kıray, M. (1982). Toplumsal Yapı, Toplumsal Değişme. Ankara: Alan Yayıncılık.
  • Ülgener, S. F. (2006). İktisadi İzmihlal Meselesi ve Zihniyet. İstanbul: Derin Yayınları.
  • Ülgener, S. F. (2006). Zihniyet ve Din: İslam, Tasavvuf ve Çözülme Devri İktisat Ahlakı. İstanbul: Derin Yayınları.

3. Yeni İktisat Sosyolojisi (1985 Sonrası)

  • Bourdieu, P.: Les structures sociales de l'économie. (2000).
  • Bourdieu, P.: La Distinction: Critique sociale du jugement. (1979).
  • Granovetter, M.: "Economic Action and Social Structure: The Problem of Embeddedness", American Journal of Sociology. (1985).
  • Granovetter, M.: "The Strength of Weak Ties", American Journal of Sociology. (1973).
  • Fligstein, N.: The Architecture of Markets: An Economic Sociology of Twenty-First-Century Capitalist Societies. (2001).
  • MacKenzie, D.: An Engine, Not a Camera: How Financial Models Shape Markets. (2006).
  • Swedberg, R.: Principles of Economic Sociology. (2003).
  • White, H. C.: Markets from Networks: Socioeconomic Models of Production. (2002).

4. Dijitalleşme, Platformlar ve Hesaplamalı Sosyal Bilimler

  • Lazer, D. et al.: "Computational Social Science", Science. (2009).
  • Srnicek, N.: Platform Capitalism. (2017).
  • Zuboff, S.: The Age of Surveillance Capitalism: The Fight for a Human Future at the New Frontier of Power. (2019).
  • Couldry, N., & Mejias, U. A.: The Costs of Connection: How Data Is Colonizing Human Life and Appropriating It for Capitalism. (2019).
  • Salganik, M. J.: Bit by Bit: Social Research in the Digital Age. (2017).


[1] Google Gemini’nin yardımıyla hazırlanmıştır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cambridge'in Kışkırtıcı (Provocative) Dehası: Joan Robinson'ın Entelektüel ve Duygusal Öyküsü

İktisat Eğitimi Öğrencileri Piyasa Yanlısı mı Yapıyor?

TÜRKİYE'NİN ÖNCÜ KADIN AKADEMİSYENLERİ: İKTİSAT VE SOSYAL BİLİMLER ANALİZİ