Perde Arkasından Geleceğin Kürsüsüne: 1923 Panoramasında İktisat Eğitiminde Kadınların Dolaylı ve Zorlu Yolu
Ercan Eren
Teorik ve Küresel Arka Plan (1890- 1920)
1920’li
yıllara gelindiğinde dünya, kadınların yükseköğrenimi konusunda iki uç kutba
ayrılmıştı: Bir tarafta merkeziyetçi reformlarla kapılarını açan Kıta
Avrupası, diğer tarafta ise geleneklerin duvarlarını aşamayan Anglo-Sakson
dünyası.
1. Kıta Avrupası'nın Öncülüğü: İsviçre ve Almanya
Kıta Avrupası,
bilimin kamusal bir hak olduğu fikrini daha erken benimsedi. Özellikle İsviçre,
akademik özgürlüğün Avrupa'daki "sığınma limanı" haline geldi.
- Zürih Üniversitesi ve "Doktora"
Özgürlüğü: Zürih, 1860’lardan itibaren kadınlara tam
haklar tanıdı. Bu özgürlükçü yapı, kendi ülkelerinde dışlanan kadın
entelektüeller için bir çekim merkezi oldu.
- Rosa Luxemburg Örneği: Polonya ve Almanya'da akademik engellere takılan Luxemburg, Zürih'e
giderek 1897'de "Polonya'nın Endüstriyel Gelişimi"
teziyle iktisat doktorasını aldı. Bu, o dönem için devrim niteliğindeydi;
bir kadın sadece öğrenci değil, bilim üreten bir "doktor"
unvanıyla kürsüye göz kırpıyordu.
- Almanya ve "Bilimsel Disiplin": Prusya'nın 1908'deki resmi kabulünden önce bile, Alman üniversiteleri
"misafir öğrenci" statüsüyle kadınların laboratuvarlara
girmesine izin vermişti. Bu, bilimin "metodik" yanının,
toplumsal cinsiyetten daha önemli görülmeye başlandığının ilk işaretiydi.
2. Anglo-Sakson Muhafazakarlığı: İngiltere Örneği
İngiltere’nin
Oxford ve Cambridge gibi asırlık kurumları, üniversiteyi bir "erkek
loncası" olarak görmeye devam ediyordu. Bu yapı, kadınların zekasını kabul
ediyor ama onlara "statü" vermeyi reddediyordu.
- "Sınav Var, Derece Yok" Sistemi: Kadınlar derslere giriyor, erkeklerle aynı zorlu sınavlarda ter
döküyor ve çoğu zaman daha başarılı oluyorlardı. Ancak mezuniyet törenine
katılma veya isimlerinin yanına "B.A." (Bachelor of Arts)
ünvanını yazma hakları yoktu.
- Mary Paley Marshall'ın Trajedisi: Cambridge'in en parlak iktisatçılarından biri olmasına rağmen, Mary
Paley hayatı boyunca bu "derece" engelini aşamadı. Alfred
Marshall ile birlikte yazdığı eserlerde bile çoğu zaman
"yardımcı" pozisyonunda kaldı. İngiltere’deki bu sistem, kadını
"bilgili bir eş" olarak kabul ediyor ama "bağımsız bir
bilim insanı" olarak tescillemiyordu.
3. Bilim Alanlarına Göre Bariyerler: Neden Bazıları Daha Zor?
Kadınların
yükseköğrenime girişi tüm branşlarda aynı hızla gerçekleşmedi. Bariyerlerin
yüksekliği, mesleğin "güç" ve "kamusal temsil" ile olan
ilişkisine göre değişiyordu.
- Tıp ve Fen (Nispeten Erken): Pozitif bilimler, "doğanın keşfi" olarak görüldüğü için
kadının "şefkatli" ve "dikkatli" doğasıyla
(hemşirelikten doktorluğa geçiş gibi) bir şekilde ilişkilendirilebildi.
Laboratuvar, dış dünyaya kapalı bir çalışma alanı olduğu için kadının
oradaki varlığı daha az tehdit edici bulundu.
- Hukuk ve Mülki İdare (En Geç): Bu alanlar doğrudan "devlet gücünü" ve "kamusal
otoriteyi" temsil ediyordu. Bir kadının hakim olması, mülki amir
olarak devleti temsil etmesi veya yasa yapıcı olması; kurulu toplumsal
hiyerarşiyi kökten sarsacak bir durumdu. Bu nedenle, 1923 Türkiyesi'nde
bile Mülkiye ve Hukuk üzerindeki direnç, Fen Fakültesi'ne göre daha sert
olmuştur.
1920’lerin
Başında Yükseköğretimde Kadın Hakları Karşılaştırması
|
Ülke |
Karma Eğitime Geçiş (Resmen) |
Mezuniyet ve Diploma Durumu |
Genel Karakteristik |
|
Türkiye |
1921
(Darülfünun) |
Mezunlara tam hak ve diploma veriliyordu. |
Devrimci bir hızla "ana kapıdan"
giriş sağlandı. |
|
Almanya |
1908 (Prusya) |
Tam denklik ve doktora hakkı vardı. |
Bilimsel alanlarda (özellikle Fen) dünya
lideriydi. |
|
Fransa |
1860'lar (Fiilen) |
1880'lerde yasal düzenleme ile tam hak
sağlandı. |
Hukuk ve Tıp'ta kadınlara en erken açılan
ülkelerdendi. |
|
İngiltere |
1920- 1948 |
Sınav hakkı vardı ancak "derece"
(degree) verilmiyordu. |
En Muhafazakâr: Oxford 1920'de, Cambridge ise ancak 1948'de tam derece verdi. |
|
ABD |
1830'lar (Bazı
okullar) |
Karma eğitim (Co-ed) ve kadın kolejleri bir
aradaydı. |
Eyaletlere göre değişen, pragmatik ama parçalı
bir yapı. |
I. Bilim
Alanlarına Göre Kadınların Durumu (1923 Civarı)
Bilim disiplinleri arasındaki bariyerler,
ülkelerin kültürel kodlarına göre farklılık gösteriyordu:
Hukuk ve
Siyaset
- Fransa ve Türkiye: Hukuk
kapıları nispeten erken açıldı. Fransa'da 1900'lerin başında kadın
avukatlar görülmeye başlanırken, Türkiye'de Süreyya Ağaoğlu bu yolu
1921'de açtı.
- İngiltere: Kadınların mahkemelerde yer alması ve
avukat olması (Sex Disqualification Removal Act 1919) ile ancak mümkün
oldu.
Tıp ve Fen
Bilimleri
- Almanya: Bilimin laboratuvarda yapılması, kadınların
fen bilimlerine girişini kolaylaştırdı. Emmy Noether gibi matematikçiler
bu dönemde (zorluklarla da olsa) yükseldi. Türkiye'de de Fen Fakültesi'nin
en az direnç gösteren yer olması bu "pozitif bilim"
esnekliğinden kaynaklanır.
- İsviçre: Zürih Üniversitesi, 1860'larda kadınları
tıp eğitimine kabul ederek Avrupa'nın bu konudaki öncüsü ve "sığınma
limanı" olmuştu. Birçok Rus ve Alman kadın tıp eğitimini burada
almıştır.
İktisat ve
Sosyal Bilimler
- İngiltere: Mary Paley Marshall örneği buradaki
trajediyi özetler. Kadınlar iktisat teorisine katkı yapsalar da
"iktisatçı" ünvanını resmen taşımaları engelleniyordu.
- Türkiye: İktisat henüz müstakil bir bölüm olmadığı
için Hukuk içinde bir disiplin olarak görülüyordu. Bu durum, kadınların
iktisadı "hukukçu" kimliğiyle dolaylı yoldan öğrenmesine olanak
sağladı.
1. İsviçre: Avrupa'nın Akademik Özgürlük Limanı
19.yüzyılın
sonu ve 20. yüzyılın başında İsviçre (özellikle Zürih ve Cenevre
üniversiteleri), kadınlara tam akademik haklar tanıyan dünyadaki ender
yerlerdendi.
- Rosa Luxemburg: Polonya ve Almanya'da eğitim hakları kısıtlı olduğu için Zürih'e
gitmiştir. 1897'de Zürih Üniversitesi'nden "Polonya'nın
Endüstriyel Gelişimi" teziyle iktisat doktorası almıştır.
O dönemde bir kadının iktisat alanında doktora sahibi olması, İngiltere'de
hayal bile edilemezken Kıta Avrupası'nda somut bir gerçekti.
- Kuramsal Katkı: Luxemburg, sadece bir siyasetçi değil, Marx'ın yeniden üretim
şemalarını eleştiren ve emperyalizmi sermaye birikimi üzerinden açıklayan Sermaye
Birikimi (1913) eseriyle çok güçlü bir iktisat teorisyenidir.
2. Almanya: Tarihçi Okul ve Sosyal Politika
Almanya'da
iktisat (Nationalökonomie), sadece matematiksel bir modelleme değil, devletin
sosyal sorunlarını çözmeye yönelik bir "bilim" olarak görülüyordu.
- Bariyerlerin Aşılması: Prusya üniversiteleri kadınları 1908'de resmen kabul etse de o tarihe
kadar kadınlar "misafir öğrenci" olarak kürsüleri zaten
zorlamıştı.
- Max Weber ve Kadınlar: Weber ve çevresindeki Alman Tarihçi Okul geleneği, kadınların sosyal
meseleler ve istatistik üzerine çalışmalarına daha esnek bakıyordu.
3. İngiltere ile Karşılaştırmalı Perspektif
- Almanya/İsviçre: Kadınlar özgün iktisat teorileri inşa edip doktora alırken;
- İngiltere: Mary
Paley Marshall gibi isimler eşlerinin gölgesinde "okutman"
(lecturer) olarak kalabiliyor, resmi derecelerini (degree) alamıyorlardı.
Öncü Kadın İktisatçılar Tablosu (1920 Öncesi ve Civarı)
|
İsim |
Ülke / Eğitim |
Öne Çıkan Özelliği |
|
Rosa Luxemburg |
İsviçre (Zürih) |
İlk kadın iktisat doktorlarından; sermaye
birikimi teorisyeni. |
|
Marianne Weber |
Almanya |
Max Weber'in eşi; kadının ev içi emeğinin
iktisadi değeri üzerine çalıştı. |
|
Mary Paley Marshall |
İngiltere |
Alfred Marshall ile çalıştı; iktisat ders
kitaplarını yazdı ama "derece" alamadı. |
|
Beatrice Webb |
İngiltere |
Fabian Derneği kurucusu; sendikacılık ve
çalışma ekonomisi üzerine öncü eserler verdi. |
II. 1923 Panoraması: Dört Temel Kurum ve Cinsiyet Bariyeri
1923 yılı
itibarıyla Türkiye’deki yükseköğretim haritası oldukça dardır. İstanbul, tüm
yükseköğretim faaliyetlerinin merkezi konumundadır. Bu dönemde kurumlar sadece
idari olarak değil, sosyal kabul açısından da kadınlara karşı oldukça
mesafelidir.
1. Darülfünun (İstanbul Üniversitesi)
Darülfünun,
1923’te kadınların varlık gösterebildiği tek kurumdur. Ancak bu, tüm
fakültelerin açık olduğu anlamına gelmez.
- Durum: 1921’de
İnas Darülfünunu’nun tasfiye edilip ana bünyeye katılmasıyla "Karma
Eğitim" (Co-education) fiilen başlamıştır.
- Kadın Öğrenci Varlığı: Edebiyat ve Fen fakültelerinde mevcuttu. Tıp Fakültesi 1922’de
kapılarını açmış, Hukuk Fakültesi ise Süreyya Ağaoğlu ve arkadaşlarının
1921 sonundaki girişimiyle kadın öğrenci kabulüne başlamıştır.
- Bariyer:
Sınıflarda kadın ve erkek öğrenciler arasına çekilen
"paravan/perde" uygulamaları 1923’te hala bazı kürsülerde
tartışma konusudur.
2. Mülkiye Mektebi (Mekteb-i Fünun-u Mülkiye)
O günkü adıyla
Mekteb-i Mülkiye, İstanbul Yıldız Sarayı yakınlarındaki binasında (Bugün YTÜ
Beşiktaş Kampüsü içinde) eğitim vermekteydi ve doğrudan Dahiliye Vekaleti’ne
(İçişleri Bakanlığı) bağlıydı.
- Durum: Sadece
erkek öğrencilere açıktı.
- Bariyer: Okul bir
"memur yetiştirme" ocağıydı. Kadınların mülki idarede
(kaymakamlık, valilik) görev alması yasal ve toplumsal olarak
öngörülmediği için kadın başvuruları reddediliyordu. Okulun yatılı olması
da o günkü muhafazakâr anlayış için bir engel teşkil ediyordu.
3. Yüksek Ticaret Mektebi (Hamidiye Ticaret Mektebi)
Bugünkü
Marmara Üniversitesi'nin temelini oluşturan bu kurum, ticaret ve iktisat
hayatına uzman yetiştirmekle yükümlüydü.
- Durum: Sadece
erkek öğrencilere açıktı.
- Bariyer: Ticaret
dünyası "kamusal bir erkek alanı" olarak görülüyordu.
Şirketlerde veya bankalarda kadınların üst düzey görev alması henüz hayal
dahi edilmediği için, bu okula kadın öğrenci alımı gündemde değildi.
4. Mühendis Mektebi (Mühendis Mekteb-i Alisi)
Bugünkü
İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ). O yıllarda Gümüşsuyu’ndaki binasında,
asgari bir disiplinle eğitim veriyordu.
- Durum: Sadece
erkek öğrencilere açıktı.
- Bariyer:
Mühendislik; ağır fiziksel şartlar, şantiye hayatı ve askeri kökenli bir
eğitim modeliyle özdeşleştirilmişti. Bu "eril" meslek tanımı,
1927 yılına kadar kadınların bu kapıdan içeri girmesine engel oldu.
1923 Yılı Cinsiyet Bazlı Kurumsal Özet Tablosu
|
Kurum |
Statü |
Kadın Öğrenci Kabulü |
İlk Kadın Mezun Beklentisi |
|
Darülfünun |
Özerk / İlmi |
Var (Kısıtlı) |
1924-1925 (Hukuk) |
|
Mülkiye |
Bakanlığa Bağlı |
Yok |
- |
|
Yüksek Ticaret |
Mesleki |
Yok |
- |
|
Mühendislik |
Teknik / Askeri |
Yok |
- |
1923 yılındaki
bu tablo, Cumhuriyet’in en büyük meydan okumalarından birini göstermektedir: Fırsat
Eşitliği. Devletin yönetici elitini yetiştiren Mülkiye ve kalkınmanın
motoru olan Mühendislik/Ticaret kurumları kadınlara tamamen kapalıyken;
Darülfünun, kadınların entelektüel ve mesleki varlıklarını kanıtlayacakları tek
"laboratuvar" niteliğindedir.
IV. Mülkiye Mektebi (SBF): İdareden Siyasete Kadın Bariyeri
Mülkiye
Mektebi, 1923’ten 1936’ya kadar kadınlara kapısını açmamakta en çok direnen
kurum olmuştur. Bu direnç sadece bir gelenek meselesi değil, aynı zamanda
devletin "icra hiyerarşisi" ile ilgili yapısal bir durumdur.
1. Yasal ve İdari Engeller: "Memuriyet" Sorunu
Mülkiye’nin
kadın öğrenci almamasına temel gerekçe olarak o dönemdeki memuriyet yasaları
gösteriliyordu.
- İdari Memuriyet Yasağı: 1920’li yıllarda kadınlar öğretmenlik, hemşirelik veya kısıtlı büro
görevlerinde yer alabiliyorlardı. Ancak Mülkiye’nin esas amacı kaymakam,
vali ve hariciyeci (diplomat) yetiştirmekti.
- Temsil Yetkisi: Dönemin mülki idare yasaları, devletin mülki amirlik (yönetici)
sıfatını kadınlara tanımıyordu. Okul, "mezunlarımızı atayacak kadro
yoksa neden eğitelim?" mantığıyla (râsıne-i idare) hareket ediyordu.
2. Kurumsal Yapı: Yatılılık ve Disiplin
Mülkiye o
yıllarda İstanbul’da Yıldız Sarayı müştemilatında, askeri disipline yakın bir
yatılılık düzeniyle eğitim veriyordu.
- Fiziksel Altyapı: Dönemin idarecileri, okul binasının ve yatakhanelerin karma eğitime
uygun olmadığını, kadın öğrenciler için ayrı bir alanın bulunmadığını
teknik bir engel olarak öne sürüyorlardı.
- Miri Okul Statüsü: Okulun doğrudan Bakanlığa bağlı olması, Darülfünun gibi özerk hareket
etmesini engelliyordu. Siyasi iradenin bu konudaki kararı beklenmekteydi.
3. Değişimi Zorlayan Faktör: 1930 ve 1934 Hakları
Mülkiye’nin
surlarındaki ilk çatlaklar, kadınların siyasal haklarını kazanmasıyla başladı:
- 1930:
Kadınlara belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı verildi.
- 1934:
Kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanındı.
- Sonuç:
"Meclis’e girebilen, belediye yönetebilen bir kadın neden kaymakam
olamaz?" sorusu akademik ve siyasi çevrelerde yüksek sesle
tartışılmaya başlandı.
4. Kırılma Noktası: 1936 Ankara Hamlesi
Okulun 1936
yılında İstanbul’dan Ankara Cebeci’deki yeni binasına taşınması, idari bir
devrime dönüştü.
- Yeni İsim, Yeni Vizyon: Okulun adı "Siyasal Bilgiler Okulu" (SBO) olarak
değiştirildi ve modern bir yerleşkeye geçildi. Bu yeni fiziksel imkân ve
Başkent’in modernleşme vizyonu, kadınlara kapıları açtı.
V. Teknik ve İktisadi Kanatlar: Mühendislik ve Yüksek Ticaret
Darülfünun ve
Mülkiye arasındaki bu çekişme sürerken, Türkiye’nin teknik ve ticari
altyapısını kuran diğer iki kurumda da değişim sancılı ama kararlı ilerliyordu.
- Mühendis Mektebi (İTÜ): Darülfünun'dan sonra kapılarını en erken açan kurumlardan biri oldu (1927).
İktisadi kalkınma hamlesinin bir parçası olarak, teknik eğitimin sadece
erkeklere mahsus olamayacağı anlaşıldı.
- İlk İsim: Sabiha Rıfat (Gürayman), Türkiye'nin ilk kadın inşaat
mühendisi olarak 1927'de girdiği bu okuldan mezun oldu. Hatta
Anıtkabir'in inşaatında kontrol mühendisi olarak görev alarak bu mesleki
bariyeri tamamen yıktı.
- Yüksek Ticaret Mektebi: Ticari hayatın o dönemki "serbest piyasa" yapısı, kamu
memuriyetine göre daha muhafazakâr bir seyir izledi. Kadınların bu mektebe
girmesi ve iktisadi işletmelerde yönetici adaylığına soyunması 1940'ların
başına kadar sarkan bir süreç oldu.
VI. İstanbul Darülfünunu: Değişimin Öncü Kalesi
1923 yılına
gelindiğinde Darülfünun, kadınların sadece "istisna" değil,
"asli unsur" olmaya başladığı tek kurumdu. Bu başarının arkasında,
1914’te başlayan ve 1921’de zaferle sonuçlanan zorlu bir kurumsal evrim
yatıyordu.
1. İnas Darülfünunu (1914-1921): Ayrımcılığın Laboratuvarı
Kadınlar için
kurulan bu "ayrı" üniversite, başlangıçta bir lütuf gibi görünse de
aslında bir bariyerdi.
- Yapısı: Eğitim
süresi daha kısa, müfredatı daha dar ve diploması "noksan" kabul
ediliyordu.
- Tasfiyesi: Kadın
öğrenciler, erkeklerin derslerini takip etmek için dilekçeler vererek ve
amfilere girerek bu ayrımı fiilen yıktılar. 1921'de İnas Darülfünunu
kapatıldı ve öğrenciler ana fakültelere aktarıldı.
2. Fakülte Fakülte "İlk" Kadınlar ve Geçiş Süreçleri
A. Edebiyat ve Fen Fakülteleri
Bu iki
fakülte, İnas’tan gelen öğrencileri ilk kabul edenlerdi.
- Şukufe Nihal (Başar): 1918'de İnas Edebiyat'ı bitirmesine rağmen bunu yeterli görmeyerek
Darülfünun Coğrafya bölümüne girdi ve 1921'de buradan mezun olan ilk
kadın oldu.
·
Fen Fakültesi, İnas Darülfünunu döneminden gelen
"Tabiiyat" ve "Riyaziyat" (Matematik) bölümlerine sahip
olduğu için kadın öğrencilere en aşina kurumlardan biriydi. 1923 yılında bu
fakültede kimya, fizik ve matematik dersleri alan kadın öğrenciler, laboratuvar
imkanlarını erkeklerle paylaşmaya başlamışlardı.
·
Bu fakültedeki kadın varlığı, ilerleyen yıllarda Nakibe
Uzgören gibi isimlerin yetişeceği zemini hazırladı. 1923'te Fen
Fakültesi'nde okuyan kadınlar, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçişte "müspet
bilimler" ile uğraşan ilk kadın kuşağı olarak, ileride iktisat ve
istatistik gibi alanların "sayısallaşmasına" katkı sunacak akademik
altyapıyı temsil ediyorlardı.
B. Tıp Fakültesi (1922): "Yedi Kızlar"
Tıp eğitimi, kadavra çalışmaları ve hastane
ortamı nedeniyle kadınlar için "en zorlu" alanlardan biri olarak
görülüyordu. 1922 yılında yedi(on?) cesur kadın (Suat
Rasim (Giz), Müfide Kazım (Küley, vd.),
Haydarpaşa’daki Tıp Fakültesi’ne kayıt yaptırarak tarihe geçtiler. 1923 yılında
henüz birinci sınıf öğrencisi olan bu grup, tıp camiasındaki ağır önyargılara
rağmen laboratuvarlara girmeyi başardılar.
Bu öğrenciler,
tıp eğitiminin disiplini içinde "İnas" döneminden gelen
yetersizlikleri kapatmaya çalışırken bir yandan da kadın doktorların cerrahlık
veya dahiliye gibi alanlarda neler yapabileceğini kanıtlamaya başladılar.
Mezuniyetleri 1927-28 yıllarını bulacak olsa da 1923'teki mevcudiyetleri tıp
dünyasındaki "erkek tekelini" fiilen kırmıştı
C. Hukuk Fakültesi
Hukuk
Fakültesi, 1921-1923 döneminde toplumsal dönüşümün en keskin yaşandığı yerdir.
Çünkü hukuk eğitimi, sadece bir diploma değil, toplumsal düzeni kurma yetkisi
demekti.
1. Süreyya Ağaoğlu ve "Dört Yapraklı Yonca"
1921 sonunda Hukuk Fakültesi Reisi Selahattin
Bey’in kapısını çalan Süreyya Hanım, "tek başına kadın olmaz"
cevabını alınca arkadaşlarıyla (Melahat, Bedia Hanım ve Sadiye Hanım) organize oldu.
- 1923 Durumu: Bu dörtlü, 1923 yılında fakültenin en dikkat çeken öğrencileridir.
Amfide erkeklerden ayrı bir yerde (bazen perde arkasında) oturmalarına
rağmen, derslerdeki başarılarıyla bu engelleri anlamsız kılmışlardır.
2. 1923 Müfredatındaki "İktisat" İzleri
Nu ilk kadın
hukukçular sadece kanun öğrenmediler. O dönemde Hukuk Fakültesi, iktisatında
merkeziydi.
- İktisat ve Maliye: Bu dersler, müfredatın belkemiğini oluşturuyordu. Ancak eğitim,
bugünkü gibi sadece teorik modellerden ibaret değil; daha çok devletin
iktisadi bekasını sağlamaya yönelik "mali bir sanat"
niteliğindeydi.
- Süreyya Ağaoğlu ve arkadaşları muhtemelen
Münir Serim’den İktisat, Hasan Tahsin Ayni’den İlmi Mali ve Kavanin-i
Maliye (Maliye ve Mali Kanunlar) ve Zühtü İnhan’dan İhsaiyat-ı Cezaiye
(Ceza İstatistiki) derslerini aldılar.
VIII. Sonuç: 1923'ün Mirası
1923 yılında,
Mülkiye ve Mühendislik kapıları hala kilitliyken, Darülfünun koridorlarındaki
bir avuç kadın öğrenci, Cumhuriyet’in ilan edildiği o günlerde geleceğin
profesörleri (Nakibe Uzgören, Türkan Rado) ve bakanları için meşruiyet alanını
bizzat tırnaklarıyla kazıyarak açmışlardır.
Yorumlar
Yorum Gönder