Mantıktan Genetiğe, Ruhun Geometrisinden Kafatası Ölçümüne: İktisadın “Bilim” Olma Serüveninde Dışlanan Miras

 

Mantıktan Genetiğe, Ruhun Geometrisinden Kafatası Ölçümüne: İktisadın “Bilim” Olma Serüveninde Dışlanan Miras

Ercan Eren

 

İktisat, tarihi boyunca kendisini "sert" bir bilim olarak tescil ettirmek amacıyla, dönemin gözde disiplinlerinden meşruiyet devşirmeye çalışan bir "arayışlar manzumesi" olmuştur. Bu arayış sırasında bazen insan eylemini sarsılmaz bir geometrik aksiyoma hapsetmeye çalışan Prakseoloji’nin katı mantığına; bazen piyasayı mistik bir yaşam enerjisiyle açıklayan Vitalizm’in organik romantizmine savrulmuştur.

Ancak bu yolculuk her zaman masum kalmamış; toplumsal verimlilik adına insanı biyolojik bir ayıklama nesnesine dönüştüren Öjenik’in karanlık sularına veya bireyin iktisadi rasyonelliğini kafatası yumrularında arayan Frenoloji’nin fiziksel determinizmine kadar uzanmıştır. Bugün "modern iktisat" dediğimiz yapı, aslında bu terk edilmiş, dışlanmış ve yer yer mahkûm edilmiş disiplinlerin bıraktığı boşluklar üzerine inşa edilmiştir.

Bu yazı dizisinde, Mises'ten Keynes'e, Fisher'dan Jevons'a kadar iktisat devlerinin bir dönem "hakikat" sandığı bu "sahte bilim" duraklarını ziyaret edecek; iktisadın bir "sanat" olarak bu yanılgılardan nasıl rafine olduğunu ve "klinik" bir bakış açısının bu tarihsel mirası nasıl okuması gerektiğini tartışacağız.

Tıp ve Biyoloji Kökenli Disiplinler

  •  Beden Sıvıları Teorisi (Hümoralizm, Humorism): Hastalıkların vücuttaki dört sıvının (kan, balgam, sarı ve kara safra) dengesizliğinden kaynaklandığına inanılırdı. Germ Teorisi (mikropların keşfi) ile yerini modern tıbba bıraktı.
  • Vitalizm (Yaşamsalcılık): Canlıları cansızlardan ayıran metafizik bir "yaşam gücü" olduğunu savunurdu. Biyokimyasal süreçlerin keşfiyle bilim dışı kaldı.
  • Mezmerizm (Hayvansal Manyetizma): Vücutta görünmez bir manyetik sıvı olduğu ve bunun hastalıkları iyileştirebileceği iddia edilirdi. Modern hipnozun atası olsa da "sıvı" teorisi reddedildi.

İnsan Karakteri ve Sosyal Bilim Odaklı Disiplinler

  • Prakseoloji: İnsan eyleminin mantıksal yapısını inceler. Ampirik testleri ve yanlışlanabilirliği reddettiği için modern sosyal bilim metodolojisinin dışında kabul edilir.
  • Frenoloji: Kafatası şeklinden kişilik analizi yapma girişimidir. Nörobilimin gelişmesiyle tamamen terk edildi.
  • Fizyognomi: Yüz hatlarından ahlaki karakter okuma iddiasıdır. Bilimsel bir temeli olmadığı kanıtlandı.
  • Öjenik: İnsan popülasyonunu kontrollü üreme ile "iyileştirme" bilimi olarak görülüyordu; bugün hem etik hem de bilimsel açıdan reddedilmiş durumdadır.

Fizik ve Kimya Kökenli Disiplinler

  • Simya (Alchemy): Elementlerin altına dönüşebileceği ve ölümsüzlük iksirinin bulunabileceği inancıdır. Modern kimyanın öncüsü olsa da yöntemleri mistiktir.
  • Işıklı Eter Teorisi (Luminiferous Aether): Işığın boşlukta yayılmasını sağlayan bir ortamın varlığına inanılıyordu. Michelson-Morley deneyi ve Einstein ile fizik tarihinden silindi.
  • Astroloji: Göksel hareketlerin insan yaşamını yönettiği iddiasıdır. Antik çağda astronomi ile bir tutulsa da modern bilimsel kriterleri (yanlışlanabilirlik, ampirik kanıt) karşılayamadı.

Bir Disiplini Bilimin Dışına İten Nedir?

Bir alanın "bilim" olmaktan çıkıp "sözdebilim" veya "tarihsel bir merak" haline gelmesi genellikle şu üç eşiğe takılmasıyla olur:

  1. Yanlışlanabilirlik: İddianın aksini ispatlayacak bir deneyin yapılamaması (Prakseoloji burada tıkanır).
  2. Ölçülebilirlik: Metafizik veya soyut güçlerin (Eter, Vitalizm) somut verilerle kanıtlanamaması.
  3. Tekrarlanabilirlik: Deneylerin her seferinde farklı sonuçlar vermesi (Astroloji ve Frenoloji burada elenir).

Neden Atılmışlardı?

Bu disiplinlerin ortak noktası, bir zamanlar "kendi devirlerinin en mantıklı açıklaması" olmalarıdır. Ancak bilimin şu üç büyük süzgecinden geçemediler:

  1. Gözlem ve Deney: İddia edilen "sıvıların" veya "eterin" varlığı ölçülemedi.
  2. Yanlışlanabilirlik: Prakseoloji örneğinde olduğu gibi, bir teorinin hiçbir şekilde haksız çıkma ihtimalinin olmaması onu "bilim" değil "inanç sistemi" sınıfına soktu.
  3. Tekrarlanabilirlik: Astroloji veya Frenoloji'de yapılan analizlerin farklı kişilerce aynı sonucu vermemesi güvenilirliği yok etti.

İktisatla ilgili Olanlar:

1. Prakseoloji: "Laboratuvardan Kaçan İktisatçı"

Prakseoloji, modern bilim tanımına (deney, gözlem, yanlışlanabilirlik) en sert meydan okumayı yapan disiplindir. Ludwig von Mises, iktisadı bir "doğa bilimi" gibi görmeye çalışanlara karşı şu temel ayrımı yapar:

  • Doğa Bilimleri (Fizik/Kimya): Dışarıdan gözlemlenen, tepkileri sabit olan nesnelerle ilgilenir. Bir atomun "amacı" yoktur.
  • Prakseoloji (İnsan Eylemi): İçsel bir mantığa ve "amaca" sahip olan insanla ilgilenir.

İktisatçılarla İlişkisi ve Çatışma Noktası

Prakseolojiyi savunan bir iktisatçı (Misesyen), iktisadı bir geometri gibi görür. Nasıl ki bir üçgenin iç açılarının toplamının 180 derece olduğunu ispatlamak için dünyadaki tüm üçgenleri ölçmeniz gerekmiyorsa, iktisadi yasaların da insan eyleminin tanımı gereği doğru olduğunu savunur.

Örneğin: "İnsanlar daha çok değer verdikleri şeyi, daha az değer verdiklerine tercih ederler."

  • Prakseolog der ki: "Bu aksiyomdur, deneyle test edilemez. Aksi düşünülemez."
  • Modern İktisatçı (Bilimsel Kanat) der ki: "Eğer bunu deneyle (davranışsal iktisat gibi) test edip yanlışlayamıyorsam, bu bir totolojidir (kendi kendini tekrarlayan boş laf) ve bilimsel değildir."

Neden "Bilim Dışı" Görülür?

Modern bilim dünyası Karl Popper’ın "Yanlışlanabilirlik" ilkesine sıkı sıkıya bağlıdır. Bir teorinin bilimsel sayılması için "şu şartlar gerçekleşirse ben haksızım" diyebilmesi gerekir. Prakseoloji ise "Ben her zaman haklıyım, hata sadece veridedir" dediği için akademik ana akım tarafından bilimden ziyade bir mantık doktrini olarak görülür.

 

İktisat Tarihindeki Yeri

Mises'ten önce iktisat daha betimsel (Alman Tarihçi Okulu gibi) veya daha felsefiydi. Mises, iktisadı bu "belirsizlikten" kurtarıp onu sarsılmaz bir mantık kalesine oturtmak istedi. Bugün bu yaklaşım; ekonometrik modellerin karmaşık insan davranışlarını açıklamada yetersiz kaldığını düşünen, "insan bir rakam değildir" diyen iktisatçılar arasında hala çok popülerdir.

2. Vitalizm: İktisadi Sistemin "Canlılık" Arayışı

Biyolojide Vitalizm, canlı organizmaların fiziksel ve kimyasal yasalarla açıklanamayan, kendine has bir "yaşam gücü"ne (élan vital) sahip olduğu inancıdır. 19. yüzyılın ortalarına kadar biyolojinin ana damarıydı.

İktisat ve İktisatçılarla İlişkisi

İktisatçılar, toplumun ve piyasaların işleyişini anlamaya çalışırken iki büyük metafor arasında kalmışlardı: Mekanik (saat gibi işleyen) ve Organik (canlı gibi büyüyen). Vitalizm, "organik" görüşü savunan iktisatçılara büyük bir zemin sağladı.

  • Piyasa Bir Organizmadır: Adam Smith'in "Görünmez El" (Invisible Hand) kavramı, her ne kadar mekanik bir dengeyi anımsatsa da savunucuları tarafından genellikle piyasanın "kendi kendini iyileştiren canlı bir organizma" olduğu şeklinde yorumlanmıştır.
  • Müdahalecilik Karşıtlığı: Vitalist biyologlar, canlı bir bedene dışarıdan yapılan sert müdahalelerin bedenin içsel dengesini bozacağını savunurdu. Bu mantık, serbest piyasa iktisatçıları (özellikle Fransız fizyokratlar ve bazı Avusturya Okulu temsilcileri) tarafından ekonomiye uyarlandı: "Ekonominin kendi bir 'hayat gücü' vardır, devlet müdahalesi bu doğal akışı bozar."
  • Kurumsal İktisat Bağlantısı: Thorstein Veblen gibi kurumsal iktisatçılar, ekonomiyi statik fizik yasalarıyla değil, biyolojik bir evrim süreci olarak görme eğilimindeydi.

Neden "Bilim Dışı" Kabul Edildi?

Biyolojide, inorganik maddelerden organik bileşikler (üre) sentezlenebildiğinde, canlılığı açıklamak için "gizemli bir ruha" ihtiyaç olmadığı anlaşıldı. Her şey fizik ve kimyaydı.

İktisatta ise bu durum Ekonometri ve Matematiksel İktisadın yükselişiyle yaşandı. Eğer piyasa "gizemli bir ruhla" değil de rasyonel bireylerin matematiksel optimizasyonlarıyla işliyorsa, o zaman "yaşam gücü" gibi soyut metaforlara gerek kalmamıştı.

İktisat Tarihindeki İzi

Bugün "Vitalizm" bir bilim olarak terk edilmiş olsa da iktisatçıların dilinde "Piyasanın nabzı", "Ekonomik büyüme" veya "Canlanma" gibi biyolojik terimler yaşamaya devam ediyor.

3. Öjenik: "Sosyal Verimlilik" ve Genetik Mühendisliği

Öjenik, insan popülasyonunun genetik kalitesini kontrollü üreme yoluyla artırmayı amaçlayan bir "soy arıtımı" disipliniydi. 20. yüzyılın başlarında, özellikle ABD ve Avrupa'da prestijli üniversitelerin kürsülerinde okutulan, devlet politikalarına yön veren meşru bir bilim dalı olarak görülüyordu.

İktisat ve İktisatçılarla İlişkisi

Şaşırtıcı ve bir o kadar da sarsıcı olan şudur ki; dönemin en ünlü iktisatçılarının birçoğu ateşli birer öjenik savunucusuydu. İktisat ile öjenik arasındaki bağ, "beşerî sermayenin kalitesi" ve "kamu maliyeti" üzerinden kurulmuştu.

  • Irving Fisher ve Verimlilik: Modern iktisadın devlerinden Irving Fisher (Faiz teorisi ve Fisher denklemiyle tanınır), Amerikan Öjenik Cemiyeti'nin başkanıydı. Fisher'a göre "zayıf" bireylerin çoğalması, toplumun toplam verimliliğini düşürüyor ve devletin üzerine büyük bir mali yük bindiriyordu.
  • Francis Galton ve İstatistik: Modern istatistiğin (ve dolayısıyla ekonometrinin) kurucularından olan Galton, öjeniği "toplumu matematiksel olarak iyileştirme" bilimi olarak tanımladı. Regresyon ve korelasyon analizlerini geliştirirken temel motivasyonu, üstün yeteneklerin kalıtımla nasıl aktarıldığını kanıtlamaktı.
  • Kıt Kaynaklar ve Nüfus: Malthusçu bir bakış açısıyla, kısıtlı kaynakların "niteliksiz" bir nüfusa harcanmaması gerektiği fikri, dönemin iktisadi planlamalarında merkezi bir rol oynadı.

Neden "Bilim Dışı" Kabul Edildi?

Öjenik iki büyük darbeyle yıkıldı:

  1. Bilimsel Yıkım: Genetiğin keşfiyle, insan karakterinin (zekâ, ahlak, fakirlik) tek bir genle açıklanamayacağı, çevresel faktörlerin ve eğitimin rolünün çok daha büyük olduğu kanıtlandı.
  2. Etik Yıkım: Nazi Almanyası'ndaki "nihai çözüm" uygulamaları, öjeniğin bilimsel maske takmış bir ırkçılık olduğunu tüm dünyaya gösterdi.

İktisat Tarihindeki İzi

Öjenik bilimden dışlanınca, iktisatçılar "insanı iyileştirme" fikrini biyolojiden koparıp Eğitim İktisadı ve Sağlık İktisadı alanlarına kaydırdılar. Bugün biz "kalitesiz genleri ayıklamak"tan değil, "insan sermayesine yatırım yaparak verimliliği artırmak"tan (Human Capital Theory) bahsediyoruz.

Ancak bugün bile, özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki nüfus politikaları tartışılırken, bu eski ve tehlikeli "nüfusun niteliği" tartışmalarının yankılarını bazen duyabiliyoruz.

Ek. Öjenik hareketine destek veren veya bu fikirleri savunan önde gelen aydınların bir listesini aşağıda görebilirsiniz:

İktisatçılar ve Sosyal Bilimciler

  • John Maynard Keynes: İngiliz Öjenik Cemiyeti’nin (Eugenics Society) yöneticiliğini yaptı ve ömrünün sonuna kadar bu cemiyetin aktif bir üyesi kaldı. Nüfus kontrolünün ekonomik refah için elzem olduğuna inanıyordu.
  • Irving Fisher: Amerikan Öjenik Cemiyeti'nin kurucu başkanıydı. Sosyal hijyen ve "ırksal sağlık" konularında ciltlerce yazı yazdı.
  • John R. Commons: Kurumsal iktisadın babalarından biri olmasına rağmen, göçmenlerin "genetik kalitesi" ve Amerikan işçi sınıfının saflığının korunması konusunda sert öjenik görüşlere sahipti.
  • Sir Francis Galton: Öjenik terimini literatüre kazandıran kişidir. Modern istatistiğin (korelasyon ve regresyon) kurucusu olarak, dehanın kalıtsal olduğunu kanıtlamaya çalıştı.
  • Sidney ve Beatrice Webb: Fabian Cemiyeti'nin ve London School of Economics'in (LSE) kurucuları olan bu ünlü sosyalist çift, refah devletinin başarısı için "alt sınıfın" sınırsız çoğalmasının engellenmesi gerektiğini savunuyorlardı.

Filozoflar ve Yazarlar

  • Bertrand Russell: Başlarda, "zihinsel olarak yetersiz" görülenlerin üremesinin kısıtlanması gerektiğini savunan yazılar kaleme aldı. Ancak daha sonra bu fikirlerin otoriter rejimler tarafından suistimal edilmesini eleştirerek mesafesini korudu.
  • George Bernard Shaw: Toplumun "ıslah edilmesi" gerektiğini savunan ateşli bir öjenik taraftarıydı. Nietzsche’nin "Üstinsan" kavramını öjenik bir çerçevede yorumladı.
  • H.G. Wells: Bilimkurgunun öncüsü olan Wells, toplumsal ilerlemenin biyolojik bir ayıklanma süreciyle desteklenmesi gerektiğine inanıyordu.
  • Aldous Huxley: Cesur Yeni Dünya'nın yazarı, öjenik fikirlerin hâkim olduğu bir aileden geliyordu (kardeşi Julian Huxley de cemiyetin başkanıydı). Kitabı bir distopya olsa da ailenin genel entelektüel çizgisi öjenik ile iç içeydi.

Bilim İnsanları ve Devlet Adamları

  • Alexander Graham Bell: Sağır bireylerin evlenmesinin ve üremesinin "sağır bir ırk" yaratacağı endişesiyle kısıtlanmasını savundu.
  • Winston Churchill: 1910'da İçişleri Bakanı iken, "zayıf akıllıların" zorunlu olarak kısırlaştırılması gerektiğini savunan bir yasa tasarısını destekledi.
  • Theodore Roosevelt: "Doğru insanların üremesi bir görevdir" diyerek Amerikan ırkının kalitesinin korunmasını savundu.

Bu Ortaklığın Nedeni Neydi?

Bu aydınlar için öjenik, "Planlı Toplum" idealinin bir parçasıydı. O dönemde:

  1. Bilimsel Determinizm: Genetiğin her şeyi (fakirlik, suç, zekâ) açıkladığına dair yanlış bir inanç vardı.
  2. Verimlilik Tutkusu: Tıpkı bir fabrikayı yönetir gibi, toplumu da "kalitesiz girdilerden" (hastalıklı veya eğitilemez görülen bireylerden) arındırma arzusu hakimdi.
  3. Refah Devleti Korkusu: "Niteliksiz" nüfusun artışının, yeni kurulan sosyal güvenlik sistemlerini iflas ettireceğinden korkuyorlardı.

Bu "aydın ittifakı", öjeniğin neden o dönemde "sahte bilim" olarak görülmediğini açıklar; çünkü dönemin tüm "aklı" bu fikrin arkasındaydı. İktisatçıların bu listedeki yoğunluğu, konunun her zaman bir "kaynak tahsisi" ve "verimlilik" meselesi olarak görüldüğünün kanıtıdır.

4. Frenoloji ve Fizyognomi: Kafatası ve Yüz Çizgilerinden "İktisadi Ajan" Tanımlamak

Frenoloji (kafatası yumrularından karakter analizi) ve Fizyognomi (yüz hatlarından ahlak analizi), 19. yüzyılda bireyin potansiyelini "bilimsel" olarak ölçme iddiasındaydı.

İktisat ve İktisatçılarla İlişkisi

İktisat, "tercih yapan birey" üzerine kuruludur. Ancak 19. yüzyıl iktisatçıları, bir bireyin neden "tasarruflu" veya neden "müsrif" olduğunu açıklamakta zorlanıyorlardı. İşte burada bu sözdebilimler devreye girdi:

  • İş Gücü Seçimi ve İnsan Kaynakları: Sanayi Devrimi sırasında işverenler ve bazı iktisadi düşünürler, hangi işçinin "sadık ve çalışkan", hangisinin "suça meyilli" olduğunu anlamak için frenolojik haritalara başvurdular. Bir işçinin kafatasındaki "ihtiyatlılık" yumrusu küçükse, onun verimsiz olacağı varsayılıyordu.
  • Tüketim Teorisi ve Karakter: İktisatçılar, bireylerin fayda maksimizasyonu yaparken sergiledikleri karakter özelliklerini (örneğin risk alma eğilimi) bu fiziksel özelliklerle ilişkilendirdiler. Bazı metinlerde, "girişimci ruhun" belirli bir kafa yapısıyla (genellikle Avrupalı ve "beyaz" normlarına uygun) özdeşleştirildiğini görüyoruz.
  • Rasyonellik Ölçümü: "Rasyonel İnsan" (Homo Economicus) kavramı inşa edilirken, bu rasyonelliğe sahip olamayacak "alt grupların" (suçlular, akıl hastaları, belirli etnik gruplar) fiziksel olarak bu kapasiteden yoksun olduğu iddia edilerek, onlar iktisadi modelin dışına itildi.

Neden "Bilim Dışı" Kabul Edildi?

Nöroloji ve beyin görüntüleme teknikleri geliştikçe iki şey netleşti:

  1. Beyin Yapısı! = Kafatası Şekli: Beyindeki lobların büyüklüğü kafatasında çıkıntı oluşturmaz.
  2. Karakter Karmaşıklığı: Dürüstlük, zekâ veya girişimcilik gibi özellikler beynin tek bir noktasında yerleşik değildir; karmaşık bir sinirsel ağın ve çevresel etkileşimin ürünüdür.

İktisat Tarihindeki İzi

Bu disiplinler bilimden kovulduğunda, iktisatçılar insanı "fiziksel bir nesne" olarak görmekten vazgeçip onu bir "tercih kara kutusu" olarak görmeye başladılar. Modern iktisat artık kafatasınızla ilgilenmez; sadece "neye, ne kadar ödediğinizle" (Açıklanmış Tercihler Teorisi) ilgilenir.

Ancak bugün bile Nöro iktisat (Neuroeconomics) gibi alanlarda, karar verme anında beynin hangi bölgelerinin "ışıldadığına" bakarken, aslında 150 yıl önceki "fiziksel temel arayışının" çok daha rafine ve gerçek bilimsel yöntemlerle yapıldığını söyleyebiliriz.

5. Işıklı Eter: İktisadi Dengenin "Görünmez Ortamı"

19.Yüzyıl fiziğinde ışığın boşlukta yayılamayacağı, mutlaka dalgalanabileceği bir ortama ihtiyaç duyduğu varsayılıyordu. Bu gizemli, her yeri kaplayan, sürtünmesiz maddeye "Eter" deniyordu.

İktisat ve İktisatçılarla İlişkisi

İktisatçılar (özellikle Leon Walras ve Vilfredo Pareto gibi Genel Denge teorisyenleri), iktisadı "sosyal bir fizik" olarak inşa ederken fiziğin bu kavramsal çerçevesinden büyülenmişlerdi:

  • Piyasa Ortamı Olarak Eter: Tıpkı ışığın eter içinde yayılması gibi, iktisadi etkileşimlerin (fiyat sinyalleri, arz-talep dengesi) de sürtünmesiz, mükemmel bir "sosyal ortam" içinde gerçekleştiği varsayıldı. Bu ortam, piyasayı her zaman dengeye getiren o görünmez kuvvetin ta kendisiydi.
  • Mükemmel Akışkanlık: Eter teorisi, fiziğe "mükemmel akışkanlık" fikrini vermişti. İktisatçılar bunu "Tam Rekabet" piyasası olarak tercüme ettiler. Bilginin anında yayıldığı, hiçbir engelin (sürtünmenin) olmadığı o ütopik piyasa modeli, aslında fiziğin eterine duyulan bir özlemdi.
  • Kuvvetlerin Dengesi: Newton fiziğindeki kuvvet dengesi, Walrasçı "Genel Denge" modellerinin şablonu oldu. Eğer fizik dünyası eter sayesinde bir dengedeyse, ekonomi dünyası da piyasa mekanizması sayesinde bir dengedeydi.

Neden "Bilim Dışı" Kabul Edildi?

1887'deki meşhur Michelson-Morley Deneyi, eterin varlığına dair hiçbir iz bulamadı. Bu, fizik dünyasında bir şok dalgası yarattı. Einstein, 1905'te İzafiyet Teorisi ile ışığın yayılmak için bir ortama ihtiyacı olmadığını kanıtlayınca, eter "bilim tarihinin en büyük hatası" olarak tarihe geçti.

İktisat Tarihindeki İzi

Fizik eteri terk ettiğinde ne oldu? İktisatçılar bu durumdan çok geç haberdar oldular ya da görmezden gelmeyi seçtiler.

  • Sürtünmeli İktisat: Fizik "eter yoktur, boşluk ve görelilik vardır" dediğinde; iktisat ancak yıllar sonra "İşlem Maliyetleri" (Transaction Costs) kavramıyla (Ronald Coase) piyasada "sürtünme" olduğunu kabul etti.
  • Bilgi Asimetrisi: Işığın her yerde aynı hızla ve kusursuz yayıldığı (eter) varsayımı çöktüğünde, iktisat da bilginin kusursuz yayılmadığını (Stiglitz, Akerlof) keşfetmek zorunda kaldı.

 


 

6. Astrometeoroloji (Hava Durumu ve Hasat Döngüleri)

Bugün kulağa komik gelse de iktisat biliminin kurucularından kabul edilen William Stanley Jevons (Marjinal Fayda Teorisi'nin babası), servetini ve itibarını bu alana yatırmıştı.

  • İktisadi Bağ: Jevons, ekonomik krizlerin (paniklerin) nedenini güneş lekelerine bağlamıştı. Güneş lekelerinin hasat miktarını, hasadın da gıda fiyatlarını ve dolayısıyla tüm ekonomiyi etkilediğini iddia eden matematiksel modeller kurdu.
  • Neden Elendi? Güneş lekeleri ile ekonomik çevrimler arasındaki korelasyonun istatistiksel bir tesadüf olduğu, krizlerin güneşten değil, kredi genişlemesi ve spekülasyon gibi içsel insani faktörlerden kaynaklandığı kanıtlandı.
  • İktisat Tarihindeki İzi: Bu çaba, bugün kullandığımız "Konjonktür Çevrimleri" (Business Cycles) analizlerinin atasıdır. Jevons yanılmıştı ama iktisada "periyodik dalgalanma" fikrini miras bıraktı.

7. Sosyal Darwinizm (Biyolojik Determinizm)

Öjenik ile akrabadır ancak daha çok "piyasa seçilimi" üzerine kuruludur. Herbert Spencer tarafından popülerleştirilmiştir.

  • İktisadi Bağ: "En güçlünün hayatta kalması" prensibi, serbest piyasadaki rekabeti açıklamak için kullanıldı. İflas eden şirketlerin veya fakirleşen bireylerin "doğal bir seçilimin" kurbanı olduğu, onlara yardım etmenin "evrimsel ilerlemeyi" durduracağı savunuldu.
  • Neden Elendi? Biyolojik evrimin işleyişi ile toplumsal kurumların işleyişinin aynı olmadığı (sosyal kalıtımın biyolojik kalıtımdan farklılığı) anlaşıldı. Modern iktisat, "güçlü olanın" değil, "kurumsal kurallara en iyi uyum sağlayanın" kazandığını kabul eder.
  • İktisat Tarihindeki İzi: Bugün "Evrimsel İktisat" (Evolutionary Economics) bu kökten gelse de biyolojik determinizmi reddeder; onun yerine "teknolojilerin ve fikirlerin seçilimi"ne odaklanır.

Bir Sentez: Neden Hepsi İktisatla Buluştu?

Bu disiplinlerin ortak noktası, iktisatçılara şu üç şeyi vaat etmesiydi:

  1. Tahmin Gücü: (Güneş lekeleri veya kafa yapısı üzerinden geleceği görme)
  2. Meşruiyet: (Fizik veya biyoloji gibi "sert" bir bilime yaslanma)
  3. Denge: (Eter veya mizaçlar üzerinden sistemi durağan bir noktada tutma)


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cambridge'in Kışkırtıcı (Provocative) Dehası: Joan Robinson'ın Entelektüel ve Duygusal Öyküsü

İktisat Eğitimi Öğrencileri Piyasa Yanlısı mı Yapıyor?

TÜRKİYE'NİN ÖNCÜ KADIN AKADEMİSYENLERİ: İKTİSAT VE SOSYAL BİLİMLER ANALİZİ