J.M. Keynes’in Kehanetinin Eşiğinde: Yapay Zekâ, Sıfır Marjinal Maliyet ve İktisadın Sonu

 

J.M. Keynes’in Kehanetinin Eşiğinde: Yapay Zekâ, Sıfır Marjinal Maliyet ve İktisadın Sonu

Ercan Eren

İktisadi Paradigmanın Sınırlarında Bir Yolculuk

İnsanlık tarihi, en temelinde bir "kıtlıkla mücadele" tarihidir. Klasik iktisat öğretisi, dünyayı sınırsız arzuların kısıtlı kaynaklarla çarpıştığı bir arena olarak tanımlar. Ancak 21. yüzyılın ilk çeyreğinde, özellikle 2026 yılına ulaştığımızda, bu temel aksiyomun teknolojik bir devrimle sarsıldığına şahitlik ediyoruz.

Bu dönüşüm bizi, iktisat literatüründe "Post-Scarcity" (Kıtlık Sonrası) olarak adlandırılan, mal ve hizmet üretiminde marjinal maliyetin sıfıra yaklaştığı (MC≈0) radikal bir eşiğe taşımaktadır. Eğer üretim; yapay zekâ (AI) ve otonom robotik sistemler tarafından, insana ihtiyaç duymadan, neredeyse sınırsızca gerçekleştirilebiliyorsa; fiyat mekanizması, kâr marjı ve en önemlisi "gelirin emek üzerinden dağıtımı" (ücret- maaş sistemi) nasıl ayakta kalacaktır?

Bu analizde, bu devasa sorunun izini üç ana durakta süreceğiz:

  1. Güncel Vizyonerlerin Bolluk Tahayyülü: Teknolojinin fiyat etiketlerini silebileceğine inanan çağdaş teorisyenlerin (Rifkin, Bastani, Musk) "bolluk ekonomisi" savunuları.
  2. Tarihsel Bir Hesaplaşma: John Maynard Keynes'in 1931'deki o meşhur kehaneti; üretkenliğin artışıyla 2030'da gelmesi beklenen "15 saatlik çalışma haftası" hayalinin neden hala bir serap gibi önümüzde durduğu.
  3. Fiziksel ve Ekolojik Sınırlar: Dijital dünyanın "sonsuz" vaadinin; pandemi, iklim krizi ve termodinamik yasaları gibi "sert gerçeklikler" (hard constraints) ile olan çarpışması.

2081 yılına, yani Keynes'in makalesinin 150. yılına doğru ilerlerken, karşımızdaki temel soru şudur: İktisadın sonu, insanın özgürleşmesi mi olacaktır, yoksa mülkiyetin ve verinin tekelleştiği yeni bir "Tekno-Feodalizm" mi?

Şimdi, bu yolculuğun ilk durağı olan "Bölüm 1: Post-Scarcity Nedir?" başlığıyla, fiyat etiketlerinin silindiği o dünyayı tasvir etmeye başlayalım.

1. Post-Scarcity (Kıtlık Sonrası) Nedir?

"Fiyat Etiketinin Silindiği Bir Dünya Tahayyülü"

İktisat bilimi, geleneksel olarak "kıt kaynakların sınırsız ihtiyaçlar karşısında dağıtımı" olarak tanımlanır. Ancak Post-Scarcity senaryosu, üretim teknolojilerinin (Yapay Zekâ ve Robotik) öyle bir verimlilik seviyesine ulaşacağını öngörür ki; mal ve hizmet üretmenin Marjinal Maliyeti (MC) sıfıra yaklaşır (MC≈0). Bu durum, fiyat mekanizmasının işlevini yitirdiği ve temel ihtiyaçların birer "sosyal hak" haline geldiği radikal bir ekonomik kırılmayı simgeler.

Güncel Aktörler ve Temel Metinler

2026 yılı itibarıyla bu tartışma, Silikon Vadisi'nin teknolojik iyimserliği ile sol-iktisadi düşüncenin "yeniden dağıtım" taleplerinin merkezinde yer alıyor. İşte bu tablonun ana mimarları ve referans çalışmaları:

1. Jeremy Rifkin (Sıfır Marjinal Maliyet Toplumu, 2014)

Rifkin, "Nesnelerin İnterneti" (IoT) altyapısının, iletişimi, enerjiyi ve lojistiği tek bir platformda birleştireceğini savunur.

  • Temel Tezi: Dijitalleşme bilgi üretim maliyetini nasıl sıfırladıysa, yenilenebilir enerji ve 3D yazıcılar da fiziksel üretimi benzer bir noktaya taşıyacaktır.
  • Öngörü: Kapitalizmin içindeki bu verimlilik artışı, kâr marjlarını yok ederek sistemi "Küresel Ortaklar Mülkiyeti"ne (Collaborative Commons) evriltecektir.

2. Aaron Bastani (Tam Otomatik Lüks Komünizm, 2019)

Bastani, bolluğu sadece dijital dünyada değil, beş temel alanda (enerji, sağlık, gıda, emek ve madenler) tanımlar.

  • Temel Tezi: Genetik mühendisliği, güneş enerjisi verimliliği ve asteroid madenciliği gibi "yıkıcı" teknolojiler, kaynak kısıtını tamamen ortadan kaldıracaktır.
  • Politik Perspektif: Teknoloji bu bolluğu yaratacaktır ancak bu sürecin bir "Tekno-Feodalizm"e dönüşmemesi için üretim araçlarının kamusallaştırılması ve herkesin lüks standartlarda yaşaması gerektiğini savunur.

3. Elon Musk (2026 Perspektifi ve Optimus Projesi)

Girişimci perspektifiyle Musk, yapay zekayı "emeğin sonu" olarak nitelendiriyor.

  • Temel Tezi: İnsansı robotların (Tesla Optimus gibi) fiziksel emeği ikame etmesiyle, ekonominin çıktısı (Output) teorik olarak sınırsızlaşacaktır.
  • Sonuç: Musk'a göre gelecek, çalışmanın zorunlu bir ihtiyaç değil, "opsiyonel bir hobi" olduğu, mal ve hizmetlerin bolluk içinde aktığı bir dönemdir.

İktisadi Paradoks: P = MC Denkleminin Çöküşü

Klasik iktisat teorisinde tam rekabet piyasasında fiyat, marjinal maliyete eşittir (P = MC). Eğer teknoloji sayesinde MC, sıfıra inerse, teorik olarak fiyatın da sıfıra inmesi gerekir.

  • Sermayenin Krizi: Fiyatın olmadığı bir yerde kâr, kârın olmadığı bir yerde ise sermaye birikimi mümkün değildir.
  • Dağıtım Sorunu: Eğer üretim "bedava" ise, bu üretimin çıktıları nasıl bölüşülecektir?

2. "İşin Babası"na Dönüş: Keynes ve 1930’ların Kehaneti[1]

"Torunlarımızın İktisadi Olanakları" (Economic Possibilities for our Grandchildren, 1930/31)

Keynes bu makalesinde, geçici bir sarsıntı olan Büyük Buhran'ın ötesine bakmayı teklif eder. İnsanoğlunun en büyük sorununun artık "geçim derdi" (the economic problem) olmaktan çıkacağı bir dönemi müjdeler.

1. Keynes’in İyimserliği ve 2030 Projeksiyonu

Keynes, teknolojik ilerlemenin ve sermaye birikiminin bileşik faiz etkisiyle büyüyeceğini hesaplamıştı.

  • Refah Artışı: 100 yıl içinde (2030’da) yaşam standartlarının 1930’a göre 4 ila 8 kat artacağını öngördü. (İstatistiksel olarak bu tahmini tutmuştur; bugün gelişmiş ekonomilerde kişi başına reel gelir bu oranları yakalamıştır.)
  • 15 Saatlik Çalışma Haftası: Üretkenlik o kadar artacaktır ki, insanın "ekonomik ihtiyacını" karşılaması için haftada sadece 15 saat çalışması yeterli olacaktır. Geri kalan zaman "boş zaman" (leisure) olarak sanata ve yaşama ayrılacaktır.

2. Keynes’in "Ön Koşulları" (Ceteris Paribus)

Keynes bu pembe tabloyu çizerken bazı kritik şartlar öne sürmüştü:

  • Büyük Savaşların Olmaması: Kaynakların yıkıma değil, birikime harcanması.
  • Nüfus Kontrolü: Üretim artışının kontrolsüz nüfus artışı tarafından emilmemesi.
  • Bilim ve Teknik İlerleme: Verimliliğin sürekli artması.

3. Neden Gerçekleşmedi? (Başarısızlığın Anatomisi)

Keynes verimliliği doğru tahmin etti ama insan psikolojisini ve kapitalizmin adaptasyon yeteneğini eksik hesapladı. İşte "15 saatlik hafta" hayalinin suya düşme nedenleri:

  • Hedonik Adaptasyon (Sınırsız Arzular): Keynes, temel ihtiyaçlar (absolute needs) doyurulduğunda insanların duracağını sandı. Oysa kapitalizm, "göreceli ihtiyaçlar" (relative needs) ve statü sembolleri yaratarak tüketim çıtasını sürekli yukarı çekti.
  • Bullshit Jobs / Anlamsız İşler (David Graeber- Bullshit Jobs: A Theory, 2018): Otomasyon üretimi devraldıkça, teknolojik işsizliği önlemek ve sosyal kontrolü sağlamak adına milyonlarca "anlamsız" bürokratik ve hizmet sektörü pozisyonu yaratıldı.
  • Gelir Adaletsizliği: Toplam refah 8 kat arttı ama bu artış tabana yayılmadı. Artık değerin büyük kısmı sermaye sahiplerinde toplandığı için, geniş kitleler hayatta kalmak için hala 40+ saat çalışmak zorunda kalıyor.

Keynes'in Yanılgısı mı, Yoksa Zamanlaması mı?

Keynes, insanın "boş zamanın getireceği can sıkıntısı" (nervous breakdown) ile nasıl baş edeceği konusunda endişeliydi. O, iktisadın "diş hekimliği gibi" arka planda kalan, teknik ve sıkıcı bir işe dönüşmesini hayal ediyordu. Ancak bugün biz, verimlilik arttıkça daha fazla çalışan, Gig ekonomisiyle mesai kavramını tamamen yitiren bir noktadayız.

 

3. 2081- Keynes 150 Yıl Sonra Haklı Çıkabilir mi?

"AI ve Robotik Gücüyle Bir Projeksiyon"

2081 yılında dünya, Keynes’in öngördüğü o "ekonomik problem çözülmüştür" aşamasına teknik olarak ulaşmış olabilir. Ancak bu, iktisat biliminin bildiğimiz anlamda sonu demektir.

1. İnsan Emeğinin Üretim Faktörü Olmaktan Çıkışı

Geleneksel üretim fonksiyonunda Y = f (K, L) formülü, 2081’de radikal bir değişime uğrar.

  • Bilişsel Emeğin İkamesi (AI): Yapay zekâ, sadece rutin işleri değil; strateji, tasarım, hukuk ve hatta bilimsel keşif süreçlerini devralmıştır.
  • Fiziksel Emeğin İkamesi (Robotik): Musk'ın Optimus’unun torunları olan insansı robotlar, inşaattan tarıma kadar her alanda insan kas gücünden daha verimli, daha ucuz ve 7/24 çalışmaktadır.
  • Sonuç: İnsanın üretimdeki marjinal katkısı sıfıra yaklaşırken, emeğin "arz fiyatı" (W) anlamsızlaşır.

2. İktisadın Sonu mu, Yoksa Yeni Bir İktisat mı?

İktisat "kıt kaynakların dağıtımı" ise, üretimde kıtlık (scarcity) kalktığında iktisat biliminin de sonu gelir mi?

  • Piyasa Mekanizmasının İflası: Eğer her şey bolsa ve fiyatı yoksa, piyasa sinyalleri (fiyatlar) kaynak dağıtımı için kullanılamaz.
  • Algoritmik Planlama: 2081’de kaynak dağıtımı, fiyatlar yerine devasa bir "verimlilik algoritması" tarafından (bir nevi dijital Walrasyen müzayedeci) yönetilebilir. Bu, Hayek ve Mises’in "ekonomik hesaplama" sorununu yapay zekanın çözdüğü bir dünya olabilir.

3. 2081 Vizyonu: Değerin Eksen Değiştirmesi

Bolluk ekonomisinde "değer" artık üretilen malın miktarında değil, şu üç alanda toplanır:

  • Zaman ve Dikkat: Her şey bedava olsa bile, insanın "zamanı" hala kısıtlıdır. 2081'in en kıymetli metası, dikkat (attention) olacaktır.
  • Deneyim ve Etik: Robotun ürettiği kazak bedavadır ama "bir insanın eliyle ördüğü" veya "etik bir hikayesi olan" ürün, nadirliği nedeniyle değerli kalacaktır.
  • Anlam Arayışı: Keynes’in en çok korktuğu şey; insanın boş zamanın ağırlığı altında ezilmesiydi. 2081 toplumu, geçim derdi yerine "can sıkıntısı" ve "anlam" krizini çözmek zorunda kalacaktır.

 

2081'de Keynes'in Zaferi mi?

Keynes haklı çıkabilir; ancak bir şartla: Eğer mülkiyet yapısı değişmişse. Robotların ve AI algoritmalarının sahibi sadece bir azınlık (Tekno-Feodalizm) ise, 2081 bolluk değil, kitlesel bir "prekarya" ve dışlanmışlık çağı olur. Ancak eğer bu üretim gücü toplumsallaşmışsa, Keynes’in 15 saatlik (belki de 0 saatlik) çalışma haftası hayali nihayet gerçek olur.

4. Gerçek Dünya Engelleri: Pandemi, İklim ve Fiziksel Sınırlar

"Dijital Bolluk, Fiziksel Kıtlığa Çarpınca"

Post-scarcity (bolluk) teorisyenlerinin en büyük kör noktası, üretimin "maddi temelini" unutmuş olmalarıydı. Pandemi ve iklim krizi, bize "marjinal maliyetin" neden hiçbir zaman tam sıfır olamayacağını kanıtladı.

1. Termodinamik Kısıtlar ve "Bulutun" Ağırlığı

Yapay zekâ ve robotik sistemler bir "boşlukta" çalışmıyor.

  • Enerji Açlığı: Bir AI modelini eğitmek ve çalıştırmak, devasa bir elektrik tüketimi gerektirir. 2026 verilerine göre, küresel veri merkezlerinin enerji ihtiyacı bazı orta ölçekli ülkelerin toplam tüketimini aşmış durumda.
  • Nadir Elementler: Robotların ve bataryaların üretimi için gereken lityum, kobalt ve nadir toprak elementleri "sonsuz" değildir.
  • Sonuç: Bilgi bedava olabilir ama o bilgiyi işleyen donanım ve onu besleyen enerji her zaman "kıt" kalacaktır.

2. İklim Krizi: Sınırsız Üretim, Sınırlı Gezegen

Keynes ve halefleri, üretimi her zaman "kapalı bir kutu" gibi düşündüler. Oysa üretim, çevresinden enerji alan ve dışarıya atık (entropi) veren bir süreçtir.

  • Karbon Bütçesi: Eğer robotlar herkes için sınırsız mal üretirse, bu üretimin karbon ayak izi gezegenin ısınmasını durdurulamaz bir noktaya getirir.
  • Yeşil Bolluk Paradoksu: "Bolluk" kavramı, 2081 yılında "daha çok şeye sahip olmak" değil, "gezegenin sınırları içinde kalabilmek" (planetary boundaries) olarak yeniden tanımlanmak zorunda kalabilir.

3. Pandemi ve Yerelliğin Dönüşü

COVID-19 süreci, küresel ve dijital optimizasyonun ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi.

  • Just-in-Time'dan Just-in-Case'e: Eskiden en ucuz (en düşük MC) olanın peşinden gidilirken, şimdi "en güvenli ve yakın olanın" (resilience) peşinden gidiliyor.
  • Fizikselin İntikamı: Bir çip krizi veya bir virüs, tüm o "bolluk" illüzyonunu bir anda bitirip bizi en temel ihtiyaçlar (gıda, maske, temiz hava) için "kıtlık" savaşına geri döndürebiliyor.

Sonuç: Keynes mi Haklı, Termodinamik mi?

2081 yılına ulaştığımızda muhtemelen Keynes'in hayal ettiği "ekonomik problemin çözülmesi" aşamasına teknik olarak çok yaklaşacağız. Ancak bu bolluk, Bastani'nin hayal ettiği gibi "herkese her şeyin sınırsız aktığı" bir dünya değil; muhtemelen "akıllıca yönetilen bir denge" olacaktır.

İktisadın sonu gelmeyecek; sadece iktisat "büyüme" odaklı bir bilimden, "denge ve adil paylaşıma" odaklanan bir sanat haline dönüşecektir. İnsanlık, robotların yarattığı bolluğu tüketmek yerine, bu bolluğun yarattığı "serbest zamanı" iklim krizini çözmek ve toplumsal dokuyu onarmak için kullanmak zorunda kalacak.

Genel Değerlendirme: İktisadi Paradigmanın Sınırlarında Bir Yolculuk

İktisat bilimi, 18. yüzyıldan bu yana temelini tek bir kelime üzerine inşa etmiştir: Kıtlık (Scarcity). Sınırsız insan arzularının sınırlı kaynaklarla nasıl etkin bir şekilde eşleştirileceği sorusu, bugüne kadar tüm teorik çatışmaların merkezinde yer almıştır. Ancak 21. yüzyılın ilk çeyreğinde, özellikle 2026 yılına ulaştığımızda, bu temel aksiyomun sarsıldığına şahitlik ediyoruz.

1. Emeğin Metalaşmasından Tasfiyesine

Sürece Gig Ekonomisi üzerinden baktığımızda, başlangıçta emeğin aşırı esnekleşmesi ve dijital platformlar aracılığıyla milisaniyeler içinde "metalaşması" olarak görülen bu trend, aslında çok daha büyük bir dönüşümün öncü sarsıntısıydı. Platform ekonomisi, işlem maliyetlerini (TransactionCosts) minimize ederek piyasayı optimize ederken, aynı zamanda üretimin "insansızlaşması" için gereken algoritmik altyapıyı da hazırladı.

2. Keynes’in Kehaneti ve Gerçeklik Arasındaki Uçurum

1930’ların karanlığında John Maynard Keynes tarafından ortaya atılan "Torunlarımızın İktisadi Olanakları" vizyonu, üretkenlik artışının bizi haftalık 15 saatlik çalışma süresine götüreceğini müjdeliyordu. Bugün, verimlilik açısından Keynes’in öngörülerini yakalamış, hatta aşmış olmamıza rağmen, neden hala "zaman fakiri" olduğumuz sorusu, modern iktisadın en büyük açmazıdır. Bu durumun arkasında sadece Hedonik Adaptasyon değil, aynı zamanda mülkiyetin ve refahın adil dağıtılamaması yatmaktadır.

3. Teknoloji vs. Termodinamik

Yapay Zekâ (AI) ve Robotik devrimi, Marjinal Maliyetin (MC) sıfıra yaklaştığı bir "Bolluk Ekonomisi" (Post-Scarcity) vaat etmektedir. Ancak bu vaat, 2026 dünyasında iki sert duvara çarpmaktadır:

  1. Ekolojik Kısıtlar: Dijital dünya "sonsuz" görünse de fiziksel kaynaklar (enerji, nadir metaller, karbon bütçesi) kıttır.
  2. Bölüşüm Sorunu: Eğer üretim robotlara geçerse, gelirin emek üzerinden dağıtıldığı "maaş sistemi" çökecek ve Evrensel Temel Gelir gibi radikal bölüşüm modelleri kaçınılmaz hale gelecektir.

4. Sonuç: İktisadın Sonu mu, Dönüşümü mü?

Bolluk ekonomisi, iktisadın sonu değil, mahiyetinin değişimidir. İktisat artık "kıtlığın yönetimi"nden ziyade, "bolluğun adil ve sürdürülebilir yönetimi" haline gelmek zorundadır. 2081 yılına doğru ilerlerken karşımızdaki en büyük risk, teknolojik imkânsızlık değil; toplumsal ve kurumsal atalettir.

 

Kaynakça

Klasik ve Kuramsal Eserler:

  • Keynes, J. M. (1930). Economic Possibilities for our Grandchildren (Torunlarımızın İktisadi Olanakları). In Essays in Persuasion. (2030 ve sonrası için teknolojik işsizlik ve boş zaman öngörüleri). Orijinal Yayın Yılı: 1930 (Dergi), 1931 (Kitap Bölümü) (Keynes, J. M. (1931). Essays in Persuasion. London: Macmillan and Co. (Sayfa aralığı: 358–373). İlk Yayım, The Nation and Athenaeum dergisinde, 11 ve 18 Ekim 1930 tarihlerinde iki parça halinde yayımlanmıştır. Türkçe: Keynes’e Dönüş: Torunlarımız İçin Ekonomik Olanaklar içinde, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2012, s.19-31)
  • Coase, R. H. (1937). The Nature of the Firm (Firmanın Yapısı). (İşlem maliyetleri ve platform ekonomisinin kurumsal temelleri üzerine).
  • Graeber, D. (2018). Bullshit Jobs: A Theory (Tırıvırı İşler: Bir Kuram). (Verimlilik artışına rağmen çalışma saatlerinin neden düşmediğine dair antropolojik ve iktisadi analiz).

Post-Scarcity ve Bolluk Ekonomisi Literatürü:

  • Rifkin, J. (2014). The Zero Marginal Cost Society (Sıfır Marjinal Maliyet Toplumu). (IoT, paylaşım ekonomisi ve kapitalizmin dönüşümü üzerine temel metin).
  • Bastani, A. (2019). Fully Automated Luxury Communism: A Manifesto (Tam Otomatik Lüks Komünizm: Bir Manifesto). (Teknolojik bolluğun kamusallaştırılması ve kıtlık sonrası siyaset).
  • Diamandis, P. H., & Kotler, S. (2012). Abundance: The Future Is Better Than You Think (Bolluk: Gelecek Sandığınızdan Daha Yakın). (Üssel teknolojilerin kıtlığı nasıl yok edeceği üzerine teknolojik iyimser bakış).

Gig ve Platform Ekonomisi Analizleri:

  • Srnicek, N. (2017). Platform Capitalism (Platform Kapitalizmi). (Dijital platformların veri tekelleşmesi ve yeni iş modelleri üzerine eleştirel yaklaşım).
  • Sundararajan, A. (2016). The Sharing Economy: The End of Employment and the Rise of Crowd-Based Capitalism. (Gig ekonomisinin istihdamın sonu üzerindeki etkileri).

 



[1] Keynes’i 1930 yılında bu kadar aykırı ve "aşırı iyimser" bir makale yazmaya iten nedenler, aslında dönemin derin karamsarlığına karşı bir iktisatçının sunduğu "entelektüel bir panzehir" arayışıdır.

Keynes, "Torunlarımızın İktisadi Olanakları" (Economic Possibilities for our Grandchildren) makalesini yazdığında dünya 1929 Kara Perşembe’nin şokunu yaşıyordu. İşsizlik çığ gibi büyüyor, bankalar iflas ediyor ve insanlar kapitalizmin sonunun geldiğine inanıyordu.

Keynes’i bu makaleye iten temel motivasyonları şöyle sıralayabiliriz:

1. "Teknolojik İşsizlik" Korkusunu Teskin Etmek

O dönemde tıpkı bugünkü AI tartışmalarında olduğu gibi, makineleşmenin (otomasyonun) insanları sonsuza dek işsiz bırakacağı korkusu hakimdi. Keynes, bu durumu ilk kez "teknolojik işsizlik" olarak adlandırırken, bunun bir felaket değil, bir "uyum süreci" olduğunu savunuyordu. Şunu söylemek istiyordu: "Evet, makineler işimizi elimizden alıyor ama bu aslında insanlığın en büyük hayali olan 'geçim derdinden kurtulma' hedefine yaklaştığımızın bir kanıtıdır."

2. Kısa Vadeli Krizden Uzun Vadeli Perspektife Kaçış

Keynes, siyasetçilerin ve halkın günlük krizlere (Büyük Buhran) takılıp kalmasının "ormanı görmeyi engellediğini" düşünüyordu. Makalede şu meşhur tespiti yapar:

"Şu an geçici bir iktisadi karamsarlık dönemi yaşıyoruz. Ama bu, bir felaketin değil, büyüme sancılarının bir sonucudur." İnsanlara, mevcut krizin kapitalizmin ölümü değil, verimlilik patlamasının yarattığı bir "ayar bozukluğu" olduğu mesajını vermek istiyordu.

3. Bileşik Faizin ve Teknolojinin Gücüne Olan Sarsılmaz İnancı

Keynes bir matematikçi titizliğiyle geçmişe bakmıştı. Sanayi Devrimi'nden o güne kadar sermaye birikiminin ve teknik ilerlemenin geometrik bir hızla arttığını gördü. Eğer dünya büyük bir savaşla (ki bu onun en büyük çekincesiydi) yıkılmazsa, 100 yıl içinde refahın kaçınılmaz olarak 4-8 kat artacağını hesapladı. Bu "matematiksel zorunluluk", onu bu iyimser tabloyu çizmeye itti.

4. İktisadi Sorunun (The Economic Problem) Çözüldüğü Bir Dünya Hayali

Keynes için iktisat, kendi başına bir amaç değil, insanların daha yüksek bir yaşam sürmesi için bir "hizmetkar" olmalıydı. O meşhur diş hekimi benzetmesini burada yapar: "İktisatçılar da diş hekimleri gibi teknik ve mütevazı insanlar olarak görülse ne kadar iyi olurdu." Temel derdi, insanın vaktini sadece karnını doyurmak için harcadığı o "ilkel" dönemi kapatıp, gerçek "insani" meselelere (sanat, felsefe, sevgi) vakit ayıracağı bir çağın kapısını aralamaktı.

________________________________________

Makalenin Doğuşundaki Trajik Çelişki

İşin ilginç yanı; Keynes bu satırları yazarken İngiltere'de işsizlik %20'lere dayanmıştı. Yani o, herkesin "bugün ne yiyeceğiz?" diye sorduğu bir anda, "100 yıl sonra çalışmamıza bile gerek kalmayacak" diyerek aslında radikal bir paradigma kayması yaratmaya çalışıyordu.

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cambridge'in Kışkırtıcı (Provocative) Dehası: Joan Robinson'ın Entelektüel ve Duygusal Öyküsü

İktisat Eğitimi Öğrencileri Piyasa Yanlısı mı Yapıyor?

TÜRKİYE'NİN ÖNCÜ KADIN AKADEMİSYENLERİ: İKTİSAT VE SOSYAL BİLİMLER ANALİZİ