Kemal Derviş ve Türkiye’nin Klinik Dönüşümü
Kemal Derviş ve Türkiye’nin Klinik Dönüşümü
Ercan Eren
Bir Sistemin İflası ve Modern Bir Restorasyon Denemesi
Türkiye’nin
ekonomi tarihi, krizler ve bu krizlerden çıkış reçeteleriyle dolu bir
kroniktir. Ancak 2001 krizi, sadece bir likidite daralması veya döviz şoku
olmanın ötesinde; Cumhuriyet tarihinin en köklü "sistemik çöküşü"
olarak kayıtlara geçmiştir. Bu çöküş, devletin ekonomi üzerindeki siyasi
vesayetinin, popülist harcama alışkanlıklarının ve denetimsiz finansal
mimarisinin sürdürülemez hale geldiğinin ilanıdır.
Tam da bu
"çoklu organ yetmezliği" anında, Washington’dan Ankara’ya davet
edilen Kemal Derviş, Türkiye ekonomi sahnesine klasik bir
"bakan" kimliğiyle değil, radikal bir "sistem operatörü"
olarak giriş yapmıştır. Derviş’in gelişi;
- İktisadi rasyonalitenin siyasi iradeye karşı
tahkim edilmesi,
- Kurumsal özerkliğin (Merkez Bankası ve Üst
Kurullar) bir "devlet doktrini" haline getirilmesi,
- Ve Türkiye’nin küresel finans sistemiyle
entegrasyonunun yeni bir protokol ile güncellenmesi sürecidir.
Bu çalışma,
Kemal Derviş’in formasyonundan başlayarak, 2001 krizinin klinik tablosunu,
uygulanan cerrahi müdahalenin (Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı) sonuçlarını ve
bu müdahalenin hem yerel siyasi bünyede yarattığı reaksiyonu hem de küresel
ölçekteki yansımalarını incelemektedir.
Derviş dönemi,
hastanın (ekonominin) sadece hayata döndürülmesi hikayesi değil; aynı zamanda "Kurallar
mı, Kurumlar mı, yoksa Kişiler mi?" sorusunun Türkiye
laboratuvarındaki en büyük deneyidir. Bugünün ekonomik tartışmalarını anlamak,
aslında 2001’de atılan o kurumsal temellerin ve o temellerin neden
sarsıldığının izini sürmekten geçmektedir.
Bölüm 1: Portre – Operatör Doktorun Formasyonu (1949-2001)
Kemal Derviş,
Türkiye için sadece bir ekonomist değil, Batı’nın akademik disiplini ile
Doğu’nun karmaşık siyasi yapısını aynı potada eritmiş bir "hibrit"
figürdür.
1. Genetik ve Kültürel Miras: Çok Kültürlü Bir Başlangıç
1949 yılında
İstanbul’da doğan Derviş’in aile yapısı, onun ilerideki "arabulucu"
ve "kozmopolit" kimliğinin ilk harcıdır.
- Baba tarafı: Osmanlı’dan Cumhuriyet’e intikal eden seçkin bir Türk ailesi.
- Anne tarafı: Alman bir aile. Bu aile yapısı, ona ana dili gibi konuştuğu Almanca,
Fransızca ve İngilizceyi kazandırmakla kalmadı; aynı zamanda olaylara bir
"dış göz" (outsider) perspektifiyle bakabilme yetisini de
aşıladı. Türkiye’ye geldiğinde ona yöneltilen "ithal bakan"
eleştirilerinin temelinde, işte bu erken yaşta başlayan küresel kimlik
yatıyordu.
2. Akademik Olgunlaşma: LSE ve Princeton Durakları
Derviş’in
iktisadi düşünce yapısı, dünyanın en prestijli iki okulunda, iki farklı ekolle
şekillendi:
- London School of Economics (LSE): Burada lisans ve yüksek lisansını yaparken, kurumun o dönemki
entelektüel çeşitliliğinden etkilendi. Piyasa ekonomisinin araçlarını
öğrenirken, sosyal adaleti de göz ardı etmeyen bir temel kazandı.
- Princeton Üniversitesi: Doktora çalışmaları için ABD'ye geçti. Princeton, ona makroekonomik
modelleme ve ekonometrik titizlik kattı. Burada, kalkınma ekonomisi
üzerine yoğunlaştı.
Klinik Not: Derviş, sadece "kâğıt üstünde" bir iktisatçı değildi. 1970'li
yıllarda ODTÜ'de ders verirken, Türkiye'nin o günkü yapısal sorunlarını (döviz
darboğazı, planlı kalkınma) yerinde gözlemleme fırsatı buldu.
3. Dünya Bankası: "Vaka" Analizleriyle Geçen 22 Yıl (1977-2001)
Derviş’in asıl
"klinik deneyimi", 1977’de girdiği Dünya Bankası’nda oluştu. Burası
onun için küresel bir laboratuvardı:
- Kriz Yönetimi: Balkanlar’dan Kuzey Afrika’ya kadar pek çok coğrafyada "yapısal
uyum" programlarını yönetti. Bir ekonominin nasıl "iflas"
ettiğini ve bu iflastan nasıl çıkarılacağını teoriden ziyade uygulamada
gördü.
- Hiyerarşik Yükseliş: 1996 yılında Dünya Bankası’nın Ekonomik Yönetim ve Yoksulluğu
Azaltma Grubu’ndan sorumlu Başkan Yardımcılığına getirildi. Bu,
yaklaşık 10,000 kişilik bir uzman kadrosunun tepesinde, küresel finansın
en büyük karar vericilerinden biri olması demekti.
Derviş’in "Entelektüel Çantası": Sosyal Liberalizm
İktisadi
düşünce bağlamında Derviş'i ilginç kılan şey, onun sadece bir
"neoliberal" olarak yaftalanamayacak olmasıdır. 2001'e gelmeden önce
cebinde şu iki temel kavram vardı:
- Kurumsal Özerklik: Siyasetin "elinin" ekonomik kurumlardan (Merkez Bankası
vb.) çekilmesi gerektiğine inanıyordu. Bunu bir "sterilizasyon"
işlemi gibi görüyordu.
- Sosyal Sentez: Piyasanın etkinliği ile devletin sosyal korumacılığı arasında bir
denge kurma hayali (Sosyal Liberalizm). Bu, Türkiye'de pek anlaşılmayan
ama onun her fırsatta vurguladığı bir "üçüncü yol"du.
İlk Bölümün Özeti: "Doktor Hazır"
2001
Şubat'ında Türkiye'de "hasta" komaya girdiğinde, Kemal Derviş:
- Dünyanın en büyük finans çevrelerinde
kredibilitesi olan,
- Kriz yönetimi konusunda onlarca
"vaka" bitirmiş,
- Türkiye'nin hem iç dinamiklerini bilen hem
de dışarıdan bakabilen,
- Akademik donanımı ile uygulama becerisini
birleştirmiş bir "operatör" olarak bekliyordu.
Bölüm 2:
Klinik Tablo – 2001 Türkiye’sinde Çoklu Organ Yetmezliği
19 Şubat 2001 sabahı Çankaya Köşkü’nde fırlatılan
o Anayasa kitapçığı, aslında zaten ağır hasta olan bir bünyenin "şok
tablosuna" girmesine neden olan tetikleyiciydi.
1. Siyasi
Patoloji: Karar Alma Mekanizmalarının Felci
Ecevit-Bahçeli-Yılmaz koalisyonu (57. Hükümet),
"ideolojik bir uyuşmazlık" içindeydi. Hasta (ekonomi) acı çekerken,
doktorlar (siyasetçiler) tedavi yöntemi üzerinde kavga ediyordu.
- Güven Erozyonu: Piyasa,
hükümetin reform yapma iradesine olan inancını tamamen kaybetmişti.
- Krizin Tetikleyicisi: MGK
toplantısındaki tartışma sonrası Ecevit'in "Devlet yönetiminde ciddi
bir kriz var" açıklaması, piyasalarda "ani kalp durması"
etkisi yarattı.
2. Finansal
Patoloji: Bankacılık Sektöründeki "Kanserli Hücreler"
Krizin en derin yarası bankacılıktaydı. Klinik
açıdan iki ana sorun vardı:
- Kamu Bankaları ve Görev Zararları: Ziraat
ve Halk Bankası, siyasi popülizmin finansman aracıydı. "Görev
zararı" adı altında biriken açıklar, sistemin toplam kan hacmini
(likidite) tüketmişti.
- Açık Pozisyon Riski: Özel
bankalar, düşük kurdan borçlanıp devlete yüksek faizle borç veriyordu. Kur
patlayınca, bu bankaların bilançoları bir gecede "nekroz" oldu.
3.
Makroekonomik Verilerle "Hastanın Dosyası"
Krizin ilk haftasında ortaya çıkan tablo şuydu:
|
Belirti |
Veri / Durum |
Klinik Karşılığı |
|
Gecelik Faizler |
%7500
seviyelerine fırladı |
Hipertansiyon (Sistemin patlama noktası) |
|
Döviz Kuru |
1 Dolar: 680 bin TL, 1.2 milyon TL |
Kan kaybı (Devalüasyon şoku) |
|
Borsa |
Bir günde %18 değer kaybı |
Refleks kaybı |
|
Likidite |
Piyasada nakit tamamen çekildi |
Hipovolemik Şok (Sirkülasyon durdu) |
"Klinist"
Bakış Açısıyla Teşhis
2001 krizi aslında "Sürdürülemez Bir Kamu
Borç Yönetimi" teşhisiyle tanımlanabilir. Devlet, kendi iç borcunu
döndürebilmek için finansal sistemi emmiş ve sonunda sistem çökmüştü.
21 Şubat 2001'de Türkiye, sabit kur rejimini terk
ederek Dalgalı Kur Rejimine geçtiğini açıkladı. Bu, hastanın "yapay
solunum cihazından" (sabit kur) çıkarılması demekti; ama hasta kendi
başına nefes alamıyordu.
Neden Başka
Bir İsim Değil de Derviş?
Mevcut ekonomi yönetimi (Hazine, Merkez Bankası,
Maliye) hem kendi aralarında kavgalıydı hem de uluslararası finans çevreleri
(IMF ve piyasalar) nezdinde tüm inandırıcılığını yitirmişti. Piyasalar,
"içeriden birinin" yazacağı reçeteye artık inanmıyordu.
Klinik Gereklilik: Hastayı kurtarmak için "dışarıdan", uluslararası kredibilitesi
tam ve siyasi polemiklerin dışındaki bir "Müdahale Uzmanı"
şarttı.
Bölüm 3: Müdahale – "Acil Servis" Çağrısı ve Pazarlıklar
2001 yılının şubat
ayı sonunda Türkiye ekonomisi "bitkisel hayata" girmek üzereyken,
Ankara’da çaresizlik hakimdi. Ecevit, Derviş’i aradığında aslında sadece bir
bakan değil, bir "güven tescili" arıyordu.
1. Telefon Trafiği ve "Dışarıdan" Gelen Mesajlar
Ecevit’in
Derviş’i bizzat araması bir mecburiyetti. Ancak bu aramanın arkasında iki
önemli fısıltı vardı:
- Washington Kanadı: IMF ve ABD Hazine Bakanlığı, Türkiye'ye yeni bir kredi paketi açmak
için "içeriden değil, küresel dili konuşan ve bağımsız karar
verebilecek" bir muhatap istiyordu.
- İç Piyasa: Türk iş
dünyası ve bankacılık sektörü, siyasetin ekonomiyi rehin almasından
bıkmıştı. Derviş, onlar için siyasetin üzerinde bir "hakem"
demekti.
2. Derviş’in "Tam Yetki" Diplomasisi
Kemal Derviş,
1 Mart 2001'de Ankara'ya geldiğinde elinde sadece bir çanta değil, kabul
edilmesi zor bir şartlar listesi vardı. Bir klinisyen titizliğiyle, hastayı
tedavi edebilmesi için "hastane yönetiminin" (siyasetin) işine
karışmamasını istedi.
Derviş'in
Masaya Koyduğu "Doktor Şartları":
- Ekonomik Koordinasyon Yetkisi: Hazine, Merkez Bankası ve Kamu Bankalarının tek bir merkezden, yani
kendisinden yönetilmesi.
- Siyasi Bağımsızlık: Atamalarda ve alınacak acı ilaçlarda (reformlarda) koalisyon
ortaklarının (özellikle MHP lideri Devlet Bahçeli'nin) veto yetkisinin
kısıtlanması.
- Kurumsal Özerklik: Merkez Bankası'nın yasayla bağımsız hale getirilmesi (Bu, siyasetin
para basma makinesini kaybetmesi demekti).
3. "İthal Bakan" Tartışmaları ve Psikolojik Eşik
Derviş’in
gelişi toplumda iki uç duygu yarattı. Bir yandan "Kurtarıcı/Mesih"
beklentisi (Derviş'in giydiği gömlekten, yediği yemeğe kadar her şeyin takip
edilmesi), diğer yandan ise "Milli Egemenlik" tartışmaları.
Klinik Analiz: Derviş, bu süreci "teknokratik bir kalkan" gibi kullandı.
Siyasetçilere, "Eğer bu acı reçeteyi onaylamazsanız, ben giderim ve IMF
muslukları tamamen kapanır" diyerek bir nevi pozitif şantaj yaptı.
Doktorun Çantası: "Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı"
Derviş koltuğa
oturduğunda (Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı olarak), hemen ertesi gün
reçeteyi yazmaya başladı. Bu reçete, klasik bir IMF programından fazlasıydı;
sistemin genetik kodlarını değiştirmeyi hedefliyordu.
Derviş’in bu
"pazarlık gücü" sayesinde Türk siyasi tarihinde eşine az rastlanır
bir hızla yasalar meclisten geçmeye başladı.
Bölüm 4: Tedavi Protokolü – "Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı" ve
Büyük Ameliyat
Derviş’in
masaya yatırdığı hasta (Türkiye ekonomisi), sadece kan kaybetmiyordu (likidite
krizi); aynı zamanda hayati organları (kurumları) siyasi müdahalelerle
"çürümüştü". Derviş, tedaviyi iki aşamaya ayırdı: Stabilizasyon
ve Yapısal Dönüşüm.
1. Acil Stabilizasyon: "Taze Kan" (IMF ve Dünya Bankası)
Piyasalardaki
yangını söndürmek için dövize ihtiyaç vardı. Derviş, küresel kredibilitesini
kullanarak IMF ile masaya oturdu.
- Nakit Akışı: Yaklaşık 10 milyar dolarlık ek kaynak onayı alındı.
- Psikolojik Etki: Derviş’in "Ben bu programın arkasındayım" demesi, yabancı
yatırımcı için "Hukuk ve rasyonalite geri dönüyor" mesajıydı.
2. Cerrahi Müdahale: "15 Günde 15 Yasa"
Derviş,
siyasetin yavaşlığına ve direncine karşı meşhur stratejisini uyguladı.
"Para istiyorsanız, bu yasaları çıkaracaksınız" diyerek koalisyon
ortaklarını (DSP-MHP-ANAP) köşeye sıkıştırdı.
Bu yasaların
klinik anlamı şuydu:
- Merkez Bankası Yasası (Bağımsızlık): Para basma makinesinin anahtarı siyasetçiden alınıp
"doktorlara" (teknokratlara) verildi. Hedef, enflasyonu kalıcı
olarak düşürmekti.
- Bankacılık Yasası: BDDK’nın yetkileri artırıldı. "Kanserli" özel bankalar
TMSF’ye devredildi, kamu bankaları rehabilite edildi.
- Kamu İhale Yasası: Devletin cebinden çıkan paranın (kanın) siyasi rantlara sızması
(hemoraji) engellenmeye çalışıldı.
- Şeker, Tütün ve Tuz Yasaları: Tarımsal desteklemelerin popülist birer "seçim yatırımı"
olmaktan çıkarılması hedeflendi.
3. "Klinist" Farkı: Neden Farklıydı?
Türkiye daha
önce de IMF programları yapmıştı. Ancak Derviş’in farkı şuydu:
O sadece bütçe
açıklarını kapatmaya değil, bütçe açığı veren "siyasi kültürü"
kurumsal bariyerlerle hapsetmeye odaklandı. Bu, iktisat
literatüründe (Yeni)"Kurumsal İktisat" (Institutional Economics)
ilkelerinin tam bir saha uygulamasıydı.
Bölüm 5: Doku Reddi ve Siyasi Reaksiyon
Ameliyat
başarıyla tamamlanmış, makro göstergeler stabil hale gelmeye başlamıştı. Ancak
her büyük operasyon gibi, bünyede (siyasal sistemde) bir "bağışıklık
tepkisi" doğdu:
- Siyasi Gerilim: Dönemin Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli ile Derviş arasındaki
gerilim doruk noktasına ulaştı. Bahçeli, Derviş’in reformlarını
"ulusal egemenliğe müdahale" olarak görüyordu.
- Sokağın Sesi: Memur ve işçi kesimi, kemer sıkma politikalarının acısını (tedavinin
yan etkilerini) derinden hissediyordu.
- Yol Ayrımı: 2002 yazında Ecevit’in sağlığının bozulması ve koalisyonun
çatlamasıyla, Bahçeli’nin "erken seçim" çağrısı geldi.
Derviş,
yarattığı ekonomik düzenin meyvelerini siyasi olarak toplayamadan, kendini bir
anda seçim meydanlarında ve ardından "Yeni Türkiye" arayışlarında
buldu.
Bölüm 5: Doku Reddi ve Türkiye’den Veda
Derviş’in
yazdığı reçete (GEGP), makro göstergelerde meyvesini vermeye başlamıştı:
Faizler düşüyor, kur stabilize oluyor ve dış kaynak akıyordu. Ancak bu
"klinik başarı", siyasi bünyede şiddetli bir kaşıntıya yol açtı.
1. Koalisyonun "Antikor" Tepkisi
- MHP ile Çatışma: Devlet Bahçeli, Derviş’in "kurumsal özerklik" ısrarını
siyasi iradeye bir pranga olarak görüyordu. Özellikle Telekom’un
özelleştirilmesi ve tarım desteklerinin kesilmesi sürecinde "Derviş
Yasaları" ile "Milli Hassasiyetler" karşı karşıya geldi.
- Ecevit’in Sağlığı ve Güç Boşluğu: Başbakan Ecevit’in fiziksel olarak zayıflaması, hükümet içindeki
çatlakları derinleştirdi. Derviş, kendini bir anda ekonomist kimliğinden
sıyrılıp, koalisyonu ayakta tutmaya çalışan bir siyasi aktör olarak buldu.
2. Siyasi Arayışlar: "Y-CHP" ve Yeni Türkiye
Derviş,
kurduğu ekonomik sistemin ancak "sosyal demokrat" bir siyasi vizyonla
kalıcı olacağına inanıyordu.
- İsmail Cem ve Hüsamettin Özkan ile birlikte "Yeni Türkiye Partisi" (YTP) oluşumuna dahil
oldu ancak son anda rotayı Deniz Baykal’ın CHP’sine kırdı.
- 3 Kasım 2002 seçimlerinde CHP’den İstanbul
milletvekili seçildi. Fakat yazdığı reçeteyi uygulama şansını, tek başına
iktidara gelen AK Parti’ye devretmiş oldu.
Bölüm 6: Türkiye Sonrası – Küresel Arena (2005- 2023)
Derviş,
Türkiye’deki "aktif siyasetçi" gömleğinin kendisine dar geldiğini
fark edince, tekrar uzmanlık alanına; yani küresel yönetişime döndü. Bu
dönem, onun "Klinist" bakış açısını yerelden küresele taşıdığı
evredir.
1. UNDP Başkanlığı: Küresel Kalkınmanın Zirvesi
2005 yılında
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) başına geçti. Bu, bir
Türkiye vatandaşının uluslararası sistemde ulaştığı en yüksek mevkilerden
biriydi.
- Yeni Teşhis: Artık sadece ülkelerin bütçe açıklarını değil, dünyanın "insani
gelişmişlik" ve "gelir adaletsizliği" krizlerini
yönetiyordu.
- Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri'nin
şekillenmesinde büyük rol oynadı.
2. Brookings Institution ve Entelektüel Liderlik
UNDP
sonrasında Washington'a, dünyanın en etkili düşünce kuruluşlarından biri olan Brookings
Institution'a döndü.
- Burada "Küresel Ekonomi ve
Kalkınma" programını yönetti.
- Avrupa Birliği’nin geleceği, G20’nin rolü ve
küresel finansal mimarinin reformu üzerine yüzlerce analiz yayınladı.
Sonuç: Epikriz ve Klinik Miras
Kemal Derviş,
8 Mayıs 2023'te Washington'da vefat ettiğinde, arkasında çok tartışılan ama
reddedilemez bir miras bıraktı.
- Kurumsal Temel: AK Parti'nin 2002-2007 arasındaki "ekonomik mucizesi",
aslında Derviş’in kurduğu o özerk ve rasyonel kurumsal altyapının üzerinde
yükseldi.
- Bağımsızlık Sorunsalı: Derviş’in "siyasetten arındırılmış ekonomi" modeli,
Türkiye’nin siyasi kültürüne bir "yabancı cisim" gibi geldi.
Sistem, doktor gittikten sonra yavaş yavaş eski "siyasi
müdahale" alışkanlıklarına geri döndü.
- Sosyal Liberalizm: Belki de en büyük başarısızlığı (veya yarım kalan rüyası), Türkiye'ye
piyasa ekonomisi ile sosyal adaleti barıştıran o "üçüncü yolu"
kabul ettirememesiydi.
Genel Değerlendirme ve Sonuç: Klinik Bir Devrimin Anatomisi
Kemal
Derviş’in Türkiye serüveni, bir iktisatçının "teknik doğrular" ile
"siyasi gerçekler" arasındaki o dar koridorda verdiği mücadelenin
özetidir. Bu süreci üç ana başlıkta finalize edebiliriz:
1. Kurumsal Mimari: "Yazılım Güncellemesi"
Derviş,
Türkiye ekonomisinin donanımını (bankalar, bütçe, borç stoku) tamir etmekle
kalmadı, sistemin işletim sistemini (yazılımını) değiştirdi.
- Mirası: Merkez
Bankası bağımsızlığı ve üst kurullar (BDDK, EPDK vb.), ekonomiyi
"kişilerin inisiyatifinden" çıkarıp "kuralların
hâkimiyetine" sokma girişimiydi.
- Sonuç: Bu
mimari, 2002-2013 yılları arasındaki düşük enflasyon ve yüksek büyüme
döneminin ana taşıyıcısı oldu.
2. Siyasi Patoloji: "Doku Reddi"
Klinik açıdan
en trajik sonuç, sistemin iyileştikten sonra doktoru reddetmesidir.
- Derviş’in modelinde siyaset, iktisadi
kuralların "uygulayıcısı" değil, o kuralların "saygılı
izleyicisi" konumuna itiliyordu.
- Türkiye’nin köklü siyasi kültürü (popülizm
ve rant dağıtımı), bu "özerk" yapıları zamanla birer "ayak
bağı" olarak görmeye başladı. Derviş’in kurduğu o rasyonel setler,
sonraki yıllarda tek tek aşındırıldı.
3. "Sosyal Liberal" Sentezin Akıbeti
Derviş, sadece
bir "piyasa teknokratı" değildi; o, piyasanın etkinliğini sosyal
adaletin finansmanı için kullanmak isteyen bir sosyal demokrat vizyona
sahipti. Ancak Türkiye'deki siyasi kutuplaşma, onun bu "orta yol"
arayışını:
- Sağ cenah için "dış güdümlü bir
müdahale",
- Sol cenah içinse "neoliberalizmin truva
atı" olarak kodladı.
Epikriz: Doktor Gidince Ne Oldu?
Kemal
Derviş’in ardından Türkiye ekonomisi, onun kurduğu kurumsal sermayeyi
yaklaşık on yıl boyunca başarıyla harcadı. Ancak "klinik vaka" olarak
bugüne baktığımızda; kurumsal bağımsızlığın zayıflaması ve rasyonel zeminden
uzaklaşılması, hastanın (ekonominin) 2001'dekine benzer semptomlarla (yüksek
enflasyon, döviz krizi, güven kaybı) tekrar karşı karşıya kalmasına neden oldu.
Özetle: Kemal Derviş, Türkiye'ye "modern bir ekonomi yönetimi" hediye
etti; ancak bu hediyenin korunması için gereken siyasi olgunluk ve kurumsal
sadakat aynı hızla inşa edilemedi.
Kaynakça
1. Temel Eserler (Kemal Derviş Tarafından Yazılanlar)
- Derviş, K., Asker, S., & Işık, Y.
(2006). Krizden Çıkış ve Çağdaş Sosyal
Demokrasi. İstanbul: Doğan Kitap. (Derviş'in "Sosyal
Liberalizm" ve Türkiye deneyimini siyasi bir perspektifle
harmanladığı temel eser.)
- Derviş, K. (2005). A Better Globalization: Legitimacy, Governance, and Reform.
Center for Global Development. (Küresel yönetişim ve UNDP dönemindeki
vizyonunu anlamak için kritik.)
- Derviş, K. (2016). Reflections on Progress: Essays on the Global Political Economy
- Reflections on Turkey. Brookings Institution.
2. Temel
Metodolojik Kaynaklar (Klinik İktisat)
- Eren, E. (2020). "Gerçekçi İktisat: Algoritmik
Matematik ve Klinik İktisat", İktisat ve Toplum Dergisi, Sayı:
128.
- Eren, E. (2022). "Devlet ve Piyasa İlişkisine
Klinik İktisat Yaklaşımı", İktisat ve Toplum Dergisi, Sayı:
145.
- Sachs, J. D. (2020). "Clinical Macroeconomics and
Differential Diagnosis", Oxford Review of Economic Policy,
Vol. 36, No. 3, ss. 712–723.
Yorumlar
Yorum Gönder