Kemal Derviş ve Türkiye’nin Klinik Dönüşümü

 

Kemal Derviş ve Türkiye’nin Klinik Dönüşümü

Ercan Eren

 

Bir Sistemin İflası ve Modern Bir Restorasyon Denemesi

Türkiye’nin ekonomi tarihi, krizler ve bu krizlerden çıkış reçeteleriyle dolu bir kroniktir. Ancak 2001 krizi, sadece bir likidite daralması veya döviz şoku olmanın ötesinde; Cumhuriyet tarihinin en köklü "sistemik çöküşü" olarak kayıtlara geçmiştir. Bu çöküş, devletin ekonomi üzerindeki siyasi vesayetinin, popülist harcama alışkanlıklarının ve denetimsiz finansal mimarisinin sürdürülemez hale geldiğinin ilanıdır.

Tam da bu "çoklu organ yetmezliği" anında, Washington’dan Ankara’ya davet edilen Kemal Derviş, Türkiye ekonomi sahnesine klasik bir "bakan" kimliğiyle değil, radikal bir "sistem operatörü" olarak giriş yapmıştır. Derviş’in gelişi;

  • İktisadi rasyonalitenin siyasi iradeye karşı tahkim edilmesi,
  • Kurumsal özerkliğin (Merkez Bankası ve Üst Kurullar) bir "devlet doktrini" haline getirilmesi,
  • Ve Türkiye’nin küresel finans sistemiyle entegrasyonunun yeni bir protokol ile güncellenmesi sürecidir.

Bu çalışma, Kemal Derviş’in formasyonundan başlayarak, 2001 krizinin klinik tablosunu, uygulanan cerrahi müdahalenin (Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı) sonuçlarını ve bu müdahalenin hem yerel siyasi bünyede yarattığı reaksiyonu hem de küresel ölçekteki yansımalarını incelemektedir.

Derviş dönemi, hastanın (ekonominin) sadece hayata döndürülmesi hikayesi değil; aynı zamanda "Kurallar mı, Kurumlar mı, yoksa Kişiler mi?" sorusunun Türkiye laboratuvarındaki en büyük deneyidir. Bugünün ekonomik tartışmalarını anlamak, aslında 2001’de atılan o kurumsal temellerin ve o temellerin neden sarsıldığının izini sürmekten geçmektedir.

 

Bölüm 1: Portre – Operatör Doktorun Formasyonu (1949-2001)

Kemal Derviş, Türkiye için sadece bir ekonomist değil, Batı’nın akademik disiplini ile Doğu’nun karmaşık siyasi yapısını aynı potada eritmiş bir "hibrit" figürdür.

1. Genetik ve Kültürel Miras: Çok Kültürlü Bir Başlangıç

1949 yılında İstanbul’da doğan Derviş’in aile yapısı, onun ilerideki "arabulucu" ve "kozmopolit" kimliğinin ilk harcıdır.

  • Baba tarafı: Osmanlı’dan Cumhuriyet’e intikal eden seçkin bir Türk ailesi.
  • Anne tarafı: Alman bir aile. Bu aile yapısı, ona ana dili gibi konuştuğu Almanca, Fransızca ve İngilizceyi kazandırmakla kalmadı; aynı zamanda olaylara bir "dış göz" (outsider) perspektifiyle bakabilme yetisini de aşıladı. Türkiye’ye geldiğinde ona yöneltilen "ithal bakan" eleştirilerinin temelinde, işte bu erken yaşta başlayan küresel kimlik yatıyordu.

2. Akademik Olgunlaşma: LSE ve Princeton Durakları

Derviş’in iktisadi düşünce yapısı, dünyanın en prestijli iki okulunda, iki farklı ekolle şekillendi:

  • London School of Economics (LSE): Burada lisans ve yüksek lisansını yaparken, kurumun o dönemki entelektüel çeşitliliğinden etkilendi. Piyasa ekonomisinin araçlarını öğrenirken, sosyal adaleti de göz ardı etmeyen bir temel kazandı.
  • Princeton Üniversitesi: Doktora çalışmaları için ABD'ye geçti. Princeton, ona makroekonomik modelleme ve ekonometrik titizlik kattı. Burada, kalkınma ekonomisi üzerine yoğunlaştı.

Klinik Not: Derviş, sadece "kâğıt üstünde" bir iktisatçı değildi. 1970'li yıllarda ODTÜ'de ders verirken, Türkiye'nin o günkü yapısal sorunlarını (döviz darboğazı, planlı kalkınma) yerinde gözlemleme fırsatı buldu.

3. Dünya Bankası: "Vaka" Analizleriyle Geçen 22 Yıl (1977-2001)

Derviş’in asıl "klinik deneyimi", 1977’de girdiği Dünya Bankası’nda oluştu. Burası onun için küresel bir laboratuvardı:

  • Kriz Yönetimi: Balkanlar’dan Kuzey Afrika’ya kadar pek çok coğrafyada "yapısal uyum" programlarını yönetti. Bir ekonominin nasıl "iflas" ettiğini ve bu iflastan nasıl çıkarılacağını teoriden ziyade uygulamada gördü.
  • Hiyerarşik Yükseliş: 1996 yılında Dünya Bankası’nın Ekonomik Yönetim ve Yoksulluğu Azaltma Grubu’ndan sorumlu Başkan Yardımcılığına getirildi. Bu, yaklaşık 10,000 kişilik bir uzman kadrosunun tepesinde, küresel finansın en büyük karar vericilerinden biri olması demekti.

Derviş’in "Entelektüel Çantası": Sosyal Liberalizm

İktisadi düşünce bağlamında Derviş'i ilginç kılan şey, onun sadece bir "neoliberal" olarak yaftalanamayacak olmasıdır. 2001'e gelmeden önce cebinde şu iki temel kavram vardı:

  1. Kurumsal Özerklik: Siyasetin "elinin" ekonomik kurumlardan (Merkez Bankası vb.) çekilmesi gerektiğine inanıyordu. Bunu bir "sterilizasyon" işlemi gibi görüyordu.
  2. Sosyal Sentez: Piyasanın etkinliği ile devletin sosyal korumacılığı arasında bir denge kurma hayali (Sosyal Liberalizm). Bu, Türkiye'de pek anlaşılmayan ama onun her fırsatta vurguladığı bir "üçüncü yol"du.

İlk Bölümün Özeti: "Doktor Hazır"

2001 Şubat'ında Türkiye'de "hasta" komaya girdiğinde, Kemal Derviş:

  • Dünyanın en büyük finans çevrelerinde kredibilitesi olan,
  • Kriz yönetimi konusunda onlarca "vaka" bitirmiş,
  • Türkiye'nin hem iç dinamiklerini bilen hem de dışarıdan bakabilen,
  • Akademik donanımı ile uygulama becerisini birleştirmiş bir "operatör" olarak bekliyordu.

 

Bölüm 2: Klinik Tablo – 2001 Türkiye’sinde Çoklu Organ Yetmezliği

19 Şubat 2001 sabahı Çankaya Köşkü’nde fırlatılan o Anayasa kitapçığı, aslında zaten ağır hasta olan bir bünyenin "şok tablosuna" girmesine neden olan tetikleyiciydi.

1. Siyasi Patoloji: Karar Alma Mekanizmalarının Felci

Ecevit-Bahçeli-Yılmaz koalisyonu (57. Hükümet), "ideolojik bir uyuşmazlık" içindeydi. Hasta (ekonomi) acı çekerken, doktorlar (siyasetçiler) tedavi yöntemi üzerinde kavga ediyordu.

  • Güven Erozyonu: Piyasa, hükümetin reform yapma iradesine olan inancını tamamen kaybetmişti.
  • Krizin Tetikleyicisi: MGK toplantısındaki tartışma sonrası Ecevit'in "Devlet yönetiminde ciddi bir kriz var" açıklaması, piyasalarda "ani kalp durması" etkisi yarattı.

2. Finansal Patoloji: Bankacılık Sektöründeki "Kanserli Hücreler"

Krizin en derin yarası bankacılıktaydı. Klinik açıdan iki ana sorun vardı:

  • Kamu Bankaları ve Görev Zararları: Ziraat ve Halk Bankası, siyasi popülizmin finansman aracıydı. "Görev zararı" adı altında biriken açıklar, sistemin toplam kan hacmini (likidite) tüketmişti.
  • Açık Pozisyon Riski: Özel bankalar, düşük kurdan borçlanıp devlete yüksek faizle borç veriyordu. Kur patlayınca, bu bankaların bilançoları bir gecede "nekroz" oldu.

3. Makroekonomik Verilerle "Hastanın Dosyası"

Krizin ilk haftasında ortaya çıkan tablo şuydu:

Belirti

Veri / Durum

Klinik Karşılığı

Gecelik Faizler

%7500 seviyelerine fırladı

Hipertansiyon (Sistemin patlama noktası)

Döviz Kuru

1 Dolar: 680 bin TL, 1.2 milyon TL

Kan kaybı (Devalüasyon şoku)

Borsa

Bir günde %18 değer kaybı

Refleks kaybı

Likidite

Piyasada nakit tamamen çekildi

Hipovolemik Şok (Sirkülasyon durdu)


 

"Klinist" Bakış Açısıyla Teşhis

2001 krizi aslında "Sürdürülemez Bir Kamu Borç Yönetimi" teşhisiyle tanımlanabilir. Devlet, kendi iç borcunu döndürebilmek için finansal sistemi emmiş ve sonunda sistem çökmüştü.

21 Şubat 2001'de Türkiye, sabit kur rejimini terk ederek Dalgalı Kur Rejimine geçtiğini açıkladı. Bu, hastanın "yapay solunum cihazından" (sabit kur) çıkarılması demekti; ama hasta kendi başına nefes alamıyordu.

Neden Başka Bir İsim Değil de Derviş?

Mevcut ekonomi yönetimi (Hazine, Merkez Bankası, Maliye) hem kendi aralarında kavgalıydı hem de uluslararası finans çevreleri (IMF ve piyasalar) nezdinde tüm inandırıcılığını yitirmişti. Piyasalar, "içeriden birinin" yazacağı reçeteye artık inanmıyordu.

Klinik Gereklilik: Hastayı kurtarmak için "dışarıdan", uluslararası kredibilitesi tam ve siyasi polemiklerin dışındaki bir "Müdahale Uzmanı" şarttı.

Bölüm 3: Müdahale – "Acil Servis" Çağrısı ve Pazarlıklar

2001 yılının şubat ayı sonunda Türkiye ekonomisi "bitkisel hayata" girmek üzereyken, Ankara’da çaresizlik hakimdi. Ecevit, Derviş’i aradığında aslında sadece bir bakan değil, bir "güven tescili" arıyordu.

1. Telefon Trafiği ve "Dışarıdan" Gelen Mesajlar

Ecevit’in Derviş’i bizzat araması bir mecburiyetti. Ancak bu aramanın arkasında iki önemli fısıltı vardı:

  • Washington Kanadı: IMF ve ABD Hazine Bakanlığı, Türkiye'ye yeni bir kredi paketi açmak için "içeriden değil, küresel dili konuşan ve bağımsız karar verebilecek" bir muhatap istiyordu.
  • İç Piyasa: Türk iş dünyası ve bankacılık sektörü, siyasetin ekonomiyi rehin almasından bıkmıştı. Derviş, onlar için siyasetin üzerinde bir "hakem" demekti.

2. Derviş’in "Tam Yetki" Diplomasisi

Kemal Derviş, 1 Mart 2001'de Ankara'ya geldiğinde elinde sadece bir çanta değil, kabul edilmesi zor bir şartlar listesi vardı. Bir klinisyen titizliğiyle, hastayı tedavi edebilmesi için "hastane yönetiminin" (siyasetin) işine karışmamasını istedi.

Derviş'in Masaya Koyduğu "Doktor Şartları":

  • Ekonomik Koordinasyon Yetkisi: Hazine, Merkez Bankası ve Kamu Bankalarının tek bir merkezden, yani kendisinden yönetilmesi.
  • Siyasi Bağımsızlık: Atamalarda ve alınacak acı ilaçlarda (reformlarda) koalisyon ortaklarının (özellikle MHP lideri Devlet Bahçeli'nin) veto yetkisinin kısıtlanması.
  • Kurumsal Özerklik: Merkez Bankası'nın yasayla bağımsız hale getirilmesi (Bu, siyasetin para basma makinesini kaybetmesi demekti).

3. "İthal Bakan" Tartışmaları ve Psikolojik Eşik

Derviş’in gelişi toplumda iki uç duygu yarattı. Bir yandan "Kurtarıcı/Mesih" beklentisi (Derviş'in giydiği gömlekten, yediği yemeğe kadar her şeyin takip edilmesi), diğer yandan ise "Milli Egemenlik" tartışmaları.

Klinik Analiz: Derviş, bu süreci "teknokratik bir kalkan" gibi kullandı. Siyasetçilere, "Eğer bu acı reçeteyi onaylamazsanız, ben giderim ve IMF muslukları tamamen kapanır" diyerek bir nevi pozitif şantaj yaptı.

Doktorun Çantası: "Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı"

Derviş koltuğa oturduğunda (Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı olarak), hemen ertesi gün reçeteyi yazmaya başladı. Bu reçete, klasik bir IMF programından fazlasıydı; sistemin genetik kodlarını değiştirmeyi hedefliyordu.

Derviş’in bu "pazarlık gücü" sayesinde Türk siyasi tarihinde eşine az rastlanır bir hızla yasalar meclisten geçmeye başladı.

Bölüm 4: Tedavi Protokolü – "Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı" ve Büyük Ameliyat

Derviş’in masaya yatırdığı hasta (Türkiye ekonomisi), sadece kan kaybetmiyordu (likidite krizi); aynı zamanda hayati organları (kurumları) siyasi müdahalelerle "çürümüştü". Derviş, tedaviyi iki aşamaya ayırdı: Stabilizasyon ve Yapısal Dönüşüm.

1. Acil Stabilizasyon: "Taze Kan" (IMF ve Dünya Bankası)

Piyasalardaki yangını söndürmek için dövize ihtiyaç vardı. Derviş, küresel kredibilitesini kullanarak IMF ile masaya oturdu.

  • Nakit Akışı: Yaklaşık 10 milyar dolarlık ek kaynak onayı alındı.
  • Psikolojik Etki: Derviş’in "Ben bu programın arkasındayım" demesi, yabancı yatırımcı için "Hukuk ve rasyonalite geri dönüyor" mesajıydı.

2. Cerrahi Müdahale: "15 Günde 15 Yasa"

Derviş, siyasetin yavaşlığına ve direncine karşı meşhur stratejisini uyguladı. "Para istiyorsanız, bu yasaları çıkaracaksınız" diyerek koalisyon ortaklarını (DSP-MHP-ANAP) köşeye sıkıştırdı.

Bu yasaların klinik anlamı şuydu:

  • Merkez Bankası Yasası (Bağımsızlık): Para basma makinesinin anahtarı siyasetçiden alınıp "doktorlara" (teknokratlara) verildi. Hedef, enflasyonu kalıcı olarak düşürmekti.
  • Bankacılık Yasası: BDDK’nın yetkileri artırıldı. "Kanserli" özel bankalar TMSF’ye devredildi, kamu bankaları rehabilite edildi.
  • Kamu İhale Yasası: Devletin cebinden çıkan paranın (kanın) siyasi rantlara sızması (hemoraji) engellenmeye çalışıldı.
  • Şeker, Tütün ve Tuz Yasaları: Tarımsal desteklemelerin popülist birer "seçim yatırımı" olmaktan çıkarılması hedeflendi.

3. "Klinist" Farkı: Neden Farklıydı?

Türkiye daha önce de IMF programları yapmıştı. Ancak Derviş’in farkı şuydu:

O sadece bütçe açıklarını kapatmaya değil, bütçe açığı veren "siyasi kültürü" kurumsal bariyerlerle hapsetmeye odaklandı. Bu, iktisat literatüründe (Yeni)"Kurumsal İktisat" (Institutional Economics) ilkelerinin tam bir saha uygulamasıydı.

Bölüm 5: Doku Reddi ve Siyasi Reaksiyon

Ameliyat başarıyla tamamlanmış, makro göstergeler stabil hale gelmeye başlamıştı. Ancak her büyük operasyon gibi, bünyede (siyasal sistemde) bir "bağışıklık tepkisi" doğdu:

  • Siyasi Gerilim: Dönemin Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli ile Derviş arasındaki gerilim doruk noktasına ulaştı. Bahçeli, Derviş’in reformlarını "ulusal egemenliğe müdahale" olarak görüyordu.
  • Sokağın Sesi: Memur ve işçi kesimi, kemer sıkma politikalarının acısını (tedavinin yan etkilerini) derinden hissediyordu.
  • Yol Ayrımı: 2002 yazında Ecevit’in sağlığının bozulması ve koalisyonun çatlamasıyla, Bahçeli’nin "erken seçim" çağrısı geldi.

Derviş, yarattığı ekonomik düzenin meyvelerini siyasi olarak toplayamadan, kendini bir anda seçim meydanlarında ve ardından "Yeni Türkiye" arayışlarında buldu.

 

Bölüm 5: Doku Reddi ve Türkiye’den Veda

Derviş’in yazdığı reçete (GEGP), makro göstergelerde meyvesini vermeye başlamıştı: Faizler düşüyor, kur stabilize oluyor ve dış kaynak akıyordu. Ancak bu "klinik başarı", siyasi bünyede şiddetli bir kaşıntıya yol açtı.

1. Koalisyonun "Antikor" Tepkisi

  • MHP ile Çatışma: Devlet Bahçeli, Derviş’in "kurumsal özerklik" ısrarını siyasi iradeye bir pranga olarak görüyordu. Özellikle Telekom’un özelleştirilmesi ve tarım desteklerinin kesilmesi sürecinde "Derviş Yasaları" ile "Milli Hassasiyetler" karşı karşıya geldi.
  • Ecevit’in Sağlığı ve Güç Boşluğu: Başbakan Ecevit’in fiziksel olarak zayıflaması, hükümet içindeki çatlakları derinleştirdi. Derviş, kendini bir anda ekonomist kimliğinden sıyrılıp, koalisyonu ayakta tutmaya çalışan bir siyasi aktör olarak buldu.

2. Siyasi Arayışlar: "Y-CHP" ve Yeni Türkiye

Derviş, kurduğu ekonomik sistemin ancak "sosyal demokrat" bir siyasi vizyonla kalıcı olacağına inanıyordu.

  • İsmail Cem ve Hüsamettin Özkan ile birlikte "Yeni Türkiye Partisi" (YTP) oluşumuna dahil oldu ancak son anda rotayı Deniz Baykal’ın CHP’sine kırdı.
  • 3 Kasım 2002 seçimlerinde CHP’den İstanbul milletvekili seçildi. Fakat yazdığı reçeteyi uygulama şansını, tek başına iktidara gelen AK Parti’ye devretmiş oldu.

Bölüm 6: Türkiye Sonrası – Küresel Arena (2005- 2023)

Derviş, Türkiye’deki "aktif siyasetçi" gömleğinin kendisine dar geldiğini fark edince, tekrar uzmanlık alanına; yani küresel yönetişime döndü. Bu dönem, onun "Klinist" bakış açısını yerelden küresele taşıdığı evredir.

1. UNDP Başkanlığı: Küresel Kalkınmanın Zirvesi

2005 yılında Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) başına geçti. Bu, bir Türkiye vatandaşının uluslararası sistemde ulaştığı en yüksek mevkilerden biriydi.

  • Yeni Teşhis: Artık sadece ülkelerin bütçe açıklarını değil, dünyanın "insani gelişmişlik" ve "gelir adaletsizliği" krizlerini yönetiyordu.
  • Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri'nin şekillenmesinde büyük rol oynadı.

2. Brookings Institution ve Entelektüel Liderlik

UNDP sonrasında Washington'a, dünyanın en etkili düşünce kuruluşlarından biri olan Brookings Institution'a döndü.

  • Burada "Küresel Ekonomi ve Kalkınma" programını yönetti.
  • Avrupa Birliği’nin geleceği, G20’nin rolü ve küresel finansal mimarinin reformu üzerine yüzlerce analiz yayınladı.

Sonuç: Epikriz ve Klinik Miras

Kemal Derviş, 8 Mayıs 2023'te Washington'da vefat ettiğinde, arkasında çok tartışılan ama reddedilemez bir miras bıraktı.

  • Kurumsal Temel: AK Parti'nin 2002-2007 arasındaki "ekonomik mucizesi", aslında Derviş’in kurduğu o özerk ve rasyonel kurumsal altyapının üzerinde yükseldi.
  • Bağımsızlık Sorunsalı: Derviş’in "siyasetten arındırılmış ekonomi" modeli, Türkiye’nin siyasi kültürüne bir "yabancı cisim" gibi geldi. Sistem, doktor gittikten sonra yavaş yavaş eski "siyasi müdahale" alışkanlıklarına geri döndü.
  • Sosyal Liberalizm: Belki de en büyük başarısızlığı (veya yarım kalan rüyası), Türkiye'ye piyasa ekonomisi ile sosyal adaleti barıştıran o "üçüncü yolu" kabul ettirememesiydi.

Genel Değerlendirme ve Sonuç: Klinik Bir Devrimin Anatomisi

Kemal Derviş’in Türkiye serüveni, bir iktisatçının "teknik doğrular" ile "siyasi gerçekler" arasındaki o dar koridorda verdiği mücadelenin özetidir. Bu süreci üç ana başlıkta finalize edebiliriz:

1. Kurumsal Mimari: "Yazılım Güncellemesi"

Derviş, Türkiye ekonomisinin donanımını (bankalar, bütçe, borç stoku) tamir etmekle kalmadı, sistemin işletim sistemini (yazılımını) değiştirdi.

  • Mirası: Merkez Bankası bağımsızlığı ve üst kurullar (BDDK, EPDK vb.), ekonomiyi "kişilerin inisiyatifinden" çıkarıp "kuralların hâkimiyetine" sokma girişimiydi.
  • Sonuç: Bu mimari, 2002-2013 yılları arasındaki düşük enflasyon ve yüksek büyüme döneminin ana taşıyıcısı oldu.

2. Siyasi Patoloji: "Doku Reddi"

Klinik açıdan en trajik sonuç, sistemin iyileştikten sonra doktoru reddetmesidir.

  • Derviş’in modelinde siyaset, iktisadi kuralların "uygulayıcısı" değil, o kuralların "saygılı izleyicisi" konumuna itiliyordu.
  • Türkiye’nin köklü siyasi kültürü (popülizm ve rant dağıtımı), bu "özerk" yapıları zamanla birer "ayak bağı" olarak görmeye başladı. Derviş’in kurduğu o rasyonel setler, sonraki yıllarda tek tek aşındırıldı.

3. "Sosyal Liberal" Sentezin Akıbeti

Derviş, sadece bir "piyasa teknokratı" değildi; o, piyasanın etkinliğini sosyal adaletin finansmanı için kullanmak isteyen bir sosyal demokrat vizyona sahipti. Ancak Türkiye'deki siyasi kutuplaşma, onun bu "orta yol" arayışını:

  • Sağ cenah için "dış güdümlü bir müdahale",
  • Sol cenah içinse "neoliberalizmin truva atı" olarak kodladı.

Epikriz: Doktor Gidince Ne Oldu?

Kemal Derviş’in ardından Türkiye ekonomisi, onun kurduğu kurumsal sermayeyi yaklaşık on yıl boyunca başarıyla harcadı. Ancak "klinik vaka" olarak bugüne baktığımızda; kurumsal bağımsızlığın zayıflaması ve rasyonel zeminden uzaklaşılması, hastanın (ekonominin) 2001'dekine benzer semptomlarla (yüksek enflasyon, döviz krizi, güven kaybı) tekrar karşı karşıya kalmasına neden oldu.

Özetle: Kemal Derviş, Türkiye'ye "modern bir ekonomi yönetimi" hediye etti; ancak bu hediyenin korunması için gereken siyasi olgunluk ve kurumsal sadakat aynı hızla inşa edilemedi.

 

 

Kaynakça

1. Temel Eserler (Kemal Derviş Tarafından Yazılanlar)

  • Derviş, K., Asker, S., & Işık, Y. (2006). Krizden Çıkış ve Çağdaş Sosyal Demokrasi. İstanbul: Doğan Kitap. (Derviş'in "Sosyal Liberalizm" ve Türkiye deneyimini siyasi bir perspektifle harmanladığı temel eser.)
  • Derviş, K. (2005). A Better Globalization: Legitimacy, Governance, and Reform. Center for Global Development. (Küresel yönetişim ve UNDP dönemindeki vizyonunu anlamak için kritik.)
  • Derviş, K. (2016). Reflections on Progress: Essays on the Global Political Economy
  • Reflections on Turkey. Brookings Institution.

2. Temel Metodolojik Kaynaklar (Klinik İktisat)

  • Eren, E. (2020). "Gerçekçi İktisat: Algoritmik Matematik ve Klinik İktisat", İktisat ve Toplum Dergisi, Sayı: 128.
  • Eren, E. (2022). "Devlet ve Piyasa İlişkisine Klinik İktisat Yaklaşımı", İktisat ve Toplum Dergisi, Sayı: 145.
  • Sachs, J. D. (2020). "Clinical Macroeconomics and Differential Diagnosis", Oxford Review of Economic Policy, Vol. 36, No. 3, ss. 712–723.

 

 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cambridge'in Kışkırtıcı (Provocative) Dehası: Joan Robinson'ın Entelektüel ve Duygusal Öyküsü

İktisat Eğitimi Öğrencileri Piyasa Yanlısı mı Yapıyor?

TÜRKİYE'NİN ÖNCÜ KADIN AKADEMİSYENLERİ: İKTİSAT VE SOSYAL BİLİMLER ANALİZİ