İktisadın Vicdanı ve Zihni: George Akerlof Üzerine Bir Entelektüel Yolculuk
İktisadın Vicdanı ve Zihni: George Akerlof Üzerine Bir Entelektüel Yolculuk
Ercan Eren
George Akerlof: İktisadi Düşüncede İnsan ve Toplumun Yeniden Keşfi
İktisat
bilimi, 20. yüzyılın ortalarında matematiksel bir kesinlik ve rasyonel aktör
varsayımları üzerine inşa edilmiş steril bir yapıya bürünmüşken; George
Akerlof, bu yapının dışladığı "insan" unsurunu denklemlere geri
getiren devrimci bir ses olarak ortaya çıkmıştır. Akerlof’un serüveni, sadece
teknik bir modelleme başarısı değil, aynı zamanda iktisadın epistemolojik
sınırlarını sosyoloji, psikoloji ve antropolojiye doğru genişletme
mücadelesidir.
Bilgi, Norm ve Kimlik Üçlemesi
Akerlof’un
düşünce evrimi, üç temel sütun üzerine oturur. İlk olarak, bilgi asimetrisi
kavramıyla piyasaların her zaman etkin sonuçlar üretmediğini, aksine
"limonlar" örneğinde olduğu gibi kendi kendini yok edebileceğini
ispatlamıştır. İkinci olarak, firmanın iç işleyişini ve iş gücü piyasasını
analiz ederken, etkinlik ücretleri ve hediyeleşme kavramları
üzerinden "ekonomik rasyonelliğin" sosyal normlar ve adalet algısıyla
nasıl harmanlandığını göstermiştir. Son olarak ise, kimlik iktisadı ile
bireyin ekonomik kararlarının altında yatan sosyolojik aidiyetleri deşifre
etmiştir.
Modellerin Vicdanı
Akerlof,
iktisadı "fildişi kulesinden" sokağa indirmiş bir düşünürdür. Onun
için bir ekonomik kriz sadece likidite sorunu değil, bir "hikâye" ve
"güven" kaybıdır; işsizlik sadece bir arz-talep dengesizliği değil,
bir "onur" ve "sosyal dışlanma" meselesidir. Robert Shiller
ile birlikte kavramsallaştırdığı "Hayvansal Güdüler", rasyonel
olmayan ancak sistemi yöneten insani dürtüleri makroekonominin merkezine
yerleştirmiştir.
Bir Başkaldırının Anatomisi
Bugün
Akerlof’u anlamak, sadece 2001 Nobel Ödüllü bir teorisyeni tanımak değil; aynı
zamanda 1970’lerde "bilimsel olmadığı" gerekçesiyle reddedilen
fikirlerin, nasıl olup da modern dünyanın en temel politika araçlarına
dönüştüğünü kavramaktır. Bu çalışma, Akerlof’un çocukluğundaki ilk iktisadi
sezgilerinden başlayarak, piyasanın karanlık manipülasyonlarını deşifre ettiği
"Avcı İktisadı"na kadar uzanan o titiz entelektüel yolu adım adım
takip etmeyi amaçlamaktadır.
I. Modellerin
Steril Sertliğine Karşı Bir İsyan ve "Limonların" Çorak Yolculuğu
(1960–1970)
1. Entelektüel İnkübasyon: Yale ve MIT (1960-1966)
Akerlof’un
Yale’deki lisans yılları, iktisadın altın çağına denk gelir. Ancak o dönem
egemen olan yaklaşım, piyasaların mükemmel birer saat gibi işlediği, fiyatın
her şeyi (kalite dahil) tam olarak yansıttığı yönündeydi.
- İlk Çatlak: Akerlof, MIT’deki doktora yıllarında Robert Solow gibi dehalardan
ders alırken, modellerin zarafetine hayran olsa da bir şeylerin eksik
olduğunu hissediyordu. İktisat "insansızlaştırılmıştı".
- Sezgisel Başlangıç: Henüz doktorasının başındayken, piyasaların neden her zaman
"etkin" (efficient) sonuçlar üretmediğini merak etmeye başladı.
Sorun, matematiksel hata değil, bilgi akışındaki tıkanıklıktı.
2. Hindistan: Steril Odadan Sokağın Tozuna (1967-1968)
Doktora
sonrası Hindistan’a gidişi, onun hayatındaki en büyük "veri toplama"
sürecidir. Kalküta sokaklarındaki pazarlıklar, köylülerin tefecilerle ilişkisi
ve mal kalitesindeki muazzam belirsizlik, Akerlof’un zihnindeki teoriyi ete
kemiğe büründürdü.
- Gözlem: Eğer bir
alıcı malın gerçek kalitesini bilmiyorsa, satıcının dürüst olma
motivasyonu nedir?
- Aydınlanma: Akerlof, kalitenin bir "belirsizlik" olmaktan çıkıp,
piyasayı içeriden çürüten bir "asimetriye" dönüştüğünü fark
etti. Bu, neoklasik dengenin tabutuna çakılacak ilk çiviydi.
3. "Limonlar" Makalesinin Yazımı ve İlk Hayal Kırıklıkları
Amerika'ya
döndüğünde, bugün iktisadi düşünce tarihini değiştiren o makaleyi kaleme aldı: "The
Market for 'Lemons': Quality Uncertainty and the Market Mechanism".
Akerlof, ikinci el araba piyasasını (Limonlar/Döküntüler ve Mücevherler/İyi
Arabalar) kullanarak çok basit bir gerçeği ispatladı: Bilgi asimetrisi,
ticaretin hacmini daraltır ve piyasa etkinliğini yok eder.
Ancak akademik
dünya bu "basitliği" bir deha ürünü olarak değil, bir
"çocukluk" olarak gördü.
Ret Süreci: Akademik Bir "Limon" Muamelesi
Akerlof,
makalesini yayınlatmak için üç yıl boyunca kapı kapı dolaştı. Bu dönem, bir
genç akademisyen için tam bir duygusal yıkım süreciydi:
- American Economic Review (AER): Editörler konuyu o kadar basit buldu ki; iktisadın "ikinci el
araba ticaretiyle" uğraşacak kadar küçük bir bilim olmadığını ima
ederek makaleyi reddettiler.
- The Review of Economic Studies: Hakemler makaledeki sezgiyi anlamadılar. Onlara göre, eğer bilgi
asimetrisi bir sorun olsaydı, piyasa bunu "fiyatlar" üzerinden
zaten çözerdi. Akerlof’un "piyasa çöker" tezi onlara imkânsız
geliyordu.
- Journal of Political Economy (JPE): Chicago ekolünün kalesi olan bu dergi, makaleyi "tehlikeli"
ve "hatalı" buldu. Gerekçe şuydu: "Eğer bu makale doğru
olsaydı, standart iktisat teorisinin büyük bir kısmı yanlış olurdu."
Akerlof, kendi deyimiyle, "mantıksal bir imkansızlıkla"
suçlanıyordu.
4. Epistemolojik Kırılma ve QJE Zaferi (1970)
Akerlof,
reddedilişlerin yarattığı üzüntüyle neredeyse pes etmek üzereydi. Berkeley'deki
çalışma arkadaşları onu teşvik etmeseydi, belki de "Limonlar" bir
çekmecede çürüyecekti. Sonunda, Quarterly Journal of Economics (QJE)
makaleyi kabul etti.
- Devrimsel Sonuç: Makale yayınlandığında, iktisatçılar "Piyasa neden bazen
yoktur?" sorusunun cevabını buldular. Akerlof, Ters Seçim (Adverse
Selection) kavramını literatüre sokarak, sigorta piyasalarından iş
gücü piyasasına kadar her yerde "etkinlik" (efficiency) kaybının
temel nedenini ifşa etmişti.
Bölüm Sonu
Notu: Bu on yıllık süreç, Akerlof’a şunu öğretti:
Hakikat bazen o kadar basittir ki, karmaşık denklemlerin arkasına saklananlar
onu göremez. O, akademik sistemin kendisine yaptığı "limon"
muamelesine, o limondan dünya çapında bir limonata yaparak cevap verdi.
II. Sosyal Normlar ve Piyasanın Beşerî
Yüzü (1970–1985)
Bu dönem,
Akerlof’un "Limonlar" makalesiyle yarattığı teorik yıkımın ardından,
piyasanın ve firmanın içindeki "sosyal tutkalı" keşfettiği evredir.
Berkeley atmosferi ve Janet Yellen ile olan entelektüel ortaklığı, bu bölümün
ana motorudur.
1. Berkeley’de Bir "İsyancı": Neoklasik Kalıpların Dışına Çıkış
1970'lerin
başında UC Berkeley'de genç bir profesör olan Akerlof, ana akım iktisadın
"homo economicus" (sadece kendi çıkarını düşünen rasyonel insan)
modelinin, iş gücü piyasasındaki gerçekleri açıklayamadığını görüyordu.
- Temel Soru: Eğer işsizlik varsa, neden firmalar ücretleri düşürüp tüm işsizleri
işe almıyor? Neden ücretler aşağı yönlü bu kadar "yapışkan"?
2. Janet Yellen ile Entelektüel Sinerji ve Fed Dönemi
1977 yılında
Fed koridorlarında başlayan tanışıklık, iktisat tarihinin en güçlü akademik iş
birliklerinden birine dönüştü. Yellen’ın titiz makroekonomik bakışı ile
Akerlof’un sosyolojik sezgileri birleşti. Birlikte, iş gücü piyasasında etkinlik
ücretleri (efficiency wages) teorisini inşa etmeye başladılar.
3. Hediyeleşme Oyunu (Gift Exchange): İşçi Bir Makine Değildir
Akerlof, 1982
tarihli meşhur "Labor Contracts as Partial Gift Exchange"
makalesinde, antropolojik bir bakış açısı sundu. Bu model, standart sözleşme
teorisini altüst etti:
- Normatif Karşılıklılık: Akerlof’a göre, bir firma işçisine piyasa dengesinin üzerinde bir
ücret (etkinlik ücreti) ödediğinde, bu sadece teknik bir ödeme değil, bir
"hediye" dir.
- Hediyeleşme Dinamiği: İşçi, bu jeste karşılık olarak iş sözleşmesinde tam olarak
tanımlanamayan (ve denetlenemeyen) bir unsuru geri verir: Yüksek çaba
ve sadakat.
- Etkinlik Kazanımı: İşte burada "etkinlik ücreti" kavramı devreye girer. Firma
yüksek ücret ödeyerek aslında birim maliyetini düşürür; çünkü işçi daha az
kaytarır, işten ayrılma oranları düşer ve firmanın toplam verimliliği
artar.
4. Etkinlik Ücretleri ve İstihdam Paradoksu
Akerlof ve
Yellen, bu modelle makroekonomik bir muammayı çözdüler:
- Gönülsüz İşsizlik: Firmalar ücretleri düşürmezler çünkü ücreti düşürmek "hediyeyi
geri almak" demektir. Bu da işçinin moralini bozar ve
"etkinliği" (çabayı) baltalar.
- Sonuç: Piyasa
dengesinin üzerindeki bu ücretler, rasyonel bir işletme stratejisidir
ancak yan etkisi olarak piyasada sürekli bir işsiz kitlesi (gönülsüz
işsizlik) bırakır.
5. Üreme Teknolojisi Şoku: Bir Normun Çöküşü (1996)
Janet Yellen
ile birlikte kaleme aldıkları bu çalışma, Akerlof’un "norm odaklı
iktisat" yaklaşımının en cesur örneğidir. 1960'larda doğum kontrol hapının
yaygınlaşması gibi teknolojik bir gelişmenin, nasıl olup da evlilik dışı çocuk
doğumlarını artırdığını analiz ederler.
- Eski Denge (Shotgun Wedding): Eskiden hamilelik durumunda erkeğin evlenmesi yönünde çok güçlü bir
toplumsal baskı (norm) vardı. Bu, kadın için bir tür
"sigorta"ydı.
- Teknolojik Şok: Doğum kontrolü ve kürtaj imkânı doğunca, erkekler bu durumu
"kadının seçimi" olarak kodlamaya başladı. Sosyal baskı
buharlaştı.
- Sonuç: Kadınlar
pazarlık güçlerini kaybettiler. Akerlof burada, piyasa dışı bir
teknolojinin, asırlık bir sosyal normu nasıl saniyeler içinde geçersiz
kılarak toplumsal bir maliyet (etkinlik kaybı) yarattığını gösterdi.
6. Yağma (Looting): İktisadın Yeraltı Dünyası (1993)
Paul Romer ile
birlikte yazdıkları bu makale, iktisat literatüründe "beyaz yakalı
suçları" için bir teorik zemin oluşturdu. 1980'lerdeki ABD tasarruf ve
kredi krizinden yola çıkarak, "iflas yoluyla zenginleşme"
mekanizmasını deşifre ettiler.
- Stratejik İflas: Eğer bir sistemde mevduat garantileri varsa ve denetim zayıfsa, bir
bankayı veya şirketi iyi yönetmek yerine, içini boşaltmak (looting) çok
daha kârlı hale gelir.
- Etkinlikten Yağmaya: Yöneticiler, rasyonel birer "ekonomik aktör" gibi
davranarak şirketi batırır, kendilerine yüksek ikramiyeler öder ve enkazı
devlete bırakırlar.
- Önemi: Bu
çalışma, rasyonel tercihin her zaman toplumsal refahı (veya etkinliği)
artırmadığını, aksine sistemin açıklarını kullanarak büyük bir sosyal
servet transferine yol açabileceğini kanıtladı.
7.Normlar ve Makroekonomik Katılık
Bu dönemin
sonunda Akerlof, makroekonomik modellerin içine "insan onuru" ve
"adalet" kavramlarını yerleştirdi.
- Ona göre, enflasyonun yüksek olduğu
dönemlerde bile ücretlerin neden hemen artmadığı veya azaldığı, sadece
sözleşme süreleriyle değil, toplumun "neyi adil bulduğu" ile
ilgiliydi.
- Etkinlik Ücretleri teorisini genişleterek; adalet algısının bozulmasının, toplumsal
düzeyde bir "üretim kaybı" (output loss) yarattığını makro
modellere entegre etti.
II. Bölüme Ek. Teoriden Pratiğe: Bir "Ortaklık" Olarak Ev İçi
İktisat
Akerlof ve
Yellen’ın akademik ortaklığı, 1990’larda Yellen’ın Washington’daki üst düzey
devlet görevlerine (Fed ve CEA) atanmasıyla yeni bir boyut kazandı. Bu süreç,
Akerlof için sadece bir yer değişimi değil, bizzat teorize ettiği
"toplumsal cinsiyet rolleri" ve "kimlik" üzerine bir hayat
sınavıydı.
- Kariyer Fedakarlığı ve Destek: Akerlof, eşinin kamu hizmetindeki kritik rolünü desteklemek amacıyla
Berkeley’deki aktif kürsüsünü ve kurulu düzenini bırakarak Washington’a
taşındı. Bu, bir "iktisat yıldızı" için alışılagelmişin dışında
bir feragatti.
- Ev İçi Rollerin Yeniden Dağılımı: Oğulları Robert’ın yetişme sürecinde, Yellen’ın yoğun çalışma
temposuna karşılık Akerlof, evin ve çocuk bakımının birincil sorumluluğunu
üstlendi. Bu durum, onun daha sonra yazacağı "Kimlik
İktisadı" eserindeki "ev içi iş bölümü ve sosyal
normlar" analizlerine bizzat babalık ve eşlik tecrübesiyle derinlik
kattı.
- Uygulamalı Norm İktisadı: Akerlof, ev içi emeğin paylaşımını bir külfet değil, bir
"ortaklık normu" olarak tanımladı. Yellen, bu desteğin kendi
profesyonel başarısındaki kilit taşı olduğunu her fırsatta dile
getirecekti.
Bölüm Özeti: Akerlof’un "iyilik hali" (hediyeleşme) ile değil, "kötülük
hali" (yağmalama) ve "norm kaybı" (üreme şoku) ile de
ilgilendiğini gösterir. İktisat artık onun ellerinde tam bir sosyal
bilimdir.
III. Nobel'den Makroekonomik Senteze: Hayvansal Güdüler (2000–2010)
Bu on yıllık
süreç, Akerlof’un iktisadi düşünce tarihindeki yerini "sistem kurucu"
bir otorite olarak perçinlediği dönemdir. Artık sadece piyasa aksaklıklarını
değil, kapitalizmin ruhundaki o dalgalı ve bazen irrasyonel enerjiyi
modellemektedir.
1. 2001 Nobel Ekonomi Ödülü: İktisadi Gerçekliğin Zaferi
Akerlof;
Michael Spence ve Joseph Stiglitz ile birlikte, "bilgi asimetrisi içeren
piyasaların analizi" ile Nobel’e layık görüldü.
- Önemi: Bu ödül,
1970'te "basit" denilerek reddedilen o makalenin, aslında modern
iktisadın ana omurgası olduğunun resmen tesciliydi.
- Nobel Konuşması: Akerlof kürsüde, davranışsal makroekonominin gerekliliğini vurguladı.
İktisadın, rasyonellik zırhından sıyrılıp "gerçek insanı"
merkeze almadıkça krizleri anlayamayacağını ilan etti.
2. Robert Shiller ile Güç Birliği: Animal Spirits (2009)
2008 Küresel
Finans Krizi patlak verdiğinde, standart modeller (DSGE vb.) bu çöküşü
açıklamakta yetersiz kalmıştı. Akerlof ve Robert Shiller, Keynes’in tozlu
raflarda kalan "Hayvansal Güdüler" kavramını yeniden
canlandırdılar.
Ekonominin
sadece matematiksel faiz oranlarıyla değil, beş temel psikolojik unsurla
(güdüyle) yönetildiğini savundular:
- Güven (Confidence): Rasyonel bir beklenti değil, bir "duygusal inanış"tır.
Güven çarpanı, yatırımın motorudur.
- Adalet (Fairness): Ücretlerin ve fiyatların belirlenmesindeki ahlaki pusuladır. Etkinlik
ücretleri teorisinin toplumsal izdüşümüdür.
- Yolsuzluk ve Kötü Niyet: Sistemin içindeki "yağma" (looting) eğiliminin makro
etkileri.
- Para Yanılsaması (Money Illusion): Enflasyonun nominal rakamlar üzerindeki psikolojik etkisi. İnsanların
reel rakamlar yerine gördükleri rakama (etikete) verdikleri duygusal
tepki.
- Hikayeler (Stories): Belki de en kritik olanı budur. Akerlof, ekonomiyi "toplumda
dolaşan hikayelerin" belirlediğini söyler. (Örn: "Lale
çılgınlığı"ndan "Gayrimenkul asla düşmez"e kadar olan
kolektif anlatılar).
3. Para Yanılsaması ve Makro İstikrar
Akerlof bu
dönemde, neoklasik iktisadın "insanlar enflasyonu anında fiyatlar ve
rasyonel davranır" varsayımına karşı çıkar.
- Analiz:
İnsanların bir süre enflasyona duyarsız kalabildiğini veya nominal
artışları "kazanç" gibi algıladığını (Para Yanılsaması)
göstererek, para politikasının reel ekonomi üzerindeki gücünü ve
sınırlarını yeniden tanımladı.
4. Erteleme (Procrastination) ve Kamu Politikası
Bu dönemde
Akerlof, bireysel irade zayıflığının makro etkilerini de inceledi. İnsanların
emeklilik için tasarruf yapmayı "yarına" bırakması gibi
davranışların, ulusal tasarruf oranlarını nasıl aşağı çektiğini ve devletin
burada neden "müdahaleci" bir rol üstlenmesi gerektiğini (otomatik
katılım sistemleri gibi) teorize etti.
Bölüm Özeti: III. Bölüm, Akerlof’un "Davranışsal Makroekonomi"nin babası
olarak konumlandığı bölümdür. O, rasyonelliği reddetmez ancak rasyonelliğin
içine "insani kusurları" birer değişken olarak yerleştirir. 2008
krizini dünya ancak Akerlof ve Shiller’in bu gözlükleriyle
anlamlandırabilmiştir.
IV. Kimlik, Manipülasyon ve Sistemin Karanlık Yüzü (2010–Günümüz)
Bu son safha,
Akerlof’un Rachel Kranton ve Robert Shiller ile gerçekleştirdiği, iktisat
teorisinin sınırlarını toplumsal psikolojinin en derin katmanlarına kadar
genişlettiği bir dönemdir.
1. Kimlik İktisadı (Identity Economics- 2010)
Akerlof ve
Rachel Kranton, iktisadi kararların arkasındaki "kayıp değişkeni"
tanımladılar: Kimlik. Standart teori, insanların sadece maddi faydayı
maksimize ettiğini varsayarken; Akerlof, bireylerin kendi sosyal gruplarının
normlarına uyarak elde ettikleri "kimlik faydası"nı denkleme ekledi.
- Toplumsal Kategoriler: Birey kendini "işçi", "akademisyen",
"kadın", "erkek" veya "azınlık" olarak
tanımladığında, bu kimliğin gerektirdiği "reçete edilmiş
davranışlara" (prescriptions) uymak için ekonomik kazancından feragat
edebilir.
- Dışlanma ve Getto Ekonomisi: Neden bazı gruplar eğitim ve kariyer fırsatlarını reddeder? Akerlof’a
göre bu, "başarı"yı baskın kültüre teslimiyet olarak gören bir
kimlik çatışmasıdır.
- Kurumsal Etkinlik: Bir kurumda çalışanların kendilerini o kurumun kimliğiyle
özdeşleştirmeleri, denetim maliyetlerini sıfıra indiren ve
"etkinliği" zirveye taşıyan en büyük sermayedir.
Robert Shiller
ile yazdığı bu eser, serbest piyasanın "iyicil" (benevolent) doğasına
vurulan en sert darbelerden biridir. Akerlof burada, piyasaların sadece
ihtiyaçları karşılamadığını, aynı zamanda zaafları keşfedip onları
sömürdüğünü savunur.
- Avlanma (Phishing): Piyasada kâr imkânı olduğu sürece, satıcılar insanların bilişsel
hatalarını ve duygusal açıklarını kullanacaktır. Bu bir seçim değil,
denetimsiz bir serbest piyasanın doğal sonucudur.
- Psikolojik Tuzaklar: Kredi kartı borçlarından sağlığa zararlı gıdalara, politik
manipülasyonlardan karmaşık finansal ürünlere kadar her şey birer
"av" (phish) düzeneğidir.
- Sonuç: Eğer
dürüst bir satıcı "avlamayı" reddederse, rakipleri tarafından
piyasadan dışlanacaktır. Bu durum, piyasanın "kendi kendini
temizleyen" mekanizmasının bazen aslında "kendi kendini
kirleten" bir yapıya dönüştüğünü gösterir.
3. İnsan Onuru ve Sosyal Dışlanma
Akerlof son
yıllardaki çalışmalarında, yoksulluğun sadece bir "gelir eksikliği"
değil, bir "onur ve statü kaybı" olduğunu vurgular. İktisadi
modellerin içine "saygı" ve "toplumsal statü"
değişkenlerini yerleştirerek, gelir eşitsizliğinin neden toplumsal öfkeye ve
rasyonel olmayan siyasi savrulmalara yol açtığını açıklar.
4. Akademik Miras: İktisadı İnsanlaştırmak
Akerlof’un
bugün geldiği nokta, ilk bölümdeki "Limonlar" makalesiyle başlayan
yolculuğun mantıksal sonucudur. Bilgi eksikliğiyle başlayan süreç; önce
normlara (etkinlik ücretleri), sonra psikolojiye (hayvansal güdüler) ve
nihayetinde insanın özüne (kimlik) ulaşmıştır.
Genel Değerlendirme: İktisadi Aklın Sosyolojik Sınırları
George
Akerlof’un entelektüel mirası, iktisat bilimini sadece bir "kaynak dağıtım
mekanizması" olmaktan çıkarıp, onu bir "beşerî ilişkiler
mühendisliği" seviyesine taşımasıyla özetlenebilir. Onun çalışmaları
üzerinden çıkarılacak temel dersleri şu üç ana eksende değerlendirmek
mümkündür:
1. "Bilgi"den "Anlam"a Geçiş
Akerlof
kariyerine, bilginin eksikliğinin (asimetri) piyasaları nasıl felç ettiğini
ispatlayarak başladı. Ancak zamanla fark etti ki; mesele sadece bilginin
varlığı veya yokluğu değildir; asıl mesele, bireyin bu bilgiyi hangi "kimlik"
süzgecinden geçirdiği ve hangi "sosyal norm" çerçevesinde
anlamlandırdığıdır.
- Limonlar
makalesiyle piyasanın "etkinliğini" (efficiency) teknik bir
bilgi sorunu olarak gören Akerlof, kariyerinin sonunda piyasayı, içinde
"avcıların" ve "avların" olduğu sosyo-psikolojik bir
arena olarak tanımlamıştır.
2. "Etkinlik" Kavramının Yeniden Tanımlanması
Akerlof’un
iktisat literatürüne en büyük katkılarından biri, "etkinlik"
kavramını steril bir matematiksel optimizasyondan kurtarıp, onu insani
duygularla ilişkilendirmesidir.
- Etkinlik Ücretleri ve Hediyeleşme Oyunu, bize "ucuz emeğin" her zaman
"etkin" olmadığını göstermiştir.
- Adalet, güven ve karşılıklılık (reciprocity)
gibi kavramların, üretim fonksiyonunun en az sermaye ve emek kadar somut
birer girdisi olduğunu kanıtlamıştır. Bu, neoklasik iktisadın
"duygusuz" rasyonelliğine vurulan en büyük darbedir.
3. Piyasa İyimserliğinin Sonu: "Avcı İktisadı"
Akerlof, ana
akım iktisadın "serbest piyasa her zaman en iyi sonucu üretir"
şeklindeki dogmatik inancını, "Avcı İktisadı" (Phishing for
Phools) teziyle sarsmıştır.
- Piyasanın sadece "talep"
üretmediğini, aynı zamanda "zaaf" ve "manipülasyon" da
ürettiğini vurgulayarak, regülasyonun (denetimin) sadece teknik bir
ihtiyaç değil, ahlaki bir zorunluluk olduğunu hatırlatmıştır. Bugün eşi
Janet Yellen’ın ABD ekonomisindeki regülatör rolü, aslında Akerlof’un bu
teorik uyarısının sahadaki bir yansıması olarak okunabilir.
Sonuç: Bir "Köprü" İktisatçı
George
Akerlof; matematiksel kesinlik ile sosyolojik derinlik, piyasa mekanizması ile
sosyal adalet, bireysel çıkar ile kolektif kimlik arasında muazzam bir köprü
kurmuştur. Onun reddedilen makaleleriyle başlayan serüveni, bugün iktisadı daha
"insancıl", daha "vicdanlı" ve gerçek hayata daha yakın bir
bilim dalı haline getirmiştir.
Akerlof bize
şunu fısıldar: İktisat, denklemlerin hatasızlığı değil, insanların birbirine
olan güveninin ve bu güvenin sömürülmesine karşı kurulan kurumların
hikayesidir.
Kaynakça
I. Temel Teorik Makaleler (Kronolojik)
- Akerlof, G. A. (1970). "The Market for 'Lemons': Quality Uncertainty and the Market
Mechanism". The Quarterly Journal of Economics, 84(3),
488-500. (Bilgi asimetrisinin temel metni).
- Akerlof, G. A. (1982). "Labor Contracts as Partial Gift Exchange". The
Quarterly Journal of Economics, 97(4), 543-569. (Hediyeleşme ve
etkinlik ücretleri modelinin doğuşu).
- Akerlof, G. A., & Yellen, J. L. (1986). Efficiency Wage Models of the Labor Market. Cambridge
University Press. (Etkinlik ücretleri üzerine temel derleme).
- Akerlof, G. A., & Romer, P. M. (1993). "Looting: The Economic Underworld of Bankruptcy for
Profit". Brookings Papers on Economic Activity, 1993(2), 1-73.
(Yağma ve kurumsal çürüme üzerine Paul Romer ile ortak çalışma).
- Akerlof, G. A., Yellen, J. L. ve Katz, M.L.
(1996). "An Analysis of Out-of-Wedlock
Childbearing in the United States". The Quarterly Journal of
Economics, 111(2), 277-317. (Üreme teknolojisi şoku ve sosyal
normlar).
- Akerlof, G. A., & Kranton, R. E. (2000). "Economics and Identity". The Quarterly Journal of
Economics, 115(3), 715-753. (Kimlik iktisadının ilk büyük makalesi).
II. Kitaplar ve Genel Eserler
- Akerlof, G. A. (1984). An Economic Theorist's Book of Tales. Cambridge University
Press. (İktisadı hikayeleştirme ve psikolojik unsurlar).
- Akerlof, G. A. (2001). "Writing the 'The Market for Lemons': A Personal and
Interpretive Essay". Nobel Prize Lecture. (Makalenin
reddedilme sürecini anlatan otobiyografik ders).
- Akerlof, G. A., & Shiller, R. J. (2009). Animal Spirits: How Human Psychology Drives the Economy, and Why
It Matters for Global Capitalism. Princeton University Press.
(Hayvansal Güdüler: Beş temel güdünün analizi).
- Akerlof, G. A., & Kranton, R. E. (2010). Identity Economics: How Our Identities Shape Our Work, Wages, and Well-Being. Princeton University Press. (Kimlik İktisadı üzerine kapsamlı sentez).
- Akerlof, G. A., & Shiller, R. J. (2015). Phishing for Phools: The Economics of Manipulation and Deception. Princeton University Press. (Avcı İktisadı ve piyasa manipülasyonu).
Yorumlar
Yorum Gönder