Müştereklerin Yönetimi: Kurumsal Bir Başarı Öyküsü: Elinor Ostrom (1933-2012)
Müştereklerin
Yönetimi: Kurumsal Bir Başarı Öyküsü: Elinor Ostrom (1933-2012)
Ercan Eren
İktisadi Düşüncede Sessiz Devrim ve Kurumsal Çeşitlilik
İktisat
bilimi, 20. yüzyılın büyük bir bölümünü iki kutuplu bir çözüm arayışının
kıskacında geçirmiştir: Etkinsizliği aşmak için ya "piyasanın görünmez
eli" (özelleştirme) ya da "devletin demir yumruğu" (merkezi
yönetim/kamulaştırma). 1968 yılında Garrett Hardin tarafından popülerleştirilen
"Müştereklerin Trajedisi" tezi, bu ikilemi bilimsel bir kader gibi
sunmuş; insanların ortak kaynakları (meralar, sular, ormanlar) kendi başlarına
yönetemeyeceğini, rasyonel bireylerin kaçınılmaz olarak ortak mahvı hazırlayacağını
iddia etmiştir.
İşte Elinor
Ostrom, tam bu noktada iktisadi düşüncenin seyrini değiştiren bir figür olarak
sahneye çıkar. 2009 yılında Nobel İktisat Ödülü’ne layık görülen ilk kadın olan
Ostrom, sadece matematiksel modellerle donatılmış fildişi kulelerinden değil,
dünyanın dört bir yanındaki meralardan, balıkçılık alanlarından ve sulama
kanallarından gelen ampirik kanıtlarla bu karamsar senaryoya itiraz etmiştir.
Ostrom’un
çalışması, temelde şu üç büyük soruyu merkeze alır:
- Kurumsal Çeşitlilik: Neden bazı topluluklar ortak kaynaklarını binlerce yıl başarıyla
korurken, diğerleri felakete sürüklenir?
- Özyönetim: Devlet
veya piyasa dışındaki "üçüncü yol" olan topluluk temelli
yönetim, hangi şartlar altında sürdürülebilir hale gelir?
- İnsan Doğası: İnsan sadece bencil bir Homo Economicus mudur, yoksa
karşılıklı güven ve kurallara dayalı iş birliği kurabilen bir "kural
tasarlayıcı" mı?
Bu çalışma,
Ostrom’un biyografisindeki engellerin (iktisat doktorasından matematik
yetersizliği gerekçesiyle reddedilmesi gibi) nasıl bir avantaja dönüştüğünü,
Alanya balıkçıları gibi yerel başarı öykülerinden nasıl evrensel "8
Tasarım İlkesi" süzdüğünü ve oyun teorisindeki o meşhur "Mahkumlar Çıkmazı"nı
nasıl aştığını adım adım incelemeyi hedeflemektedir.
Ostrom bize
şunu öğretmiştir: İktisadi başarı, sadece fiyatların veya yasaların değil;
insanların bir arada yaşamak için ürettiği "oyun kurallarının"
(kurumların) bir sonucudur. Şimdi, bu sessiz devrimin köklerine, Elinor’un
çocukluk yıllarına ve büyük iktisadi tartışmaların başladığı Indiana
Üniversitesi'ndeki o meşhur "Çalıştay"a (The Workshop) doğru
yolculuğumuza başlayalım.
1. Bölüm: Disiplinlerarası Bir Direniş Öyküsü
Elinor
Ostrom'un hikayesi, ana akım iktisadın dışladığı bir figürün, o disiplini
kökten sarsacak bir perspektifle geri dönüşünün hikayesidir.
1.1. Büyük Buhran ve Kaynak Kısıtı: Bahçedeki İlk İktisat Dersleri
1933 yılında,
Büyük Buhran'ın tam ortasında doğan Elinor, "kıtlık" kavramını ders
kitaplarından önce hayatın kendisinden öğrendi. Babasının bir opera sanatçısı,
annesinin ise bir müzisyen olduğu sanatçı bir ailede büyümesine rağmen, iktisadi
çöküş onları toprağa dönmeye zorladı.
- Pratik Çözümler: Ailesiyle birlikte evlerinin arka bahçesinde sebze yetiştiriyor,
meyve ağaçlarına bakıyor ve kış için konserve yapıyorlardı.
- Zihinsel Altyapı: Ostrom, yıllar sonra verdiği röportajlarda, bu çocukluk deneyiminin
ona "kaynakların kısıtlılığı karşısında iş birliği ve
tasarruf" bilincini kazandırdığını belirtir. Onun için iktisat, kâğıt
üzerindeki veriler değil, "elimizdeki kısıtlı imkanla kışı nasıl
çıkarırız?" sorusunun cevabıydı.
1.2. Matematik Bariyeri ve UCLA Süreci: Reddedilmenin Getirdiği Özgürlük
Elinor, lise
yıllarında bir "münazara yıldızı"ydı; mantık kurma yeteneği o
zamandan belliydi. Ancak o dönemin cinsiyetçi eğitim sistemi, onun gelecekteki
kariyerini baltalamaya çalıştı.
- Kırılma Noktası: Matematik ve geometri öğrenmek istediğinde, okul yönetimi
"kızların bu derslerde başarılı olamayacağını" söyleyerek onu
engelledi.
- UCLA ve İktisat Hayali: Lisans eğitimi için UCLA'ya gittiğinde aklında iktisat vardı. Ancak
doktoraya başvururken, lisedeki o eksik bırakılan matematik altyapısı
önüne bir duvar gibi örüldü. İktisat bölümü, "yeterli matematiksel
donanıma sahip olmadığı" gerekçesiyle onu reddetti.
- Siyaset Bilimine Geçiş: Bu reddediş, aslında bir lütuftu. Ostrom, Siyaset Bilimi bölümüne
geçti. Eğer iktisat bölümüne kabul edilseydi, belki de dönemin o katı,
mekanik ve matematiksel modellerine hapsolmuş standart bir iktisatçı
olacak; sahadaki insanın sesini duyamayacaktı.
1.3. Indiana Üniversitesi ve "The Workshop": Entelektüel Bir
Mutfak
1965'te
doktorasını bitirdikten sonra eşi Vincent Ostrom ile birlikte Indiana
Üniversitesi'ne geçti. Ancak o dönemde "eş atamalarına" izin
verilmediği için Elinor'a kadro verilmedi. O ise yılmadı ve ders saati ücretli
pozisyonlardan profesörlüğe kadar tırnaklarıyla kazıyarak yükseldi.
- The Workshop (Çalıştay): 1973'te kurdukları "Workshop in Political Theory and Policy
Analysis", akademik dünyada bir devrimdi. Burası bir kürsüden
ziyade bir "zanaat atölyesi" gibi çalışıyordu.
- Disiplinlerarası Mutfak: İktisatçıları, antropologları, biyologları ve hukukçuları aynı masa
etrafında topladı. Ostrom'un tezi şuydu: Karmaşık bir toplumsal sorun
(örneğin su yönetimi), tek bir disiplinin dar penceresinden çözülemez.
1.4. Metodolojik Yaklaşım: Pozitivizmden Saha Odaklılığa
Ostrom,
iktisadın o dönemdeki baskın mantıksal pozitivizm anlayışına (sadece
gözlemlenebilir ve ölçülebilir verilerle kurulan soyut modeller) mesafeliydi.
Onun yaklaşımı daha çok "Eleştirel Realizm" çizgisine yakındı.
- Kurumsal Analiz ve Geliştirme (IAD)
Çerçevesi: Ostrom, kurumları sadece kâğıt üzerindeki
yasalar olarak değil, insanların zihnindeki "oyun kuralları"
olarak gördü.
- Saha Odaklılık: Bir modelin zarafeti yerine, o modelin sahada (Nepal'de bir köyde
veya Alanya'da bir teknede) işleyip işlemediğine baktı. "Fildişi
kule" teorisyenlerinin aksine, botlarını giyip çamura basmayı tercih
etti.
2. Bölüm: "Müştereklerin Trajedisi"nden "Müştereklerin
Yönetimi"ne
Bu bölüm,
iktisat ve siyaset bilimi literatürünü onlarca yıl rehin alan bir karamsarlık
senaryosunun, Ostrom tarafından nasıl bir "umut ve yönetişim"
modeline dönüştürüldüğünün hikayesidir.
2.1. Garrett Hardin ve "Kaçınılmaz Son" Paradigması
1968 yılında
biyolog Garrett Hardin, Science dergisinde yayımladığı "The
Tragedy of the Commons" (Müştereklerin Trajedisi) makalesiyle sosyal
bilimlerde bir bomba etkisi yarattı.
- Model: Hardin,
herkesin kullanımına açık bir mera hayal eder. Rasyonel bir çoban, sürüye
eklediği her bir hayvanın getirisinin tamamını kendisi alırken, aşırı
otlatmanın maliyetini (meranın bozulmasını) tüm çobanlarla paylaşır.
- Sonuç: Herkes
rasyonel davrandığı için mera kaçınılmaz olarak yok olur.
- Hardin'in Çözüm Dayatması: Hardin’e göre bu trajediden kurtulmanın sadece iki yolu vardır:
- Özelleştirme: Merayı bölüp mülkiyetini şahıslara vermek.
- Devletleştirmeyi (Leviathan): Merkezi bir otoritenin yukarıdan aşağıya kurallar koyması ve
cezalandırması.
2.2. Ostrom'un İtirazı: "Gri Alan" ve Üçüncü Yol
Ostrom,
Hardin'in modelinin mantıksal olarak tutarlı ancak ampirik olarak eksik
olduğunu fark etti. Hardin’in modelindeki en büyük hata, "açık
erişim" (open access) ile "müşterek mülkiyeti" (common
property) birbirine karıştırmasıydı.
- Açık Erişim: Kuralsız, herkesin girebildiği bir orman (Gerçekten trajediye
gebedir).
- Müşterek Kaynak (CPR): Belirli bir topluluğun üzerinde hak iddia ettiği, kullanım
kurallarının ve sınırlarının olduğu kaynaklar.
Ostrom,
dünyanın pek çok yerinde insanların ne piyasaya ne de devlete ihtiyaç duymadan,
kendi aralarında kurdukları "Yerel Kurumsal Düzenlemeler" ile
binlerce yıl bu kaynakları koruduğunu gösterdi.
2.3. Tanım Olarak Müşterek Kaynaklar (Common-Pool Resources- CPR)
Malları iki
eksende sınıflandırırız: Dışlanabilirlik ve Rekabet (Tüketimde
rakiplik). Ostrom, CPR’ı bu tabloda çok hassas bir yere koyar:
- Tüketimde Rekabet Yüksektir: Bir balıkçının tuttuğu balık, diğerinin tutabileceği miktarı azaltır
(Özel mal özelliği).
- Dışlanabilirlik Zordur: Denizi veya büyük bir ormanı çitle çevirmek teknik veya mali açıdan
imkansıza yakındır (Kamu malı zorluğu).
Ostrom, işte
bu "yönetilmesi en zor" alanı çalışma sahası olarak seçti.
3. Bölüm: Teori ve Deney – Oyun Teorisi ve Mahkumlar Çıkmazı
Ostrom,
Hardin’in karamsar tablosunun arkasındaki matematiksel motoru, yani Mahkumlar
Çıkmazı'nı (Prisoners' Dilemma) masaya yatırdı.
3.1. Mahkumlar Çıkmazı Eleştirisi
Klasik oyun
teorisinde, oyuncular bir "iletişim boşluğu" içindedir. Ostrom, bu
modelin gerçek hayatı yansıtmadığını şu üç noktada savunur:
- İnsanlar Birbirini Tanır: Bir köydeki balıkçılar yabancı değildir; sosyal sermayeleri vardır.
- Oyun Tekrarlanır: Hardin’in modeli sanki hayat tek seferlik bir oyunmuş gibi davranır.
Oysa gerçek hayatta yarın da aynı meraya çıkılacaktır.
- Normlar ve Ceza: İnsanlar sadece maddi kazanca bakmaz; ayıplanma, dışlanma veya
haysiyet gibi içselleştirilmiş kurallarla hareket ederler.
3.2. Laboratuvardan Çıkan Sonuç: "Konuşmak Ucuz Değildir"
Ostrom ve
ekibi Indiana’da bilgisayar laboratuvarlarında binlerce deney yaptı. Deneklere
ortak bir havuzdan para kazanma şansı verdiler (CPR deneyi).
- Sonuç 1: Hiç
iletişim yokken, insanlar gerçekten Hardin’in dediği gibi kaynağı tüketti.
- Sonuç 2:
Deneklere sadece birkaç dakika "konuşma" (Cheap Talk)
hakkı verildiğinde, iş birliği oranları tavan yaptı. İnsanlar birbirlerine
söz veriyor, güven inşa ediyor ve hile yapanı "ayıplayarak" yola
getiriyordu.
3.3. İkinci Dereceden Dilemma (The Second-Order Dilemma)
Ostrom’un en
büyük teorik katkılarından biridir.
- Sorun:
"Kurallara uymayanı cezalandırmak da bir maliyettir. Kimse bu
maliyeti üstlenmek istemezse sistem yine çöker."
- Ostrom’un Keşfi: Deneyler gösterdi ki, insanlar kuralları ihlal edenleri cezalandırmak
için kendi kazançlarından vazgeçmeye (fedakâr cezalandırma)
gönüllüler. Çünkü adaletin sağlanması, uzun vadede kendi kazançlarını
korumaktadır.
4. Bölüm:
Efsanevi Bir Saha Örneği – Alanya Balıkçıları
Alanya örneği, Ostrom için bir
"laboratuvarın gerçek dünyadaki karşılığıdır". Burada mülkiyetin ne
devlete ne de şahıslara ait olduğu, tamamen kurumsal bir rotasyon ile
yönetilen bir başarı öyküsü vardır.
4.1. Kriz:
"Herkesin Her Yerde Olduğu" Kaos
1970’lerin başında Alanya’da balıkçılık tam bir
"Mahkumlar Çıkmazı" içindeydi.
- Teknoloji Artışı: Motorlu
teknelerin ve naylon ağların gelmesiyle av kapasitesi arttı.
- Çatışma: En verimli avlanma noktaları (meralar) için
balıkçılar birbirleriyle kavga ediyor, bazen bu durum şiddete ve
ekipmanların tahrip edilmesine kadar varıyordu.
- Sonuç: Kaynak (balık stokları) hızla tükeniyor ve
belirsizlik nedeniyle kimse yatırım yapamıyordu.
4.2. Çözüm:
Dahiyane Rotasyon Sistemi
Balıkçılar, yerel kooperatif çatısı altında bir
araya gelerek, dışarıdan bir müdahale olmaksızın şu kuralları koydular:
- Envanter ve Kayıt: Eylül
başında, avlanmaya uygun tüm meralar listelenir ve numaralandırılır. Hak
sahibi olan balıkçıların listesi netleştirilir.
- Kura Usulü: Av sezonunun ilk günü, her balıkçı bir
numara çeker.
- Halkasal Kaydırma: İşte
sistemin kalbi burasıdır; her gün bir sonraki meraya geçilir. Örneğin
bugün 5 numaralı merada olan balıkçı, yarın 6 numaralı meraya gider. Ocak
ayına gelindiğinde, listenin sonundaki balıkçı en başa döner.
- Eşitlikçi Fırsat: Bu
sayede her balıkçı, sezon boyunca en verimli meralarda da en az balık
çıkan noktalarda da eşit süre avlanmış olur.
4.3. İzleme ve
Yaptırım: "Gözetleyiciye Gerek Yok"
Ostrom’un en çok üzerinde durduğu nokta
burasıdır: Düşük izleme maliyeti.
Eğer bir balıkçı kuralı ihlal edip o gün sırası
olmayan verimli bir noktaya giderse, o günün gerçek sahibi olan balıkçıyla
karşı karşıya kalır.
- Doğrudan Menfaat: Mağdur
olan balıkçı, hakkını korumak için en güçlü motivasyona sahiptir.
Dolayısıyla sistem, sahil güvenlik veya polis gücüne ihtiyaç duymadan kendi
kendini denetler.
- Sosyal Yaptırım:
Kuralları sürekli ihlal eden biri, kahvehanede dışlanır, ağ tamiri için
yardım bulamaz. Bu "sosyal maliyet", hile yapmanın getireceği
kısa vadeli kârdan çok daha büyüktür.
5. Bölüm:
Sürdürülebilirliğin Anayasası – 8 Tasarım İlkesi
Ostrom, Alanya gibi başarılı örnekleri (İsviçre
meraları, Nepal su kanalları, İspanya sulama birlikleri) başarısız olanlarla
kıyaslayarak, sürdürülebilir bir yönetişim için 8 altın kural saptadı.
Bu ilkeleri "işlem maliyetlerini
(transaction costs) düşüren ve teşvikleri hizalayan" mekanizmalar olarak
okuyabiliriz:
|
İlke |
Açıklama |
İktisadi Karşılığı |
|
1. Sınırların Belirlenmesi |
Kimin hak sahibi olduğu ve kaynağın sınırları
net olmalıdır. |
Mülkiyet Haklarının Netliği: Bedavacılık (free-riding) sorununu önler. |
|
2. Yerel Koşullara Uygunluk |
Kurallar yerel ekolojiye ve emeğe uygun
olmalıdır. |
Tahsis Etkinliği: Kaynağın aşırı sömürüsünü önleyen terzi dikimi kurallar. |
|
3. Katılımcı Karar Alma |
Kurallardan etkilenenler, kuralları
değiştirebilmelidir. |
Bilgi Asimetrisinin Giderilmesi: En iyi bilgi sahada olandadır. |
|
4. İzleme (Monitoring) |
Denetçiler ya kullanıcılardır ya da
kullanıcılara sorumludur. |
Vekalet (Agency) Maliyetinin Düşürülmesi. |
|
5. Kademeli Yaptırımlar |
Ceza, hatanın büyüklüğüyle orantılı ve artarak
devam etmelidir. |
Caydırıcılık ve Sosyal Sermayenin Korunması. |
|
6. Uyuşmazlık Çözümü |
Hızlı ve ucuz çözüm mekanizmaları (yerel
hakemler) olmalıdır. |
İşlem Maliyetlerinin Azaltılması. |
|
7. Özyönetim Hakkı |
Devlet, yerel topluluğun kurallarını
tanımalıdır. |
Kurumsal Meşruiyet. |
|
8. Katmanlı Kurumlar |
Büyük kaynaklar için iç içe geçmiş yapılar
kurulmalıdır. |
Çok Merkezli (Polycentric) Yönetişim. |
Bölüm Özeti ve
Değerlendirme
Ostrom bize şunu fısıldıyor: Alanya balıkçıları
başarılıydı çünkü sistemi kendi ihtiyaçlarına göre tasarladılar (İlke 3) ve
birbirlerini denetlemek rasyonel bir tercihti (İlke 4). Ancak 1980'lerden sonra
dışarıdan (Alanya dışından) büyük gırgır tekneleri gelmeye başladığında sistem
zorlandı. Neden? Çünkü İlke 1 (Sınırlar) ihlal edilmişti ve merkezi
hükümet yerel kuralları korumadı (İlke 7).
Genel Değerlendirme ve Sonuç: Kurumların Gücü ve İnsanın Sığmazlığı
Elinor
Ostrom’un mirası, sadece "balıkçıların nasıl anlaştığı" üzerine bir
çalışma değil; iktisat biliminin temel varsayımlarına indirilmiş zarif bir
darbedir. Bu çalışmamızdan çıkan temel sonuçları şu başlıklar altında
toplayabiliriz:
1. Paradigma Değişimi: "Ya Devlet Ya Piyasa" İkileminin Sonu
Ostrom,
mülkiyet hakları literatürüne "Üçüncü Yol"u (Topluluk Temelli
Yönetim) ekleyerek, kurumsal çeşitliliğin (institutional diversity)
hayatiyetini kanıtlamıştır. Alanya örneği, merkeziyetçi bir devletin "tek
tip" kuralının, yerel bir ekosistemin karmaşıklığı karşısında nasıl
yetersiz kalabileceğini göstermiştir. İktisadi etkinlik için bazen en iyi
çözüm, devletin "gölge etmediği" ve yerel aktörlere kural koyma
yetkisi bıraktığı alandır.
2. Homo Economicus’tan "Homo Institutionalis"e
Ostrom, oyun
teorisini reddetmemiş, onu insanileştirmiştir. Mahkumlar Çıkmazı'nın statik ve
iletişimsiz dünyasından, insanların konuştuğu, güvendiği ve birbirini
denetlediği dinamik bir dünyaya geçiş yapmıştır. Bu, rasyonel bireyin sadece
kendi kısa vadeli çıkarını değil, içinde bulunduğu kurumun (ve dolayısıyla
kaynağın) sürdürülebilirliğini de hesaplayabildiğini ortaya koymuştur.
3. Tasarım İlkelerinin Evrenselliği
Ostrom’un
saptadığı 8 Tasarım İlkesi, bugün sadece meralar veya sulama sistemleri
için değil; internet yönetişimi, açık kaynak kodlu yazılımlar (Linux,
Wikipedia) ve iklim değişikliğiyle mücadele gibi "modern müşterekler"
için de bir anayasa niteliğindedir. Alanya’daki rotasyon mantığı ile dijital
veri havuzlarının korunması arasındaki yapısal benzerlik, Ostrom’un dehasının
zamansızlığını kanıtlar.
4. Türkiye Perspektifi: Alanya'dan Ne Öğrendik?
Türkiye gibi
merkeziyetçi geleneği güçlü olan ülkeler için Ostrom, "yerelleşme" ve
"katılımcı yönetişim" adına çok güçlü bir teorik zemin sunar. Alanya
balıkçılarının başarısı, sosyal sermayenin ve karşılıklı güvenin (reciprocity),
hukuki yaptırımlardan çok daha ucuz ve etkili bir denetim mekanizması olduğunu
göstermiştir. Ancak sistemin dışsal şoklara (turizm, göç, merkezi yasa
değişiklikleri) karşı kırılganlığı, yerel kurumların mutlaka makro düzeydeki
yasal çerçevelerle desteklenmesi (7. İlke) gerektiğini hatırlatmaktadır.
Son Söz
Elinor Ostrom,
matematik bilmediği gerekçesiyle kapısından döndüğü iktisat disiplinine,
matematiğin tek başına açıklayamadığı "insani koordinasyonun"
formülünü sunmuştur. Onun hikayesi, sahadaki gerçekliğin her zaman kâğıt
üzerindeki modelden daha zengin olduğunun ve sürdürülebilir bir dünyanın ancak
yerel toplulukların sesine kulak verilerek inşa edilebileceğinin kanıtıdır.
"Ne
piyasanın ne de devletin, karmaşık, belirsiz ve dinamik olan ortak havuz
kaynakları sorunlarını çözmek için her zaman en iyi yol olduğu
varsayılmamalıdır." — Elinor Ostrom
Kaynakça
1. Elinor Ostrom’un Temel Eserleri (Kuramsal Çerçeve)
- Ostrom, E. (1990). Governing the Commons: The Evolution of Institutions for
Collective Action. Cambridge University Press.
(Türkçeye "Müştereklerin Yönetimi: Kolektif Eylem Kurumlarının
Evrimi" adıyla kazandırılmıştır. Ostrom'un 8 tasarım ilkesini ve
Alanya örneğini dünyaya tanıttığı ana eserdir.)
- Ostrom, E., Walker, J., & Gardner, R.
(1994). Rules, Games, and Common-Pool Resources.
University of Michigan Press.
(Oyun teorisi ve laboratuvar deneylerinin teknik ayrıntılarını merak
edenler için temel kaynaktır.)
- Ostrom, E. (2005). Understanding Institutional Diversity. Princeton University
Press.
(Kurumsal Analiz ve Geliştirme- IAD çerçevesini daha geniş bir felsefi ve
metodolojik zemine oturtur.)
- Poteete, A. R., Janssen, M. A., &
Ostrom, E. (2010). Working
Together: Collective Action, the Commons, and Multiple Methods in Practice.
Princeton University Press.
(Vaka analizlerinde kullanılan disiplinlerarası yöntemlerin metodolojisini
anlatır.)
2. Alanya Örneği ve Türkiye’deki Müşterekler Üzerine
- Berkes, F. (1986). "Local-level management and the commons problem: A comparative
study of Turkish coastal fisheries". Marine Policy, 10(3),
215-229.
(Alanya rotasyon sisteminin dünyadaki ilk ve en kapsamlı saha kaydı.)
- Berkes, F. (1992). "Success and Failure in Marine Coastal Fisheries of
Turkey". The Tragedy of the Commons: Twenty-Two Years Later
içinde.
(Alanya'nın başarısını diğer bölgelerdeki başarısızlıklarla kıyaslayan
ampirik çalışma.)
- Berkes, F. (2015). Coasts for People: Interdisciplinary Approaches to Coastal and
Marine Resource Management. Routledge.
(Fikret Berkes'in, Ostrom ile paralel gelişen ekolojik yönetim
perspektifini güncel örneklerle sunduğu eseri.)
3. Eleştiri ve Paradigma Kaynakları
- Hardin, G. (1968). "The Tragedy of the Commons". Science, 162(3859),
1243-1248.
(Ostrom’un tüm kariyeri boyunca cevap verdiği o meşhur makale.)
- Olson, M. (1965). The Logic of Collective Action: Public Goods and the Theory of
Groups. Harvard University Press.
(Kolektif eylem problemlerinin neden zor olduğunu anlatan, Ostrom öncesi
dönemin en etkili iktisat kitabı.)
4. Dijital ve Yeni Müşterekler (Gelecek Vizyonu)
- Bollier, D., & Helfrich, S. (2012). The Wealth of the Commons: A World Beyond Market and State.
Levellers Press.
(Ostrom sonrası dönemde "müşterekler" kavramının dijital dünyaya
ve sosyal hareketlere nasıl evrildiğini gösteren bir derleme.)
- Hess, C., & Ostrom, E. (Eds.). (2007). Understanding Knowledge as a Commons: From Theory to Practice.
MIT Press.
(Bilginin ve dijital verinin bir "müşterek kaynak" olarak nasıl
yönetilebileceğine dair ufuk açıcı bir eser.)
Ek: Ostrom ve Alanya Verileri
1. Birincil Saha Kaynağı: Fikret Berkes
Ostrom, Alanya
verilerini bizzat kendisi derlememiş, Prof. Dr. Fikret Berkes'in
1970'lerde gerçekleştirdiği derinlemesine saha çalışmalarını temel almıştır.
Berkes, o dönemde deniz biyolojisi ve ekoloji perspektifiyle bu
"geleneksel yönetim" biçimlerini dökümante eden dünyadaki sayılı
isimlerden biriydi.
- Temel Makale: Berkes, F. (1986). "Local-level management and the commons
problem: A comparative study of Turkish coastal fisheries". Marine
Policy, 10(3), 215-229.
- Önemi: Bu makale, Alanya dahil olmak üzere Türkiye'deki beş farklı
balıkçılık bölgesini kıyaslar. Berkes, Alanya'yı "başarılı"
(kuralları olan), diğer bazı bölgeleri ise "başarısız" (açık
erişimli/kaotik) olarak niteler.
2. Ostrom’un Analiz Kaynağı: "Governing the Commons"
Elinor Ostrom,
Berkes'in bu ampirik bulgularını alıp, kendi geliştirdiği Institutional
Analysis and Development (IAD) çerçevesine oturtarak 1990 yılındaki
başyapıtında dünyaya duyurdu.
- Temel Kitap: Ostrom, E. (1990). Governing the Commons: The Evolution of
Institutions for Collective Action. Cambridge University Press.
- Konumu: Kitabın 3. Bölümünde (sayfa 18-20 arası ve ilerleyen
kısımlarda), Alanya örneğini "Kendi Kendini Organize Eden ve Kendi
Kurallarını Koyan" bir sistemin prototipi olarak sunar.
3. Alanya Örneğinin Teknik Ayrıntıları (Kaynaklara Dayalı)
Berkes’in
raporladığı ve Ostrom’un teorize ettiği sistemin "teknik" detayları
şöyledir:
- Mera Sayısı: 1970'lerin başında Alanya'da yaklaşık 40 adet belirlenmiş
avlanma noktası (mera) mevcuttu.
- Balıkçı Sayısı: Sisteme kayıtlı yaklaşık 80-100 civarında yerel balıkçı
teknesi bulunuyordu.
- Zamanlama: Rotasyon
sistemi, her yılın Eylül ayında (av sezonu başlangıcı) başlar ve Ocak
ayına kadar (balıkların göç rotası değişene kadar) sıkı bir şekilde
uygulanırdı.
- Lokalizasyon: Kaynaklarda, bu sistemin "Alanya Balıkçılık Kooperatifi"
üzerinden yürütüldüğü, ancak kuralların devletten bağımsız, tamamen
balıkçıların kendi aralarındaki uzlaşmasıyla (informal institutions)
oluştuğu vurgulanır.
Yorumlar
Yorum Gönder