Mihri Belli (1915-2011): İktisat Fakültesi’nde Bir Entelektüel ve Eylem İnsanı (1943-1944)
Mihri Belli (1915-2011):
İktisat Fakültesi’nde Bir Entelektüel ve Eylem İnsanı (1943-1944)
Ercan Eren
Bir Asistanın
Çift Kutuplu Dünyası
Türkiye’de
iktisadi düşünce tarihi genellikle kürsüler, teorik ekoller ve Batı’dan ithal
edilen makro politikalar üzerinden okunur. Ancak bu tarihin içinde, akademik
unvanların birer "mevzi", bilimsel metinlerin ise birer
"mücadele alanı" olarak kullanıldığı istisnai anlar vardır. Mihri
Belli’nin 1943-1944 yılları arasında İstanbul Üniversitesi İktisat
Fakültesi’nde geçirdiği kısa ama yoğun asistanlık dönemi, bu istisnaların en
çarpıcı örneğidir.
Belli,
Mississippi’nin pamuk tarlalarındaki derin sınıfsal uçurumlardan süzülerek
gelen Marksist bir formasyonu, Nazi Almanyası’ndan kaçarak Türkiye’ye sığınan
ve burada modern maliye biliminin temellerini atan Ordinaryüs Profesör Fritz
Neumark’ın yanına taşımıştır. Bu karşılaşma, sadece bir hoca-asistan ilişkisi
değil; "burjuva reformizmi" ile "devrimci irade"nin,
"teknik maliye" ile "sınıfsal adalet"in aynı kürsüde
buluşmasıdır.
Bu çalışma,
Mihri Belli’nin İktisat Fakültesi’ndeki bir yıllık serüvenini; bilimi sadece
dünyayı açıklamak için değil, değiştirmek için bir araç olarak gören bir
devrimcinin, akademi koridorlarındaki izlerini sürmeyi amaçlamaktadır. Onun
gözünde asistanlık, bir kariyer başlangıcı değil, "insanlar tanıdığı"
ve teorik birikimini Türkiye’nin somut koşullarıyla çarpıştırdığı bir
"kestirme durak"tır.
I. Bölüm: Kuramsal Hazırlık ve Amerika Yılları
Mihri
Belli’nin fikri serüveni, Türkiye’nin o dönemki elitlerini yetiştiren en önemli
kurumlardan biri olan Robert Kolej’de başlar. Burjuva bir eğitim
tornasından geçmesine rağmen, Belli’nin zihinsel kopuşu ve asıl şekillenmesi
Atlas Okyanusu’nun ötesinde, Mississippi’de gerçekleşecektir.
Robert Kolej’den Mississippi’ye: Marksist Formasyonun Temelleri
Belli, iktisat
eğitimi almak üzere 1936’da ABD’ye, Mississippi Üniversitesi’ne gider.
Bu dönem, dünya iktisat tarihinin en büyük sarsıntılarından biri olan 1929
Büyük Buhranı’nın etkilerinin hâlâ sürdüğü, "New Deal"
politikalarının tartışıldığı bir dönemdir.
Ancak Belli
için Mississippi, sadece akademik bir kürsü değil, sınıfsal çelişkilerin en
çıplak haliyle görüldüğü bir laboratuvardır. ABD’nin güneyindeki ırkçılık ve
derin yoksulluk, onun teorik iktisat bilgisini Marksist bir mercekle yeniden
yorumlamasına neden olur. Mississippi’de paylaştığı iktisadi düşünceler; emeğin
değeri, artı-değer ve sermayenin birikimi gibi Marksist iktisadın temel taşları
üzerinde yükselir. Bu yıllarda oradaki öğrenci hareketleri ve siyasi çevrelerle
kurduğu bağ, onu yalnızca bir iktisat öğrencisi olmaktan çıkarıp, profesyonel
bir devrimci adayı haline getirir.
1940 Dönüşü: Bir İktisatçıdan Ziyade Siyasi Bir Kadro
1940 yılında
Türkiye’ye döndüğünde, elinde Mississippi Üniversitesi’nden aldığı bir iktisat
diploması vardır ancak zihninde ve kalbinde taşıdığı asıl kimlik "siyasi
kadro" kimliğidir. O dönem Türkiye’sinde iktisat eğitimi almış parlak
bir gencin devlet bürokrasisinde veya yükselen özel sektörde önü sonuna kadar
açık olmasına rağmen, Belli’nin önceliği "kariyer" değil,
"kavgadır."
Türkiye’ye
ayak basar basmaz profesyonel bir devrimci disipliniyle hareket eder. Kısa süre
sonra zorunlu askerlik görevini tamamlasa da onun için asıl ordu Türkiye
Komünist Partisi (TKP) saflarıdır. Henüz İstanbul Üniversitesi’nin
koridorlarına asistan olarak adım atmadan önce, illegal örgütlü mücadelenin
aktif bir öznesi olmuştur.
Mihri Belli
için iktisat, artık sadece sınıflar arası güç dengesini analiz etmek için
kullandığı bilimsel bir enstrümandır. Hayatının bu noktasından itibaren
mesleği, akademik unvanı veya çalışma alanı ne olursa olsun, hepsi tek bir
amaca hizmet edecektir: Türkiye’nin köklü bir toplumsal ve iktisadi
dönüşümünü gerçekleştirmek.
II. Bölüm: İktisat Fakültesi – Bir "Kestirme" Durak
Asistanlığın "İğretiliği": Hedef Değil, Mevzi
Mihri Belli,
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne adım attığında, zihninde
"akademik payeler" ya da "kürsü hocalığı" hayalleri yoktur.
“İnsanlar Tanıdım” kitabında açıkça ifade ettiği gibi, bu işte kendisini hep "iğreti"
hissetmiştir. Onun için akademik kariyer, kalıcı olunacak bir liman değil; o
günün ağır siyasi koşullarında örgütlü mücadeleyi kamufle edebileceği,
entelektüel üretimini sürdürebileceği ve geçimini sağlayabileceği bir zemindir.
Asistanlığı "ikincil bir iş" olarak görmesi, bir kibirden
değil, enerjisinin asıl merkezinin dışarıdaki "kavga" olmasından
kaynaklanır.
Neumark ile Tanışma: 20 Dakikada Değişen Kader
Fakülteye
girişi, tam da kendi deyimiyle "kestirme yoldan" gerçekleşir.
Profesörler odasında rastlantı eseri karşılaştığı Ordinaryüs Profesör Fritz
Neumark ile Fransızca üzerinden kurduğu diyalog, Türk akademi tarihinin en
ilginç iş birliklerinden birini doğurur. Neumark gibi dünya çapında bir
otorite, bu genç adamdaki birikimi ve dil yetkinliğini 20 dakikalık bir
görüşmede fark eder. "Benim asistanım olacaksınız, bürokrasiyi ben
hallederim" diyerek Belli’yi himayesine alır. Bu hızlı geçiş, Belli’nin
akademik hiyerarşinin basamaklarını tırmanma derdinde olmadığını, kaderin onu
iktisat biliminin kalbine bir rastlantı (ya da devrimci bir fırsat) sonucu
bıraktığını gösterir.
Dil ve Bilim Paradoksu: "Çeviri Otomatı" Olmayı Reddetmek
Belli’nin
asistanlıktaki temel görevi, Neumark’ın Fransızca anlattığı derslerini Türkçeye
çevirmektir. Ancak burada devrimci irade ile akademik disiplin arasında ilginç
bir paradoks doğar. Belli, ders metinlerine harfi harfine sadık kalan bir "çeviri
otomatı" olmayı reddeder. Metne hazırlanmadan geldiği günlerde
kelimesi kelimesine çeviri yaparken, metni okuyup üzerine düşündüğü günlerde
çeviriyi "serbestleştirir."
Bu serbestlik,
aslında bilginin pasif bir taşıyıcısı olmayı reddeden, bilgiyi süzgecinden
geçiren bir devrimci tavrın dile yansımasıdır. Neumark başlangıçta bu durumu
yadırgasa da Belli’nin entelektüel derinliğine olan saygısından dolayı bu
"özgür çeviri" tarzını zamanla kabullenir. Bu durum, Belli’nin
bilimsel otorite karşısındaki bağımsız duruşunun ilk işaretleridir.
III. Bölüm: Bilimsel Alanda Sınıfsal Mücadele – Vergi Politikası
Vergi Adaleti ve Sosyal Adalet: Neumark ile Ortak Payda
Fritz Neumark,
sadece teknik bir maliyeci değil, dünya ölçeğinde bir "vergi
adaleti" savunucusuydu. Kitapta Belli’nin de vurguladığı gibi,
Neumark’ın temel felsefesi verginin varlıklıdan alınması ve yoksulun
kayırılması üzerine kuruluydu. Belli, Marksist bir dünya görüşüne sahip olsa da
Neumark’ın bu "burjuva reformisti" ama namuslu bilim insanı kimliğine
büyük saygı duyar. Türkiye’deki yoksulları ezen, zenginleri ise kollayan
skandal niteliğindeki vergi düzenine karşı Neumark’ın gösterdiği coşkulu çaba,
Belli’nin sınıfsal öfkesiyle akademik bir düzlemde örtüşür.
Pazarlıkçı Devrimci: %35’ten %45’e Vergi Oranı
Mihri
Belli’nin devrimci kimliği, Neumark’ın gelir vergisi önerisini Türkçeye
çevirirken adeta bir "müdahaleci" olarak sahneye çıkar. Önerideki en
yüksek vergi oranının %35 olarak saptandığını görünce, bunu Türkiye’nin sermaye
sınıfı için fazla müsamahakâr bulur. İngiltere’de bu oranların %90’lara
vardığını hatırlatarak, metni çevirirken kasıtlı olarak %35’i %60 diye okur.
Neumark,
Türkiye’deki egemen sınıfların direncini bildiği için "Olmaz, 35'i bile
kabul etmezler" dese de Belli’nin "Ya 60 yazarsınız ya da
çevirmiyorum" şeklindeki şaka yollu ama kararlı resti karşısında geri adım
atar. Sonunda %45’te uzlaşırlar. Bu, bir asistanın hocasına yaptığı basit bir
şaka değil; bir devrimcinin, bilimsel bir metin üzerinden sermayeye karşı
yürüttüğü mikro bir sınıfsal kavgadır. Nitekim %45 oranı Defterdarlık'taki
bürokratları "hop oturtup hop kaldıracaktır."
Beveridge Planı ve Reformizmin Sınırları
Neumark, o
yıllarda İngiltere’de uygulanmaya başlanan ve modern refah devletinin temeli
sayılan Beveridge Planı’nı Türkiye için ideal bir model olarak
görmektedir. Mihri Belli ise bu plana saygı duymakla birlikte, bunun
"mevcut düzen sınırlarını aşmayan" bir iyileştirme olduğunun
bilincindedir. Belli için sosyal adalet, kapitalizm içinde bir yama değil,
sistemin kökten değişimiyle mümkündür. Ancak o günün Türkiye’sinde, yoksul
halkı ezen düzene karşı Neumark’ın sunduğu bu reformist önerileri bile, halk
lehine stratejik bir mevzi olarak görür ve savunur.
IV. Bölüm: Akademik Kimliğin Ötesinde – Örgütlü Yaşam ve Terim Tartışmaları
Gündüz Kürsüde, Gece Devrimci Faaliyetlerde!
Mihri Belli
için İktisat Fakültesi’ndeki asistanlık mesaisi bittiğinde, "asıl
işi" başlardı. Öyle ki, Merkez Komitesi'nin mali işlerini yürüttüğü o
dönemde, partinin kasası "pantolonunun arka cebindeki cüzdanı" idi.
İktisadi Terimlerde Enternasyonalizm Kavgası
Belli’nin
Türkiye iktisadi düşüncesindeki özgün konumunu belirleyen en önemli alanlardan
biri de Terim Koordinasyon Heyeti’ndeki duruşudur. Ömer Celal Sarç’ın
önerisiyle girdiği bu heyette, dönemin katı ve yer yer bilimsel rasyonaliteden
uzak "aşırı Türkçecilik" akımına karşı çıkar.
Ona göre;
"banka", "enflasyon", "enerji" gibi iktisat
biliminin evrenselleşmiş kavramlarını Türkçeleştirmeye çalışmak, bilimin
diyalektik gelişimini reddetmektir. Bin yıllık bir kültür birikiminden süzülen
dili, bir gecede kökenlerine indirgemeye çalışmayı "tecrit olmuş ilkel
kavimlerin" işi olarak görür. Belli’nin bu enternasyonalist tavrı, aslında
iktisat biliminin evrensel karakterine duyduğu saygının ve Marksist düşüncenin
"dünya pazarı" ve "evrensel bilim" perspektifinin bir
yansımasıdır.
V. Bölüm: Kopuş – Sansaryan Han ve Mahkeme
Ordinaryüs Selamı: Akademik Dayanışmanın Zirvesi
1946 yılında
"İleri Gençlik Birliği" davasından yargılanırken, akademi ile
devrimci yaşam arasındaki o ince çizgi, bir onur sınavına dönüşür. Neumark,
asistanına sırtını dönmek yerine, askeri mahkemeye savunma tanığı olarak gelme
cesaretini gösterir. Mahkeme salonuna girdiğinde önce heyeti, sonra da
aralarında Belli’nin de bulunduğu 55 tutuklu öğrencisini aynı vakarla
selamlaması, Türk akademi tarihinde eşine az rastlanır bir etik duruştur.
Takip ve Baskı: Akademinin Dar Gelen Sınırları
“1946 güzünde
cezaevinden çıktıktan sonra Neumark'ı Kadıköy'deki evinde ziyaret ettim. Beni
dostça karşıladı. Sansaryan Han'daki, askeri cezaevindeki koşulları merak
ediyordu. Hem trajik hem komik yanlarını anlattım. Gerçekten ağlanacak durumlar
olduğu gibi, kahkahalarla gülünecek durumlar da vardı. Aynı gün Zekeriya
Sertel'lere gidecektim. Sertel'lerin Mareşal Çakmak ile birlikte İnsan Hakları
Derneği'ni kurdukları günlerdi. Telefon ettiğimde Neumark'larda olduğumu
öğrenince, "Profesör Neumark da buyurursa memnun oluruz" dedi.
Sonuç: Teoriden Pratiğe, Kürsüden Dağlara
Mihri
Belli’nin 1944 yılında İktisat Fakültesi’nden ayrılışı ve ardından 1947’de
Yunan İç Savaşı’na katılması, bir biyografik kırılmanın ötesinde, Türkiye sol
entelijansiyasının o dönemki karakterini simgeler. Onun asistanlık dönemi,
iktisat biliminin hiçbir zaman sınıflar dışı veya "steril" bir alan
olamayacağının kanıtıdır.
1. Bilimsel
Metne Devrimci Müdahale: Belli, Neumark’ın vergi
taslağındaki oranları "çeviri" esnasında yükselterek, bilginin sadece
aktarılan değil, üretildiği anda dahi müdahale edilen politik bir güç olduğunu
göstermiştir. Onun için %35 ile %45 arasındaki fark, teknik bir hesap hatası
değil, sermayeden halk lehine koparılan küçük bir zaferdir.
2. Akademik
Etik ve Dayanışma: Fritz Neumark’ın, asistanı Belli’nin illegal
faaliyetleri nedeniyle yargılandığı mahkemeye gelerek öğrencilerini
selamlaması, Türk akademi tarihine düşülmüş bir şeref notudur. Bu durum,
bilimsel namusun ve insan haklarına bağlılığın, ideolojik farklılıkların
üzerinde bir şemsiye olabileceğini kanıtlar. Belli’nin "iğreti"
hissettiği o kürsü, hocalık-asistanlık ilişkisinin ötesinde insani ve etik bir
siper olmuştur.
KAYNAKÇA
Belli, M. İnsanlar Tanıdım, Milliyet Yayınları,
1989.
Yorumlar
Yorum Gönder