İktisadın Vicdanı: Amartya Sen’in Entelektüel ve İnsani Yolculuğu

 

İktisadın Vicdanı: Amartya Sen’in Entelektüel ve İnsani Yolculuğu

Ercan Eren

İktisadın Kalbine İnsanı Yerleştirmek

İktisat bilimi, 20. yüzyılın büyük bir bölümünde matematiksel kesinlik ve piyasa dengesi arayışında "dayatmacı" bir mühendisliğe bürünürken; Amartya Kumar Sen, bu disiplini etik ve felsefi köklerine geri döndüren devrimci bir ses olmuştur. Sen’in entelektüel serüveni, 1943 Bengal Kıtlığı’nın acı gerçeklerinden Cambridge’in analitik koridorlarına uzanan, trajediyi teoriyle, veriyi vicdanla harmanlayan eşsiz bir yoldur. O, rasyonelliği dar bir çıkar maksimizasyonuna indirgeyen "Homo Economicus" modeline itiraz ederek, iktisadi başarının gerçek ölçütünün "gelir" değil, insanların sahip olduğu "yaşam kapasitesi ve özgürlük" olduğunu savunmuştur. Bu çalışma, Sen’in kişisel tarihinin nasıl birer evrensel teoriye dönüştüğünü ve iktisadı nasıl bir "insani kurtuluş" aracı olarak yeniden kurguladığını kronolojik bir perspektifle ele almaktadır.

I. Bölüm: Temeller (1933- 1953) – Gözlem ve Travma

Amartya Sen’in çocukluk ve ilk gençlik yılları, sadece bir eğitim süreci değil, onun ileride "insani gelişme" ve "kapasite yaklaşımı" olarak adlandıracağı teorilerin laboratuvarı gibidir.

1. Tagore Etkisi: Santiniketan ve Evrensel Ufuklar

Sen’in eğitimi, Nobel ödüllü büyük şair ve düşünür Rabindranath Tagore’un kurduğu Santiniketan (Huzur Evi) okulunda başladı. Bu okul, o dönemdeki geleneksel sömürge eğitiminden taban tabana zıttı:

  • Açık Hava Sınıfları: Dersler binalar yerine ağaçların altında işlenirdi. Bu, Sen’de doğa ve çevreyle bütünleşik bir bakış açısı geliştirdi.
  • Merakın Rekabetin Önüne Geçmesi: Sınav baskısı ve dar uzmanlaşma yerine; sanatın, edebiyatın ve felsefenin iç içe geçtiği çok disiplinli bir merak teşvik ediliyordu.
  • Kozmopolit Kimlik: Tagore, yerel kültürün köklerine bağlı kalırken dünyaya açık olmayı savunuyordu. Sen, Hindistan’ın zengin entelektüel geçmişini (örneğin antik matematik ve mantık geleneği) burada keşfetti ve Batı rasyonalitesiyle harmanladı.

2. 1943 Bengal Kıtlığı: Bir İktisatçının İlk Saha Gözlemi

Sen henüz 9 yaşındayken, Bengal'de milyonlarca insanın öldüğü kıtlığın ortasında kaldı. Bir çocuk olarak gördüğü bu manzara, onun akademik hayatının en büyük sorusunu doğurdu: "Neden bazıları ölürken diğerleri yaşıyor?"

  • Erişim vs. Stok: O dönemde bölgede gıda stoku aslında yeterliydi. Sorun gıdanın yokluğu değil, savaş ekonomisi ve enflasyon nedeniyle yoksul kesimin (özellikle toprak işçilerinin) alım gücünün (entitlement) sıfırlanmasıydı.
  • Sınıfsal Bağışıklık: Sen, okulundaki hiçbir öğrencinin veya kendi orta sınıf ailesinden kimsenin açlık çekmediğini fark etti. Bu, kıtlığın doğal bir afet değil, insan eliyle yapılmış bir bölüşüm sorunu olduğunu ona öğretti.

3. Kader Mia Olayı: Özgürlüğün Ekonomik Bedeli

Sen’in hayatındaki belki de en sarsıcı olay, 10 yaşındayken bahçelerine kanlar içinde giren Müslüman bir gündelikçi işçi olan Kader Mia’dır. O dönemde Hindistan’da Hindu-Müslüman çatışmaları zirvedeydi. Kader Mia, tehlikeli bir Hindu mahallesine sadece çocuklarına bir lokma ekmek götürebilmek için çalışmaya gelmiş ve bıçaklanmıştı.

  • Trajik Seçim: Sen bu olayı analiz ederken, Kader Mia’nın özgür bir seçim yapmadığını, ekonomik çaresizliğin onu can güvenliğini hiçe saymaya zorladığını söyler.
  • Teorik Yansıması: Bu anı, Sen'in kalkınmayı neden "özgürlüklerin genişlemesi" olarak gördüğünü açıklar. Eğer bir insan, sadece hayatta kalmak için hayatını tehlikeye atmak zorundaysa, o kişi gerçek anlamda "özgür" değildir.

II. Bölüm: Analitik Donanım ve Kalkınma (1953- 1970)

Coğrafya: Cambridge (Trinity College) ve Delhi Odak: "Teknik İktisat ve Sosyal Seçim"

1. Cambridge’de Devlerin Arasında

Sen, 1953'te Cambridge’e vardığında kendisini iktisadi düşünce tarihinin en ateşli tartışmalarının ortasında buldu. Bir yanda Keynesçilerin kalesi, diğer yanda ise neoklasik eleştiriler yükseliyordu.

  • Hocaları ve Çatışmalar: Joan Robinson, Piero Sraffa ve Maurice Dobb gibi isimlerle çalıştı. Bu isimler ona iktisadın sadece "piyasa dengesi" olmadığını, sınıfsal ve politik bir güç mücadelesi olduğunu öğrettiler.
  • Matematik ve Felsefe: Sen, iktisat doktorası yaparken bir yandan felsefe dersleri almaya başladı. İktisadın sadece "mühendislik" (nasıl üretilir?) sorusuna odaklanmasından rahatsızdı; o, Aristo ve Adam Smith’teki gibi "etik" (nasıl yaşanmalı?) sorusunun peşindeydi.

2. Sosyal Seçim Teorisi ve Kenneth Arrow’un İzinde

Sen’in akademik dehasının ilk parladığı alan Sosyal Seçim Teorisi (Social Choice Theory) oldu.

  • Arrow’un İmkansızlığına Cevap: Kenneth Arrow, meşhur "İmkânsızlık Teoremi" ile bireysel tercihlerin demokratik ve tutarlı bir toplumsal karara dönüşmesinin matematiksel olarak imkânsız olduğunu savunuyordu.
  • Sen’in Katkısı: Sen, bu karamsarlığa karşı çıktı. Sorunun matematikte değil, kullanılan "bilgi tabanında" (information basis) olduğunu söyledi. Eğer biz sadece insanların "A'yı B'ye tercih ederim" demesine bakarsak (fayda odaklılık), adil bir sonuca varamayız. Kişilerin ihtiyaçlarını, açlıklarını veya kapasitelerini de bilgi setine dahil etmeliyiz dedi.

3. "Rasyonel Aptallar" (Rational Fools) Eleştirisi

Bu dönemin sonunda (makale 1977'de yayınlansa da fikirleri bu yıllarda olgunlaşmıştır), ana akım iktisadın temel taşı olan Homo Economicus (Rasyonel İnsan) modelini sertçe eleştirdi.

  • Eleştiri: Sen’e göre, sadece kendi dar çıkarını maksimize eden bir insan aslında bir "sosyal geri zekalıdır". Bir insanı sadece kendi faydasına odaklı bir makine olarak görmek, insani bağlılıkları (commitment) ve etik değerleri yok saymaktır.
  • Bu makale, iktisatçıların "insan" tanımını yeniden düşünmeye zorlayan bir manifesto niteliğindeydi.

4. Hindistan’a Dönüş: Delhi School of Economics

Doktorasını bitirdikten sonra Hindistan'a dönen Sen, burada kuramsal bilgilerini Hindistan’ın kalkınma sancılarıyla sınadı. Bu dönemde toplumsal kararların nasıl alındığı, kolektif refahın nasıl ölçüleceği üzerine çalıştı. 1970 yılında yayınladığı "Collective Choice and Social Welfare" (Kolektif Seçim ve Sosyal Refah) kitabı, onu bu alanın dünyadaki en büyük otoritelerinden biri yaptı.

III. Bölüm: Devrimsel Eserler (1970- 1985)

Coğrafya: Oxford ve Londra (LSE) Odak: "Açlık ve Kapasite Yaklaşımı"

1. "Poverty and Famines" (1981): Paradigma Değişimi

Sen, 1981 yılında yayımladığı Poverty and Famines: An Essay on Entitlement and Deprivation kitabıyla iktisat tarihine geçti. O güne kadar açlık felaketleri, Malthusçu bir bakışla "nüfusun gıda üretimini geçmesi" (FAD- Food Availability Decline) ile açıklanırdı.

  • Hak Mahrumiyeti (Entitlement) Teorisi: Sen, verilerle ispatladı ki; 1943 Bengal, 1974 Bangladeş ve Etiyopya kıtlıkları sırasında kişi başına düşen gıda miktarında ciddi bir azalma yoktu.
  • Sorun Neydi? Sorun üretimde değil, bölüşümde ve hukukta idi. Belirli sosyal grupların (örneğin gündelikçi işçilerin) gıdaya erişim hakları (satın alma güçleri, takas yetenekleri veya devlet yardımları) çökmüştü.
  • Demokrasi ve Açlık: Bu analiz onu şu ünlü sonuca götürdü: "Özgür basına sahip, muhalefetin sesini duyurabildiği işleyen bir demokraside asla büyük bir kıtlık yaşanmaz." Çünkü hükümetler, bir sonraki seçimde hesap vereceklerini bildikleri için gıda dağıtım mekanizmalarını hızla devreye sokarlar.

2. Kapasite Yaklaşımı'nın (Capability Approach) Doğuşu

Sen, bu yıllarda refahın (well-being) nasıl ölçülmesi gerektiği konusundaki tartışmayı kökten değiştirdi. Faydacılığı (Utilitarianism) ve sadece gelire odaklanan ölçümleri yetersiz buldu.

  • Gelir Bir Araçtır: Sen’e göre para sadece bir araçtır; önemli olan o parayla ne yapabildiğinizdir.
  • İşlevsellikler (Functionings) ve Kapasiteler: * İşlevsellik: Bir kişinin gerçekleştirdiği eylemlerdir (iyi beslenmek, eğitimli olmak, bir topluluğa ait olmak).
    • Kapasite: Kişinin bu işlevsellikleri seçme ve gerçekleştirme özgürlüğüdür.
  • Örnek: Bisikleti olan ama sürmeyi bilmeyen bir çocuk ile bisikleti olmayan bir çocuk gelir düzeyinde aynı görünebilir, ancak "ulaşım kapasiteleri" farklıdır.

3. "Equality of What?" (Neyin Eşitliği?)

1979 yılındaki ünlü dersinde şu soruyu sordu: Eğer eşitliği savunuyorsak, neyi eşitlemeliyiz? Geliri mi? Faydayı mı? Yoksa temel ihtiyaçları mı? Sen’in cevabı netti: "Temel Kapasiteleri" eşitlemeliyiz. Yani her bireyin, değer verdiği bir hayatı yaşama konusunda eşit fırsata sahip olması gerekir.

IV. Bölüm: Küresel Etki ve Nobel (1985- 2000)

Coğrafya: Harvard ve Cambridge (Trinity College Başkanlığı) Odak: "İnsani Gelişme ve Özgürlük"

1. İnsani Gelişme Endeksi (HDI): GSYİH'ye İnsani Alternatif

1990 yılında, yakın dostu Pakistanlı iktisatçı Mahbub ul Haq ile birlikte radikal bir adım attılar. Ülkelerin başarısını sadece kişi başına düşen milli gelirle (GSYİH) ölçen sisteme meydan okuyarak İnsani Gelişme Endeksi'ni (HDI) yarattılar.

  • Felsefesi: Bir ülkenin zenginliği o ülkenin insanlarıdır.
  • Bileşenleri: Sadece gelir değil; yaşam süresi (sağlık) ve okuryazarlık/eğitim düzeyini de içeren bir endeks oluşturdular. Sen, başlangıçta bu kadar karmaşık bir gerçekliğin tek bir rakama indirgenmesine karşı çıksa da Haq onu ikna etti: "Politikacıların ve medyanın dikkatini çekmek için GSYİH kadar basit bir rakama ihtiyacımız var."

2. "100 Milyon Kayıp Kadın" (1990)

Sen, 1990 yılında The New York Review of Books’ta yayımlanan makalesiyle dünyayı şoke etti. Batı ve Doğu toplumlarındaki kadın-erkek oranlarını kıyaslayarak, özellikle Asya ve Kuzey Afrika'da sağlık ve beslenme alanındaki eşitsizlikler nedeniyle 100 milyondan fazla kadının "eksik" olduğunu (erken öldüğünü veya doğamadığını) hesapladı.

  • Analiz: Bu bir "biyolojik" mesele değil, toplumsal bir tercihti. Kadınların eğitim alması ve iş gücüne katılımının, sadece kadın hakları için değil, çocuk ölümlerinin azalması ve nüfus kontrolü için de en etkili yol olduğunu kanıtladı.

3. 1998 Nobel Ekonomi Ödülü

İsveç Kraliyet Akademisi, Sen’i "Refah Ekonomisine yaptığı temel katkılarından dolayı" Nobel’e layık gördü. Bu ödül, iktisat dünyasında "iktisadın etik ve insani boyutuna geri dönüşü" olarak kutlandı. Sen, ödül töreninde yaptığı konuşmada yine "demokrasinin açlığı önlemedeki gücüne" vurgu yaptı.

4. Özgürlük Olarak Kalkınma (1999)

Nobel'den bir yıl sonra yayımlanan bu başyapıt, Sen’in o güne kadarki tüm fikirlerinin bir sentezidir.

  • Tez: Kalkınma, insanların değer verdikleri hayatları yaşamak için sahip oldukları "gerçek özgürlüklerin" genişletilmesidir.
  • Araçsal Özgürlükler: Siyasal özgürlükler, ekonomik olanaklar, sosyal fırsatlar, şeffaflık garantileri ve koruyucu güvenlik. Bunların hepsi birbirini besleyen unsurlardır.

V. Bölüm: Felsefi Zirve ve Miras (2000- Günümüz)

Coğrafya: Harvard Üniversitesi Odak: "Adalet, Kimlik ve Demokrasi"

1. Adalet Fikri (The Idea of Justice, 2009)

Sen, bu eserini dostu John Rawls’a atfeder ancak onun "Adalet Teorisi"ne çok esaslı bir eleştiri getirir.

  • Kurumlara Karşı Yaşamlar: Rawls, "mükemmel adil kurumlar" (transcendental institutionalism) tasarlamaya odaklanırken; Sen, "karşılaştırmalı adalet" yaklaşımını savunur. Ona göre önemli olan, dünyadaki mevcut adaletsizliklerin (açlık, hastalık, okuryazarlık eksikliği) nasıl giderileceğidir.
  • Flüt Çalan Çocuklar Örneği: Sen bunu meşhur bir hikayeyle açıklar: Üç çocuk ve bir flüt vardır. Biri flüt çalmayı bilen tek kişidir, diğeri en yoksul olanıdır, üçüncüsü ise flütü kendi yapmıştır. Adalet teorileri farklı çocukları haklı çıkarabilir. Sen, burada tek bir "doğru" cevap aramak yerine, farklı gerekçelerin (fayda, hak, emek) çatışmasını yönetebilecek bir kamusal akıl yürütme (public reasoning) önerir.

2. Kimlik ve Şiddet (Identity and Violence, 2006)

11 Eylül sonrası artan medeniyetler çatışması teorilerine karşı Sen, kimliklerin "tekilleştirilmesine" karşı çıkar.

  • Çoğulcu Kimlikler: Sen’e göre bir insan aynı anda hem bir iktisatçı hem bir Bengalce konuşan hem bir baba hem bir tenis sever hem de bir vejetaryen olabilir. Şiddet, insanları sadece tek bir kimliğe (örneğin sadece din veya etnisite) indirgemeye zorladığında başlar.
  • Bu eser, küresel barışın anahtarının insanların sahip olduğu çok boyutlu kimlikleri tanıması olduğunu savunur.

3. Yaşayan Miras ve "Home in the World" (2021)

90’lı yaşlarına yaklaşırken kaleme aldığı anıları, aslında tüm kariyerinin bir özetidir. Bugün Harvard'da ders vermeye devam eden Sen, son yıllarında özellikle Hindistan'daki otoriter eğilimleri ve ifade özgürlüğü üzerindeki baskıları sertçe eleştirmesiyle de tanınıyor.

Sonuç: Özgürlükle Örülmüş Bir Miras

Amartya Sen’in yarım asrı aşan akademik mirası, iktisadın sadece sayılardan ibaret olmadığını, temelinde "insan onuru" ve "adalet" yattığını kanıtlamıştır. Onun "Hak Mahrumiyeti" analizi açlığın politik bir tercih olduğunu gösterirken; "Kapasite Yaklaşımı" kalkınma literatürünü GSYİH sığlığından kurtarıp İnsani Gelişme Endeksi’nin çok boyutlu ufkuna taşımıştır. Sen, John Rawls’un ideal kurumlar arayışına karşı, yeryüzündeki somut adaletsizliklerin giderilmesini önceleyen "karşılaştırmalı adalet" fikriyle, yaşayan insanın ıstırabına odaklanmıştır. Bugün onun düşünceleri; toplumsal cinsiyet eşitliğinden demokrasi savunuculuğuna, yoksullukla mücadeleden küresel barışa kadar geniş bir yelpazede pusula görevi görmeye devam etmektedir. Nihayetinde Sen bize, kalkınmanın bir varış noktası değil, bireylerin kendi kaderlerini tayin edebilme özgürlüklerinin sürekli genişletildiği bir süreç olduğunu öğretmiştir.

 

1. Temel Teorik Eserler (Sosyal Seçim ve Refah)

  • Collective Choice and Social Welfare (1970): Sen’in sosyal seçim teorisine en büyük katkısıdır. Bireysel değerlerin toplumsal kararlara nasıl dönüşebileceğini matematiksel ve felsefi bir dille analiz eder.
  • On Economic Inequality (1973): Gelir dağılımı ve eşitsizlik ölçümü üzerine yazdığı, teknik düzeyi yüksek ancak etik kaygıları ön planda tutan eseridir.

2. Yoksulluk, Açlık ve Kapasite Yaklaşımı

  • Poverty and Famines: An Essay on Entitlement and Deprivation (1981): Açlığın gıda eksikliğinden değil, hak mahrumiyetinden kaynaklandığını kanıtladığı çığır açan çalışmasıdır.
  • Commodities and Capabilities (1985): "Kapasite Yaklaşımı"nın (Capability Approach) ilk kez sistemli bir şekilde formüle edildiği kitaptır.
  • The Standard of Living (1987): Refahın ölçülmesinde sadece gelirin neden yeterli olmadığını tartışır.

3. Kalkınma ve Özgürlük (En Popüler Eserleri)

  • Development as Freedom (1999): (Türkçeye "Özgürlükle Kalkınma" olarak çevrilmiştir). Nobel sonrası yayımlanan, kalkınmayı özgürlüklerin genişlemesi olarak tanımlayan başyapıtıdır.
  • Rational Fools: A Critique of the Behavioral Foundations of Economic Theory (1977): Philosophy & Public Affairs dergisinde yayımlanan bu makale, rasyonel insan (Homo Economicus) modeline getirdiği en güçlü eleştiridir.

4. Adalet, Kimlik ve Siyaset Felsefesi

  • Identity and Violence: The Illusion of Destiny (2006): (Türkçeye "Kimlik ve Şiddet" olarak çevrilmiştir). Tekil kimlik dayatmalarının küresel şiddetteki rolünü analiz eder.
  • The Idea of Justice (2009): (Türkçeye "Adalet Fikri" olarak çevrilmiştir). John Rawls’a eleştirel bir yaklaşım sunan, pratik ve karşılaştırmalı adalet anlayışını savunan eseridir.

5. Otobiyografi ve Güncel Yazılar

  • Home in the World: A Memoir (2021): (Türkçeye "Dünyadaki Evim" olarak çevrilmiştir). Bu sohbetimizde konuştuğumuz çocukluk anılarını, Bengal kıtlığını ve entelektüel yolculuğunu bizzat anlattığı son kitabıdır.
  • The Argumentative Indian (2005): Hindistan’ın tarihsel ve kültürel kökenlerindeki tartışmacı ve demokratik geleneği inceleyen denemeleridir.

Ek Bölüm I: Entelektüel Düellolar – Arrow ve Rawls ile Kıyaslama

Sen’in dehası, hayranlık duyduğu bu iki dev ismin teorilerini reddetmek yerine, onları "insani gerçeklik" ile genişletmesinden gelir.

1. Sen vs. Kenneth Arrow: "Bilgi Tabanını Genişletmek"

  • Arrow'un İmkansızlığı: Arrow, bireysel tercihlerin demokratik ve tutarlı bir toplumsal tercihe dönüşmesinin matematiksel olarak imkânsız olduğunu kanıtlamıştı.
  • Sen’in Müdahalesi: Sen, Arrow’un modelinin çok kısıtlı bir "bilgi tabanına" (sadece tercih sıralamaları) dayandığını söyledi. Sen’e göre, eğer bireylerin sadece "A'yı B'ye tercih ederim" demesine değil; onların ihtiyaçlarına, kapasitelerine ve sosyal konumlarına da bakarsak, toplumsal bir uzlaşıya varmak matematiksel olarak mümkündür.
  • Kısaca: Arrow "oy verme" mantığına odaklanırken, Sen "toplumsal refahın kalitesine" odaklanır.

2. Sen vs. John Rawls: "İdeal Kurumlar mı, Yaşayan İnsanlar mı?"

  • Rawls’un "Hakkaniyet Olarak Adalet"i: Rawls, "cehalet perdesi" arkasında herkesin kabul edeceği mükemmel ve adil kurumlar tasarlamaya çalışır (Aşkınsal Kurumsalcılık).
  • Sen’in Eleştirisi: Sen, mükemmel adaleti tanımlamanın ne mümkün ne de gerekli olduğunu savunur. Ona göre önemli olan, "daha az adaletsiz" bir dünyaya gitmektir.
  • Örnek: Rawls "mükemmel bir sağlık sistemi nasıl olmalı?" diye sorarken; Sen, "şu an hastaneye gidemeyen bu çocuğun acısını nasıl dindiririz?" diye sorar. Sen’in odağı kurumsal tasarım değil, gerçekleşen hayatlardır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cambridge'in Kışkırtıcı (Provocative) Dehası: Joan Robinson'ın Entelektüel ve Duygusal Öyküsü

İktisat Eğitimi Öğrencileri Piyasa Yanlısı mı Yapıyor?

TÜRKİYE'NİN ÖNCÜ KADIN AKADEMİSYENLERİ: İKTİSAT VE SOSYAL BİLİMLER ANALİZİ