İktisadın Fizik Tutkusu: Su Saatinden Kaos Teorisine Bir Bilimsel Yolculuk
İktisadın
Fizik Tutkusu: Su Saatinden Kaos Teorisine Bir Bilimsel Yolculuk
Ercan Eren
İktisat,
kurulduğu günden bu yana bir 'bilim' olma rüştünü ispatlamak için hep en
başarılı komşusunun kapısını çaldı: Fiziğin. Bir zamanlar iktisatçılar,
piyasaları bir su tesisatı gibi borular ve sarnıçlarla hayal ediyor (Fisher);
toplumsal refahı ise termodinamiğin katı yasalarıyla maksimize etmeye
çalışıyorlardı (Samuelson). Ancak bugün geldiğimiz noktada, o kusursuz
denklemlerin yerini ormanlar gibi büyüyen, kum yığınları gibi çöken ve kaosun
içinde kendi düzenini bulan karmaşık sistemler aldı. Bu yazı dizisinde,
iktisadın klasik mekanikten karmaşıklık fiziğine uzanan, 'saat gibi işleyen bir
dünya' düşünden 'yaşayan bir organizma' gerçeğine evrilen o büyüleyici ve bazen
de sancılı dönüşümünü üç durakta inceleyeceğiz.
I. Statik Mekanik ve Hidrolik Denge (Temeller)
19.yüzyılın
sonu, fiziğin (özellikle klasik mekanik ve termodinamiğin) altın çağıydı. Bu
dönemde iktisatçılar, disiplinlerine bilimsel bir meşruiyet kazandırmak için
doğa bilimlerinin kesinliğini taklit etme yoluna gittiler. Bu geçişin en somut
ve teorik zirvesi, Irving Fisher ve onun mentoru J. Willard Gibbs
arasındaki etkileşimdir.
1. J. Willard Gibbs’in Entelektüel Gölgesi
Yale
Üniversitesi'nde Fisher’ın hocalığını yapan Gibbs, modern termodinamiğin ve
vektör analizinin kurucusuydu. Gibbs’in fiziksel sistemler için geliştirdiği "Denge"
kavramı, Fisher için iktisadi piyasaların işleyişini açıklayan mükemmel bir
şablon sundu. Gibbs’e göre bir sistem, potansiyel enerjinin minimum olduğu
noktada dengeye ulaşırdı; Fisher bunu iktisada "toplam faydanın
maksimizasyonu" olarak tercüme etti.
2. Tematik Kavram: "Ekonomi Bir Dengeler Sistemidir"
Bu dönemin ana
paradigması, ekonomiyi bir "makine" olarak görmektir. Sistem,
dışsal şoklar gelmedikçe kendi içinde uyumlu bir denge (equilibrium) noktasına
sahiptir. Fisher’a göre piyasadaki her bir birey, tıpkı fiziksel bir parçacık
gibi, üzerine etki eden "kuvvetler" (fiyatlar ve ihtiyaçlar) altında
bir denge konumuna gelir.
3. Analoji: Hidrolik Sistemler ve Mekanik Karşılıklar
Fisher, 1892
tarihli doktora tezinde sadece teorik bir model kurmakla kalmadı, aynı zamanda
bu teoriyi somutlaştıran fiziksel bir "Hidrolik Makine"
tasarladı. Bu makinedeki karşılıklar, bugün bile iktisadi düşünceyi
şekillendiren en güçlü analojilerdir:
- Su Seviyesi: Fiyatları (P) temsil eder.
- Suyun Basıncı: Marjinal Faydayı temsil eder (Basınç arttıkça tatmin düzeyi değişir).
- Suyun Akışı (Debi): Ticaret hacmini veya talebi temsil eder.
- Sarnıçlar/Kaplar: Bireysel tüketicileri veya piyasa aktörlerini temsil eder.
- Bileşik Kaplar İlkesi: Piyasadaki fiyatların tüm aktörler arasında nasıl eşitlendiğini
gösteren fiziksel bir "arbitraj" modelidir.
4. Tartışma: İktisadi Değerin Ölçülebilirliği
Bu bölümün en
kritik tartışma noktası şudur: "Fayda" (Utility), tıpkı
"Enerji" (Energy) gibi fiziksel ve homojen bir büyüklük müdür?
Fisher ve
dönemin iktisatçıları, "Utiles" adını verdikleri bir birim üzerinden
değeri ölçmeye çalıştılar. Ancak bu yaklaşım şu ontolojik problemi doğurdu:
- Fizikte enerji nesneldir ve laboratuvarda
ölçülebilir.
- İktisatta fayda özneldir; bireyden bireye
değişir ve doğrudan gözlemlenemez.
Fisher, bu
sorunu aşmak için fiziğin Vektör Analizini kullandı. İktisadi tercihler
arasındaki yönü ve şiddeti matematiksel olarak modelleyerek, sübjektif faydayı
objektif bir "piyasa verisine" (fiyata) indirgedi. Bu, iktisadın
"psikolojiden" arındırılıp "saf mekaniğe" yaklaştırıldığı
ilk büyük adımdı.
II. Termodinamik ve Matematiksel Analiz (Modern Sentez)
İktisat
tarihinde öyle bir an vardır ki; kalem kâğıt, yerini karmaşık diferansiyel
denklemlere bırakır. Bu evrenin başrolünde, iktisadı edebi bir anlatıdan
matematiksel bir kanuna dönüştüren Paul Samuelson vardır. Ancak
Samuelson’ın arkasındaki gizli el, yine bir fizik dehası olan hocası Edwin
Bidwell Wilson’dır.
1. Wilson’dan Samuelson’a: "Fizik Sadece Bir Benzetme Değildir"
I. Bölüm ‘de
Fisher, ekonomiyi bir su tesisatına benzetmişti. Samuelson ise Wilson sayesinde
çok daha derin bir şey keşfetti: Ekonomik sistemlerin matematiksel yapısı,
termodinamik sistemlerin yapısıyla izomorfiktir (yani tamamen aynı
mantıkla çalışır). Wilson ona, "Sadece suyun akışına bakma, sistemin
içindeki dengeyi tutan enerjinin (faydanın) nasıl maksimize edildiğine
bak," demiştir.
2. Tematik Kavram: "İktisat Bir Maksimizasyon Dilidir"
Samuelson’ın
1947 tarihli başyapıtı Foundations of Economic Analysis, şu devrimci
iddiayı ortaya attı: İster bir tüketici alışveriş yapsın ister bir firma üretim
planlasın; aslında hepsi farkında olmadan bir "maksimizasyon"
problemi çözerler. Bu, fiziğin en temel prensibidir: Doğadaki her şey (ışık
bile) en verimli yolu izler. Samuelson, iktisatçılara şu mesajı verdi:
"Eğer matematiksel olarak kanıtlayamıyorsanız, konuştuğunuz şey bilim
değildir."
3. Analoji: Le Chatelier Prensibi ve Kararlılık
Samuelson,
termodinamikten meşhur Le Chatelier Prensibi'ni ödünç aldı. Fizikte bu
ilke, dengedeki bir sisteme dışarıdan bir müdahale olduğunda, sistemin bu
müdahaleyi "telafi edecek" yönde tepki vereceğini söyler.
- İktisadi Karşılığı: Bir malın fiyatı artarsa (dış müdahale), piyasa talebi azaltarak
sistemi yeniden dengeye oturtur. Samuelson bu fiziksel yasayı kullanarak,
piyasaların neden her zaman çökmediğini ve nasıl kendi kendini tamir
ettiğini (Dinamik Kararlılık) matematiksel olarak ispatladı.
4. Tartışma: "Fizik Kıskançlığı" (Physics Envy)
Bu evre,
iktisada muazzam bir prestij kazandırdı. İktisat artık "sosyal bilimlerin
kraliçesi" olarak anılmaya başlandı çünkü tıpkı fizik gibi tahmin
yapabiliyor ve denklem kurabiliyordu. Ancak bu durum büyük bir tartışmayı da
beraberinde getirdi:
- İnsanlar gerçekten birer molekül gibi mi
davranır?
- Toplumu karmaşık denklemlere hapsetmek,
insanın öngörülemez doğasını yok saymak mıdır?
Samuelson’ın
bu "soyutlama" başarısı, iktisadı bir yandan profesyonelleştirirken,
diğer yandan onu gerçek dünyadan (sokaktan) biraz daha koparıp steril
laboratuvarlara (üniversite kürsülerine) taşımıştır.
III. Karmaşıklık ve Öz-Örgütlenme (Post-Modern Kırılma)
Samuelson’ın
kurduğu o muazzam matematiksel yapı, onlarca yıl boyunca iktisadın sarsılmaz
kalesi oldu. Ancak 1980’li yıllarda bir grup bilim insanı, Santa Fe
Enstitüsü’nde bir araya gelerek şu soruyu sordu: "Ya ekonomi dengeye
hiç gelmiyorsa? Ya sürekli bir oluşum ve değişim halindeyse?" Bu,
iktisadın fizik öykünmesinde rotanın Newton'dan Darwin’e ve Kaos Teorisi'ne
kırıldığı andır.
1. Brian Arthur ve "Dengeden Uzak" Bir Dünya
Geleneksel
iktisat, "azalan getiriler" (yani her şeyin bir noktada doyuma ulaşıp
dengelenmesi) üzerine kuruluydu. W. Brian Arthur ise bunun tam tersini, "Artan
Getiriler" (Increasing Returns) kavramını ortaya attı.
- Fiziksel Benzetme: Pozitif geri besleme (Positive Feedback). Bir teknoloji veya fikir
bir kez öne geçtiğinde, en iyi olduğu için değil, sadece "önce"
başladığı için tüm piyasayı ele geçirebilir (QWERTY klavye veya VHS örneği
gibi). Bu, sistemin kendi kendini dengelemesi yerine, bir yöne doğru
savrulmasıdır.
2. Tematik Kavram: "Ekonomi Yaşayan Bir Organizmadır"
Bu evrede
ekonomi artık bir "makine" (Fisher) veya bir "denklemler
kümesi" (Samuelson) değildir. Ekonomi; milyarlarca insanın birbirini
etkilediği, birbirinden öğrendiği ve sürekli yeni paternler oluşturduğu Karmaşık
Adaptif Bir Sistemdir. Analoji:
Per Bak’ın "Kum Yığını" (Sandpile) modeli. Bir kum yığınına
sürekli kum eklerseniz, yığın bir noktaya kadar büyür (öz-örgütlenme). Ancak
eklenen son bir kum tanesi, bazen küçük bir kaymaya, bazen de devasa bir çığa
(ekonomik krize) neden olur.
3. Statik Yasalar Yerine "Oluşum" (Emergence)
III. Bölümün
en sarsıcı iddiası şudur: Makroekonomik sonuçlar, merkezi bir planın veya
kusursuz bir dengenin sonucu değil, mikro düzeydeki basit etkileşimlerin
beklenmedik bir şekilde bir araya gelmesidir. Tıpkı bir karınca kolonisinin
veya bir kuş sürüsünün bir "lideri" ya da "önceden yazılmış
denklemi" olmaksızın muazzam bir düzen sergilemesi gibi.
4. Tartışma: Bilimin Sınırları ve "Tahmin Edilemezlik"
Samuelson’ın
fiziği bize "tahmin edilebilir bir gelecek" vaat ediyordu. Brian
Arthur ve Per Bak’ın fiziği ise bize "belirsizliği"
hatırlatır. Eğer sistem doğrusal değilse (non-linear), kelebek etkisi her an
devrededir.
- Bu yaklaşım iktisadı daha "insani"
ve "tarihsel" kılar; çünkü artık tesadüfler, başlangıç koşulları
ve yerel etkileşimler her şeyden önemlidir.
Sonuç: Nereden Geldik, Nereye Gidiyoruz?
Fisher ile
suyu kontrol etmeye çalıştık, Samuelson ile ısıyı ve enerjiyi denklemlere
döktük. Bugün ise Brian Arthur ile fırtınanın tam ortasında, sistemin kendi iç
dinamiklerini anlamaya çalışıyoruz. İktisat, fiziğin "kesinliğini"
ararken, ironik bir şekilde fiziğin "karmaşıklığını" ve
"kaosunu" keşfetti.
Okuma Listesi:
I. Bölüm: Statik Mekanik ve Hidrolik Denge
- Fisher, I. (1892). Mathematical Investigations in the Theory of Value and Prices.
- Gibbs, J. W. (1902). Elementary Principles in Statistical Mechanics.
- Kırer, H ve Eren, E. (2015). "İktisat-Fizik İlişkisine Tarihsel Bakış", Ekonomi-tek,
4(2), 25-60. (İktisadın doğuşundan itibaren fizik biliminin geçirdiği
evrimin iktisadi düşünce üzerindeki etkilerini inceleyen temel bir
tarihsel perspektif.)
II. Bölüm: Termodinamik ve Matematiksel Analiz
- Samuelson, P. A. (1947). Foundations of Economic Analysis.
- Mirowski, P. (1989). More Heat than Light: Economics as Social Physics, Physics as
Nature's Economics.
- Kırer, H. Ve Eren, E. (2017). "Eski Fizik-Eski İktisat ve Yeni Fizik-Yeni İktisat", İktisat
ve Diğer Bilimler içinde, (Ed. Ç. Boz, K. Öğüt, A. D. Bozkurt),
İletişim Yayınları, 95-130. (Deterministik fizik anlayışından modern
iktisada geçişteki metodolojik kırılmaları ve sosyal fizik arayışını
detaylandıran bir analiz.)
III. Bölüm: Karmaşıklık ve Öz-Örgütlenme
- Arthur, W. B. (2014). Complexity and the Economy.
- Bak, P. (1996). How Nature Works: The Science of Self-Organized Criticality.
- Eren, E., Şahin, S. (Der.) (2016). Kompleksite ve İktisat. (Özellikle kitap içindeki
"Ekonofizik" ve "Kompleksite" bölümleri, sistemin
dengesizlik ve öz-örgütlenme dinamiklerini anlamak için.)
- Waldrop, M. M. (1992). Complexity: The Emerging Science at the Edge of Order and Chaos.
Yorumlar
Yorum Gönder