Hakkaniyetten Küresel Adalete Bir İnceleme: John Rawls’ın (1921-2002) Mirası

 

 

Hakkaniyetten Küresel Adalete Bir İnceleme: John Rawls’ın (1921-2002) Mirası

Ercan Eren

GİRİŞ

John Rawls'un adalet teorisi olan "Hakkaniyet Olarak Adalet" (Justice as Fairness), 20. yüzyıl siyaset felsefesinin en etkili ve kapsamlı teorilerinden biridir. Soyut ve rasyonel bir sözleşme teorisi gibi görünse de Rawls'un felsefesi, bireysel ve tarihsel travmaların yarattığı derin bir ahlaki zorunluluktan doğmuştur: toplumun, bireylerin ne doğal şanssızlık ne de toplumsal rastlantısallık nedeniyle dezavantajlı duruma düşürülmeyeceği, rasyonel ve istikrarlı bir şekilde düzenlenmesi gerekliliği (Rawls, 1971).

I. Temeller ve Oluşum

1. Kişisel ve Tarihsel Arka Plan

Rawls'un felsefesi, hayatının en temel kavramlarından biri olan "doğal piyango" (natural lottery) fikrinin oluşumunda merkezi rol oynayan iki büyük kaybın izlerini taşır. Erken yaşta iki kardeşini (1928'de Bobby ve 1929'da Tommy) difteri ve zatürre sonucu kaybetmesi, Rawls üzerinde ağır bir suçluluk duygusu yaratmış ve kendi sağlığının ne kadar rastlantısal olduğunu sorgulatmıştır. Bu kişisel travma, bireylerin sahip olduğu yetenekler, sağlık ve sosyal konum gibi avantajların tamamen doğal piyangonun sonucu olduğu fikrine dönüşmüştür. Felsefesinin temel amacı, toplumun temel yapısının, bu ahlaki açıdan rastgele olan başlangıç koşulları tarafından belirlenmesini engellemektir (Rawls, 1971, s. 15-72). Rawls'un "Bilgisizlik Peçesi" (Veil of Ignorance) mekanizması, bu keyfiliği nötralize etme çabasının yapısal bir göstergesidir (Freeman, 2007).

Rawls'un gençlikten olgunluğa geçişindeki ikinci belirleyici deneyim, II. Dünya Savaşı'nda piyade eri olarak Pasifik Cephesi'ndeki görevidir. Savaşın vahşeti, Yeni Gine ve Filipinler'deki çatışmalar, yaşamın anlamsız sona erişini göstermiş ve temel özgürlükler ile keyfi şiddetten korunma hakkı (Birinci Adalet İlkesi) konusuna mutlak bir öncelik vermesine neden olmuştur. Savaş sonrası 1945'te Hiroşima'nın yıkımını bizzat görmesi ve Soykırım karşısındaki ahlaki dehşeti, dindar bir Hristiyan olarak başladığı inancını tamamen yitirmesine sebep olmuştur. Nitekim 1995 yılında yazdığı Faith and Reason notlarında, evrensel kötülüğün Tanrı’nın iyiliği ve adilliği ile bağdaştırılamaması sorununu vurgular (Rawls, 1999b). Bu tarihsel deneyim, Rawls'un adalet teorisini tamamen seküler, rasyonel ve insan merkezli bir temele oturtma zorunluluğunu yaratmıştır. (1)

2. Faydacılığa Eleştiri: Rawls'un Teoriyi İnşa Etme Nedeni

Rawls'un başyapıtı Bir Adalet Kuramı (A Theory of Justice), temelde klasik faydacılığa (Jeremy Bentham ve John Stuart Mill) karşı bir alternatif olarak inşa edilmiştir (Rawls, 1971, s. 22-27). Klasik faydacılık, toplam faydayı (mutluluk, zevk veya tatmin) maksimize etmeyi hedeflerken, Rawls'a göre bu ilke, toplumu tek bir devasa birey gibi görme hatasına düşer ve bireyin dokunulmazlığını ihlal eder.

Rawls'un Faydacılığa Yönelik Temel İtirazları:

  • Bireyin Dokunulmazlığı: Rawls'un en temel itirazı, bireylerin "toplumsal refahın tamamı adına bile çiğnenemeyecek, adaletten kaynaklanan bir dokunulmazlığa" sahip olması gerektiğidir (Rawls, 1971, s. 3). Faydacılıkta haklar, genel refahın korunmasına hizmet ettikleri ölçüde değerlidir; bu durum, azınlık haklarının büyük çoğunluğun mutluluğu için feda edilebilmesi riskini taşır.
  • Dağıtım Sorunu: Faydacılık, toplam faydayı artırmaya odaklanır; bölüşümün nasıl olduğu ikincil bir meseledir. Bu durum, en dezavantajlı üyelerin durumunun toplam fayda hesabı uğruna göz ardı edilmesi riskini doğurur. Rawls'un Fark İlkesi (Difference Principle), bu kabul edilemez bölüşüm sonuçlarına karşı bir güvence mekanizmasıdır.
  • Kişilerarası Karşılaştırma Sorunu: Faydacılık, farklı bireylerin "fayda" miktarının ölçülebileceğini ve toplanabileceğini varsayar. Rawls, bu subjektif deneyimlerin objektif olarak ölçülmesinin imkânsız olduğunu savunarak, yerine herkesin rasyonel olarak arzu edeceği "birincil toplumsal iyiler" (primary social goods) kavramını kullanır. Bunlar; temel haklar ve özgürlükler, hareket ve meslek seçimi özgürlüğü, makul pozisyonlara erişim güvencesi, gelir ve servet ile öz-saygının toplumsal temelleridir. Adalet hesaplaması, fayda üzerinden değil, bu objektif iyilerin adil dağıtımı üzerinden yapılır.

II. Başyapıt ve Temel Yapı

3. Bir Adalet Kuramı (A Theory of Justice)- Yöntem

Adil ilkelerin adil bir süreçten kaynaklanması gerektiği tezinden hareket eden Rawls, adalet ilkelerinin seçimi için Orijinal Pozisyon (Original Position) ve Bilgisizlik Peçesi (Veil of Ignorance) kavramlarını ortaya atmıştır. Orijinal Pozisyon, bir toplumun temel yapısını yönetecek adalet ilkelerinin seçildiği varsayımsal bir başlangıç durumudur. Bu pozisyonda, taraflar (rasyonel temsilciler) Bilgisizlik Peçesi altındadır. Bu peçe, temsilcilerin, temsil ettikleri bireylerin toplumsal konumları, doğuştan gelen yetenekleri, kapsamlı doktrinleri (dini inançları), cinsiyetleri veya ırkları hakkındaki ahlaki açıdan rastgele olan bilgileri bilmesini engeller. Bu mekanizma, karar alıcıları, kendilerini en kötü durumdaki bireyin yerine koymaya zorlayarak doğal piyangonun sonuçlarını nötralize eder.

Taraflar, Bilgisizlik Peçesi altında adalet ilkelerini seçerken Maximin Kuralı'nı (Maksimum Minimum) izlerler. Maximin, risk altındaki karar verme durumlarında, her alternatifin en kötü sonucuna (minimum) bakmayı ve bu minimumlar arasında en iyi olanı (maksimum) seçmeyi öneren bir stratejidir. Bu kural, tarafların peçe kalktığında kendilerini en kötü durumda bulma riskini en aza indirerek en kötü durumda kalanın durumunu en iyi hale getiren ilkelerin seçilmesini garantiler (Rawls, 1971, s. 152-157). Tarafların maksimize etmeye çalıştığı şey ise, haklar, özgürlükler, fırsatlar, gelir, servet ve öz-saygının toplumsal temelleri gibi rasyonel bireylerin arzu edeceği varsayılan Birincil Toplumsal İyiler'dir.

 

 4. Adaletin İki İlkesi

Orijinal Pozisyon'dan rasyonel olarak seçilen nihai adalet ilkeleri, toplumun temel yapısını düzenler ve birbirlerine göre katı bir dizinsel öncelik (lexical priority) sırasına sahiptirler (Rawls, 1971, s. 302).

Adaletin İki İlkesi:

  1. Birinci İlke (Eşit Temel Özgürlükler İlkesi): Herkesin, diğerlerinin benzer özgürlük sistemleriyle uyumlu olan en kapsamlı eşit temel özgürlükler sistemine sahip olma konusunda eşit hakkı vardır.
  2. İkinci İlke (Eşitlik İlkesi): Toplumsal ve ekonomik eşitsizlikler şu iki koşulu karşılamalıdır:
    • a. Fark İlkesi: En dezavantajlı olanların en büyük yararına olacak şekilde düzenlenmelidirler. Eşitsizlikler, ancak en yoksul olanın durumunu, tamamen eşitlikçi bir sisteme göre daha iyi hale getirdiği sürece haklı çıkarılabilir.
    • b. Adil Fırsat Eşitliği İlkesi: Adil fırsat eşitliği koşulları altında herkese açık olan mevkilere ve pozisyonlara bağlı olmalıdırlar. Bu ilke, sosyal rastlantısallıkların etkisini fiilen nötralize etmeyi hedefler.

Bu ilkeler arasındaki hiyerarşi kesindir: Temel özgürlükler (Birinci İlke) asla sosyal ve ekonomik faydalar veya etkinlik uğruna feda edilemez veya kısıtlanamaz. İkinci İlke ise kendi içinde önceliklidir: Adil Fırsat Eşitliği (2.b) Fark İlkesi'nden (2.a) önce gelir. Dolayısıyla tam dizinsel sıra şöyledir: Özgürlük İlkesi, Adil Fırsat Eşitliği İlkesi, Fark İlkesi.

5. Uygulanabilir Siyasi Sistemler

Rawls, adalet ilkelerinin uygulanabileceği somut kurumsal çerçeveleri incelerken, yaygın kapitalizm biçimlerinin, özellikle de Refah Devleti Kapitalizmi'nin (Welfare State Capitalism) bu ilkelere tam olarak uymadığını belirtir. Refah Devleti, kapitalist mülkiyetin yoğunlaşmasına izin verir ve yeniden dağıtımı sadece sonuç olarak (vergilendirme sonrası) yapar. Bu durum, eğitim ve siyasi katılım fırsatlarının yoksullar için fiilen kapanmasına neden olarak, Adil Fırsat Eşitliği İlkesi'nin ihlaline yol açar (Rawls, 2001).

Rawls'un adil bulduğu, sermayenin ve insan sermayesinin mülkiyetini toplum genelinde yaygınlaştırmayı hedefleyen iki temel sistem vardır (pre-distribution odaklı):

  • Mülk Sahipli Demokrasi (Property-Owning Democracy- POD): Zenginliğin ve sermayenin mülkiyetinin miras vergileri ve eğitim yatırımlarıyla baştan itibaren (at the outset) yaygın bir şekilde dağıtılmasını sağlayarak, eşitsizliklerin birikmesini önlemeyi amaçlar.
  • Liberal Sosyalizm (Liberal Socialism- LS): Ekonominin ana üretim araçlarının toplumsal mülkiyeti altında olduğu bir sistemdir. Ancak yatırım ve büyük ölçekli üretim kamusal kontrol altındadır. Bu sistem de temel özgürlükleri koruyarak Fark İlkesi'ni sosyal mülkiyet yoluyla gerçekleştirmeyi hedefler.

Teorik olarak, her iki sistem de adalet ilkelerini tam olarak karşılayabilir.

 

III. İstikrar ve Uluslararası İlişkiler

6. Siyasal Liberalizm (Political Liberalism)- İstikrar Sorunu

Rawls, 1993 tarihli eseri Siyasal Liberalizm (Political Liberalism) ile adalet teorisinin uzun vadeli istikrar sorununu ele almıştır. Modern özgür toplumlarda, baskıcı bir devlet gücü olmaksızın, vatandaşların kaçınılmaz olarak birbirleriyle çelişen, ancak yine de makul (reasonable) olan çok sayıda felsefi, dini ve ahlaki doktrinlere sahip olacakları gerçeği (Makul Çoğulculuk Gerçeği) kabul edilir (Rawls, 1993).

Bu çoğulculuk ortamında, adalet ilkelerinin tek bir kapsamlı doktrinden değil, toplumdaki tüm makul kapsamlı doktrinlerin kabul edebileceği ortak bir zemin oluşturması gerekir. Bu zemine Örtüşen Görüş Birliği (Overlapping Consensus) adı verilir. Örtüşen Görüş Birliği, farklı makul kapsamlı doktrinlerin, aynı siyasi adalet ilkelerini kendi iç gerekçeleriyle desteklemesi durumudur (Rawls, 1993, s. 133-140).

İstikrarın ve meşruiyetin temeli olan bu görüş birliğinin işleyebilmesi için, vatandaşların Kamusal Akıl (Public Reason) ile hareket etmesi gerekir. Kamusal Akıl, temel anayasal ve adalet meseleleri tartışılırken, vatandaşların ve kamu görevlilerinin, kararlarını sadece herkes tarafından kabul edilebilir makul siyasal değerler ve argümanlarla gerekçelendirmesi zorunluluğudur. Bu, kişisel dini inançlar veya kapsamlı ahlaki ideallerden gelen argümanların kamusal tartışmaya sokulmaması gerektiği anlamına gelir.

7. Halkların Hukuku (The Law of Peoples)- Küresel Adalet

Rawls, Halkların Hukuku (The Law of Peoples, 1999c) adlı eserinde, adalet teorisini uluslararası ilişkilere ve küresel adalete uygulamıştır. Bu geçiş, bireylerin temsilcileri yerine Halkların temsilcilerinin yer aldığı varsayımsal bir İkinci Orijinal Pozisyon kurularak gerçekleştirilir.

Halkların Sınıflandırılması: Rawls, dünya toplumlarını, iç düzenlemelerine göre gruplandırır. Küresel adalet kuramı, öncelikle İyi Düzenlenmiş Halklar (Well-ordered Peoples) (liberal ve saygın halklar) arasındaki ilişkilere odaklanır. Bunun dışındakiler haydut devletler ve yük altındaki toplumlardır.

Halkların Hukuku'nun Sekiz İlkesi: İkinci Orijinal Pozisyonda, bu iyi düzenlenmiş halkların temsilcileri; bağımsızlık, antlaşmalara uyum, müdahale etmeme ve insan haklarına saygı gibi sekiz ilke üzerinde anlaşır.

Küresel Fark İlkesi'nin Reddi: Rawls, uluslararası alanda, ulusal düzeydeki gibi bir Küresel Fark İlkesi (Global Difference Principle) uygulanmasını reddeder. Rawls’a göre, bir halkın zenginliği ya da yoksulluğu, temel olarak ulusal siyasi kültürünün ve kurumlarının bir sonucudur. Bu nedenle, yardım etme görevi, zenginliği yeniden dağıtmayı hedefleyen sürekli bir görev değil, sadece zor durumdaki toplumların iyi düzenlenmiş olma durumuna ulaşmalarını sağlamakla sınırlı, geçici bir Yardım Etme Görevi (Duty of Assistance)’dir.

IV. Eleştiri ve Etki

8. Eleştiriler ve Karşı Görüşler

Rawls'un küresel adalet ve siyasi liberalizm çerçevesi, güçlü eleştirilere maruz kalmıştır:

  • Küresel Adalet Eleştirisi (Thomas Pogge): Rawls'un öğrencisi olan Thomas Pogge, Halkların Hukuku'nu, Bir Adalet Kuramı'ndaki radikal eşitlikçiliğin küresel alanda terk edilmesi olarak görür. Pogge'a göre, küresel düzeyde de bireylerin kaderini etkileyen bir Küresel Temel Yapı (Global Basic Structure) (ticaret, finans) mevcuttur. Pogge, zengin ulusların, mevcut küresel yapı nedeniyle yoksulluk içinde yaşayan insanlara karşı negatif bir görev (zarar vermeme görevi) taşıdığını savunur (Pogge, 2002).
  • Ekonomik ve Eşitlikçi Eleştiri (G.A. Cohen): Marksist eleştirmen Cohen, Fark İlkesi'nin yetenekli bireylere verilen yüksek gelirleri kabul etmesini, toplumsal eşitsizlikleri meşrulaştırmada fazla hoşgörülü bulur (Cohen, 2008).
  • Feminist Eleştiri (Susan Moller Okin): Okin, Rawls’un “özgün pozisyon” varsayımlarının ailenin içindeki toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ve özel alandaki güç dengesizliklerini yeterince ele alamadığını iddia etmiştir (Okin, 1989).
  • Kavramsal Eleştiriler: Bazı eleştirmenler, Rawls'un "Dürüst Halklar"a (saygın hiyerarşik toplumlar) gösterdiği hoşgörünün aşırı olduğunu ve insan haklarının dar tanımının liberal olmayan rejimleri meşrulaştırdığını iddia eder (Beitz, 1999).

9. Rawls'un Güncel Mirası

John Rawls'un teorik çerçevesi, 21. yüzyıl siyasetine olan etkisini sürdürmektedir.

  • Eşitlik ve Dağıtımcı Adalet: Fark İlkesi, evrensel temel gelir (UBI) ve servet vergileri gibi modern tartışmaların merkezindedir.
  • Siyasi Kutuplaşma ve Kamusal Akıl: Kamusal Akıl kavramı, günümüzdeki kutuplaşma, popülizm ve "post-truth" siyaset ortamında rasyonel müzakere standartlarını belirleme çabaları için hayati bir rehberdir.

 

GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

John Rawls, Bir Adalet Kuramı ile siyaset felsefesini Faydacılığın araçsallaştırıcı mantığından kurtararak, bireysel hakların dokunulmazlığını ve yapısal eşitlikçiliği merkeze yerleştirmiştir. Orijinal Pozisyon ve Bilgisizlik Peçesi gibi kurgusal araçlar, adalet ilkelerinin seçimini ahlaki açıdan keyfi faktörlerden bağımsız bir temele oturtmuştur. Teorinin en radikal katkısı, eşitsizlikleri ancak en dezavantajlı olanın durumunu iyileştirmesi koşuluna bağlayan Fark İlkesi'dir.

Bununla birlikte, sonraki çalışmaları olan Siyasal Liberalizm ve Halkların Hukuku, teorisinin sınırlarını ve bazen de çelişkilerini (Küresel Fark İlkesi'nin reddi gibi) ortaya çıkarmıştır. Sonuç olarak, Rawls'un mirası sadece sunduğu ilkelerden ibaret değil, aynı zamanda bu ilkelerin istikrarı, meşruiyeti ve küresel uygulanabilirliği hakkındaki süregelen felsefi tartışmayı da kapsamaktadır.

KAYNAKÇA

  • Beitz, C. R. (1999). Political Theory and International Relations. Princeton University Press.
  • Cohen, G. A. (2008). Rescuing Justice and Equality. Harvard University Press.
  • Freeman, S. (2007). Rawls. Routledge.
  • Okin, S. M. (1989). Justice, Gender, and the Family. Basic Books.
  • Pogge, T. (2002). World Poverty and Human Rights. Polity Press.
  • Rawls, J. (1971). A Theory of Justice. Belknap Press.
  • Rawls, J. (1993). Political Liberalism. Columbia University Press.
  • Rawls, J (199b)A Brief Inquiry into the Meaning of Sin and Faith: With "On My Religion”, APA Newsletter.
  • Rawls, J. (1999c). The Law of Peoples. Harvard University Press.
  • Rawls, J. (2001). Justice as Fairness: A Restatement. Belknap Press.

Notlar:

  1. Bu deneyimlere dair detaylar, Justice as Fairness: A Restatement eserinin ve "Reply to Habermas" makalesinin giriş bölümlerinde yer alan otobiyografik notlarda ve felsefi gerekçelendirmelerde belirtilmektedir
  2. John Rawls, A Theory of Justice (Harvard University Press, 1971), 3. Bölüm.
  3. John Rawls, Political Liberalism (Columbia University Press, 1993), Giriş.
  4. Thomas Pogge, World Poverty and Human Rights: Cosmopolitan Responsibilities and Reforms (Cambridge University Press, 2002), Bölüm 4.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cambridge'in Kışkırtıcı (Provocative) Dehası: Joan Robinson'ın Entelektüel ve Duygusal Öyküsü

İktisat Eğitimi Öğrencileri Piyasa Yanlısı mı Yapıyor?

TÜRKİYE'NİN ÖNCÜ KADIN AKADEMİSYENLERİ: İKTİSAT VE SOSYAL BİLİMLER ANALİZİ