Émile Durkheim(1858-1917) Sosyolojisinde Solidarizm: Düzen, Ahlak ve Anomiye Çözüm Arayışı

 

Émile Durkheim(1858-1917) Sosyolojisinde Solidarizm: Düzen, Ahlak ve Anomiye Çözüm Arayışı

Ercan Eren

Giriş

19.yüzyılın son çeyreği, Avrupa toplumları için yalnızca teknolojik bir sıçrama değil, aynı zamanda geleneksel toplumsal dokunun kökten sarsıldığı radikal bir dönüşüm çağıdır. Sanayi Devrimi’nin tetiklediği hızlı şehirleşme ve genişleyen işbölümü, bireyi cemaat bağlarından kopararak modern toplumun merkezine yerleştirirken; beraberinde düzen, birlik ve ahlaki otorite krizlerini de getirmiştir. Bu kaotik vasat içerisinde Émile Durkheim, sosyolojiyi yalnızca toplumsal olguları betimleyen bir dal değil, modernitenin patolojilerine rasyonel reçeteler sunan bir "ahlak bilimi" olarak inşa etmeyi amaçlamıştır. Durkheim’ın düşünce dünyasının odağında yer alan temel soru güncelliğini hâlâ korumaktadır: Bireyselliğin ve uzmanlaşmanın zirveye çıktığı modern bir çağda, toplumsal bütünlük ve dayanışma yeniden nasıl tesis edilecektir?

Durkheim bu sorunun yanıtını, toplumun evrimsel bir süreçle mekanik dayanışmadan organik dayanışmaya geçişinde ve bu geçişin yarattığı sarsıntılarda arar. Ona göre modern toplumun en büyük tehdidi, kuralsızlık ve normatif boşluk olarak tanımlanan "anomi"dir. Geleneksel dinsel bağların zayıfladığı sekülerleşme sürecinde, ekonomik ilişkilerin ahlaki bir zeminden yoksun kalması, toplumu atomize etmekte ve bireyi anlam kaybına sürüklemektedir. İşte bu noktada Durkheim, "Solidarizm" (Dayanışmacılık) teorisiyle; mesleki gruplar, seküler ahlak eğitimi ve kolektif bilincin yeniden inşası üzerinden kapsamlı bir toplumsal restorasyon projesi sunar.

Bu çalışmanın temel amacı, Durkheim sosyolojisinde solidarizm kavramının teorik temellerini analiz etmek ve bu teorinin anomi ile egoizm gibi toplumsal patolojilere karşı sunduğu çözüm önerilerini incelemektir. Çalışma kapsamında öncelikle mekanik ve organik dayanışma arasındaki geçiş dinamiği ele alınacak; ardından bu dönüşümün yarattığı krizlerin (anomik ve egoist eğilimler) ampirik ve teorik yansımaları tartışılacaktır. Durkheim’ın toplumsal birliğin en ilkel kökenine inerek din sosyolojisi üzerinden geliştirdiği "kutsal" ve "kolektif coşkunluk" analizleri, solidarizmin ontolojik zeminini anlamak adına incelenecektir.

Son bölümde ise Durkheimcı mirasın çağdaş izdüşümleri üzerinde durulacaktır. Bu bağlamda, Ziya Gökalp üzerinden Türkiye sosyolojisindeki etkisi ve daha da önemlisi, Thomas Piketty’nin 21. yüzyıl eşitsizlik analizleri ile Durkheim’ın ahlaki regülasyon ihtiyacı arasındaki çarpıcı paralellikler irdelenecektir. Böylelikle, Durkheim’ın bir asır öncesinden yaptığı uyarıların, günümüzün küresel ekonomik krizleri ve sosyal piyasa ekonomisi tartışmaları için ne denli hayati bir referans noktası olduğu ortaya konulmaya çalışılacaktır.

I. Sosyolojinin Kurucu Arayışı

A. Konunun Önemi: Düzen, Birlik ve Bilim Misyonu

19.yüzyılın sonu, Avrupa toplumları için radikal bir toplumsal dönüşüm çağıydı. Sanayi Devrimi’nin hızlandırdığı toplumsal işbölümü, geleneksel cemaat bağlarını hızla çözmüş, toplumu atomize ederek bireyi merkezileştirmiştir. Bu durum, toplumsal bütünlüğün (cohesion) krizi ve normatif düzensizlik (anomi) tehlikesini beraberinde getirmiştir. Sosyolojinin kurucularından Émile Durkheim (1858–1917), temel eseri Toplumsal İşbölümü’nde bu varoluşsal sorunu şu şekilde formüle etmiştir: "Bireyciliğin yükseldiği ve geleneksel ahlaki otoritenin çöktüğü bir çağda, toplumsal düzen (order) ve birlik nasıl sürdürülecektir?"

Durkheim, bu kritik sorunun yanıtını felsefi spekülasyonlarda değil, bilimsel bir disiplin olarak kurmayı amaçladığı sosyolojide aramıştır. Sosyolojik Yöntemin Kuralları adlı çalışmasında toplumsal olguların "şeyler gibi" incelenmesi gerektiğini savunmuş ve bu bilimsel yaklaşım aracılığıyla modern toplumun patolojilerine rasyonel çözümler sunmayı hedeflemiştir. Bu bağlamda Durkheim’ın sosyolojisi, sadece toplumu açıklamakla kalmaz, aynı zamanda onu iyileştirmeyi hedefleyen bir ahlak bilimi olma iddiasını taşır.

B. Temel Kavramlar: Solidarizm, Toplumsal Olgu ve Kolektif Bilinç

Durkheim'ın sosyolojisi, Solidarizm teorisini inşa ederken üç temel kavramı merkeze alır:

  1. Toplumsal Olgu (Fait Social): Sosyolojinin çalışma nesnesidir. Bireyin dışındadır, birey üzerinde zorlayıcı bir güce sahiptir ve toplumsal bağın temel yapı taşlarını oluşturur.
  2. Solidarizm (Dayanışmacılık): Toplumsal bağın ve toplum üyelerinin birbirine nasıl bağlandığının doğasını inceler. Durkheim, toplumsal bağın tarihsel süreçte Mekanik ve Organik olmak üzere iki farklı biçim aldığını ileri sürer.
  3. Kolektif Bilinç (Conscience Collective): Bir toplumun ortalama üyelerinin sahip olduğu ortak inanç ve duygu bütünüdür. Bu bilinç, toplumsal kuralların ve ahlakın kaynağını oluşturur; Solidarizmin gücü, doğrudan Kolektif Bilincin yoğunluğuyla ilişkilidir.

C. Çalışmanın Amacı ve Kapsamı

Bu çalışma, Émile Durkheim'ın Solidarizm teorisini analize tabi tutarak, onun organik dayanışmayı bozan anomi (ahlaki ve normatif boşluk) tanımına odaklanacaktır. Çalışma, bu patolojiye karşı sunduğu Mesleki Gruplar ve Seküler Ahlak gibi çözüm önerilerini inceleyecektir.

Ayrıca, çalışmanın en kritik unsurlarından biri olarak, Durkheim'ın teorik çerçevesinin çağdaş toplumlar üzerindeki etkisi değerlendirilecektir. Bu bağlamda, onun solidarizm idealinin, modern Sosyal Piyasa Ekonomileri ve özellikle Thomas Piketty'nin eşitsizlik üzerine yaptığı çalışmalarda nasıl bir felsefi zemin oluşturduğu ortaya konulacaktır. Çalışma, Durkheim'ın 21. yüzyılın toplumsal ve ekonomik krizlerine getirdiği çözümlerin geçerliliğini sorgulamayı hedeflemektedir.

II. Solidarizmin Teorik Temelleri: Toplumsal İşbölümü

Durkheim, toplumsal bağın niteliğini analiz etmek için toplumsal işbölümü kavramını merkezi bir araç olarak kullanmış ve bu analizini temel olarak Toplumsal İşbölümü adlı eserine dayandırmıştır.

Durkheim'a göre, işbölümünün gelişimi, toplumları iki temel dayanışma türünden birine doğru itmiştir: Mekanik ve Organik Dayanışma.

A. Mekanik Dayanışma (Solidarité Mécanique)

Mekanik Dayanışma, Durkheim'ın geleneksel veya ilkel toplumlar olarak tanımladığı yapıyı karakterize eder.

  • Özellikleri: Bu dayanışmanın kaynağı, üyelerin birbirine olan benzerliğidir. Bireyler, aynı inançları, duyguları ve değerleri paylaşır; bu da Kolektif Bilinci yoğun ve baskın hale getirir. Bireysellik düzeyi oldukça düşüktür. Toplumun her bir üyesi, işlevsel olarak birbirinin yerine geçebilir.
  • Hukuk Tipi: Kolektif bilince karşı işlenen suçların ağır yaptırımlarla karşılandığı Bastırıcı Hukuk (Repressive Law) baskındır. Ceza, toplumsal ahlakın gücünü yeniden onaylama işlevi görür.

B. Organik Dayanışma (Solidarité Organique)

Organik Dayanışma ise, modern, sanayileşmiş ve karmaşık toplumların karakteristiğidir. İşbölümünün artmasıyla ortaya çıkmıştır.

  • Özellikleri: Bu dayanışma, üyelerin birbirlerinden farklılığına ve bu farklılıktan doğan karşılıklı bağımlılığa dayanır. Her birey ve kurum, toplumsal bir "organizmanın" farklı organları gibi özelleşmiş bir işlevi yerine getirir. Bireysel bilinç güçlenir ve Kolektif Bilincin kapsamı daralır. Bireyler, uzmanlaşmış işlevleri nedeniyle birbirlerine zorunlu olarak ihtiyaç duyarlar.
  • Hukuk Tipi: Hukukun temel amacının bozulan işbirliğini ve ilişkileri eski haline getirmek olduğu Onarıcı Hukuk (Restitutive Law) baskındır. Onarıcı hukuk, restorasyon yoluyla işlevsel ilişkileri yeniden kurmayı hedefler.

C. Dayanışmanın Dönüşümü

Modernleşme süreci, dayanışmanın kaynağını kökten değiştirir. Mekanik yapıdan Organik yapıya geçişle birlikte:

  1. Kolektif Bilinç Zayıflar: Ortak inançların yoğunluğu azalır.
  2. Bireysellik Yükselir: Bireyin özerkliği ve kişisel bilinç alanı genişler.
  3. Dayanışmanın Kaynağı Değişir: Toplumsal bağ, benzerlikten zorunlu işlevsel bağımlılığa kayar.

Bu dönüşüm Durkheim için ilerleyici olsa da eğer ahlaki kurallar bu yeni karmaşık ilişki ağını düzenlemekte yetersiz kalırsa, anomi patolojisinin ortaya çıkacağını ileri sürmüştür.

III. Solidarizmin Krizi: Anomi ve Toplumsal Patoloji

Organik dayanışmanın doğal gelişimi, modern toplum için bir ilerleme gösterse de Durkheim'a göre bu geçiş süreci kendi içinde patolojik durumları barındırır. Durkheim, bu patolojileri anomi ve bütünleşme eksikliği olmak üzere iki temel kriz noktası etrafında inceler.

A. Anomi Kavramının Analizi: Tanımı, Kökenleri ve İlişkisi

Anomi, Durkheim sosyolojisinin en merkezi kavramlarından biridir ve kelime anlamıyla kuralsızlık ya da normatif boşluk anlamına gelir.

  • Tanımı: Anomi, toplumsal moral kuralların bireyin istek ve beklentilerini düzenleme gücünü kaybettiği, belirsizliğin hâkim olduğu bir durumu ifade eder. Durkheim, Toplumsal İşbölümü eserinde, işbölümünün hızla ve ahlaki kuralların gerisinde geliştiği zorlanmış işbölümü ve anomik işbölümü durumlarını modern toplumun hastalığı olarak tanımlar.
  • Kökenleri ve Modern Toplumla İlişkisi: Anomi, özellikle modern toplumdaki hızlı değişim dönemlerinde ortaya çıkar. Bu durum;
    • Ekonomik Krizler: Ticari ve sınai krizler, kuralların yıkıldığı ve beklentilerin altüst olduğu dönemlerdir.
    • Endüstriyel Huzursuzluk: Sermaye ve emek arasındaki ilişkileri düzenleyen ahlaki kuralların eksikliği veya yetersizliği, sürekli çatışma ve düzensizliğe yol açar. Bireyin ne istediğine ne kadar kazanabileceğine dair sınırların kalkması, sürekli tatminsizliğe ve moral çöküşe neden olur.

B. Anomi ve İntihar İlişkisi: Anomik İntihar

Durkheim, anomi kavramını ampirik olarak kanıtlamak için çığır açan eseri İntihar ’da toplumsal düzenleme (regülasyon) eksikliğinin bireysel sonuçlarını inceler.

  • Anomik İntihar: Bu intihar tipi, bireyin toplumsal normlar ve kurallar tarafından yeterince düzenlenmediği zamanlarda ortaya çıkar. Birey, sınırları ve hedefleri belirsizleştiği için bir amaç duygusunu kaybeder. Ekonomik krizlerin yanı sıra (altüst oluş), ani zenginleşme (kuralsız büyüme) dönemlerinde de anomi yaşanabilir; çünkü her iki durumda da eski kurallar ve sınırlar artık geçerli değildir.

C. Egoizm ve Bütünleşme Eksikliği: Egoist İntihar

Durkheim, Solidarizmin krizini sadece düzenleme (regülasyon) eksikliği (anomi) ile değil, aynı zamanda bütünleşme (entegrasyon) eksikliği ile de ilişkilendirir.

  • Bütünleşme (Entegrasyon) Eksikliği: Bireyin toplumsal gruba olan bağlarının zayıflaması veya kopması durumudur. Birey, kendisini kolektiften izole edilmiş ve yalnız hisseder.
  • Egoist İntihar: Bu intihar tipi, bireyin toplumsal gruba olan bağlarının zayıf olmasından kaynaklanır. Toplumsal destek azaldığında, birey aşırı ölçüde kendi kendine yeterli hale gelir ve kişisel ıstırabı kolektif bir anlam bulamaz. Din, aile ve siyasi grupların bireyi kucaklayıcı gücünün azalması, egoist intihar oranlarının artmasına yol açar.

Durkheim'a göre, modern toplumun sorunu, bireyin hem yeterince düzenlenmemesi (Anomi) hem de yeterince bütünleşmemesi (Egoizm) ikilemi etrafında şekillenir.

IV. Solidarizme Yönelik Çözüm Önerileri: Ahlakın Yeniden Tesisi

Durkheim, modern toplumun karşılaştığı anomi ve egoizm patolojilerini teşhis ettikten sonra, organik dayanışmayı güvence altına alacak ve onu kalıcı kılacak iki temel kurumsal ve kültürel çözüm önermiştir: Mesleki Gruplar aracılığıyla ekonomik hayatın ahlaki düzenlenmesi ve Seküler Ahlak Eğitimi aracılığıyla yeni Kolektif Bilincin inşası.

A. Mesleki Gruplar (Corps Professionnels)

Durkheim, organik toplumun merkezi krizinin, ekonominin merkezi rolüne rağmen ahlaki ve hukuki düzenlemeden yoksun kalması olduğunu savunur. Çözüm, işbölümünün gerçekleştiği yerlerde yeni bir ahlaki otorite yaratmaktır.

  • Tanımı ve İşlevi: Devlet ve Birey Arasında Aracı Kurum Rolü. Mesleki Gruplar, aynı işkolunda çalışan işçi ve işverenleri bir araya getiren ikincil kurumlar olarak tasarlanmıştır. Bu grupların temel işlevi, atomize olmuş bireyler ile soyut Devlet arasında bir köprü görevi görmektir.
    • Entegrasyon: Bireye, kendisinden büyük bir gruba ait olma hissi vererek egoizmi hafifletir.
    • Regülasyon: Mesleki ilişkileri (ücret, çalışma saatleri, rekabet kuralları) ahlaki normlar ve hukuki kararlar aracılığıyla düzenleyerek anomiyi önler.
  • Ahlaki Özerklik ve Zorunluluk: Durkheim, bu grupların sadece gönüllü dernekler olmasını değil, aynı zamanda belirli bir ahlaki özerkliğe sahip olmasını ve üyeliğin zorunlu olmasını savunur.

Bu zorunluluk, grupların koyduğu ahlaki ve hukuki kuralların, işçi-işveren entegrasyonunu sağlamada etkin olabilmesi için hayati önem taşır.

  • Korporatizm ile Karşılaştırması: Durkheim'ın Mesleki Gruplar vizyonu, çoğunlukla siyasi ve otoriter rejimlerle ilişkilendirilen Korporatizm'den (Örneğin Mussolini İtalya’sı) farklıdır. Durkheimcı model, işlevsel (ahlaki) korporatizm olarak adlandırılabilir; temel amacı ekonomik çıkar gruplarını siyasi denetime almak değil, ekonomik hayatı ahlaki düzenlemelerle Organik dayanışmaya entegre etmektir.

B. Seküler Ahlak ve Eğitim

Durkheim, modern toplumun birliğini sağlamanın, sadece kurumsal reformlarla (Mesleki Gruplar) değil, aynı zamanda yeni bir ahlaki zemin oluşturmakla mümkün olduğunu öne sürer.

  • Toplumsal Birliğin Yeni Bir Laik Ahlak Aracılığıyla Yeniden İnşası: Dinî inançların toplumsal bağlayıcılığının azaldığı modern çağda, okulun temel görevi toplumu yaşatacak seküler (laik) bir ahlakı bireye aşılamaktır. Bu ahlak, bilimsel temellere dayanmalı ve bireye toplumun otoritesinin mantıksal gerekliliğini öğretmelidir. Durkheim, ahlakı üç temel unsur üzerinden inceler:
    1. Disiplin (Ruhsal Sınırlandırma): Bireyin arzularına ve amaçlarına sınır koyar (Anomiye çözüm).
    2. Toplumsal Gruplara Bağlılık (Attachment): Bireyin kendisinden büyük bir amaca hizmet etme bilinci (Egoizme çözüm).
    3. Özerklik/İrade (Autonomy/Will): Ahlaki kuralların birey tarafından bilinçli olarak anlaşılması ve kabul edilmesi.

Böylece eğitim, yeni organik dayanışmanın gerektirdiği bireyselliği korurken, aynı zamanda toplumsal düzeni sağlayacak ahlaki ve entegratif temeli oluşturur.

V. Solidaritenin En İlkel Kökeni: Din Sosyolojisi

Solidarizmin ve ahlakın toplumsal kökenini nihai olarak anlamak için Durkheim, sosyolojik araştırmasını en basit toplumsal biçimlere, yani Avustralya Aborjinlerinin totemizmine yönlendirmiştir. Temel tezi, Dinin Özü ve Toplumun Özü’nün aynı olduğu yönündedir.

A. Dinin İşlevi: Dinin Kökeninin ve Gücünün Toplumun Kendisi Olduğu Tezi

Durkheim’a göre din, basitçe doğaüstü varlıklara inanmaktan ibaret değildir. Din, toplumun üyeleri arasında birliği ve dayanışmayı sağlayan en temel kurumdur.

  • Toplumsal Köken: Durkheim, tanrıların ve ruhların aslında kolektif bilinç'in ve toplumun kendisinin sembolik dışavurumları olduğunu ileri sürer. Bireyler, dini ritüellerde tapındıkları şeyin, farkında olmadan, kendilerinden büyük, zorlayıcı ve yüce olan toplumsal gücün ta kendisi olduğunu düşünürler. Bu nedenle din, toplumun en etkili aracıdır.

B. Kutsal ve Profan (Sacré et Profane)

Din, evreni iki karşıt ve kesin kategoriye ayırarak düzenleme işlevi görür: Kutsal (Sacré) ve Profan (Profane).

  • Kutsal: İnanışlar ve ritüeller yoluyla bireye dokunulmazlık, saygı ve korku duygusu veren, sıradan olandan tamamen ayrılmış, üstün ve yasaklanmış olan her şeydir. Kutsal alan, toplumu temsil eder.
  • Profan: Kutsal olmayan, sıradan, günlük yaşamın ve kişisel ihtiyaçların alanıdır.
  • Toplumsal Dayanışmadaki Rolü: Kutsal ve Profan ayrımı, topluluğun ortak inançlarını, değerlerini ve kolektif bilincini somutlaştırır ve sürdürür. Kutsal olanı paylaşmak ve onu ihlal etmemek, topluluğun bir arada kalmasını sağlayan zorlayıcı ahlaki temeldir.

C. Ritüeller ve Kolektif Coşkunluk (Effervescence Collective)

Dinî ritüeller, dinin ve dolayısıyla toplumun kendisinin gücünü yeniden üreten ve pekiştiren ana mekanizmadır.

  • Ritüeller: Belli zamanlarda toplanarak, ortak eylemlerde (dans, şarkı, ayin) bulunma zorunluluğunu taşıyan toplumsal davranış biçimleridir.
  • Kolektif Coşkunluk: Ritüellerin en kritik sonucu, bireylerin bir araya geldiği bu yoğun anlarda ortaya çıkan kolektif coşkunluk halidir. Bu, bireyin kendisini aşan bir güce sahip hissettiği, duygusal yoğunluğun zirveye çıktığı ve bireysel bilincin geçici olarak kolektif bilinçte eridiği bir durumdur. Bu deneyim, toplumsal bağı güçlendirir, Kolektif Bilinci canlandırır ve topluluğun üyelerinin birbirlerine olan inançlarını tazeler.

Ritüeller ve Kolektif Coşkunluk anları, Mekanik Dayanışmanın temelini oluşturan benzerlik ve ortak duygu ihtiyacını karşılayarak, Solidaritenin en ilkel ve en güçlü kaynağını oluşturur.

VI. Durkheim'ın Etkisi ve Karşılaştırmalı Analiz

Durkheim'ın Solidarizm teorisi, sadece klasik sosyolojinin temellerini atmakla kalmamış, aynı zamanda ulus-devletlerin inşası ve çağdaş ekonomik eşitsizlik tartışmaları üzerinde de derin izler bırakmıştır.

A. Türkiye Sosyolojisine Etkisi: Ziya Gökalp ve Ulusal Solidarizm

Durkheim'ın düşünceleri, Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemi ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş aşamasında Ziya Gökalp aracılığıyla Türkiye sosyolojisine aktarılmıştır. Gökalp, Durkheim'ın Solidarizm, Kolektif Bilinç ve Toplumsal Olgu kavramlarını kendi milliyetçilik ve Türkçülük ideolojisinin temeline oturtmuştur.

  • Kolektif Bilinçten Millî Vicdana: Gökalp, Durkheim'ın kolektif bilinç kavramını, bir milletin ortak duygu ve inançlar bütünü olarak tanımladığı Millî Vicdan kavramına dönüştürmüştür. Bu, ulusal birliğin ve dayanışmanın (solidarizm) ancak ortak kültürel değerler ve eğitim yoluyla yeniden inşa edilebileceği fikrine dayanır.
  • Eğitim ve Kültürel Bütünleşme: Durkheim'ın Seküler Ahlak eğitimine verdiği önem, Gökalp'ın ulusal kimliğin okullar aracılığıyla aktarılması ve dinin toplumsal işlevinin rasyonel bir çerçevede ele alınması yaklaşımlarının da temelini oluşturmuştur.

B. Çağdaş Toplumda Eşitsizlik ve Anomi: Piketty ile Karşılaştırma

Durkheim'ın sanayi toplumunda ahlaki regülasyonun eksikliğinden kaynaklanan anomi uyarısı, 21. yüzyılın ekonomik eşitsizlik tartışmalarıyla ilginç bir paralellik taşır.

  • Ekonomik Anomi ve Regülasyon İhtiyacı: Durkheim, ekonominin ahlaki düzenlemeden yoksun kaldığında bir "canavara" dönüşeceğini ve bunun toplumsal patolojiye yol açacağını belirtmişti.
  • Piketty'nin Eşitsizlik Analizi: Thomas Piketty'nin Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital gibi eserlerindeki temel kaygı, sermaye getirisi (r) ile ekonomik büyüme (g) arasındaki farkın (r> g) eşitsizliği hızlandırmasıdır. Bu durum, toplumsal açıdan kabul edilebilir, hak edilmiş bir gelir dağılımına (Durkheimcı ahlaki düzenleme) olan inancın sarsılmasına ve sonuçta yaygın bir ekonomik anomi hissine yol açabilir. Durkheim, Mesleki Gruplar aracılığıyla bu ekonomik ilişkileri ahlaki olarak sınırlamayı amaçlarken, modern sosyal politikalar ve vergilendirme sistemleri, bu eşitsizlikleri regüle etme işlevini üstlenmiştir.

VII. Sonuç ve Çağdaş Önemi

A. Solidarizmin Kalıcı Mirası

Durkheim'ın Solidarizm teorisi, sosyolojiye toplumsal birliğin kaynağını, işbölümünün gelişimini ve modern toplumun patolojilerini anlamak için vazgeçilmez bir çerçeve sunmuştur. Mekanik ve Organik Dayanışma ayrımı, tarihsel dönüşümü kavrama aracı olmuş; Anomi ve Egoizm kavramları ise düzensizlik ve bütünleşme eksikliğinden doğan bireysel ıstırabın sosyolojik analizini mümkün kılmıştır.

B. Durkheim'ın Güncelliği

Durkheim'ın çözümleri—Mesleki Gruplar aracılığıyla ekonomik hayatın ahlaki düzenlenmesi ve Seküler Ahlak eğitimi—bugün bile güncelliğini korumaktadır. Küreselleşme, teknolojik değişim ve sosyal medyanın yarattığı yeni entegrasyon ve regülasyon krizleri (yeni anomi türleri), Durkheim'ın toplumsal bağın kurumsal ve ahlaki olarak sürekli desteklenmesi gerektiği yönündeki temel uyarısını doğrulamaktadır.

 

Kaynakça

  • Durkheim, Émile. (1893). De la division du travail social (Toplumsal İşbölümü Üzerine). Paris: Félix Alcan.
  • Durkheim, Émile. (1897). Le Suicide: Étude de sociologie (İntihar: Sosyolojik Bir İnceleme). Paris: Félix Alcan.
  • Durkheim, Émile. (1912). Les formes élémentaires de la vie religieuse: Le système totémique en Australie (Din Hayatının Temel Biçimleri: Avustralya'da Totemik Sistem). Paris: Félix Alcan.
  • Durkheim, Émile. (1950). Leçons de sociologie, physique des moeurs et du droit (Sosyoloji Dersleri: Ahlak ve Hukuk Fiziği). Paris: Presses Universitaires de France.
  • Piketty, Thomas. (2013). Le Capital au XXIe siècle (Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital). Paris: Seuil. (Makalede kullanılan (r> g) formülasyonu için temel referans.)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cambridge'in Kışkırtıcı (Provocative) Dehası: Joan Robinson'ın Entelektüel ve Duygusal Öyküsü

İktisat Eğitimi Öğrencileri Piyasa Yanlısı mı Yapıyor?

TÜRKİYE'NİN ÖNCÜ KADIN AKADEMİSYENLERİ: İKTİSAT VE SOSYAL BİLİMLER ANALİZİ