Bir Entelektüel ve Kişisel Metamorfoz: Deirdre McCloskey ve İktisadın İnsanı Yeniden İnşası

 

 

Bir Entelektüel ve Kişisel Metamorfoz: Deirdre McCloskey ve İktisadın İnsanı Yeniden İnşası

Ercan Eren

Sayılardan Erdemlere, Donald’dan Deirdre’ye Bir Yaşam Serüveni

İktisat bilimi, 20. yüzyılın ortalarından itibaren kendini "sosyal bir fizik" olarak tanımlama arzusuyla, insanı sadece rasyonel tercihler yapan bir veri noktasına indirgedi. Bu katı pozitivist kalenin en sadık savunucularından biri olan Donald McCloskey, 1980’lere kadar modern iktisadın sunduğu tüm teknik araçları ustalılıkla kullanan bir "Chicago Boy" idi. Ancak McCloskey’nin hikayesi, ana akımın güvenli limanlarında sona ermedi; aksine hem metodolojik hem de varoluşsal bir başkaldırıya dönüştü.

Deirdre McCloskey’yi iktisadi düşünce tarihinde eşsiz kılan, sadece cinsiyet geçişi yaparak tabuları yıkması değil, aynı zamanda iktisadın kaybettiği "insani ruhu" ona geri verme çabasıdır. O, iktisadı bir "mühendislik" dalı olmaktan çıkarıp, onu ait olduğu yere; etik, retorik ve tarihle beslenen "beşerî bilimler" (Humanities) sahasına geri taşımıştır.

McCloskey’nin düşünce evreni, bugün iktisat dünyasını ikiye bölen o devasa sorunun peşindedir: Modern dünyayı ne zenginleştirdi? Kurumcu iktisatçılar (Acemoğlu, North, Robinson) bu soruyu maddi teşvikler, yasalar ve mülkiyet haklarıyla açıklarken; McCloskey, cevabın "kelimelerde ve fikirlerde" saklı olduğunu savunur. Ona göre Sanayi Devrimi, kömürün veya sömürgelerin değil, burjuvaziye ve onun yaratıcı fikirlerine verilen "toplumsal saygınlığın" bir sonucudur.

Bu çalışma boyunca, bir bilim insanının hayatını ve fikirlerini nasıl birbirinden ayıramayacağımızı göreceğiz. McCloskey’nin Donald olarak başladığı "sayı sayma" serüveninden, Deirdre olarak ulaştığı "erdemli iktisat" (Humanomics) vizyonuna uzanan bu yolculuk; aslında modern iktisadın da kendi içindeki soğuk ve mekanik yapısını aşma çabasının bir özetidir.

McCloskey'nin serüveni bize şunu öğretir: İktisat sadece ne yediğimiz veya ne kadar ürettiğimizle ilgili değildir; o, kim olduğumuz, birbirimize nasıl hitap ettiğimiz ve hangi erdemlere değer verdiğimizle ilgilidir.

 

 I. Bölüm: Pozitivizmin Zirvesinde "Donald" (1960- 1980)

Bu dönem, McCloskey’nin hayatında "Sayıların Mutlakiyeti" dönemidir. Karşımızda, iktisadı fizik kadar kesin, tarihçiyi ise bir laboratuvar teknisyeni kadar tarafsız gören bir zihin vardır.

1. Cliometrics: Tarihi Denkleme Hapsetmek

1960'larda iktisat tarihi, edebi anlatıların ve tozlu arşivlerin egemenliğindeydi. Donald McCloskey ve kuşağı, buna bir son vermek istedi. Tarihi "bilimselleştirmek" adına Cliometrics (Yeni İktisat Tarihi) akımını başlattılar.

  • Argüman: "Eğer geçmişi anlamak istiyorsanız, bize hikâye anlatmayın; regresyon katsayılarını gösterin."
  • Donald'ın Başarısı: McCloskey, özellikle 19. yüzyıl İngiliz ekonomisi üzerine yaptığı çalışmalarla tanındı. Tarımsal verimlilikten demiryollarına kadar her şeyi neoklasik fiyat teorisiyle açıkladı.
  • Örnek Çalışma: İngiliz "Açık Tarla Sistemi"nin (Open Field System) verimsiz bir gelenek değil, aslında risk dağıtımı için rasyonel bir sigorta mekanizması olduğunu matematiksel olarak kanıtladı. Bu, o dönem için devrim niteliğinde bir "rasyonel aktör" savunmasıydı.

2. Chicago’nun "Altın Çocuğu": Friedman ve Rasyonellik

Donald, Chicago Üniversitesi'nde sadece bir hoca değil, o efsanevi "Chicago Ruhu" nun taşıyıcısıydı.

  • Pozitivizm: Milton Friedman’ın The Methodology of Positive Economics eserinde savunduğu; "varsayımlar gerçek dışı olabilir, yeter ki model doğru tahminde bulunsun" fikrinin en sadık uygulayıcısıydı.
  • Homo Economicus: O yıllarda Donald için insan, sadece maddi teşviklere (incentives) tepki veren, fayda maksimizasyonu yapan bir "hesap makinesi"ydi. Etik, sevgi, onur veya retorik gibi kavramlar "bilim dışı" ve "yumuşak" (soft) bulunarak analize dahil edilmezdi.

3. Özel Hayatın Sessiz Uyumu: "Geleneksel Zırh"

Bu akademik katılık, Donald’ın özel hayatında da bir tür "güvenli liman" oluşturuyordu.

  • Kimlik: Harvard'lı seçkin bir profesörün oğlu olarak, kendisinden beklenen "başarılı akademik erkek" prototipini mükemmel şekilde sergiliyordu.
  • Aile: Evliydi, çocukları vardı ve Amerikan orta-üst sınıfının tüm normlarını karşılıyordu. Kendi deyimiyle, o zamanlar içindeki fırtınaları bastıran şey, iktisadın ve toplumsal rollerin sunduğu bu "kesinlik" ve "düzen" duygusuydu.

Bölümün Entelektüel Mirası ve İlk Çatlaklar

1970’lerin sonuna gelindiğinde, Donald McCloskey kariyerinin zirvesindeydi. Ancak ironik bir şekilde, kendi modelleri onu bir duvara çarptırdı. Verilerin mükemmel şekilde uyuştuğu bir modelde bile, insanların "neden" sorusuna verilen cevapların hep eksik kaldığını fark etti.

İktisatçılar birbirlerini "doğru verilerle" değil, o verileri sunuş biçimlerindeki metaforlarla (örneğin "piyasa dengesi", "insan sermayesi") ikna ediyorlardı.

 

II. Bölüm: Retorik Kırılma ve "Modernizm" Eleştirisi (1980- 1994)

Bu dönem, McCloskey’nin iktisat dünyasına karşı attığı en büyük "entelektüel el bombası" ile başlar. 1983 yılında Journal of Economic Literature'da yayımlanan "The Rhetoric of Economics" makalesi, iktisatçıların kendilerini görme biçimini sonsuza dek değiştirecektir.

1. "Krallar Çıplak": İktisat Bir Edebiyat Türü müdür?

Donald, onca yıl boyunca sarsılmaz bir inançla bağlandığı "bilimsellik" kavramını sorgulamaya başlar. Fark ettiği şey basittir ama sarsıcıdır: İktisatçılar, sadece veri sunmazlar; aslında birbirlerini ikna etmeye çalışırlar.

  • Metaforların Keşfi: McCloskey, iktisadın en "sert" kavramlarının bile aslında edebi metaforlar olduğunu kanıtlar. "Görünmez El", "Esneklik", "İnsan Sermayesi" veya "Oyun Teorisi"... Bunlar matematiksel gerçeklikler değil, zihinsel resimlerdir.
  • İkna Sanatı (Retorik): İktisatçıların (Friedman veya Samuelson gibi), iddialarını savunurken aslında Aristo'dan bu yana bilinen retorik sanatlarını (otoriteye sığınma, benzetme yapma, etik duruş sergileme) kullandıklarını gösterir.

2. Modernizm Eleştirisi

Bu dönemde McCloskey, "Modernizm" dediği katı pozitivist anlayışa savaş açar.

  • İddiası: Modern iktisatçılar, "bilimsel" görünmek için kendilerini sadece matematiksel kanıtlara hapsetmişlerdir. Oysa gerçek hayattaki iktisadi tartışmalar; mahkemelerde, şirket toplantılarında ve sokakta konuşarak (persuasion) gerçekleşir.
  • Sonuç: İktisat "Pozitif bir bilim" (fizik gibi) değil, "Edebi ve ahlaki bir bilim"dir (felsefe veya tarih gibi).

3. Özel Hayattaki "Sessiz Fırtına"

Akademik olarak "başkaldıran" bu adamın özel hayatında işler iyice karmaşıklaşmaktadır.

  • Disiplinlerarası Kaçış: Iowa Üniversitesi'ne geçişiyle birlikte, sadece iktisatçılarla değil; şairler, dilbilimciler ve felsefecilerle vakit geçirmeye başlar. Bu, onun zihnini "tek doğru" fikrinden uzaklaştırır.
  • Bastırılmış Kimlik: McCloskey yıllar sonra anlatacaktır ki; bu dönemde retorik ve edebi analizlerle bu kadar çok uğraşmasının bir nedeni, aslında kendi içindeki "öteki" sesi, yani Deirdre’yi anlama çabasıdır. Kelimelerin gücünü keşfettikçe, kendi hayat hikayesini de "yeniden yazabileceğini" fark eder.

Bölümün Özeti: Sayılardan Kelimelere

Donald bu aşamada şunu söylemektedir: "İktisatçılar sadece sayı saymazlar, onlar aslında hikâye anlatırlar. Ve iyi bir iktisatçı, anlattığı hikâyenin sorumluluğunu almalıdır."

III. Bölüm: "Crossing" – Kimlik Devrimi ve Bedeller (1995- 2000)

1995 yılının sonbaharında, 53 yaşındaki ünlü iktisat profesörü Donald McCloskey, bir mektupla meslektaşlarına ve ailesine artık hayatına Deirdre olarak devam edeceğini açıkladı. Bu, sadece bir isim değişikliği değil, McCloskey'nin o güne kadar savunduğu "özgürlük" ve "bireysel seçim" kavramlarının en ağır maliyetli uygulamasıydı.

1. Kişisel Devrim: Donald'ın Ölümü, Deirdre'nin Doğuşu

McCloskey, geçiş sürecini bir "evine dönme" hikayesi olarak tanımlar. Ancak bu dönüş yolu mayınlarla doluydu:

  • Hukuki ve Tıbbi Savaş: Kız kardeşi tarafından "akli dengesi yerinde olmadığı" iddiasıyla iki kez zorla hastaneye yatırılmaya çalışıldı. McCloskey, bir iktisatçı titizliğiyle, kendi rasyonelliğini mahkemelerde ve psikiyatri heyetleri önünde kanıtlamak zorunda kaldı.
  • Aile Trajedisi: 30 yıllık eşiyle boşandı. En acısı, çocuklarının bu değişimi kabul etmemesiydi. McCloskey, bir röportajında şöyle der: "İktisatta her seçimin bir fırsat maliyeti vardır. Benim 'kendim olma' seçimimin maliyeti, çocuklarımın sesini bir daha duyamamak oldu."

2. Akademik Yansıma: "Otobiyografik İktisat"

McCloskey bu süreci yazdığı "Crossing: A Memoir" (Geçiş) kitabında anlattı. Bu kitap sadece bir anı defteri değildir; bir sosyal bilimcinin "kimlik" olgusunu nasıl bir "pazarlık ve inşa" süreci olarak gördüğünün analizidir.

  • Rasyonellik Yeniden Tanımlanıyor: Donald iken savunduğu "katı rasyonel adam" modeli, Deirdre'nin yaşadığı duygusal fırtınaları açıklamakta yetersiz kalıyordu.
  • Etik ve Cesaret: İktisadın sadece "maddi çıkarlar" üzerine kurulamayacağını, insanların bazen tüm maddi ve sosyal sermayelerini (kariyer, aile, itibar) sadece "doğru ve dürüst yaşamak" adına riske atabileceğini bizzat kanıtladı.

3. Çevrenin Tepkisi: Friedman’dan Iowa’ya

İktisat dünyası ikiye bölündü. Bazı meslektaşları bunu "akademik bir intihar" olarak görürken, aralarında Milton Friedman'ın da bulunduğu pek çok Chicago'lu dostu, onun "bireysel özgürlük" hakkına (kişisel olarak yadırgasalar bile) ideolojik bir saygı gösterdiler.

  • McCloskey bu dönemi anlatırken, iktisatçıların "hoşgörü" konusunda diğer sosyal bilimcilerden daha "rasyonel" ve "mesafeli" olduklarını esprili bir şekilde not düşer.

Bölümün Özeti: Teorinin Hayatla İmtihanı

Bu aşama tamamlandığında McCloskey artık sadece bir "iktisadi düşünce tarihçisi" veya "retorikçi" değildi. O, hayatın en büyük dönüşümünü gerçekleştirmiş, dışlanmış ama özgürleşmiş bir kadındı. Bu özgürlük, ona bir sonraki aşamada yazacağı devasa "Burjuva Üçlemesi" için ihtiyaç duyduğu etik perspektifi kazandıracaktı.

IV. Bölüm: "Humanomics" ve Büyük Üçleme (2000- Günümüz)

Deirdre olarak hayatını yeniden kuran McCloskey, 2000’lerin başından itibaren enerjisini modern dünyayı zenginleştiren "gerçek" gücü açıklamaya adadı. Ortaya çıkan eser, iktisadi düşünce tarihinin en kapsamlı savunmalarından biri olan "Burjuva Üçlemesi"dir (Bourgeois Era).

1. "Humanomics": İktisada Ruhunu Geri Vermek

McCloskey, modern iktisadın sadece sayı sayan, etik değerlerden yoksun ve insanı bir robot gibi gören halini "Prudence Only" (Sadece İhtiyat) olarak adlandırır. Ona göre, bir insanı anlamak için sadece "çıkar" yetmez; sevgi, umut ve inanç da denkleme girmelidir.

  • Homo Loquens (Konuşan İnsan): McCloskey, Homo Economicus'un yerine, konuşan, ikna eden ve değerleri olan insanı koyar.
  • Etik ve İktisat: İktisadın, Adam Smith'in Ahlaki Duygular Kuramı'ndaki köklerine geri dönmesi gerektiğini savunur.

2. Büyük Üçleme: Dünyayı Zenginleştiren Şey Nedir?

Bu üç dev eserinde McCloskey, Kurumcu iktisatçılara (North, Acemoğlu) ve materyalistlere meydan okur:

  • Bourgeois Virtues (2006): Kapitalizmin insanı yozlaştırmadığını, aksine burjuva sınıfının yedi temel erdeme (Adalet, Cesaret, Ölçülülük, İhtiyat, Umut, İnanç, Sevgi) sahip olduğunu ve ticaretin bu erdemleri beslediğini savunur.
  • Bourgeois Dignity (2010): Sanayi Devrimi'ni kömür, sömürgecilik veya mülkiyet haklarıyla değil, "Fikirler" ve "Saygınlık" ile açıklar. Sıradan bir tüccara "saygınlık" verildiği gün, dünya zenginleşmeye başlamıştır.
  • Bourgeois Equality (2016): Refahın temelinde "Liberal Eşitlik" fikrinin yattığını; yani insanların birbirine izin verme, deneme ve yanılma özgürlüğü tanımasının (Great Enrichment- Büyük Zenginleşme) asıl motor olduğunu söyler.

3. Özel Hayatın Olgunluğu: Yalnız ama Bilge

Bu dönemde Deirdre artık dünyayı gezen, her dilde konferanslar veren bir "Grand Dame" (Büyük Hanımefendi) profilidir.

  • Bedelin Kabulü: Ailesinden ve çocuklarından kopuk olmanın verdiği hüznü gizlemez, ancak bunu "gerçeği söylemenin maliyeti" olarak vakarla taşır.
  • Entelektüel Miras: Artık ne Donald ne de sadece bir "trans kadın" olarak anılır; o, Adam Smith'in mirasını 21. yüzyıla taşıyan, iktisadı yeniden "insan" ile barıştıran bir devdir.

Bölümün Özeti: Kurumlardan Kelimelere, Kelimelerden Erdemlere

McCloskey’nin yolculuğu burada tamamlanır: Başlangıçta sayıları (Cliometrics) savunan adam, sonra kelimeleri (Retorik) savunan adam olmuş; finalde ise erdemleri ve fikirleri (Humanomics) savunan bir kadın olarak tarihe geçmiştir.

IV. Bölüm (Ek): McCloskey’nin Kurumcu İktisatçılara Eleştirisi

McCloskey, Douglass North’un başlattığı ve Daron Acemoğlu ile James Robinson’ın popüler kitlelere ulaştırdığı "Kurumlar önemlidir" (Institutions Matter) ekolüne karşı çıkar. Onun eleştirisi şu üç temel noktada toplanır:

1. Kurumlar "Nedensellik" Değil, "Aracılık" Yapar

  • Eleştiri: McCloskey, kurumcuların mülkiyet haklarını veya hukukun üstünlüğünü "başlangıç noktası" olarak görmelerini bir hata olarak niteler.
  • Argüman: Ona göre mülkiyet hakları 1000 yıldır dünyanın pek çok yerinde vardı. Eğer kurumlar yeterli olsaydı, Sanayi Devrimi 13. yüzyıl İtalya’sında veya antik Roma’da gerçekleşirdi. Kurumlar sadece bir "kanal"dır; asıl su, yani "fikirler ve yaratıcılık" yoksa kanalın bir önemi yoktur.

2. "Max U" Robotuna Karşı Çıkış

  • Eleştiri: Kurumcuların insanı sadece maddi ödüllere (incentives) tepki veren bir varlık olarak görmesine karşı çıkar.
  • Argüman: Acemoğlu ve Robinson’ın "kapsayıcı kurumlar" teorisi, McCloskey'e göre hâlâ "Prudence Only" (Sadece İhtiyat) mantığına dayanır. İnsanlar sadece hapse girmemek için veya daha fazla kar etmek için dürüst davranmazlar; insanlar bir etik değere inandıkları için öyle davranırlar. Fikirleri değiştirmeden sadece teşvikleri değiştirmek, dünyayı zenginleştirmez.

3. "Dignity" (Saygınlık) vs. "Law" (Hukuk)

  • Eleştiri: Kurumcular yasalara bakar, McCloskey ise "sohbete" (talk) bakar.
  • Argüman: Modernitenin anahtarının, parlamentolarda yazılan yasalar değil, kahvehanelerde ve sokaklarda değişen kamusal söylem olduğunu savunur. Eğer bir toplumda "tüccarlık" ayıp karşılanıyorsa, dünyanın en iyi ticaret yasasını da çıkarsanız o toplum zenginleşemez. Önce "Burjuva Saygınlığı" (Dignity) gelmelidir.

Bölüm Özeti: İstatistiki Kanıt vs. Tarihsel Hakikat

McCloskey, kurumcuların sunduğu o meşhur regresyon tablolarını (örneğin kolonilerdeki ölüm oranları ile bugünkü kurumlar arasındaki ilişki) "anlamsız bir sayı sayma egzersizi" olarak görür. Ona göre gerçek, istatistiğin değil, dilin ve etiğin içindedir.

 Sonuç ve Değerlendirme: McCloskey Bize Ne Bırakıyor?

McCloskey’nin yolculuğu, modern sosyal bilimlerin en büyük açmazlarından birine verilmiş bir cevaptır: "İnsanı, kendi bilimi olan iktisadın içine nasıl geri yerleştiririz?"

1. İktisat Eğitimine Miras: "Humanomics" Mümkün mü?

McCloskey, iktisat eğitiminin sadece ekonometriden ve optimizasyon problemlerinden ibaret olmasına en sert itirazı yapan isimdir.

  • Geniş Perspektif: Genç iktisatçıların sadece matematik değil; felsefe, edebiyat ve tarih okuması gerektiğini savunur. Ona göre, bir roman karakterinin (örneğin Jane Austen’ın kahramanlarının) içsel çatışmalarını anlamayan biri, piyasadaki bir aktörün tercihlerini de asla tam olarak anlayamaz.
  • Etik Sorumluluk: McCloskey, iktisatçılara "toplum mühendisi" değil, "toplumun bir parçası olan bilge gözlemciler" olma rolünü bırakmıştır.

2. Özgürlükçü Bir Feminizm ve Kimlik

Onun Deirdre olarak inşa ettiği kimlik, sadece bir cinsiyet geçişi değil; iktisadi düşüncedeki "erkek egemen" (sert, rekabetçi, sadece rasyonel) yapının, "insani" (etik, konuşan, duyguları olan) bir yapıya tahvil edilmesidir.

  • O, özgürlüğün sadece piyasalarda değil, bireyin kendi ruhunu inşa etmesinde de esas olduğunu göstermiştir. Bu yönüyle McCloskey, klasik liberalizmi feminizmle ve etik felsefesiyle harmanlayan özgün bir figürdür.

3. McCloskey’den Kalan "Zor" Soru

Onun mirası bize şu soruyu miras bırakır: "Büyük Zenginleşme"yi sürdürebilecek miyiz? McCloskey'e göre, eğer burjuva erdemlerini (yaratıcılık, dürüstlük, girişimciye saygı) kaybedersek ve sadece kurallara/teşviklere güvenen bir "Max U" toplumuna dönüşürsek, modern refahın sonu gelebilir. Yani zenginlik, kurumların içinde değil, insanların birbirine duyduğu saygıda (Dignity) saklıdır.

Kaynakça- Okuma Listesi

1. Temel "Metamorfoz" Eserleri (Hayat Hikayesi)

Bu eserler, teorik değişimin arkasındaki insani bedeli ve cesareti anlamak için elzemdir.

  • Crossing: A Memoir (1999): McCloskey’nin hayat hikayesinin kalbidir. Donald’dan Deirdre’ye geçişin hem kişisel hem de entelektüel günlüğüdür.
  • The Bourgeois Virtues: Ethics for an Age of Commerce (2006): Hayat hikayesinin teorik meyvesidir. İktisadı yedi erdemle (Sevgi, Umut, İnanç vb.) nasıl barıştırdığını anlatır.

2. Metodolojik Kırılma (Sayılar vs. Kelimeler)

İktisadın "bilimsellik" iddiasını sarsan ve retoriği merkeze alan eserler.

  • The Rhetoric of Economics (1983- Makale / 1985- Kitap): İktisat literatüründe devrim yaratan metin. İktisatçıların aslında birer "şair" ve "hikâye anlatıcısı" olduğunu kanıtlar.
  • Knowledge and Persuasion in Economics (1994): Retorik tezini daha felsefi bir zemine oturtur. "Nesnellik" mitini sorgular.

3. Büyük Üçleme (Zenginliğin Kaynağı: Fikirler ve Saygınlık)

  • Bourgeois Dignity: Why Economics Can't Explain the Modern World (2010): Sanayi Devrimi’nin neden kömür veya sermaye ile açıklanamayacağını, asıl nedenin "burjuvaziye verilen saygınlık" olduğunu anlatır.
  • Bourgeois Equality: How Ideas, Not Capital or Institutions, Enriched the World (2016): Üçlemenin zirvesidir. Refahın motorunun "Liberal Eşitlik" fikri olduğunu savunur.

4. Yeni Yaklaşım: Humanomics

İktisat eğitiminin geleceği için sunduğu vizyon.

  • Bettering Humanomics: A New, and Old, Approach to Economic Science (2021): İktisadın insan bilimleriyle (Humanities) nasıl birleşmesi gerektiğini anlatan en güncel eserlerinden biri.
  • The Cult of Statistical Significance (2008): Stephen Ziliak ile birlikte kaleme aldığı, modern ekonometrinin "p-değeri" takıntısına ve istatistiksel anlamlılık kavramına getirdiği sert bir eleştiridir.

 


 


 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cambridge'in Kışkırtıcı (Provocative) Dehası: Joan Robinson'ın Entelektüel ve Duygusal Öyküsü

İktisat Eğitimi Öğrencileri Piyasa Yanlısı mı Yapıyor?

TÜRKİYE'NİN ÖNCÜ KADIN AKADEMİSYENLERİ: İKTİSAT VE SOSYAL BİLİMLER ANALİZİ