Mantık Kalesinin Fiyaskosu: Bir İdealistin Yeminini Bozması
Mantık Kalesinin Fiyaskosu: Bir İdealistin Yeminini Bozması
Ercan Eren
I. Kızıl Düşler ve Gri Beton (1937–1940)
Kenneth Arrow, New York'un taşralı, göçmen bir ailesinin çocuğuydu. 1930'ların sonları,
Büyük Buhran'ın bıraktığı izlerle doluydu; açlık, işsizlik ve eşitsizlik
sokaklarda çıplak bir gerçeğe dönüşmüştü. 16 yaşındaki Ken, girdiği New York
Şehir Koleji'nde (CCNY) sadece matematik formüllerini değil, sosyal
adaletin ateşli çağrılarını da keşfetti.
CCNY'nin
dumanlı öğrenci kafelerinde ve eski amfilerinde, hava her zaman teori ve devrim
kokardı. Ken, kısa sürede sosyalist gruplara yakınlaştı. Onun için sosyalizm,
bir inanç meselesinden çok, bir mantık meselesiydi. Kapitalizmin kaosu
rasyonel değildi; o halde, bilim ve kolektif irade, kaostan bir düzen
yaratabilirdi. Planlama ve merkezi karar alma, matematiksel bir
kesinlikte toplumsal refahı maksimize etmeliydi.
"Eşitsizlik,
bir matematik hatasıydı," diye düşünürdü Ken. "Ve her hatanın
düzeltilmesi gereken bir ispatı vardır."
1940'ta
matematik lisansını aldığında, artık sadece sayılarla değil, insan
tercihlerinin karmaşık denklemiyle uğraşmak istiyordu. Amacı, sosyalist
idealinin matematiksel temelini atmaktı: Bireylerden, tutarlı ve adil bir
toplumsal irade üretebilen kusursuz bir fonksiyon yaratmak.
II. Titanlarla Diyalog ve Soğuk Çözümleme (1946–1949)
Savaşın zorlu
meteoroloji görevlerinden sonra, Ken 1946'da Columbia Üniversitesi'ne döndü.
Amacı, gençlik idealini bir doktora tezi aracılığıyla bilimsel bir gerçeğe
dönüştürmekti.
Burada,
hayatının en önemli akademik rehberi olan Harold Hotelling ile
karşılaştı. Hotelling, bir sosyal bilimci kadar hassas, ancak bir matematikçi
kadar da acımasızdı.
Bir keresinde
Ken, toplumsal fayda üzerine duygusal argümanlar sunarken Hotelling araya
girdi:
Hotelling: "Arrow, genç bir adamın tutkusuna hayranım. Ama unutma, bilimde
idealler duygularla beslenmez. Bir sistemin adil olup olmadığını merak
ediyorsan, aksiyomlarla konuş. Soyutlan. Sadece neyin mümkün olduğunu
ispatla. Gerçekler senin inançlarından daha güçlüdür."
Bu, Ken'in
dönüm noktası oldu. İdealini bırakmayacaktı, ancak onu matematiksel bir
hapishaneye kilitleyecekti. Amacını dört temel aksiyomla formalize etti;
bu aksiyomlar, onun inandığı rasyonel ve demokratik toplumun olmazsa
olmazlarıydı:
- Sınırsız Alan: Herkesin çılgınca tercihlerine bile saygı.
- Pareto Etkinliği: Eğer herkes istiyorsa, toplum da onu yapmalı.
- Diktatör Olmama: Kimsenin kararı tek başına toplumun iradesi olamaz.
- Alakasız Seçeneklerden Bağımsızlık (IIA): A ile B'nin sıralaması, alakasız bir C seçeneğine bağlı olamaz. (Bu,
stratejik oylamayı engelleme çabasıydı.)
III. Yalnızlığın İspatı ve McCarthy'nin Gölgesi
1949 yılının
dondurucu kışında, Ken'in tezi nihayet doruk noktasına ulaştı. Eşi Selma,
genellikle gece yarısından sonra ona sessizce kahve getirir, ardından onu
denklemlerin ve ispatların yalnızlığıyla baş başa bırakırdı. Ken, günlerdir
tebeşir tozundan oluşan bir bulutun içinde yaşıyordu.
Tekrar tekrar,
aksiyomları yan yana dizdiğinde, matematiksel bir duvarla karşılaşıyordu: Condorcet
Paradoksu. Çoğunluk tercihi döngüye giriyor (A>B, B>C, C>A) ve
sistem kendi kendini yiyip bitiriyordu. Rasyonellik (IIA) ile Diktatör Olmama
arasındaki ilişki, bir düğüm gibi sıkışıp kalmıştı.
Nihayet, o son
sayfada, teoremin ispatını tamamladı. İspatın sonucu acı vericiydi: Bu dört
masum aksiyomu aynı anda tatmin eden hiçbir Toplumsal Refah Fonksiyonu var
olamazdı. Tek istisna, sistemin tek bir kişinin iradesine indirgendiği Diktatörlüktü.
Ken, elindeki
defteri kapattığında, dışarıdaki hava daha da soğuktu. Soğuk Savaş, Amerika'yı
komünist avı ateşiyle yakıyordu. McCarthyizm'in gölgesi, sosyalist
geçmişi olan herkesi şüpheli kılıyordu. Ironik bir şekilde, Ken'in tezi, kendi
gençlik idealini (rasyonel merkezi planlama) çürüttüğü için, ideolojik olarak anti-komünist
bir mühimmat haline geliyordu.
Ken Arrow,
sadece bir matematik ispatı yazmamıştı. Kendi geçmişine, sosyalist ütopya
inancına, mantığın ve bilimin tarafsızlığı adına bir veda mektubu
yazmıştı. Artık o, duygusal bir aktivist değil, ideolojilerin sınırlarını
gösteren, soğuk, çelikten bir mantıkçıydı.
Tezi, 1951'de
"Social Choice and Individual Values" olarak yayımlandı ve modern
iktisadın temelleri sonsuza dek değişti. Genç bir sosyalist, yanlış olduğunu
ispatlayarak Nobel'e giden yolu açmıştı.
Yorumlar
Yorum Gönder