İskoç Aydınlanması'nın Mimarları: David Hume'dan Adam Smith'e Felsefe ve İktisat Mirası
İskoç Aydınlanması'nın Mimarları: David Hume'dan Adam Smith'e Felsefe ve
İktisat Mirası
Ercan Eren
I. Fikirlerin Sisli Başkenti: İki Dev'in Doğuşu
18.yüzyıl
İskoçyası, özellikle de Edinburgh ve Glasgow, zihinlerin kış
uykusundan uyandığı, aklın ve eleştirinin parladığı bir çağ yaşıyordu. Bu
döneme, haklı olarak İskoç Aydınlanması adı verildi. Bu bereketli
topraklar, iki zıt karaktere sahip, ancak aynı derecede parlak zekâyı dünyaya
sundu: David Hume ve Adam Smith.
Hume, 1711'de
doğdu. Ağırlığı olan, biraz hantal görünümlü bu adam, yazdıklarının radikalliği
ile çevresindeki sosyal ortamın neşesi arasında derin bir tezat taşıyordu.
Henüz 20'li yaşlarının başında, Fransa’nın Cizvit Koleji’nin sessizliğinde, tüm
felsefeyi kökünden sarsacak eseri olan İnsan Doğası Üzerine Bir İnceleme'yi
kaleme aldı. Ancak, kendi tabiriyle, eser "basından ölü doğdu."
Yargı, benlik, neden-sonuç—her şeyi sarsan bu şüpheci ses, anında yankı
bulamadı. O, bilginin tek kaynağının duyu deneyimi olduğunu
haykırıyordu. Bir olayın diğerine neden olduğunu görmek değil, sadece alışkanlık
yüzünden öyle olacağını beklemekten ibaretti her şey.
Hume'un
düşüncesi, sabit bir benlik tözünün olmadığını, benliğin sadece sürekli
değişen algıların oluşturduğu bir "demet" (bundle) olduğunu
öne sürüyordu. Dahası, ahlaki yargıların kaynağı da rasyonel akıl yürütme
değil, duygular ve sempati (duygudaşlık) gibi psikolojik
tepkilerdi. Bu duygusal temel, ileride Adam Smith'in ahlak felsefesini
doğrudan şekillendirecekti.
Smith ise,
1723'te doğdu. Daha nazik, daha dalgın ve sosyal ortamda biraz daha çekingen
olan Smith, gençliğinde hukuk ve ahlak felsefesine tutkuyla bağlanmıştı. Hume,
felsefi bir fırtına yaratırken, Smith, Hume'un temel felsefesinden yayılan
ışığı takip etmeye hazırdı.
II. Defterlerin Savaşı: Hume'un İktisat Analizi
Hume,
hayatının geri kalanında felsefi şüpheciliğinin yanı sıra, dünyevi konulara,
özellikle de paraya ve ticarete odaklandı. Hume'un iktisadi
denemeleri, henüz Adam Smith'in doğuşundan önceki karanlık çağa, yani Merkantilizm
saplantısına bir darbeydi.
O dönemde
krallıklar, servetin altının ve gümüşün ülkeye hapsedilmesiyle sağlandığına
inanıyordu. Hume bu yanılsamayı, bir iktisatçıdan ziyade, bir insan doğası
gözlemcisi titizliğiyle çürüttü.
Paranın Yansızlığının Sırrı
Hume, bir
ulusun gerçek zenginliğinin altın stoku değil, üretilen mal ve hizmetlerin
miktarı olduğunu vurguladı. Hume, paranın yalnızca bir mübadele aracı
olduğunu söylerken, paranın psikolojik gücünü de göz ardı etmedi.
- Kısa Vadeli Etki (Yanlı)): Para arzındaki bir artışın ilk başta canlandırıcı bir etki
yarattığını kabul etti. Çünkü yeni parayı ilk alan tüccarlar, henüz
fiyatlar yükselmeden önce psikolojik olarak zenginleşmiş hisseder
ve harcamalarını artırarak üretimi ve istihdamı teşvik ederler.
- Uzun Vadeli Etki (Yansız): Ancak bu etki geçicidir. Uzun vadede, artan para sadece genel
fiyat seviyesini yükseltir ve reel üretim üzerinde kalıcı bir etki
bırakmaz. Bu, Hume'un iktisadı psikolojik dürtüler üzerinden
açıklamaya yönelik ilk girişimiydi.
Ticari Kıskançlığa Son ("Of the Jealousy of Trade")
Daha da
önemlisi, Hume ulusların neden birbirlerinin ticaretinden kıskançlık
duymaması gerektiğini kanıtladı. Merkantilistlerin sıfır toplamlı oyun
inancını yıktı.
- Fiyat-Akış Mekanizması: Hume, bir ülkenin sürekli altın biriktirmesi durumunda, bu altının iç
piyasadaki fiyatları yükselteceğini gösterdi. Yükselen fiyatlar,
ihracatı pahalılaştırıp ithalatı ucuzlatacak ve altın, otomatik olarak
ülkeden dışarı akarak ticaret dengesini yeniden dengeye getirecekti.
- Sonuç: Bu Fiyat-Akış
Mekanizması, hiçbir ülkenin tüm serveti tekeline alamayacağını
gösteren otomatik bir dengeleme yasasıydı. Refahın sıfır
toplamlı bir oyun olmadığını ilan etti ve serbest ticaretin teorik
temellerini attı.
III. Ebedi Dostluk ve Entelektüel Ortaklık: Hume ve Smith İlişkisi
David Hume ve
Adam Smith arasındaki ilişki, İskoç Aydınlanması'nın en samimi ve karşılıklı
saygıya dayalı entelektüel dostluklarından biriydi.
- Tanışma ve Ortak Çevre: İkili, 1740'ların sonlarında tanıştı ve her ikisi de İskoç
Aydınlanma Çevresi'nin (The Select Society) merkezi figürleri oldu.
Fikirlerini sürekli olarak birbirleriyle paylaştılar; Hume'un şüpheci ve
keskin zekâsı, Smith'in daha sistematik ve kuralcı zihnini besledi.
- Kişisel Bağ: Smith, Hume'u sadece bir meslektaş olarak değil, aynı zamanda
güvenilir bir dost olarak görüyordu. Çağdaşları, Hume'un radikal felsefi
görüşlerinin aksine, kişisel olarak neşeli, nazik ve olağanüstü iyi
huylu bir adam olduğunu belirtir. Smith, bu iyi huylu kişiliğe büyük
hayranlık duyuyordu.
- Son Veda ve Tartışmalı Mektup: Hume, 1776'da ölüm döşeğindeyken, yanında en yakın dostu Adam
Smith vardı. Hume'un ölümünden sonra Smith, dostunun ateist
ününe rağmen ne kadar erdemli, huzurlu ve soğukkanlı öldüğünü
anlatan ünlü mektubu yayımladı. Smith, bu savunması nedeniyle büyük bir
tepki ve kınama dalgasına maruz kaldı, ancak dostuna olan sarsılmaz
sadakatini ve hayranlığını göstermiş oldu.
IV. Mirası Devralmak: Hume'un Smith'in Eserlerine Etkisi
Hume'un
felsefi ve iktisadi analizleri, Smith'in hem ahlak hem de ekonomi alanındaki
sistemlerinin temel yapı taşları oldu.
A. Ahlaki Duygular Teorisi Üzerindeki Etkisi
Smith, bu
eserinde ahlakın kaynağını duygulara dayandırarak Hume'un çizdiği yoldan
ilerledi.
- Ahlakın Duygusal Temeli: Smith, Hume gibi, ahlaki yargıların akıldan değil, duygulardan
kaynaklandığı tezini benimsedi.
- Sempati Mekanizması: Smith, Hume'un sempati (duygudaşlık) kavramını alarak, ahlaki
yargının kendimizi başkasının yerine koyarak yaşadığımız duygusal paylaşım
ile oluştuğunu savundu.
- Tarafsız Seyirci: Bu, Hume'un psikolojik temelini alan Smith'in getirdiği en büyük
yenilikti. Smith, Tarafsız Seyirci kavramı ile duygusal temeli,
hayali bir içsel yargıç figürü üzerinden sosyal bir normatif çerçeveye
oturtmuştur.
B. Ulusların Zenginliği Üzerindeki Etkisi
Hume'un
iktisadi denemeleri, Smith'in klasik iktisat sistemini kurmasını sağladı.
- Merkantilizmin Reddi: Hume'un Fiyat-Akış Mekanizması, Smith'in serbest ticaretin
doğal olarak dengeye ulaşacağını kanıtlamasının ana teorik dayanağı oldu.
Smith, ticaret kısıtlamalarını eleştirirken Hume'un analizini kullandı.
- Serbest Ticaretin Temeli: Hume'un ticaretin sıfır toplamlı bir oyun olmadığı tezi, Smith'in uluslararası
uzmanlaşma ve mutlak avantaj tezlerinin temelini oluşturdu.
- Zenginliğin Tanımı: Smith, ulusal zenginliğin kaynağını altın stokundan, emeğin
verimliliğine kaydırdı.
C. Diğer Etkiler
- Tarihsel ve Ampirik Yöntem: Smith, toplumsal ve ekonomik kurumların evrimini incelemek için
Hume'un tarihsel gözleme dayalı metodolojisini benimsemiştir.
- Minimal Devlet Görüşü: Hume'un hükümetin meşruiyetini faydaya dayandıran siyaset
felsefesi, Smith'in hükümetin rolünü sadece savunma, adalet ve kamu
işleri ile sınırlayan klasik liberalizm görüşünün temelini
oluşturdu.
Genel Değerlendirme ve Sonuç
David Hume,
Batı felsefesini nedensellik ve benlik konularındaki şüpheci eleştirileriyle
kökten sarsmış, ancak Adam Smith üzerindeki etkisiyle de modern iktisat
ve ahlak felsefesinin dolaylı mimarı olmuştur.
Hume,
fikirleriyle Smith'in sistemini inşa etmesi için entelektüel yapı taşlarını
sağlamıştır:
- Ahlakı rasyonel zeminden duygusal/psikolojik
zemine çekmiştir.
- İktisadı metafizik spekülasyondan ve
Merkantilist saplantıdan kurtarıp reel üretim ve otomatik
mekanizmalar üzerine kurmuştur.
Yorumlar
Yorum Gönder