Giyotin Gölgesinde Şafak: Condorcet’nin Son Dansı

 

Giyotin Gölgesinde Şafak: Condorcet’nin Son Dansı

Ercan Eren

Paris, 1793. Sokaklar artık hürriyetin değil, öfkenin ve keskin çeliğin kokusuyla yıkanıyordu. Marquis de Condorcet, bir zamanlar Akademi’nin salonlarında matematiğin zarafetini konuşurken, şimdi Madame Vernet’nin sığındığı dar odasında ölümün nefesini ensesinde hissediyordu. Dışarıda Robespierre’in "Terör"ü kendi evlatlarını yiyen bir canavara dönüşmüştü; Condorcet için ise zaman, artık kum saatinden değil, mürekkep hokkasından akıyordu.

·        Hücresini andıran bu odada, pencerenin dışındaki giyotin gölgesiyle alay edercesine masasına eğildi. Kaçaktı, vatan haini ilan edilmişti, ölüme mahkumdu. Ancak Condorcet’nin gözlerinde korku değil, tuhaf bir ışık vardı. O, matematiğin sarsılmaz mantığıyla bakıyordu dünyaya. Eğer olasılıklar evreni yönetiyorsa, bu karanlığın içinde bile parlayan bir "Onuncu Dönem" olmalıydı.

·        Kalemi kâğıda her dokunuşunda, insanlığın o uzun yürüyüşünü fısıldıyordu: Esquisse...

·        "İnsan zihni mükemmelleşebilir," diye yazdı elindeki titremeyi gizleyerek. "Sınırı yok, sonu yok."

·        Kendi yaşamı bir iki haftalık bir "olasılık" hesabına sıkışmışken, o bin yıl sonrasının insanını düşünüyordu. Kadınların erkeklerle omuz omuza yönettiği, köleliğin bir utanç müzesine kaldırıldığı, bilimin ölümü bile dizginlediği bir dünya... Onun için bu bir teselli değil, matematiksel bir zorunluluktu. Jüri Teoremi’ni hatırladı; insanlar tek başlarına yanılabilirlerdi, evet. Cehalet p <0.5 olduğu sürece toplum felakete sürüklenirdi.

·        Ama eğitimle o eşik bir kez aşıldığında, kalabalıklar bilgeleşir, çoğunluk gerçeğe yaklaşırdı. Kendi ölümü, sadece yanlış bir denklemin geçici bir sonucuydu.

·        Bir akşamüstü, Sophie’sinin yüzünü ve Adam Smith’in satırlarını düşünerek vasiyetini yazdı. Odanın kapısı her an bir dipçik darbesiyle kırılabilirdi. Ama o, insanlığın Onuncu Dönem’ine, o muazzam şafağa çoktan ulaşmıştı.

·        "Doğanın bize tanıdığı sınırlar dahilinde," diye ekledi son satırına, "insanın mükemmelleşmesi sonsuza dek sürecektir."

·        Birkaç gün sonra, cebinde sevdiği şair Horatius’un bir kitabı ve son nefesini kolaylaştıracak o zehirli kolye ucuyla yola çıktı. Bourg-la-Reine’de kirli bir hücrede son bulacaktı bedeni. Ama tarihin o garip cilvesiyle, giyotin Condorcet’nin gövdesini kesse de kaleminden dökülen "ilerleme" fikrine dokunamayacaktı.

·        O gece o küçük odada ölen, sadece bir asilzadeydi. Yaşayan ise, her şeye rağmen insanın aklına ve yarınına âşık olan o iflah olmaz iyimserlikti.

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Cambridge'in Kışkırtıcı (Provocative) Dehası: Joan Robinson'ın Entelektüel ve Duygusal Öyküsü

İktisat Eğitimi Öğrencileri Piyasa Yanlısı mı Yapıyor?

TÜRKİYE'NİN ÖNCÜ KADIN AKADEMİSYENLERİ: İKTİSAT VE SOSYAL BİLİMLER ANALİZİ